MİMARLIK
391
EYLÜL-EKİM 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Tını
    Esra Sakınç, Dr., Mimar

  • Divalar Gitmez
    Şengül Öymen Gür, Prof. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
KENTSEL MEKÂN

Sosyo-politik Zıtlaşmaya İnat Açık Aklın Mekânları: Zor Bir Önerme Olarak Ankara Atatürk Kültür Merkezi

İnci Basa, Doç. Dr., Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Ankara Atatürk Kültür Merkezi ve bulunduğu alan üzerine yapılan tartışmalar sonlanacak gibi görünmüyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan son açıklamaya göre ise alana yapılacak “içinde yapı olmayan spor kompleksi” projesi bu sene içinde başlayacak. 1990 yılında Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde Yapı Dalı ödülüne layık görülen AKM ise konunun öznesi bile olmaktan çok uzak. Özellikle kültürel işlev barındıran kamusal alanların, “ancak siyasal aracıların ve idarecilerin velayetinden sıyrılmaları halinde, otonom mekânsallıklarını yakalayabileceği” görüşünü savunan yazar, kamusal mekânın çoğaltıcı rolünü vurguluyor.

MEKÂNSAL TAMAMLANAMAMIŞLIK VE BIR KURAMSAL UFUK

“Kültürden söz etmek her zaman

kültürle ters düşmek anlamına gelir.”(1)

Ankara Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul’daki adaşından daha az sorun içermeyen bir kamusal kültür mekânı. (Resim 1) Aslında tarih boyunca, kamusal mekânın üretimi, siyasal söylemin gündemini mekân tasarlayanın gündeminden daha az işgal etmemiştir. Dolayısıyla siyasal gücün, kelimenin tam anlamıyla,“görüş açısında” bulunan bu alan üzerinde de türlü biçimde çekişmeler ve çelişmeler olması şaşırtıcı değildir. Yapı ve yapının içinde yer aldığı açık alan, sürekli bir yeniden-kurgulanma ve uyarlanma tehdidindedir. Bir yanda, yönetici konumunda olanın, kendine mal etme, atfetme, düzenleme, biçim verme ve daha pek çok niyeti barındıran otoriter iştahı, diğer yanda alanın mekânsal tamamlanamamışlığı bu kent parçasının betimleyici unsurları olmuştur. Birbirini canlı tutan bu iki unsur, alanın çözümlenememiş bir kentsel sorun olduğu algısını yıllar içinde giderek güçlendirmiştir.(2)

Bu yazı kamusal alanların, özellikle de kültürel işlevler barındıranların, ancak siyasal aracıların ve idarecilerin velayetinden sıyrılmaları halinde, otonom mekânsallıklarını yakalayabileceği görüşünü savunmaktadır. Bu haliyle, siyasal uyarlamalara bir eleştiri yapmanın ve literatüre sınırlı bir katkıda bulunmanın ötesine geçmeyecektir. İşte bu bakışla, yazı, savunduğu görüşe, bir önerme (müphemlik taşıyan bir sav) iliştirmektedir: Dayatmacı programların şablonlar sunmadığı bir ortamda, kamusal alan kendini “açık aklın mekânı” olarak var etme potansiyeline sahip olabilecektir. Siyaset düşünürü Michael Walzer, 1986’da ortaya koyduğu açık aklın mekânı (open-minded space) kavramını, çok yönlü ve öngörülemeyeni de kapsayan bir mekânsallık olarak tariflerken, bunun karşıtı olarak değerlendirdiği, tek amaç güden, tekil aklın mekânı (single-minded space)(3) kavramını da kentsel ve kültürel tartışmalara katmıştır. Bu bağlamda, Ankara Atatürk Kültür Merkezi alanı, her iki kavramı da barındıran paradoksal / çatışkılı gerçekliğiyle irdelenecek ve bir kuramsal ufkun algısına arabuluculuk edecektir. Burada hedef bu soyut kavramlar (open-minded space / single-minded space) aracılığıyla, AKM alanını yüzeysel katmanlar halinde kurgulayan ve kuşatan olumsuzluk söyleminin(4) egemenliğini sorgulamaktır.

