MİMARLIK
393
OCAK-ŞUBAT 2017
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Habitat III’ün Ardından
    Ayşe Ege Yıldırım, Dr., Şehir Plancısı-Koruma Uzmanı, ICOMOS BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Temsilcisi

  • Bir Mülteci Kampı ‘Ethos’u Üzerine
    Ömer Faruk Günenç, Arş. Gör., Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Sıtkı Karadeniz, Yrd. Doç. Dr., Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARİ TASARIM

“Modern”e Dönüşmek / “Modern”i Dönüştürmek: Muz Deposundan “Parktaki Çadır”a Londra Tasarım Müzesi

Funda Uz, Doç. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü

Londra’nın müze semti olan Kensington’daki uzun zamandır işlevsiz olan Commonwealth Institute yapısı, Tasarım Müzesi’nin yeni adresi olarak 24 Kasım’da ziyarete açıldı. Açılışta yer alan yazar, geçirdiği dönüşümün ardından yapının modernizmin minimalist yaklaşımının aksine mümkün olduğu kadar çok şeyi kapsamaya çalışan bir yaklaşımla ele alındığını belirtiyor.

Londra Tasarım Müzesi (Design Museum) yeni adresine taşındığını, Kasım ayında metroyu kullanan tüm Londralılara ve turistlere reklam panolarıyla duyurdu. Holland Park’ın ağaçları arasında yakın çevresindeki tüm yapılardan soyutlanmış, hiperbolik paraboloit çatının hakim olduğu afiş, yapıyı tanıyanlar için bile şaşırtıcı erotik / cazibeli bir imge sunuyor. (Resim 1) 1960’lı yılların mimari ikonlarından Commonwealth binası, artık Londra Tasarım Müzesi için yeni adres...

Afişteki fotoğrafın Londralılar için şaşırtıcılığı, neredeyse 60 yıllık bu yapının, yürüme kotunda algılanan ve ilk yapıldığı yıllardan bu yana kolektif hafızanın önemli bir parçası haline gelen “the tent in the park” (parktaki çadır) imgesinden farklılığı… (Resim 2) Bu fark, aynı zamanda yapının yeni kimliğine kavuşurken geçirdiği / sahne olduğu tartışmaları özetler nitelikte.(1)

Londra’nın diğer müzeleri ile karşılaştırıldığında, bugüne kadar, Tasarım Müzesi’nin hatırı sayılır bir önemi olduğunu söylemek zordu. Bilim, sanat, arkeoloji alanlarında yüzyıllık koleksiyonlara, paha biçilemez arşivlere sahip müzeler bir yandan eski binalarına sığmaz ve ünlü mimarların tasarladığı eklerle güçlü imgelenebilirliğini, popülerliğini artırırken Design Museum, ölçek olarak karşılaştırılabilecek daha küçük müzelerle de koleksiyonunun niteliği ile ayrışıyordu.

Modern anlamda, tasarım ideasının müzeleştirelebileceği düşüncesi, ilk olarak 1851’deki ünlü Dünya Sergisi (Great Exhibition of the Works of Industry of All Nations) ile oluştu. Sir Henry Cole’un girişimiyle 1857’de Victoria ve Albert Müzesi ile hayat buldu ve benzerleri için ilham verici oldu.

20. yüzyıl içindeki tasarımla ilgili temel tartışmalar, “tasarımın güzel-estetik yönü” ve “herkes için-gündelik hayatın içinde” aralıklarında salınım yaptı. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası modernitenin dönüştürücü etkisi, tasarımın gündelik hayattaki yeri, ekonomi-üretim ile ilişkisi üzerine tartışmalar tüm hızıyla devam etti. Tasarım Müzesi bugün, kullanıcılar, üreticiler ve tasarımcıların farklı bakışlarıyla, tasarımın nasıl üretildiği kadar, kullanıcı için ne anlama geldiğini göstermeye yönelik bir içeriği taşımakta.

