MİMARLIK
391
EYLÜL-EKİM 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Tını
    Esra Sakınç, Dr., Mimar

  • Divalar Gitmez
    Şengül Öymen Gür, Prof. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Faruk Sade’ye Veda Ederken

Haldun Dostoğlu, Galeri Nev İstanbul Kurucu / Yönetici

1970 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi’ne başladığımda ülkeyi aydınlık günlere kavuşturacağımıza inancımız tamdı. Fakülte içinde abilerimiz önderliğinde gelecek günlere olan inancımızla çalışıyor, çabalıyorduk. Devrim çok yakın, güzel günler hemen yanı başımızdaydı. Üniversitenin tüm öğrencileri aynı ruh ve heyecanla geleceğe olan umutlarını, dünyayı dönüştürme motivasyonlarını bir arada kurarlardı.

12 Mart 1971 muhtırası çok ani ve ağır geldi. Kimileri hapse girdi, kimilerini kaybettik, kimileri yurt dışına gitti, kimileri de idam edildi.

Böyle bir ortamda tanıdım Faruk Sade’yi. İnce, uzun, sakallı ve yakışıklı. Fakülte kantininde Güllü ve karşı fakülteden Ali ile bir üçlü oluşturmuşlar, birlikte dolaşır, birlikte gezip tozarlardı.

Yıllar, bir yandan eğitimimizi sürdürürken diğer yandan ülkeyi ve dünyayı daha yaşanabilir kılma hayalleri ve mücadelesiyle geçti. Mimar olmak hepimizin aklında belki de son hedefti. Asıl amacımız yaşanabilir ve adil bir dünya kurmaktı. Arada, biri sekiz ay diğeri on iki aylık uzun boykot dönemleri yaşadık. Her birimiz farklı yıllarda mezun olduk. Oraya buraya savrulduk. Ben 1979 sonunda Amerika’ya giderken nasıl bir geleceğin beni beklediğine dair zerre kadar bir tasavvurum yoktu. Aynı şekilde Faruk da Güllü ve Ali ile Paris’e giderken kendisini ilerde nasıl bir kariyer beklediğine dair eminim fikri yoktu.

210, Boulevard Raspail’da geçen Paris yıllarında Faruk’un yeni ve farklı bir dünyadan dostları oldu. Aynı binada yaşayan Mübin Orhon, Komet, Sinan Bıçakçı, Mehmet Nazım, Münevver Hanım belki de Faruk’un hayatını şekillendiren isimler oldu. 1980’lerin başında bu binada vefat eden Mübin Orhon neredeyse Faruk’un ellerinde hayata veda etti.

12 Eylül Darbesi, üzerimizden geçen ikinci travma oldu. Ağır darbe koşullarına rağmen hayata tutunma, yaşamımızda kendimize ve etrafımıza yer açma heyecanımızı, arzumuzu hiç kaybetmedik. Bu heyecan ve arzuyla yurda dönen Faruk, 4 Şubat 1984’de efsanevi mekân Siyah-Beyaz’ı açarken, aynı yıl biz de Mayıs başında Galeri Nev’i kurduk.

Darbe sonrasının kara bulutlu Ankara iklimine her iki mekân da Ankaralılara ilaç gibi geldi. İnsanların kendilerini iyi hissetmek için uğradıkları mekân olmanın ötesinde sanat tarihimizin belki de en önemli iki kurumu birbirine çok yakın tarihlerde hayata geçmişlerdi.

O yıllardan aklımda kalan bir sahne ise Galeri Nev’in Gazi Osman Paşa’daki mekânında, arka bahçedeki barda, baş başa içkilerini içen bir çift. Biri kara gözlüklü, sakallı yakışıklı delikanlı, diğeri yine kara gözlüklü, esmer harika bir genç kız. O gün bu gündür hep birlikte, yan yana göreceğim Faruk ve Fulya.

Siyah-Beyaz, yolu Ankara’dan geçip de kimsenin uğramadan edemediği sığınılacak, dertleşilecek, eğlenilecek, yeni dostluklar / yeni aşklar edinilecek, kel Cemal ile Süleyman Bağcıoğlu’nu dinleyecek yer olmanın ötesinde sanat tarihimize vurduğu 30 yılı aşkın damga ile günümüz sanatının en efsanevi galerilerinden biri olmuştur. Faruk’un, her daim aşkı Fulya’nın ve kızları Sera’nın yıllar süren emekleri, çabaları sayesinde yaratılmıştır bu mekân.

40 yılık arkadaşım Faruk’u bir başka darbe teşebbüsünün tozu dumanı havalarda olduğu günlerde uğurladık sonsuzluğa. Bu kez umudumuz biraz düşük ve kendimizi biraz yalnız hissederek.

Bu icerik 1158 defa görüntülenmiştir.