KENTSEL GARABET DEĞİL, ‘İTAATSİZ’ MEKÂN

On yıllardan beri Ankara’nın bu önemli kamusal alanının üretimi siyasal / ideolojik veya planlamacı / teknokratik bir denetleyicilikle ve bunlara bağlı bir doğruluk istenciyle şekillendirilmeye çalışıldı. Erki kullananın kim olduğundan bağımsız, erk sahibinin temsil arzusu ve yerin mutlak ideali, örtük veya aleni mekanizmalarla mekânı baskıladı. Doğru olduğu düşünülenin baskısı, belli paylaşımları sistematize ederken, eş zamanlı olarak dışlamaları da yönetti. Denilebilir ki, tüm bu süreçlerin ortak ve sorunlu paydası, mekânın sınıflandırılabilir, yönetilebilir, tariflenebilir itaatkar bir nesne olduğu yanılgısıdır. AKM ve ona bağlı üretilen “kentsel garabet” söylemi, kentsel mekânın sosyal bir önerme olduğu, yerin zaman içinde oluşan kendi iç dinamiklerinin izin verdiği ölçüde dışarıdan müdahaleye boyun eğdiğinin anlaşılması için bir vesiledir. Tam bu noktada, Richard Sennett’nin, 2011 Wall Street Occupy hareketinin ertesi yılında, mekânı anlamak için yeni yolların gerekliliğine dikkat çektiğini hatırlamak anlamlı olacaktır. İstanbul Gezi olaylarına verdiği destekle Ankaralı, kentlinin, kamusal alanın aracısız bileşeni olduğunu göstermiştir. Keyfiliğe, izansızlığa, yönetence varsayımlanan kentli aymazlığına karşı, bir kamusal mekân farkındalığı sergilemiştir. Bu kentli desteği aynı zamanda AKM’nin açık aklın mekânı olma önermesini doğallıkla olumlamakta, bu yönde bir kuramsal ufuk çizgisini çizmeye başlamaktadır.

Bu yazıyı kaleme aldıran müphem sav, önemli bir desteğini de kültür kavramının parçalanmışlığından ve yönetimlerin bu parçalanmışlığı hiçe sayan bir tekil akıl altında toplama arzusundan almaktadır. Diğer bir söyleyişle, açık aklın mekânı ile dikotomik bir ilişkide (ikililik içinde) kavramsallaşan tekil aklın mekânının, kültürel işlevleri barındıracak bir mekân üretimi için öngörülegelmesinin yarattığı çelişki irdelenmeye değerdir. Bu çelişkiden kaynaklanan itaatsizlik ise sürpriz olmamalı, mekânın kendi gerçekliğine ulaşmak için çabası olarak algılanmalıdır. Bu bağlamda, Ankara Atatürk Kültür Merkezi alanının, kentlerin benzerlikler kadar farklılıkları da besleyen ve sosyal toleransı gerekli kılan karmaşık bünyesini dışlamaya kalkmadan, yeni bir okuması yapılmalıdır. (Resim 2)

AKM ALANININ TEMSİL GİZİ

Ankara Atatürk Kültür Merkezi alanının temsil görevi 1936’da, Vietti-Violi tarafından tasarlanan hipodroma evsahipliği yapmakla başlamıştır. Erken Cumhuriyet döneminin pek çok kamusal mekânı gibi hipodrom da değişimin tasavvuruna denk düşmektedir. Mekân aynı zamanda milli bütünlük duygusunun pekiştirildiği törenlere, resmî geçitlere tanıklık etmektedir. Modernleşmenin “kentli seçkin” ayaklarından birini oluşturan hipodrom, sadece at yarışlarıyla kente canlılık katmanın ötesinde, çağdaş yaşam biçiminin bir temsili olarak söylemsel bir statüye de kavuşmaktadır. Ancak her söylemsel statü gibi, yıllar içinde etkinliğini yitirmiş, hipodromu 1950’lerde başlayan 1970’lerde hızlanan ataklardan koruyamamıştır. Aslında yıllar içinde hipodrom tam da kente eklemlenmişken ve kentsel pratiklerin arasında yerini almışken, bu kez de çoğunlukla üst kentli tabakasına hitap ettiği gerekçesiyle taşınması ve alanın tüm kentliye vakfedilmesi gündeme gelmiştir. Ancak, 1968 yılında yapılan son yarıştan 1970’lerin sonuna uzanan süreçte alan tanımsız bir kentsel boşluğa dönüşmüş, parçalanma riski baş göstermiştir.