Londra’daki Tasarım Müzesi, kariyerine tasarımcı olarak başlayan ve daha sonra tüm İngiltere’ye yayılan Habitat markasının yaratıcısı Sir Terence Conran’ın öncülüğünde1989’da kuruldu.(2) Tasarım Müzesi’nin bu ilk yapısı da, Commonwealth Binası’nda olduğu gibi, varolan bir yapının yeni bir mimari dille, yeniden ele alınması ile hayata geçirilmişti. Thames nehri kıyısında, “Docklands” olarak bilinen ticaret ve depolar bölgesi, 1970’li yıllarda çoğunlukla boşalmış ve 1980’lerde “kentsel dönüşüm” tartışmalarının önemli bir parçası olmuştu. Bu bölgenin içinde, Londra’nın ünlü “Tower Bridge” köprüsünün hemen yakınındaki 1950’lerin tuğla-beton Butler’s Wharf yapısı, mimar Max Gordon tarafından modernist bir gramerle makyajlanmış, Bauhaus’a bir atıf niteliğinde, dönüştürülmüştü. (Resim 3)

Tasarım Müzesi’nde, 1930’ların uluslararası üslup karakterine bağlılık, beyaz duvarları ve mermer zemini, bant pencereleri, geniş balkonları çevreleyen beyaz zarif korkuluklarıyla, sanki o dönemde üretilmişcesine, modernizmin biçimsel özelliklerine benzeşerek vurgulanmıştı. Çevresini kuşatan tuğla, Victoria dönemi depolarla tezatlığı, ilerici bir tasarım anlayışı olarak sunulmaktaydı: “Londra’nın finans merkezinde, seçkin mimari karakter ve kalitesiyle, tasarımcılara, daha iyi üretim peşindeki endüstri ve iş çevrelerine, tasarımı görmek, deneyimlemek, değerlendirmek isteyen kamuya ve öğrencilere geniş kaynak sunan bir müze”. Müzenin iddiası bununla da bitmiyordu, “müze kavramını 19. yüzyıldan 21. yüzyıla taşımak” (3)

Thames kenarındaki Tasarım Müzesi’ne ilk gittiğimde çok heyecanlanmıştım bu dönüşüm hikayesinden. Oysa bugün, serbest piyasa ekonomisi ve rekabet içinde, iş ve finans merkezleriyle dirsek temasıyla kurulmuş bu yeni örüntü biçimi, her şeyi yeni baştan tanımlarken, Butler’s Wharf’ın 1930’ların “modern”ine dönüştürülmesi, bir kostümlü prova gibi geliyor artık. Bu düşüncemi tetikleyen, Tasarım Müzesi’nin yeni binasına geçiş hikayesi oldu.

Taşınmanın başlangıcında, tasarımın tüm dünyada yükselen, kentleri tasarım üzerinden markalaştıran söylemin de etkili olduğunu belirtelim.(4) Londra gibi “yaratıcı metropol” olduğunu iddia eden bir kentte, gittikçe genişleyen sergi materyali ve oldukça küçük bir alana sıkışan geçici sergi imkanlarıyla yeni bir binaya duyulan ihtiyaç, 2000’li yılların başına denk geliyor. Yirmi beş yıl boyunca, yüzden fazla sergiye evsahipliği yapan, “Designer of the Year” ödülleri ve eğitim atölyeleriyle program olarak genişleyen Tasarım Müzesi için yeni mekân arayışları başladığında, pek çok müzenin bulunduğu Kensington bölgesinde, 2004 yılında boşaltılan ve 2. derece koruma listesinde bulunan Commonwealth Institute binasının düşünülmesi makul görünüyor. Yeni bir yapı önerisi de, şüphesiz, hem mimarlık dünyasının hem de popüler medyanın ilgisini çekerdi. Ama buradaki kararın ve motivasyonun, modern bir yapıyı korumaktan ve yeniden ele almaktan çok, yapının bulunduğu alanın müzeler bölgesine dönüşmesi olduğu savlanabilir.

Bugün, modern döneme ait binaların da korunması ve yaşatılması konusunda (en azından Batı dünyasında) bir duyarlılık geliştiğinden söz etmek mümkün.(5) (Resim 4) Bu koruma ve yaşatma hedefinin de onları ancak gündelik hayatın, kültür ve sanatın bir parçası olarak yeniden işlevlendirmekle (adaptive re-use) mümkün olduğu yönündeki akademik çalışmalar ve literatür gelişmekte. Modernist biçim repertuvarına sahip olmayan bir yapıyı biçimsel müdahalelerle moderne dönüştüren Tasarım Müzesi için modernite ile girişilen yeni bir meydan okuma böylelikle başlamış oldu.

