MİMARLIK
393
OCAK-ŞUBAT 2017
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Habitat III’ün Ardından
    Ayşe Ege Yıldırım, Dr., Şehir Plancısı-Koruma Uzmanı, ICOMOS BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Temsilcisi

  • Bir Mülteci Kampı ‘Ethos’u Üzerine
    Ömer Faruk Günenç, Arş. Gör., Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Sıtkı Karadeniz, Yrd. Doç. Dr., Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

Habitat III’ün Ardından

Ayşe Ege Yıldırım, Dr., Şehir Plancısı-Koruma Uzmanı, ICOMOS BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Temsilcisi

Yirmi yıl aradan sonra gerçekleşen Habitat III’e Türkiye’den katılımın kamu ağırlıklı kalması, ulusal raporun katılımcılıktan uzak bir şekilde Bakanlık eliyle hazırlanmış olmasının sonuç ürünü olarak karşımızda duruyor. Yapılan tartışmaları yerinde takip eden yazar, atılacak adımların “uzmanların ‘akıl hocalığı’ yapmasına kızan ve hizmet çabalarının takdir edilmediğini düşünen devlet bürokratları ile güçsüz, çaresiz ve yalnız bırakıldığını hissettikçe, olumsuz eleştirmeye ayarlı hale gelen sivil toplum arasındaki gerilim”in çözülmesi ile başarıya ulaşacağını belirtiyor.

Birleşmiş Milletler’in 1976’dan bu yana 20 yılda bir düzenlediği, Konut ve Sürdürülebilir İnsan Yerleşimleri (Habitat) zirvelerinin üçüncüsü, Ekvador’un başkenti Quito kentinde 17-20 Ekim 2016 tarihleri arasında yapıldı. Habitat III, Türkiye’deki kentleşme ve çevre ile ilgilenen kesimlerin, Habitat II’nin 1996’da İstanbul’da yapılmış olmasından da kaynaklandığını söyleyebileceğimiz özel bir ilgiyle, uzaktan ya da yakından izlemeye çalıştığı bir süreç oldu.

Bu dönemin, 2000 yılı “Milenyum Gündemi” gibi, kendine özgü bir başka dönüm noktası olmasına neden olan olay, 2015’te Binyıl Kalkınma Hedeflerinin (Millennium Development Goals / MDGs) süresi dolunca bunları yenileyen, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin (SKH) (Sustainable Development Goals / SDGs / #GlobalGoals) BM Genel Kurulu tarafından “Dünyamızı Değiştirmek: Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi” (Transforming Our World: the 2030 Agenda for Sustainable Development) kapsamında kabul edilmesi oldu. 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi (Post-2015 Development Agenda) temelini oluşturan 17 SKH arasında yer alan, 11 no.lu, “şehirlerin ve insan yerleşimlerinin kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir kılınması” hakkındaki “Kentsel Hedef”, BM-Habitat Programı’nın da doğrudan faaliyet alanına girmekte. Habitat III sonunda kabul edilen ve Gündem 2030 ile ilişkisinin niteliği de epey tartışmalar sonunda kesinleştirilebilmiş olan “Yeni Kentsel Gündem (YKG) (New Urban Agenda) ile BM-Habitat, sürdürülebilir kentsel gelişme amacına küresel düzeydeki bağlılığı tazelemiştir. 175 paragraftan oluşan YKG, nihayetinde Gündem 2030’dan görece bağımsız durmakta, ancak Gündem 2030 ve SKH’lerinden Quito Bildirgesi’nde bir düzine kadar yerde bahsederek organik bağlar da kurmakta. BM’nin hem SKH’lerine hem de YKG’e ilişkin önümüzdeki ilk önemli durum değerlendirme toplantılarının New York’ta 2018 Temmuz ayında, yani aynı zaman ve mekân çerçevesinde yapılacak olması da bu bağların yakınlığını göstermektedir.