1980’de, Ankara’nın spor, rekreasyon, yeşil, kültür ve sanat alanlarının bir bütünlük içinde düşünüldüğü, beş bölgelik kentsel alanının birinci bölgesi olarak ilan edilmiştir. Eski hipodrom alanı, 1954 yılında Ankara Belediyesi tarafından dile getirildiği üzere, başkentin kültür merkezi ihtiyacına cevap verecektir. 1980 darbesini takiben, alan yasayla koruma altına alınmış, farklı kültür ve sanat yapılarını kapsayan proje hayata geçirilmeye başlanmıştır. 1981’de açılan yarışmada oybirliğiyle seçilen Filiz Erkal ve Coşkun Erkal’a ait proje, 1987 yılında tamamlanmıştır. Yine birinci bölge içinde yer alması öngörülen Kongre-Kültür Merkezi projesi ise 1995 yılında açılan yarışmayla elde edilmiş ama bugüne dek inşa edilmemiştir. İnşasını takip eden yıllarda pek çok çağdaş sanat aktivitesini ağırlayan Ankara Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk’ün çağdaş bir kültür başkenti yaratma arzusunun yansıması olarak, onun adını almış ve 100. doğum yıldönümü etkinlikleri arasında anılmıştır.(5) Mimarlık camiasından azımsanamayacak boyutta (ve çoğu olumsuz) yorum alan kesik piramidal biçimlenme “Türk Milletinin, Atatürk’ün koyduğu hedeflere ulaşmaktaki azmini” temsil etmektedir. Erkallar, yarışma şartnamesince talep edilen anıtsallığa kavuşmasının yanı sıra, iç mekân dinamiği, dıştaki yumuşak etki ve tüm bakış açılarından akılda kalıcılık imgesi taşıması nedeniyle de piramidal kurguyu tercih ettiklerini vurgulamaktadırlar.(6) Plan kurgusunda da Cumhuriyet Müzesi hiyerarşik bir düzenlemeyle merkezde yer almaktadır. (Resim 3) Çağdaş sanat müzesi ve galerileriyle, konferans salonları ve kütüphanesiyle, yapı, iki ayaklı bir stratejiye mağrur bir kabuk sağlamaktadır: Cumhuriyet hafızasını korumak ve bireylere entellektüel gelişim olanağı sağlamak. Kentliden beklenen, bunları kurumsal olarak bir arada tutan ve eş zamanlı olarak ulaşılabilir kılan bu “aydınlanma mekânını”(7) kullanmasıdır.

Kültürü kolayca yönetilebilir sanan idari zihniyet,(8) Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nin kentliyle kurması beklenen sosyal bağı, yapının çağdaş Cumhuriyet değerlerini temsil kabiliyeti üzerinden gerçekleştirmesini planlamıştır. Çağdaş sanat aktiviteleri bu bağın pekişmesine aracılık edecektir. (Resim 4-7) Folklorik bazı programlar ise kültürün çok sesli yerel tınısına cevap verecektir. Umulan ve planlanan, tekil akıllı itaatkar bir kamusal alandır. Mülayim ve bulanık bir kavram(9) olarak görülen “kültür” göstergesi (sign), ve kolay kolay sorun çıkarmayacağı düşünülen, pek çok kurguya (mekânsal olsun ya da olmasın) fazlaca sorgulanmadan eklemlenen “kültürel” betimlemesi, acaba gerçekten bu denli yansız mıdır? Yoksa beklenmeyeni harekete geçirecek, ya da kendinden beklenene koşulsuz itaat etmeyecek “karmaşık bir gönderge”(10) (referent) midir karşı karşıya kalınan? Öte yandan, kentliyi bu kurgunun öznesi değil de, nesnelerinden biri gibi gören ve kurumsal desteğe dayalı, dışlayıcı söylem, ancak kentlilik erki ile kapı dışarı edilebilir. Bu iddianın tartışılmasını son bölüme bırakarak, burada “kültür dilsel birimine” bağlı iki farklı “gösterileni” açalım.(11)