“Commonwealth Insitute”, 1951’de inşa edilen “Royal Festival Hall” sonrası yapılan ilk modernist binaydı.(6) Yapının iddialı hiperbolik paraboloit çatısı en önemli özelliğiydi. 2. Elizabeth’in 1952’de tahta çıkışının ardından, enstitünün görev tanımı eski İngiliz sömürgesi yeni bağımsız devletlerle arasında bir birlik oluşturmak olarak yeniden düzenlenmişti.(7) Holland Park’ın hemen güneyinde, Kensington High Street üzerinde, Robert Matthew Johnson-Marshall & Partners (RMJM) firması tarafından 1960’ta tasarlanan yapının tamamlanması 1962’yi buldu. Farklı milletlerin sergilerine evsahipliği yapması planlanan binada, topluluğun daha iyi anlaşılmasına yönelik bilgi ve eğitim hizmetleri sağlamak birincil amaçtı. (Resim 5)

Yapının içindeki sergilerin düzenlemesi James Gardner tarafından tasarlandı. Binanın içi çadır benzeri bir beton kabuk tarafından örtülen geniş açıklıklı, serbest olarak düzenlemeye imkan sağlayan serbest bir mekândı. Farklı katlardaki sergi alanları geçitlerle birbirine bağlanmıştı.(8) (Resim 6)

Commonwealth Institute binasının en önemli karakteristiği, RMJM’den mimar Roger Cunliffe tarafından mühendis James Sutherland ile birlikte tasarlandığı yapısal açıdan karmaşık, olağanüstü etkili hiperbolik paraboloit çatıydı. Eğik yüzeylerin, askeri ve sivil havacılıkta, denizcilikte ve mühendislikteki kullanımı oldukça yaygındı. 1930’lardan beri, eyer biçiminde hiperbolik paraboloit formlar modern mimaride sıklıkla görünmeye başladı. Teknolojik ilerlemenin, çağdaşlığın simgeleri haline geldi.(9) II. Dünya Savaşı sonrası modernizmin brütalist denemeleri bir yana, modernizme karşı tutuk muhafazakarlığını bırakmayan Londra için, 1960’lı yıllarda yapılmış cesur bir yapıydı.

Yapıyla ilgili çeşitli sorunlar hep gündemde oldu, bakır ile kaplı çatının su geçirmezliğinin sağlanması en büyük maliyet kalemini oluşturmaktaydı. Yüksek bakım maliyetlerine karşın enstitü faaliyetlerine devam etti. Ancak bölgenin ticari gelişimine paralel, bu kentsel konumdan enstitü için gelir yaratılması ve enstitünün başka bir yere taşınması 1980’li ve 1990’lı yıllar boyunca sürekli gündeme geldi.(10) İçindeki sergilerin ve aktivitelerin hiçbir zaman halkın ilgisini çekemediği, kamunun kalbinde ve zihninde kendine yer bulamayan enstitü 2004 yılında kapandı.(11)

Chelsfield emlak geliştirme grubuna devredilen alanın, ticari gelişim-tasarım planı OMA ve West 8 koordinatörlüğünde konut programıyla örgütlenmesi gündeme geldiğinde, Commonwealth Institute binasının daha kalıcı, uzun vadeli ve kamusal bir kullanım ile korunmak zorunluluğu, Tasarım Müzesi ile ortaklığa dönüştü.(12) Commonwealth Institute binasının Tasarım Müzesi’ne dönüştürülmesi için açılan uluslararası yarışmayı minimalist tasarımlarıyla tanınan mimar John Pawson kazandı.(13)

Kensington’daki yüzyıl ortası modernizminin bu önemli yapısına, Pawson ve ekibinin, çatının korunması ve güçlendirilmesini sağlayan bir restorasyon olarak başarılı, ama iç mekân ve çevre tasarımı açısından tartışmalı yeni bir hayat verdiği söylenebilir.

Tasarım Müzesi’nin taşınmasına finansal destek için eski Butler’s Wharf yapısını Zaha Hadid satın aldı. 83 milyon sterlini bulan taşınma maliyeti için, Sir Terence Conran’ın ve ülkenin mimari ve restorasyon faaliyetlerinin hamisi konumundaki Ulusal piyango (National Lottary - Herritage Lottery Founding) ve sanat konseyinin bağışları yeterli olmadı. Bunlara ek olarak enstitünün hemen yanında inşa edilen üç yeni konut bloğu finansmanın toparlanmasına yardımcı oldu. Modern bir ikonu korumak, yeni bir programla kentsel-kültürel bir değer olarak yeniden yorumlamak sözkonusu olduğunda verilen bu rakama değer diye düşünülebilir. Ama Commonwealth Institute binası için en doğru tasarım kararlarının verildiğini söyleyebilir miyiz?

