MİMARLIK
388
MART-NİSAN 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
SAYISAL TASARIM

Sınırlanmıştan Sınıra: Sınırdan Arayüze: Sayısaldan Fiziksele

Semra Arslan Selçuk , Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Arzu Gönenç Sorguç, Doç. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

Hesaplamalı tasarım / üretim teknolojilerinin tasarım süreçlerine girmesiyle daha önce kısıt olarak görülen kavramların nasıl farklı anlamlar kazandığına odaklanan makale, sınırın ne olduğu ve ne zaman bir mimari elemana dönüşerek mimari yaratma eyleminin tetikleyicisi olduğu sorusunu irdeliyor. Yazarlar, sınır / sınırsızlık / arayüz kavramlarının hem sayısal hem de fiziksel ortamda yeni formlarla deneyimlendiğini belirtiyor.

SINIR KAVRAMI VE MİMARİ SINIRLAR

“...Sekiz kişi olacaklar. Onlara Nişan al! diye bağıracaklar ve bana çevrilmiş sekiz tüfek göreceğim. Duvarı yarıp içine girmeyi isterim diye düşünüyorum; olanca gücümle duvara sırtımla yaslanacağım ve duvar karşı koyacak. Tıpkı kâbus gibi. Bütün bunları düşlüyorum kafamda. Ah bir bilsen nasıl düşlediğimi…”

Jean Paul Sartre, Duvar Öyküler

İnsanoğlu evrenin sınırsızlığı karşısında sınırlarıyla var olur. Doğal çevresindeki sınırları deneyimleyerek korunma, güven içinde olma, mülkiyet edinme, sahiplenme, saklama, vb. içgüdülerle kendi sınırlarını yaratmaya ve mekân oluşturma eylemi ile de aslında kendini çevreden ayırmaya ve kendi çevresini yaratmaya başlar. Zaman içinde sınırı biçimlendirmeyi / dönüştürmeyi / yönetmeyi öğrenen insan sınırlarla birlikte oluşturduğu yapılı çevresi (built-environment) ve tüm bileşenleri ile (arkitektoniği, teknolojisi, formu, malzemesi, vb.) bir anlamda kendi kimliğini de inşa eder. Dolayısıyla sınır (boundary) iki boyutlu bir çizgiden çok daha fazlasıdır.

Mühendislik matematik gibi disiplinlere bakıldığında ise “sınır” kavramı, sınır koşulları (boundary conditions) ve kısıtlar (constraints) olmak üzere iki farklı biçimde karşımıza çıkmaktadır. Her iki durumda da sınır, çözüm arayışında erişilmesi gereken değerleri (optimum, minimum, maksimum vb.) ve / ya sınırda çözümün evrileceği durumu tariflemektedir. Bu bağlamda “sınır” genel algının dışında bir kısıttan çok, çözüm için belirlenen değerler dizini ve doğru çözüm için bir çözüm uzayının tanımlanması (solution space) olarak görülebilir.

MİMARİ BİR ELEMAN OLARAK SINIR

Sınır sözcüğü farklı disiplinlerde farklı anlamlar yüklenmekle birlikte, bu sözcüğün temel tanımında bir son, bir limit, bir çerçeve ya da ulaşılması gereken hedefler (objectives ve constraints) ve ya çözümle çözümsüz durum arasındaki arayüz (boundary) gibi kavramlar yer almaktadır. Kısıttan ulaşılması amaçlanan değerlere kadar geniş tanımı olan sınır ancak “bağlamla birlikte” tanımlanabilir.

Bu tanım disiplinlerin “sınır” kavramını her yeni durum ve her yeni problem için yeniden tanımlanmasını gerektirmekte ve çözüm arayışında yol gösteren bir olguya dönüşmektedir. Oysa mimarlık alanına bakıldığında sınır daha çok “ayırıcı” bir kavram olarak algılanmıştır. Günümüzde “sınır” olgusu yeniden ve her zamankinden daha yoğun biçimde bilişim teknolojileri, globalleşme, çevresel sorunlar ve bu sorunları sonucu doğal çevre ile yapılı çevre arasındaki uyum ve dengenin bozulması, sosyal ve politik dengesizlikler ve benzeri nedenlerle tartışılmaya başlanmıştır. Mimarlık alanı da değişen paradigmaların doğal bir aktörü olarak “sınır / arayüz” kavramını yeniden sorgulamalıdır.

Bu bağlamda günümüz koşullarında sınırın ne olduğu ve ne zaman bir mimari elemana dönüşerek mimari yaratma eyleminin tetikleyicisi olduğu sorusu anlamlı bir sorudur. Sınırın

sadece farklı ögeleri birbirinden ayıran çizgi ya da eleman olarak değil bir arayüz, biraraya getirici ve/ya hedefler dizini olması yapılı çevrenin yeniden kurgulanmasında farklı açılımları da beraberinde getirecektir.