Bu, sadece kültürün zor geçinen ikili anlamını değil, başkentin kültür merkezinin son dönemine hakim olan ikililiği de anlamaya fayda sağlayacaktır. Kültür kavramında buluşan iki baskın tanım, diğer alt anlamları ya bastırarak ya da kapsayarak kendilerini önplana çıkarmaktadır. Kronolojik olarak da öncül olan (ve ürün yetiştirmekle, cultivation, örtüştürülen ve zihin yetiştirmeyi ima eden) ilk anlam, entellektüel ve estetik gelişime işaret eder ve buna olanak sunacak resim, müzik, edebiyat gibi yaratıların bireylerle buluşmasına odaklanır. Bu buluşma yaşamı, sıradan olmayan, (sözgelimi, sanatsal ve felsefi araçlarla) anlamlı kılmaya dönük bir süreçtir. Daha geç dönemde dilsel statü kazanan ikinci anlam ise kültürü, belli bir topluluğa ait, onu başka topluluklardan farklılaştıran ve özel kılan nitelikler (inanç, dil, yemek, giyim, müzik, dans gibi önceki nesillerden aktarılan öğeler) bütünü olarak görür.(12) Burada “kültür dilsel birimine” bağlı iki “gösterilenin” açılımı önemlidir, çünkü aşağıda irdeleneceği üzere Atatürk Kültür Merkezi bu iki “gösterilenin” de kesintili biçimde mekânsallaştığı, siyasetin, üzerinde “vizyon” üretmek için adeta pusuda beklediği bir eğreti kamusal alan niteliğindedir.

AKM’NİN YENİ GERÇEKLİĞİ VE TEMSİL TÜKETİCİSİ OLARAK KENTLİ

2000’lere gelindiğinde, Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nin seçkinci temsil işlevinden söz etmek mümkün değildir; ama temsil işlevinden sıyrıldığı da asla söylenemez. Dönemin baskın siyasal iklimi içinde, öncelikler ve kurumsal biçimlendirme yöntemi değişmiş, alan bir kez daha sosyo-politik değişimin temsiline soyundurulmuştur. Daha önceki temsil, kültürün yüksek ve saf olan anlamına tutunurken, yeni temsil, bir topluluğa ait nitelikler bütününün öne çıkarıldığı ikinci anlama tutunmaktadır. Kentsel yaşam içinde çözülmeler gösteren bu bütünlük, yoğun göç alan Ankara’da kamusal mekânın yeni yorumları sayesinde canlı tutulabilir miydi? Buna ek olarak, zahmetsizce tüketilecek bir şenlik anlayışı, “eğlenmek, hemfikir olmaktır”(13) teşhisiyle birleşerek, sıradanlığı söylemsel bir mekanizmaya dönüşebilir miydi?

Bu bakışla, sıradanlıkla bezenmiş bir sınırsız eğlence / hesaplı alışveriş motifi ve bu motifle bütünleşik Anadolu Kentleri Kültür Günleri, kültür merkezine, yeni ve otoriter bir “halkın (ne) istediği”(14) retoriğini sunmaktadır. (Resim 8, 9) Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nin yeniden bir tekil aklın mekânı olarak işlevlendirilmesi, değişen siyasal bakışın, kamusal mekânı kültür aracılığıyla yönetme arzusundaki değişmeyen tutumudur. Zaten kültür, yönetenlerce “yüzüstü bırakılmayacak kadar”(15) kıymetlidir. Oysa Lefebvre’in değindiği gibi, yüzüstü bırakılan gösterilenler ellerinden geldiği kadar başlarının çaresine bakarlar. Bu bakış açısıyla, yüzüstü bırakılan kamusal mekânlar da başlarının çaresine bakabilirler mi? Yoksa henüz yapılaşmamış ve korumasız imgesiyle obur zihinleri mi kışkırtırlar?