ELEŞTİRİLER

Eleştirmenler John Pawson’un, Commonwealth Institute binasının teatral havasına tezat oluşturan sakin, minimalist yaklaşımının doğru bir seçim olduğunu savunuyor.(14) Docklands bölgesindeki ilk yapıdan yaklaşık üç kat daha büyük alana sahip olan yeni Tasarım Müzesi’nin mekânsal programına bakılınca, bu minimalist görünen yaklaşımın, bir tür “kutu içinde kutu” mantığıyla kurgulandığı anlaşılır. Yapının merkezindeki, hem Kensington High Street, hem de Holland Park’tan erişilebilen atrium, ziyaretçileri ağırlar ve bir etkinlik alanı olarak çalışır. Zemin katta, yeni geçici sergiler için en büyük galeri, müze dükkanı, küçük bir kafe; zemin altı kottaki galeri 2 ile mimarlık, moda, mobilya, ürün ve grafik tasarımına adanmış geçici sergiler; yaklaşık 200 kişilik “Bakala Oditoryumu” ile yıl boyunca konuşmalar, seminerler, tartışmalar, halka açık ve özel etkinlikler için tasarlanmış bir alan sunuyor. Girişteki amfinin merdivenlerinden ulaşılan birinci kattaki tasarım ve mimarlık referans kütüphanesi ve müzenin tarihi ile ilgili arşiv materyalleri, öğrenciler, eğitimciler, araştırmacılar ve tasarımcılar için zengin bir kaynak oluşturuyor. “Swarovski Öğrenme Merkezi” yaratıcı bir atölye ve tasarım stüdyosu, öğrenme olanaklarının farklı mekânsallıklarını kuruyor. Ofisler, toplantı odası ve film stüdyosu da birinci katta kendine yer bulur. Etkileyici müze çatısı altında yer alan en üst kattaki galeri, müze koleksiyonundan önemli nesneler içeren, girişi ücretsiz olan kalıcı koleksiyona ayrılırken, bu katta ayrıca bir restoran ve üyelerin kullanacağı bir özel salon bulunuyor.

Oysa yapının içindeyken cam korkuluklara yaslanıp aşağı baktığınızda ya da aşağıdaki basamaklarda soluklanırken yukarı baktığınızda tüm gördüğünüz, neredeyse tüm yüzeyleri açık meşe kaplı bir atrium. Müzeyi oluşturan tüm mekânlar, uzun koridorlar ile sarmal olarak bağlanarak ve strüktürü gizlenerek dış kabuğa yaslanmış. Kutu içinde saklanmış kutuları açmanız ve içine girmeniz gerek… Büyük atriumun kendi içinde görme-görülme ilişkisini kuvvetlendiren, yukarı doğru yükselen kurgusunu olumlu bulmakla birlikte, yapının iç mekânının çok doldurulduğunu, çatının bütünselliği kuran etkisini algılamak için yapının içinde yeterli alan bırakılmadığını hissediyoruz. Dışarıdan görüp heyecanlandığımız hiperbolik paraboloit çatı ile neredeyse saklambaç oynuyoruz, mekânların içine girdiğimizde göreceğimizi düşünüyoruz ve yanılıyoruz. Örneğin, ismini çatıdan alan en üst kattaki “Parabola” restoranda, bir asma tavan marifetiyle heyecan verici çatının strüktürü olan eğrisel kaburga kapatılmış, görünmez hale gelmiş.

Commonwealth Institute binasının Tasarım Müzesi’ne dönüşümü sırasında kaybedilen bir başka değerin kültürel peyzaj olduğunu söylemek mümkün. Bu peyzaj düzenlemesini özel ve nadir yapan biçimsel dil, geniş ve düz yüzeylerle parabolik çatılı yapının heykelsiliğini vurgulamak, yapının yüzüyormuşçasına gökyüzüyle birlikte suya yansıması, zarif, ince korkuluklar olarak özetlenebilir.(15) İngiliz Peyzaj Mimarları Enstitüsü kurucularından, Sylvia Crowe’un tasarladığı modernist çevre tasarımı Tasarım Müzesi’ne gelir sağlamak için tasarlanan konut yapılarının eklenmesiyle tamamen yok olmuş.