KONFERANSIN YAPISI

Gündem 2030’dan Habitat gündemine yeniden odaklanacak olursak, zamanın ruhuna yaraşır şekilde, şık ve dinamik bir görsel kurumsal kimlik ve kapsamlı internet sitesi, mobil uygulamaları, binlerce canlı “tweet”, #habitat3 çıkışlı “hashtag”ler ve benzeri sosyal medya görünürlüğü ile, Quito şehir merkezindeki Casa de la Cultura Ecuatoriana “Benjamín Carrión” (CCE) kültür merkezi arazisinde kurulan, sıkı güvenlik geçişleriyle erişilen komplekste, devasa bir organizasyon olarak gerçekleşti. Habitat II’den bu yana artık BM sisteminde de yerleşmiş olan katılımcılık standartlarına uygun olarak, taraf devletlerin resmî temsilcilerinden oluşan ulusal delegasyonların katıldığı, birkaç devlet başkanının, Habitat Kurumu Başkanı Joan Clos’un ve Ban Ki Moon’un da katıldığı ana oturumların (plenary meetings) yanı sıra, aynı binanın çeşitli salonlarında eş zamanlı gerçekleşen 16 kategorideki yüzlerce yan etkinliğe sunucu ve dinleyici olarak katılan, Habitat ile ilgili her tür konuda aktif sivil, yarı-resmî veya resmî kurum ve yerel yönetim, kendi gündemlerini takip için oradaydı. Erişim kontrollü alanın dışında, CCE’nin çevresindeki ve Dünya Miras Alanı statülü Quito tarihî kent merkezindeki sokak, park, meydan ve benzeri kamusal alanlarda 51 farklı kültürel-kamusal etkinlik nitelikli projenin oluşturduğu “Habitat III Köyü” (Habitat III Village) ve yine kamuya açık, CCE’ye komşu bir adada kurulu, ülkelerin ve kurumların kendi profilleriyle veya sahiplendikleri kavram / tema / projelerle ‘görücüye çıktığı’ fuar (expo) da çok ziyaret edilen ve Habitat heyecanını Quito kenti geneline yayan unsurlar oldu.

Quito’da, resmî zirve öncesi başlayan ön toplantılar da dahil bir hafta boyunca ağırlanan yaklaşık 40.000 kişi, gelmiş geçmiş en kalabalık BM zirvelerinden birini oluştururken, ekonomisi görece mütevazı bir kentin kapasitesini zorlayan lojistik sıkıntılar yarattı. İnternete aşırı yüklenme nedeniyle yaşanan bağlantı sorunları, güvenlik kontrollerinde biriken katılımcıların oluşturduğu uzun sıralar nedeniyle kaçırılan sabah oturumları, ilk günlerde birçok şikayete neden olduktan sonra, ilerleyen günlerde daha iyi duruma getirildi. Önceden ayarlanmamış simültane tercüme hizmetleri için salon önlerinde pazarlık eden serbest girişimci tercümanlar, (biri tam da bizim heyetin sunum yapacağı etkinliğe denk gelen, fakat kısa süre sonra giderilen) elektrik kesintileri de anlayışla karşıladığımız başka bazı küçük sorunlardı.

Toplantının içeriğine baktığımızda ise, güncel Habitat sürecinin özünü oluşturan Yeni Kentsel Gündem - uzun adı ile ‘Herkes için Sürdürülebilir Kentler ve İnsan Yerleşimleri için Quito Bildirgesi’ (Quito Declaration on Sustainable Cities and Human Settlements for All) - gelişmelerin nabzını tuttuğu görülüyor. Eylül 2014’te New York’ta, Nisan 2015’te Nairobi’de ve Temmuz 2016 Surabaya’da (Endonezya) yapılan üç hazırlık toplantısında (PrepCom), taraf devletler, hükümetlerarası kuruluşlar (IGO), yerel yönetimler, ve Ortaklar Genel Kurulu (General Assembly of Partners / GAP) çatısı altında biraraya gelen sivil toplum ile devlet-dışı kuruluşlar arasında, özellikle “gelişmiş” ve “gelişmekte olan” ülkelerin görüş ayrılıklarına bağlı olarak gerçekleşen yoğun pazarlık, lobicilik ve geri bildirim faaliyetleri ardından, YKG son taslağına Eylül 2016’da ulaştı ve Habitat III sonucunda hemen hemen aynı şekilde kabul edildi.Yapılan değerlendirmelerdeki genel vurgular arasında, taraf devlet hükümetlerinin yanı sıra yerel yönetimlerin yükselmesi ve artık önplanda kalmayı talep etmesi dikkat çekiyor. Hepimizin hayatındaki önemini koruyan ‘sürdürülebilirlik’ kavramına eklenen, ‘kapsayıcılık’ (inclusivity) ve ‘dayanıklılık’ (resilience) temaları da dikkat çekiyor. Demokratik katılımcılık ile ilişkili olarak ele alabileceğimiz kapsayıcılık teması, cinsel kimlik (LGBT) haklarının daQuito Bildirgesi’nde yer alması aşamasına kadar geldi, ancak Beyaz Rusya’nın başını çektiği itirazlar sonucunda son anda bildirgeden çıkarılması, çok yankı bulan olaylardan oldu. Sonuç olarak, kentlerin sürdürülebilirliğinin sosyal, ekonomik ve çevresel yönlerden kapsamlıca ele alındığı, kent hakkı, kadın hakları, kentsel yoğunluk, kültür ve kültür mirası gibi vurguların yeni/ daha çok yapıldığı YKG’nin kabulü, dünya çapında bir iyimserlik dalgası yarattı. 2015 sonrası gündem gibi, bir de Quito sonrası gündemin geçerli olabilmesi için “uygulama” vurgusu, gerek YKG’nın “uygulama araçları” başlıklı bölümünde gerekse Quito Uygulama Planı denen esnek yapılanmada gözlenebiliyor; bu da SKH’ların uygulanması için yaratılmaya çalışılan farkındalık çabalarıyla örtüşüyor. Dünya nüfusunun yarıdan fazlasının kentlerde yaşamaya başladığı bu “kentsel yüzyıl”da, sürdürülebilirlik gündeminin en temel parçalarından birinin Habitat gündemi olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