AKM’DE GÜNCEL DURUM VE GELİŞMELER

Bugün AKM, hemşerililikvurgulu Anadolu Kentleri Kültür Günleri’ne evsahipliği yaptığında ortaya çıkan alt-orta sınıf etkinlik alanı kimliği ile bu günler dışındaki zaman dilimlerindeki terkedilmiş kentsel mekân kimliği arasına sıkışmış karamsar bir resim vermektedir. Kontrolsüzce yapılaşan başkentin sınırlı sayıdaki açık alanlarından olan ve bir dizi önemli kentsel sorunu barındıran bu bölgenin geleceğine dair kaygılar ise giderek yoğunluk kazanmaktadır. Bu kaygıları besleyen önemli bir unsur Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bölgenin rekreasyon ve kültür mekânı olarak tariflenen özgün işlev ikilisine yaklaşımı ve alan için hazırlattığı sığ projelerdir. Rant ve(ya) tanzim öncelikli kentsel dönüşüm ile talan edilmesi ihtimali meslek örgütlerinin ve akademik çevrenin bu alan üzerindeki reflekslerini güçlendirmiştir.

2012 yılına gelindiğinde, yürürlüğe giren 6306 sayılı kanun ile AKM alanı içindeki her tür ve ölçekteki müdahale için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bakanlık alanın tarihsel bağlamını ve simgesel önemini kapsayıcı potansiyelin ortaya konması için “ortak akıl” yöntemini seçtiğini ilan etmiştir.(16) 28.04.014 tarihinde bakanlığın Mekânsal Planlama Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen Atatürk Kültür Merkezi Alanı Ortak Akıl Çalıştayı alanın sorunlarını bir bütünlük içinde ele almayı öngörmüştür. AKM’nin yıllar içinde gündeme getirildiği platformlardan farklı olarak, bu çalıştay değişik bakış açılarını biraraya getirebilecek bir nitelikle, meslek odalarını, akademik kurumları, kamu kurum ve kuruluşlarını ortak bir akıl yürütmeye davet etmiştir. Sorunların tespiti, strateji geliştirme ve eylem planı hazırlamak gündemiyle kurgulanan çalıştay, alanın kente kazandırılmasına dair umut veren bir adım olarak görülebilir. Görüşlerinin medyaya da yansıdığı çalıştay(17), alana dair fiziksel mekân düzenleme, alana erişim, çevre duyarlılığı, alandaki su varlığı gibi pek çok soruna odaklanmıştır. AKM alanının çeperiyle birlikte ele alınması, mevcut değişikliklerin durdurulması, analizlerin kamuya şeffaf olması, alanın canlandırılmasına ait planlar geliştirilmesi, uluslararası yarışmalar açılması ve bakanlıkta özel çalışma grubunun oluşturulması görüşleri ses bulmuştur. Ankara’nın sahip olduğu son açık yeşil alan olduğu vurgusu ise altının özellikle çizilmesi gereken ve alan üzerindeki her türlü planlamayı yönetmesi beklenen bir kriter olarak akılda kalmıştır.

14 Ekim ve 21 Ekim 2014 tarihlerinde düzenlenen akademik toplantılar ise 82 üniversitenin mimarlık, şehir ve bölge planlama ve peyzaj mimarlığı bölümlerinin katılımıyla gerçekleşmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, resmî sitesinde bu süreci “Atatürk Kültür Merkezi alanına ait çalışmalarına altlık teşkil edecek güncel bir yol haritası” olarak betimlemektedir. Alanın kent bütününe ne ifade ettiği yolunda isabetli ve çok yönlü tahlillerin yapılması bu kıymetli kamusal alanın parçalanmadan kentliyle buluşmasına ve otonom bir mekânsallığa kavuşmasına katkı sağlayacaktır. Beklenen odur ki, bu çaba kentliyi sarmalayacak ve onu bu sürecin öznesi kılacak bir iradeye ve pratiğe dönüşsün.