Tasarımın bir diğer önemli ögesi, Kensington High Street boyunca görülebilecek Commonwealth uluslarının biraraya gelmesini ilan eden bayraklar ve ulusların adlarının okunduğu zemin düzenlemesiydi. Doğrudan High Street tarafından yaklaşım, Enstitü alanının bir parçasıydı, peyzaj düzenlemesinde, hafif kot farklarıyla yapıya davetkar ve sıcak bir giriş tasvir edilmişti. Bugünkü peyzaj düzenlemesinde, yapıyı saran bloklardan birinin zemin kotunda, müze dükkanından geriye kalan aralıktan geçiyor ve Tasarım Müzesi yazısının önünde selfie çekip ilerliyoruz.Bugün yapının çevresini saran, üç beyaz konut bloğu, komşularının tuğla ve beton örüntüsünde yeni olduğunu haykırıyor. 1960’ların tasarım anlayışından en büyük fark bu. Londra’da Thames yakın çevresinde star mimarların yapıları uzun zamandır arz-ı endam ediyor. Ama eski bir yapının içine kadar sokulan, Londra’nın kalbi sayılabilecek, konut değerlerinin astronomik seviyelerde olduğu bir alandaki bu yaklaşım, pek çok açıdan önemli bir şey söylüyor: Kapitalizm. Hem yapı içinde hem dışında iki müze dükkanı olması kulağımıza fısıldamıştı zaten.

Endüstri devrimiyle ve makineleşmeyle, kullanıcı ve üretici arasındaki ilişki kırıldı, üretimin yeni yöntemleri bu ilişkiyi tamamen değiştirdi. Bu değişimi farklı perspektiflerle kurmaya çalışan geçmişten çok geleceğe bakan bir tasarım kurumunun, kültürel topografyayı genişleterek çağdaş endüstriyel tasarım ve mimarlığı, içine alma hedefindeki bu oluşumun, kendi yapısıyla bunu ne kadar başardığı sorgulanabilir.

Tasarım Müzesi’nin on yıldır koordinatörlüğünü yapan, Dejan Sudjic’in dönüştürme sürecinde yapıya eklenmesinden mutlulukla bahsettiği bir yerleştirme ise, 28 AB üyesi ülkenin her birinin bir ögeyle birlikte temsil edildiği “Avrupa Odası”. Brexit’in bu yılki oylamasının ardından, “tasarım” ideası ile Avrupa’nın birlikteliğini simgeleyen bu odanın, bir zamanlar, kendi eski sömürgeleriyle bir birlik kurmak üzere tasarlanmış bir binanın içinde yer aldığı düşünülürse oldukça ironik bir yerleştirme. Yapıya yaklaşırken üzerine basarak geçtiğiniz zeminde artık sadece belli belirsiz okunan “üzerinde güneş batmayan imparatorluğun” üyesi ülkelerin isimleri, yapının geçmişini bilmeyenler için bir soru işareti gibi.

Commonwealth Institute yapısının karakterini oldukça zedeleyici bu dönüştürme, mazrufu sığdırmak için, yapıyı algılayamayacağımız kadar tık nefes dolmuş iç, zarfı sadece dışarıdan algılanan ve tanıtım posterlerinde hiç göremeyeceğimiz bir açıyla, bakamayacağımız bir yükseklikten çekilmiş fotoğrafıyla, içten bağımsız olarak, imgeleştirerek arzu nesnesine dönüştürüyor. Modernizm üzerinden tasarımla kurulan, iç-dış, mimarlık-endüstri ürünleri ayrımını dışlayan bütüncül, kapsayıcı bakışa ve her şeyin gerektiği kadar ve olduğu gibi görünmesi ilkesine ters / zıt bir ilişki öneriyor. Bugünün mimarlığını tanımlıyor belki, ama modernitenin genetiğini yadsıyor...

