MİMARLIK
393
OCAK-ŞUBAT 2017
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Habitat III’ün Ardından
    Ayşe Ege Yıldırım, Dr., Şehir Plancısı-Koruma Uzmanı, ICOMOS BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Temsilcisi

  • Bir Mülteci Kampı ‘Ethos’u Üzerine
    Ömer Faruk Günenç, Arş. Gör., Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Sıtkı Karadeniz, Yrd. Doç. Dr., Mardin Artuklu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

İklim Değişikliği ile Mücadelede Geri Dönüş Yok

Arif Cem Gündoğan, ODTÜ Yer Sistem Bilimi doktora öğrencisi
Ethemcan Turhan, Dr., Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikaları Merkezi

Fas’ın Marakeş kentinde gerçekleştirilen iklim zirvesi, ilk haftasına denk düşen ABD seçimlerinden çok fazla etkilenmeden sona erdi. İlerleme sınırlı oldu, koridorlar heyecansızdı ancak mesaj netti: İklim değişikliği ile mücadelede artık geri dönüş yok. Zamanlama ve iddia seviyesi ise bundan sonra belirleyici olacak.

7 Kasım’da Fas’ın Marakeş şehrinde başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamındaki 22. Taraflar Konferansı (COP22) 18 Kasım’da sona erdi. Zirvenin ana gündemi bir yandan geçtiğimiz 4 Kasım’da resmen yürürlüğe giren Paris Anlaşması’nın detaylarını müzakere etmek, diğer yandan da aciliyeti artan iklim krizine en hızlı biçimde küresel bir yanıt oluşturmak oldu.

İnşaatın kabası geçtiğimiz 2015 yılı Aralık ayında Paris’teki zirvede tamamlanmış, Kyoto Protokolü’nü devreden kaldıran Paris Anlaşması metni 22 Nisan’da imzaya açılmıştı. Küresel seragazı salımlarının en az % 55’ini oluşturan en az 55 ülkenin anlaşmayı parlamentolarında onaylamasının ardından resmen yürürlüğe giren ve iklim krizi ile mücadelede küresel rejimi belirleyecek olan bu anlaşmanın uygulama esasları COP22’de tartışıldı. 15 Aralık itibariyle BMİDÇS’ye taraf olan 197 ülkeden Paris Anlaşması’nı onaylayan ülke sayısı 116 oldu. Dünya küresel iklim krizine cevap bulmak için tüm yetersizliğine rağmen bu önemli anlaşmayı onaylarken, Türkiye ise şu ana kadar anlaşmaya taraf olmak konusunda bir irade göstermiş değil.

En başta ABD seçim sonuçlarının ve iklim değişikliğine inanmadığını söyleyen, kömür hayranı Trump’ın galibiyetinin Fas’taki zirvedeki ilk haftayı domine ettiğini söylemek mümkün. Trump’ın kampanya sürecindeki Paris Anlaşması’ndan derhal çıkma ve iklim finansmanına sağlanan tüm kaynakları iptal etme vaatleri ne derece gerçekleşebilir bilemiyoruz, ancak zirvedeki ABD delegasyonunu seçim sonrasında iklim değişikliği ile mücadelede devamlılık sağlanacağına vurgu yapmaya devam ediyor. Bu yazının yazıldığı saatlerde ABD’nin Paris Anlaşması kapsamında taraf devletlerin yükümlülüklerden birisi olan uzun dönemli azaltım hedefi ve yol haritasını sunan ilk ülke olduğunu belirtmekte fayda var. ABD bu plana göre 2050 yılında seragazı salımlarını 2005 yılı seviyesine göre en az % 80 oranında azaltmış olacak. Bu karbonsuzlaşma hedefinin altını çizer biçimde çarşamba günü zirveye katılan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise iklim değişikliğiyle mücadelede özellikle Beyaz Saray’ı terk etmesine sayılı gün kalan Obama yönetiminin Çin’le iklim uzlaşmasının da etkisiyle “dünyanın temiz enerji için geri dönülemez bir rotaya girdiğini” belirtti.