BİTİRİRKEN

“Kamusal alan”, kentsel ve mimari söylemde (öncelikle Jürgen Habermas, Hannah Arendt ve Richard Sennett gibi isimlere ve bu isimlere referansla gerçekleşmiş pek çok akademik çalışmaya borçlu olduğu) güçlü kuramsal varoluşuna karşın, başkentin kentsel gerçekliği içinde eş güce sahip bir statüde değildir. Kamusal alanlar, kurumların ve akademinin seçkinci bir tutumla korumaya almasıyla değil, kentlinin gündelik yaşamının parçalı üslubu onları yakaladığı ve sahiplendiği zaman güvencededirler. Bunun yolu ise kentliyi kategorileştirmeye çalışmadan ya da sentetik bir bütünlük algısıyla kuşatmaya kalkmadan, onu tüm karmaşıklığı ve çoğulluğu ile kavramaktan geçmektedir. Kültürel kentsel alanlar bağlamında, kentli özneleştiği andan itibaren rastlantısallıkların, ikililiklerin, çeşitliliğin doğal yolla sızdığı ve kabul gördüğü bir tolerans mekânsallığı sosyal olarak üretilecektir. Tolerans ise gittikçe kalabalıklaşan ve başkalaşan modern kentler için mekânlara dair bir sosyal erdem olarak ortaya çıkmaktadır.

AKM’nin yeni gerçekliği, sosyo-politik zıtlaşmanın mekânsal yansıması gibi okunabilir. Peki, bir tersten okuma, mümkün müdür? Bu alan üzerinde pervasızca cirit atan bunca öngörü, art niyet, parçalanma, tedbir, atalet, rant, tanzim, hafıza, dönüşüm, kışkırtma, dışlama, endişe, çelişki ve daha pek çok bir arada zor tutulur kavramdan, bunları yapay olarak savuşturmaksızın, mekânı olumlayan bir ufuk aralanabilir mi? Yukarıda değinilen Ortak Akıl Çalıştayı AKM’nin geleceğine dair kararlara, siyasal partilerin ve çok sayıda kamu kurumlarının yanı sıra üniversiteleri, meslek odalarını ve sivil toplum kuruluşlarını da katmayı öngörmüştür. Bunca çoksesliliğin, teknokratik, siyasal, akademik, sivil, estetik, söylemsel akılsallığın ve tanzime kararlılığın içinde burada sunulmaya çalışılan kuramsal bir tını, cılız kalacaktır elbette. Ama bu yazı, Ankara Atatürk Kültür Merkezi alanının, açık aklın mekânı olma potansiyelini küçümsemeyen, yeşili kentsel sürdürülebilirliğin önemli bir unsuru olarak gören, herhangi bir “kudret şematizmi”(18) dayatmayan ve kentlinin sahipleneceği bir yer olması için üretilecek herhangi bir düşünceye katlı sağlarsa, amacına ulaşmış olacaktır. Bu bağlamda, alanın mekânsallığı kültür merkezi yapısının fiziksel durumunun ve programının gözden geçirilmesi, alanın hipodroma evsahipliği yaptığı dönemin hafızasının korunması ve kentin ihtiyaç duyduğu yeşile kavuşması için kararlılık sergilenmesi üçlemesiyle yorumlanmalıdır. Bu üçlemenin bileşenleri mekânın kendi gerçekliğinin temsili ve doğal akışkanlığıdır. Açık aklın mekânı olmak ise bu akışkanlığın pratiğinden başka bir şey değildir.

 

KAYNAKLAR

Adorno, Theodor, W., 2009, Kültür Endüstrisi, Kültür Yönetimi, İletişim Yayınları, İstanbul.

Basa, İnci, 2011, “Kültür Göndergesinin Karmaşıklığı: Kentsel (Gündelik) Yaşamın Aydınlanma Mekanı veya Şenlikçi Alanı olarak Ankara Atatürk Kültür Merkezi”, Dosya, sayı:27, ss.32-40.