Kuşkusuz bu yeni sorgulamada da sayısal teknolojilerin etkisi gözardı edilemez. Ancak bu sorgulamanın mümkün olabilmesi ve günümüzdeki dönüşümü anlamak için, tarih boyunca mimarlıktaki farklı “sınır” elemanlarını, özellikle de en temel sınır elemanı olan duvarlarla başlayarak incelemek anlamlıdır.

TEMEL BİR SINIR ELEMANI: DUVAR

Duvarlar, mimari eylemin en temel sınır elemanları olarak ilk zamanlardan beri kullanılagelmiştir. Düşeyliği, derinliği, yerden olan yüksekliği, geçirimsizliği ile “duvarlar” kendi ölçeklerini ve yarattıkları mekânı tanımlarken hem bir arayüz, hem de iç ve dış arasındaki sınır olarak bir “paradoks” yaratırlar.

Her türlü doğal ya da insan kaynaklı tehditlere karşı, korunma içgüdüsü ile kendi mekânını yaratma eylemi, zamanla kişisel sınırları, daha sonra topraklarının sınırlarını belirlemeye başlamış, sınır / duvar fiziksel olmaktan çıkıp aynı zamanda kültürler ve kimlikler arasında da oluşmaya başlamıştır. Bu bağlamda mimari eleman olarak duvarın “sınırlayıcı” özeliklerinin daha baskın biçimde karşımıza çıktığını söylemek mümkündür. Oysa duvar, sadece ayrıştıran, yönlendiren, ilişkilendiren ve organize eden bir eleman değil, aynı zamanda tasarımı fiziksel ortama aktaran güçlü bir ögedir.

Bireyler ve toplumların bir “sınır” olarak duvarlarla olan ilişkisi tarih boyunca pek çok ilginç örnekle sorgulanabilir. Duvar denildiğinde akla gelen imgeler genellikle yüksek, sürekli ve geçirgenliği olmayan sınırlardır. Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Çin Seddi, İngiltere-İskoçya arasında bulunan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Hadrian Duvarı, Almanya’nın iki farklı ülkeye bölünmesine neden olan Berlin Duvarı, Fas ile İspanya Özerk Bölgesi arasındaki duvar(1), ABD-Meksika sınırındaki duvar (2), Batı Şeria'daki adı “güvenlik seti” olan duvar(3), Keşmir’deki, Kıbrıs Türk Kesimi ile Rum Kesimi'ni ayıran duvar bunlardan bazılarıdır. Bunlar uzak / yakın tarihteki ne ilk ne de son duvarlardır. Burada sayılan örnekler sınırlayıcı / ayrıştırıcı olarak duvar kavramını açıklıkla ortaya koymakla beraber, bu duvarlarda yer alan süslemeler, freskler, küçük açıklıklar da bir anlamda "bütünleşme" çabasının da gizli dilini oluşturmuştur.

Tarihsel süreçte, 1982 yılında Pink Floyd’un “The Wall” Albümü ve aynı adlı filmi sadece metaforik bir film değil aynı zamanda albümü izleyen yıllarda olacakların da bir habercisi olarak değerlendirilebilir. 1980’lerin bir diğer önemi ise bilgisayarlarla birlikte başlayan ve bilişim teknolojilerinin de yaygınlaşmaya başladığı yeni çağın başlangıcı olmasıdır. Bu bağlamda soğuk savaşın bir ürünü olan Berlin Duvarı 20. yüzyılda ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Pek çok filme de konu olan Berlin Duvarı zaman içinde grafitiler ile sessiz bir başkaldırı ve protestonun ara yüzü ve 9 Kasım 1989 yılında yıkılışı ile birçokları için bir umut olmuştur. (Resim 1, 2)

Ancak günümüzdeki gelişmelere bakıldığında, bunun çok iyimser bir düşünce olduğunu zaman geçtikçe daha da iyi anlıyoruz. Duvarın sınırlandırıcılık, ayırıcılık ve kapatıcılık işlevleri 21. yüzyıl dünyasının özgürlük, küresellik, çok seslilik, bilgi çağı gerçeği vb. kavramlarıyla örtüşmese de toplumlar / ülkeler arasında bariyerler kurulmaya devam edildiğini görüyoruz. Bunun bir örneği artık sadece orta bölümü ayakta olan Hadrian Duvarı’nın medyaya sızan ve hangi ülkeden ve hangi mimar tarafından çizildiği bilinmeyen projesinde karşımıza çıkmaktadır.(4) 75 millik tüm sınırının yeniden inşası ve her 10 milde bir sınır görevlisinin gösterilmesi şaşırtıcıdır ya da Eric Owen Moss' un Meksika sınırı için tasarladığı ve "iki kültürün kaynaşmasını kutlamak”(5) olarak açıkladığı projesi hayli düşündürücüdür. Öte yandan, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25. yılında yapılan 8000 ışıklı enstalasyonun(6) ise, 12 kilometrelik duvarın yarattığı karanlık ve umutsuzluğa inat olduğu düşünülebilir. (Resim 3-6)