HABİTAT III İLE KİŞİSEL BAĞIM

1996’da ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama 3. sınıf öğrencisiyken, Habitat II öncesinde memleketteki meslek çevremizde hazırlık çalışmalarının ve beklentilerin yoğun olduğunu hatırlıyorum; özellikle resmî konferansın yanında yapılacak STK Forumu’na katılmayı merakla beklerken, bir stüdyo jürimizin o tarihlere denk geldiğini farkederek katılamamanın hüsranını yaşadık.

Yine de toplantıya varan sürece yakından tanıklık etmiş olarak, Habitat II döneminden heyecanlı ve iyi anılarımın kaldığını söyleyebilirim. TOKİ Başkanı Yiğit Gülöksüz hoca ile basında yer alan söyleşilerde tanıştığımız, “yaşanabilirlik”, “hakçalık”, “kolaylaştırıcılık”, “yönetişim” gibi kavramlar hayatımıza girdi, Rio’nun getirdiği “sürdürülebilirlik”in yanı sıra. “Barınma hakkı”da temel bir konuydu. Sonra 2000’lerin başında, Şehir Plancıları Odası’ndan Gülten Kubin’in ricası üzerine MDG’leri Türkçe’ye çevirmiştim. 2006 yılında New York’taki Pratt Institute’ta araştırmacı olarak geçirdiğim yılda takip ettiğim bir “konut ve gayrımenkul” dersinde hoca “konut”un anlamlarını çıkarırken tahtada başladığı listenin en başına “shelter” (barınma) sözcüğünü yazdırmayı başarıp sevinmiştim, konut deyince aklımıza hemen, otomatik olarak bu sözcüğün gelmesi, Habitat II yıllarından bize içselleşmiş bir kazanım olmuştu sanırım. 2010 yılında ise Nairobi’de yapılan Uluslararası Şehir ve Bölge Plancıları Birliği (ISOCARP) yıllık konferansı kapsamında, BM’nin ana organlarından merkez üssü “Küresel Güneyde” (bir Afrika ülkesinde) bulunan tek örnek olarak Habitat binasında bir oturuma katılmak, benim için mesleki bir “hac” gibiydi.

Yanı başımızdaki BM kent zirvesine gidemeyince, içimde ukte kalan bu işi bir sonraki Habitat’ta çözeceğime dair yirmi yıldır duran ufak bir inat varmış, ki geçen sene, şu sıralar içinde faal olarak bulunduğum Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nden (ICOMOS) Amerikalı meslektaşım Andrew Potts vesilesiyle Habitat III hazırlıklarına büyük bir hevesle katılırken buldum kendimi. ICOMOS heyeti olarak bizim Habitat III’teki misyonumuz kültür mirası idi; Andrew PrepCom’lar sırasında YKG’de kültür mirasının güçlü bir şekilde ifade bulması için uğraşmış, Habitat III’te de sıkı bir ICOMOS ekibinin katılımını, iki panel, bir fuar standı ve tarihî kentsel peyzaj alıştırması içeren “Vive Alameda” adlı bir Habitat Village projesinden oluşan yan etkinliklerimiz aracılığıyla sağlamıştı. ICOMOS üyelerimizden Almanya, Bulgaristan, İsveç ve Kanadalı arkadaşlar kendi ülkelerinin resmî ulusal delegasyonlarına üye olabilmişti ve ana oturuma katılabildiler. Habitat III’teki yüzlerce coşkulu ve kararlı STK gibi biz de “networking”, “tweet” atma, kahve aralarında koordinasyon toplantıları, konumuzla doğrudan ya da dolaylı ilgisi olan başka etkinliklere gitme gibi koşturmacalara giriştik. Bu etkinliklerden ilginç bir tanesi kent hakkı üzerine idi ve genç kadın konuşmacı ile bir seyircinin soru-cevap konuşmasında, “Yeni Kentsel Gündem neo-liberalizmle savaşıyor mu?” sorusu soruldu… Cevabı bulmaktan ziyade, soruyu ortaya yuvarlamak bile kendi içinde anlamlı bir hareketti.