Bıyık, Zeynep, 2011, Kamusal Mekanın, Kent Mekanından Soyutlanması ve Devlet Otori̇tesi̇nin Yaratmış Olduğu Dokunulmazlık Algısının Bu Süreçteki̇ Rolü, İstanbul Bilgi Üniversitesi FBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

Bilsel, Cana, 2009, “Ankara’da Kentsel Başkalaşım Karşısında Kentsel Kimlik Sorunu”, Dosya, sayı:10, ss.33-46.

Certeau, Michel de, 1997 (1974), Culture in the Plural, (çev.) Tom Conley, University of Minnesota Press, Minneapolis.

Erkal, Coşkun; Erkal, Filiz, 2006, “Projeler: Ankara Atatürk Kültür Merkezi”, Bülten, sayı:39.

Lefebvre, Henri, 2007 (1968), Modern Dünyada Gündelik Hayat, (çev.) Işın Gürbüz, Metis Yayınları, İstanbul.

Özgönül, Nimet, 2010, “Ankara AKM Alanı Üzerine Güncel Tartışmalar”, Mimarlık, sayı:352.

Saner, Mehmet, 2006, “Atatürk Kültür Merkezi Alanlarındaki İkilem”, Bülten, sayı:39, ss.18-19.

Sargın, Güven A., 2012, “Atatürk Kültür Merkezi Alanı”, Dosya, sayı:28, ss.21-31.


Ulusoy, Ali, 2006, “AKM Alanları Üzerinde Oynanan Tehlikeli Oyunlar”, Bülten, sayı:39, ss.16-17

Walzer, Michael, 1986, “Pleasures and Costs of Urbanity”, Dissent, cilt:33, sayı:4, ss.470-475.

Williams, Raymond, 1993 (1981), Kültür, (çev.) Ertuğrul Başer, İmge Kitabevi, Ankara.

NOTLAR

1. Adorno, 2009, s.61.

2. AKM alanına yıllara yayılan bir problematik olarak bakan çalışmalar için bkz. Sargın, 2012. Basa, 2011. Özgönül, 2010. Bilsel, 2009. Saner 2006. Ulusoy, 2006.

3. Kamusal mekânları irdelediği yüksek lisans tezinde Zeynep Bıyık, 2011, bu kavramlara açık aklın ve tekil aklın mekanları olarak yalın ve çarpıcı Türkçe karşılıklar getirmiştir.

4. Kültürün en yetkili ağızlarından gelen estetik eleştirilerden, köşe yazarlarının popülist yorumlarına kadar, AKM yapısı ve alanını sarmalayan bir olumsuzluk söylemi başkent gündeminden eksik olmamaktadır.

5. Erkal; Erkal, 2006.

6. Basa, 1988 yılında Erkallar ile yapılan yayınlanmamış söyleşiden.

7. Basa, 2011.

8. “Kültürün yönetiminin” eleştirel bir değerlendirmesi için bkz. Adorno, 2009.

9. Certeau, 1997 (1974), s.107.

10. “Kültür göndergesinin karmaşıklığı” için bkz. Basa, 2011.

11. Kültür,disiplinlerarası niteliğiyle pek çok farklı bağlamda, farklı yöntemlerle irdelenmiştir. Bu geniş alana yayılan çalışmalarda dikkat çeken bir kesişim noktası, kavramın muğlaklığı üzerine yapılan yorumlardır.

12. “Kültür” sözcüğünün kavramsal karşılığı için bkz. Williams, 1993 (1981).

13. Adorno, 2009, s.78.

14. Adorno, 2009, s.79.

15. Yüzüstü bırakılan kavramlar” tartışması için bkz. Lefebvre, 2007 (1968), s.69.

16. “Atatürk Kültür Merkezi'nin Geleceği Hakkında ‘Akademik Toplantılar’ Yapıldı”, www.csb.gov.tr/gm/mpgm/index.php?Sayfa=haberdetay&Id=15624 [Erişim: 01.08.2016]

17. Tarihi AKM’ye yol haritası”, www.hurriyet.com.tr/tarihi-akm-ye-yol-haritasi-26441702 [Erişim: 01.08.2016]

18. Adorno, 2009, s.53.

 

Bu icerik 501 defa görüntülenmiştir.