KÜNYE

Proje Grubu: OMA, West 8

İç Mekân Tasarımı: John Pawson, Universal Design Studio

Mühendislik: Arup

Zemin Kaplama: Dinesen

Mobilya: Vitra, Vitsoe

Aydınlatma: Concord

Sergi Tasarımı: Studio Myerscough, Sam Jacob

Kurumsal Kimlik: Studio Fernando Gutierrez

Yönlendirme: Cartlidge Levene

NOTLAR

1. Yapının 2. derece listesinden çıkarılması, finansal çözümler için yeni kentsel düzenlemelere olanak veren ara yasalar ve benzeri Riba J, Architects Journal, Building Design’ın ilgili sayılarında görülebilir. Castella, Tom de, 2009, “EH institute U-turn is ‘Ridiculous’”, Building Design, 2 Ekim 2009. Hurst, Will, 2010, “Pawson triumphs as Design Museum winner”, Building Design, 4 Haziran 2010. Hopkrik, Elizabeth; Rogers, David, 2014, “RMJM founders ‘spinning in their graves’”, Building Design, 21 Eylül 2014.

2. Terence Conran, Londra’nın bir tasarım başkentine dönüşmesi gerektiğine inanıyordu. Stephan Bayley’in önerisiyle, endüstriyel tasarımın enstitüleşmesi yolunda bir adım atarak, birlikte Design Council’i kurdular. Öncelikle kamu ilgisini test etmek için, Boilerhouse Project sergi mekânını açtılar. Daha sonra kalıcı koleksiyon için yeni mekân arayışı, Butler’s Wharf’ın müzeye dönüştürülmesini sağladı.

3. Wilson, T., 2016, “Butler’s Wharf”, The Story of the Design Museum, Phaidon, s.33.

4. Yaratıcı kent / bölge genel ve özelleşmiş altyapı sistemleri ile yenilikçi ve dinamik endüstri çeşitlerini desteklemektedir. Yaratıcı kent, çevresi ve altyapısıyla, farklı katmanlar sunmakta, insanlara yeni fikirlerini geliştirmek için olanaklar yaratmakta ve bunlara dayanan projelerin gerçekleştirilmesini olanaklı kılmaktadır. Richard Florida, yaratıcılığın, sadece teknik buluşlar ve bilgi ile ilgili olmadığını vurgular. Teknolojik, ekonomik ve kültürel yaratıcılık, çok boyutlu ve iç içe geçmiş bir örüntüyle kurulur. Konuyla ilgili yayınların 2000’li yılların başında çoğaldığını söyleyebiliriz. Landry, C., 2000, The Creative City, Earthscan Publications, Londra. Florida, Richard; Tinagli, Irene, 2004, Europe in the Creative Age, Demos. Florida, Richard, 2005, Cities and the Creative Class, Routledge.

5. Haus der Kulturen der Welt (Dünya Kültürleri Evi) Berlin, Almanya'nın Avrupa dışı güzel sanatlar için milli merkezi olan bir kuruluştur. Bu merkez eskiden konferans merkezi olan Kongresshalle olarak bilinmekteydi ve 1957de “Interbau” sergisi sırasında Amerikan mimar “Hugh Stubbins Jr.” tarafından tasarlanmış ABD’nin Almanya'ya bir bağışı olarak yapılmıştı. 1980’de bu binanın çatısı çökmüş, 1987’de “Berlin'in 750. yılı” için eski şekliyle yeniden yapılmıştır.

6. Brawne, Michael, 1963, “Criticism: Commonwealth Institute Building, South Kensington”, Architectural Review, Nisan, ss.260-266.

7. İmparatorluk Enstitüsü olarak, endüstriyel istihbarat toplama ve yayma dahil; teknik ve ticari eğitimin teşvik edilmesi ve kolonizasyonun ilerletilmesi amacıyla 1888 yılında kurulmasının ardından, adı 1958 yılında değiştirildi. Ticari istihbarat departmanı ve kolonilerdeki doğal ürünlerin ve kaynakların endüstriyel ve ticari gelişimini destekleyen bilimsel ve uygulamalı araştırma departmanı vardı. Çeşitli ülkelerin endüstriyel ve ticari ürünlerini ve gelişimini sergileyecek koleksiyonlara evsahipliği yapması beklenen enstitü, South Kensington’da Rönesans stili büyük bir yapıda faaliyet gösteriyordu. Bu büyük yapının bakım ve kullanım maliyetleri, enstitünün gelirleri ile denk olmayınca, çeşitli itirazlar yükseldi, Imperial Collage üniversite yapılarının genişlemesi için Enstitü’nün bazı yapıları ve arsaları devredildi. Craggs, Ruth, 2013, “The Commonwealth Institute and the Commonwealth Arts Festival: Architecture, Performance and Multiculturalism in Late-Imperial London”, The London Journal, cilt:36, sayı:3, ss.247-268, Routledge.