Şimdi Andrew’un iki yıl boyunca yürüttüğü, ICOMOS’un BM SKH Temsilciliği görevini bana devretmiş olması ile, SKH’lar ile birlikte Habitat gündemini de “yerelleştirme”, uygulama ve izleme açısından takip etmeye devam etmem gerekiyor. Yine geçtiğimiz iki yıl içinde, Aydan Erim, İlhan Tekeli ve Ruşen Keleş hocalarımızın Habitat III öncesi yazdıkları yazılar dizisine eklemlenecek böyle bir metni kaleme almam istenilince mutlu oldum; bir yandan da şehircilik meselelerine politik, ekonomik, hukuki, sosyolojik ve benzeri yönlerden hakim birçok meslektaşımız varken, meslek çevremizden Habitat III’e gitmiş çok az sayıdaki kişiden biri olarak bu görevi eksiğiyle gediğiyle de olsa yerine getirmek bana düşmüş oldu.

TÜRKİYE’NİN HABİTAT III’TEKİ KONUMU

Türkiye’nin Habitat III Ulusal Raporu hakkında İlhan Tekeli ve Ruşen Keleş tarafından yapılan değerlendirmeler, bilmemiz gereken bütün esas noktalara değinmişti. Özellikle Habitat II raporunun çok daha geniş ve sivil katılımlı bir hazırlık sürecinden geçmiş olması açısından, aradan geçen yirmi yılda sanki bir geriye gidiş yaşandığını burada da ifade edebiliriz. Üstelik, Habitat III raporunun sonunda, raporu hazırlayan kurumlar listesinde gördüğüm, kendi meslek odam olan Şehir Plancıları Odası’ndaki arkadaşların dediğine göre, Oda’nın aslında hiç görüş bildirme fırsatı olmamış. Nitekim, rapordaki kamu ağırlıklı temsiliyet, konferansa katılıma da yansımıştı. Türkiye’den katılan heyetler, bildiğimiz kadarıyla Dışişleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Toplu Konut İdaresi (TOKİ), ve Dicle-Oran-Serdar Kalkınma Ajanslarından (DİKA-ORAN-SERKA), ayrıca Konya Büyükşehir’in dahil olduğu birkaç belediye heyetinden oluşuyordu. Düşük gelirli vatandaşlar için konut amaçlı kentsel dönüşüm modelini sunan TOKİ ile kültürel miras projelerini sunan kalkınma ajanslarının etkinliklerine katılma ve Türkiye’nin fuardaki ülke standını görme şansım oldu.

TOKİ etkinliğinde, Habitat II zamanına dayanan bazı konut ve kentleşme ilkelerinden bahseden, yöresel stilleri referans alan yatay mimari yaklaşımlarını anlatan sunum, beklediğimden daha iyiydi; soru-cevap kısmında şahsen sorduğum yerel halkın ihtiyaç analizi ve iletişim stratejisi ile ilgili soruyu terslemeyen, tüm süreci vatandaşla birlikte yaşadıklarını anlatan bir yanıt aldım. Türkiye’de kentsel dönüşüm adı altında yapılan uygulamaların çok fazla sorgulanır yanı olduğunu meslek çevrelerimizde tartışıyor olsak da bu eleştirilere Habitat III platformunda çok fazla değinilebileceğini beklemiyordum. Kalkınma Ajansları sunumunda, seyircilere “Savaş Aracı olarak Zorla Evden Çıkarmalar ve Kentsel Dönüşüm: Diyarbakır Örneği” başlıklı bir rapor ‘korsan’ olarak dağıtıldı, ancak bu eylem belli belirsiz bir şekilde gerçekleşti. Türkiye’den hükümet dışı kurum olarak, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserlik daveti ile Habitat International Coalition (HIC) adına gidecek olup lojistik nedenlerle gidemeyen iki meslektaşımız, Yuva Derneği adına özellikle iklim değişikliği ve mülteciler konularını izlemek üzere katılan bir temsilci bir yana, bir tek benim (Türkiye’de kültürel miras yönetimi ve sürdürülebilir turizm ile ilgili proje örnekleri sunarak) temsil ettiğim ICOMOS Türkiye’nin katıldığını söyleyebilirim.