Birleşmiş Milletler tarihinde en hızlı devreye giren anlaşmalardan birisi olan Paris Anlaşması’nın kabul edilmesi diplomatik bir başarıydı. Ancak anlaşmanın içinde yazanları uygulamak her şeyden daha önemli. Tam da bu sebeple bu zirve, bir eylem zirvesi olarak tanıtıldı. COP22’de tartışmanın ekseninde anlaşmanın uygulama kurallarının 2018’e kadar hazır hale getirmek için bir yol planı oluşturulması; iklim finansmanı konusunda ülkelere düşen sorumluluklar ve vaat edilen kaynak havuzunun hedeflenen seviyeye (2020 itibari ile yılda 100 milyar dolar) nasıl getirilebileceği; iklim krizi ile mücadelede şu an için oldukça yetersiz gözüken ulusal katkıların daha iddialı hale getirilmesi için süreçler gibi konular var. Trump’a rağmen zirvedeki motivasyon korunsa da dünyayı yüzyılın sonuna kadar 2 dereceden fazla ısınmaya maruz bırakmayı engellemek adına müzakerelerdeki ilerlemenin sınırlı kaldığını söylemeliyiz.

Başa sararsak, Marakeş’teki zirvenin ilk gününe damga vuran tartışma Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu üzerinden iklim finansmanına erişim talebiydi.(1) Hatırlanacağı üzere, Türkiye’nin BMİDÇS ve Paris Anlaşması kapsamında gelişmekte olan ülkelere sağlanan bu finansman kaynağına erişim şansı bulunmuyor. Öte yandan farklı kaynaklardan ikili ve çok taraflı iklim finansmanına erişimi olan Türkiye’nin hem seragazı salım profili, hem kalkınmışlık düzeyi, hem de iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kalma düzeyi Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanmakta olan Bangladeş, Malavi, Pakistan ve Nijerya gibi ülkelere bakılınca oldukça farklı. Bunlar göz önüne alındığında Türkiye’nin finansman talebinin olumlu karşılanması oldukça zor olacak. Hele ki Paris Anlaşması’nı imzalamayı para şartına bağladığı emareleri gösterirken…

Zirvenin ikinci haftasında başlayan üst-düzey segmentte ise Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki tarafından temsil edilen Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu’na erişim talebine olumlu bir yanıt almazsa Paris Anlaşması’nı onay için TBMM’ye getirmesinin tehlikeye girebileceği dillendiriliyor. İklim değişikliği ile mücadele performansı pek çok analize göre yetersiz bulunan Türkiye’nin iklim politikasında vites artırmanın ekonomik, sosyal ve çevresel faydalarını diğer ülkeler kadar göremediğini söyleyebiliriz. Düşük karbon ekonomisine geçişte geri dönüşün artık mümkün olmadığı bir dünyada kendisine ittifaklar aramak yerine anlaşmayı onaylamama üzerinden oyun kuran Türkiye’nin ‘değerli yalnızlığı’ yeni iklim rejiminde yalnızca kendisinin kaybedeceği bir sonuçla karşılaşmaması için enerji, iklim ve kalkınma politikalarını Paris sonrası yeni dünya düzenine göre oluşturması yalnızca faydalı değil, kaçınılmaz bir gereklilik. Bu onayı geciktirmenin sosyal, ekonomik ve çevresel maliyetleri kadar, yalnızlaşan bir Türkiye için diplomatik maliyetlerini de düşünmek zorundayız.

Paris Anlaşması’nın uygulamaya konması için detaylar tartışılmaya devam edilirken anlaşmanın tek başına iklim krizine etkili bir yanıt olmayacağı Fas’taki zirvede sıkça yinelenen bir mesajdı. Küresel Karbon Projesi’nin yıllık analizi gibi güçlü bilimsel bulgular, ulusal katkılarla küresel sıcaklık artışını yüzyıl sonunda kadar 2oC’nin oldukça altında sabitleyebilmek için devletlerin çok daha fazla ve hızlı hareket etmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu da 2020-2030 arasında küresel seragazı salımlarının net olarak zirve yapmasını gerektiriyor. Türkiye hızlı, adil, sürdürülebilir ve gerçekçi bir karbonsuzlaşma yolunda her geciktirdiği dakikayla dünyayla arasına mesafe koyuyor. Küresel salımların % 1,24’üne sebep olan ve seragazı salım oranı en hızlı biçimde artan Türkiye’nin artık en az kirleten ülkelerden olduğu argümanını bir kenara koyup somut olarak işe koyulması gerekiyor.

NOTLAR

1. Zirve boyunca her gün yayımlanan bültende Türkiye’nin fon talebinin ardından hazırlanan habere ulaşmak için: “İklim değişikliği zirvelerinde “Türkiye’nin yılı””, yesilgazete.org/blog/2016/11/08/iklim-degisikligi-zirvelerinde-turkiyenin-yili [Erişim: 10.12.2016]

Bu icerik 261 defa görüntülenmiştir.