8. Toplam taban alanı 132.000 m² olan binadaki bölümler şu şekilde idi: Sergi Salonu 12.300 m²; Yönetim bloğu 47.500 m²; Sanat galerisi ve yardımcı odalar 5000 m²; sinema, sahne ve soyunma odaları 6000m²; bodrum atölyeleri ve depolar 13.500 m².

9. Zarif ince kabuk yapılarıyla, Felix Candela, 1950’lerde Avrupa’da biliniyordu. Hiperbolik paraboloit haricinde tüm yüzeylerden vazgeçmişti. Kolayca hesaplanabilen tek bileşik yüzey olan hiperbolik paraboloitin kabuktaki yükleri analiz edilebilir; yapısal davranışı bu nedenle öngörülebilirdi: “Bu onun biçiminin güzelliğinden çok kullanımına gerçek bir gerekçeydi” Evans, Robin, 2000, The Projective Cast: Architecture and Its Three Geometries, MIT Press, s.312.

10. Craggs, 2013.

11. Enstitü, İmparatorluk Enstitüsünün açılışından bu dönemde edindiği çok sayıda etnografik obje ve bir sanat koleksiyonu düzenledi. Bunlar 1958’den 2003 yılına kadar mevzuat uyarınca sorumlu Bakan’ın kontrolü altındaydı. 2003 yılında mevzuatın yürürlükten kaldırılmasının ardından bazı sergiler üye ülkelere geri döndü. Koleksiyonun ana alanlarından kalan yaklaşık 11.810 nesne (ve ikincil alanlardan 25.000’den fazla ürün), Bristol Şehir Müzesi’nde güven altına alındı. Temmuz 2004'te, Konferans ve Etkinlik Merkezi kapandı.

12. Bina, İmparatorluk’tan, Commonwealth’e geçişi temsil eden bir mekân olması, savaş sonrası yapısı olması ve özgün çatısı nedeniyle, Heritage English tarafından “Grade II” olarak 1998 yılında listelendi. 1998 yılında peyzaj tasarımı, tarihî park ve bahçeler siciline kayıt edildi. 22 Temmuz 2005’te yapının listeden düşürülmesi için yapılan teklif reddedilmesinin ardından yapı Nisan 2007’de gayrimenkul geliştirme şirketi Chelsfield Partners tarafından satın alındı. Ağustos 2007’de yerel konsey tarafından yayımlanan kısa planlama metninde, binanın ana yapısının, tercihen temel bileşenleri korunarak sanat galerisi veya benzeri bir işlev kazandırılması ve bahçelerin Holland Park’la daha fazla bütünleşmesi için çağrıda bulunuldu. Nisan 2009’da Kensington ve Chelsea Belediyesi’ne planlama izni verildi. Yeni düzenlemelerle, eski yönetim kanadının yerini alan altı ila dokuz katlı üç konutun inşası, ana yapının iç kısmında büyük ölçekli iç mekân değişiklikleri yapılmasını ve Tasarım Müzesi tarafından kullanılmasını sağladı. Yerel sakinlerin olduğu kadar sivil toplum örgütlerinin de eleştirilerinden sonra, hem yeni binaların yerel sokak manzarasına hem de Holland Park’ın silüetine olan etkileri ve mevcut yapının içteki tadilatlarının büyüklüğü ile ilgili revize planlar Ağustos 2009’da konseye sunuldu. Gözden geçirilmiş öneri 25 Eylül 2009 tarihinde konsey, 17 Eylül 2009 tarihinde English Heritage tarafından, “exceptional case” olması gerekçesiyle onaylandı. (Castella, 2009, s.5) Twentieth Century Society direktörü kararı “saçma olacak kadar gülünç” olarak tanımladı.

13. Yarışmaya katılan diğer mimarlar, David Chipperfield, Tony Fretton, Stanton Williams, Caruso St John, Haworth Tompkins ve Claus en Kaan.

14. Pearman, Hugh, 2016, “Profit and loss”, www.ribaj.com/buildings/profit-and-loss, 22 Kasım 2016.

15. Dominic Cole, “Sylvia Crowe's Lost Garden”, London Parks & Gardens Trust, www.londongardenstrust.org/features/Commonwealth.htm [Erişim: 10.10.2016]

 

Bu icerik 868 defa görüntülenmiştir.