Fuardaki Türkiye standına gelecek olursak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ’nin kentsel dönüşüm ve konut projelerine ait dev maketleri ile hakimiyet kurduğu oldukça büyük bir alandı. Aynı anda birkaç kurumun birlikte yer aldığı standda, AFAD dahil her kurumun faaliyetini tanıtan çeşitli broşür ve kitapçıklar bulunuyordu. Özellikle Avrupa ve Uzakdoğu’dan bazı ülkelerin “akıllı büyüme” temalı, kuramsal derinliği olan araştırma sergileri veya enteraktif-eğlenceli-davetkar nitelikli bilim projelerinin demolarını içeren standartlarındaki incelikleri görünce, özellikle Afrika-Orta Doğu kökenli ziyaretçilerin etkileyici bulup bol fotoğraf çektikleri maketlerimizin aslında ne kadar klasik, en son düşünce akımlarının getirdiği yeniliklere ve yaratıcı dokunuşlara uzak kalmış olduğunu düşünmeden edemedim.

Başka bir salonda ekrandan izleyebildiğimiz ana oturumlarda, Türkiye delegasyonunun da sürdürülebilir kentsel gelişme ilkesine bağlılıklarını ve bu konuda önemli adımlar attıklarını ifade eden beyanlar verdiğini izledik. Bir yandan Türk heyetlerinin üyeleriyle belirli sohbetler ve paylaşımlarda bulunarak dayanışma hissi, diğer yandan da ‘milli resmî söylemin’ gerçekleri ne kadar yansıttığıyla ilgili soru işaretleri arasında gidip gelen bir ruh hali içinde bulabiliyordu insan kendini. Habitat III gibi zeminlerde, iddialı, başarı tablosu çizen resmî söylemler ile buna zıt, felaket tablosu çizen alternatif söylemler arasında kalıyoruz. ‘Uzman’ların ‘akıl hocalığı’ yapmalarına kızan, yanlış anlaşıldığını ve hizmet çabalarının takdir edilmediğini düşünen devlet bürokratları ile güçsüz, çaresiz ve yalnız bırakıldığını hissettikçe, olumsuz eleştirmeye ayarlı hale gelen, proaktif ve yaratıcı çözüm aramayı unutan bir sivil toplum arasında bir gerilim. Ancak umutlarımızı bu gerilimlere yenik düşürmeden, her sektörden, kesimden paydaşlar olarak birbirimize bir şekilde muhtaç olduğumuzu hatırlayıp, ortak noktaları yakalayabildiğimiz zeminlerin, projelerin peşinden giderek diyalog ortamlarını geliştirebileceğimize inanmakta ısrar ediyorum.

Türkiye’deki dertlerimizden tekrar küresel düzeye çıkarak bitirecek olursak, Gündem 2030’un ve Habitat’ın sürdürülebilir, barışçıl, güvenli, kapsayıcı, dayanıklı bir dünya hedefleri yolunda ne kadar ilerleme kaydedilmesi umulur? ‘Sıfırdan büyük’ olan herhangi bir adımı takdir ve teşvikle karşılayıp, Yeni Kentsel Gündemi de doğru yönde yürümemize yardımcı olan bir referans, hiçbir zaman tam ulaşamasak da önümüzü aydınlatan bir kuzey yıldızı olarak saklamalıyız.

KAYNAKLAR

Citiscope, “So, what’s new in the final draft New Urban Agenda?”, citiscope.org/habitatIII/news/2016/09/so-whats-new-final-draft-new-urban-agenda [Erişim: 14.09.2016]

Colau, Ada, After Habitat III: a stronger urban future must be based on the right to the city, www.theguardian.com/cities/2016/oct/20/habitat-3-right-city-concrete-policies-ada-colau [Erişim: 20.10.2016]

Erim, Aydan, 2014, “Habitat III Yolda. Biz Neredeyiz?”, Mimarlık, sayı:380.

Keleş, Ruşen; Tekeli, İlhan, 2015, “Katılımcılık ve Gerçekçilik Sorgulamaları Arasında Habitat III Türkiye Raporu”, Mimarlık, sayı:383.

UN-Habitat Habitat III Resmi Websitesi, habitat3.org [Erişim: 20.10.2016]

UNDP Türkiye, Yeni Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi,  www.tr.undp.org/content/turkey/tr/home/post-2015.html [Erişim: 20.10.2016]

Bu icerik 553 defa görüntülenmiştir.