Tarih boyunca pek çok duvar yapılmış ve yıkılmıştır. Her yapım ya da yıkımda duvarlar önemli sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlerin de bir sembolü olmuş ve "duvar" her dönem yeni bir "kimlik" ile karşımıza çıkmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ağırlığını ve etkisini her geçen gün daha artıran sayısal teknolojiler ve bilişim ile birlikte tanık olduğumuz sosyal ve kültürel değişimler vatandaşlık (citizen) kavramına koşut yeni ağdaşlık (netizen) kavramı gündeme getirmiş, bilgi ve bilgiyi paylaşma sınırları yok ederken duvar/sınır kavramını da dönüştürmeye başlamıştır. 21. yüzyılın duvarları artık farklı ve yeni anlamlar yüklenmektedir.

21. YÜZYILDA SINIR KAVRAMI VE YENİ DUVARLAR

"...Seninle benim aramda bir duvar var. Seni görüyorum, seninle konuşuyorum, ama sen öte yandasın."

Jean Paul Sartre, Duvar Öyküler

Hesaplamalı tasarım ve üretim teknolojilerinin tasarım süreçlerine girmesi, tasarımla teknolojinin (bilişim teknolojileri, akıllı sistemler, yapay zeka gibi arayüzlerle) çok daha bütünleşerek biraraya gelmesi, tasarım pratiğinde de paradigmatik değişimlere yol açmıştır. “Formdan formasyona” olarak özetlenebilecek bu dönüşümle birlikte, salt karmaşık ve serbest formların deneyimlenmesi ve uygulanmasının ötesinde; tasarımın performansının da hesaplanabilmesi / deneyimlenmesi / optimizasyonu olası hale gelmiştir. Günümüzde performansa dayalı tasarım; form, fonksiyon malzeme ve çevrenin etkileşimi ile şekillenen, bir anlamda hibridleşen ve sayısal ile fiziksel sanal madde (digital immaterial) ile fiziksel madde arasında gidip gelen sürekli bir tasarlama eylemi/süreci olarak ifade edilebilir.

Bu bağlamda, tasarım süreçlerinin sayısal ortamı nasıl şekillendirdiği ve bu süreçlerin gerçek dünyaya nasıl tercüme edildiği, sayısal ortamda yapma eylemi (construction in digital medium), fiziksel ortamda inşa etme eylemleri (construction in physical medium) temel bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Sözkonusu tartışmada, tasarım problemine nasıl yaklaşılması gerektiği, hangi içsel dışsal kuvvetlerin, parametrelerin, değişkenlerin yer alması gerektiği, bir diğer söylemle, sayısal yapı malzemesi ve sonucunda süreç-modelin çok boyutluluğu (multi-dimensionality), tasarımda başarılması hedeflenen "ölçütler" ve "kısıtların" belirlenmesi gerekmektedir.(7) Tüm bu eylemlerin sonucunda elde edilen sayısal model sadece kendi kısıtlarının/hedeflerinin ve kısıt koşullarının tanımladığı,bir diğer deyişle tasarımcının belirlediği/tanımladığı bir çerçeve içinde, tasarım uzayında (design space) geliştirilecektir.

Örneğin, bir yanda yapısal yükü azaltmak amacıyla en hafif malzemeyle yapı sistemleri tasarlanırken (objective), öte yanda direngenliği yüksek yapı elemanları ile titreşim ve gürültüyü istenen düzeyde tutmak (constraint) aynı problem için hem kısıt hem de hedefleri tanımlamakta ve sayısal model bu iki durumu uzlaştıran çözümü aramanın aracı olmaktadır. Bu örnekte ve diğer pek çok hesaplamalı tasarım eyleminde görüldüğü gibi sayısal modeller,

sadece doğru biçimde tanımlanmış “sınırlar” olduğu zaman, bir süreci ve sürecin son ürünlerinin elde edilmesini sağlarlar.

Bu olgu hesaplamalı tasarım süreçleri ile birlikte sınır / kısıt / amaç arasında yeni bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Günümüzde hesaplamalı tasarım yaklaşımları ile birlikte karşımıza çıkan performatif mimarlık, üretken sistemler, etkileşimli mimarlık vb. pek çok yeni yaklaşımda da sınır kavramının nasıl dönüştüğü görülebilmektedir.

PERFORMANSIN MANİFESTOSU OLARAK DUVAR

Herhangi bir tasarım problemi başlangıçta eksik tanımlanmış ya da tanımlanmamış bir problem olup, tasarımda yer alması gereken bütün parametrelerin içsel ve dış kuvvetlerin, ulaşılması gereken hedeflerin ve problemi çerçeveleyen kısıtların da belirlenerek tanımlanmasını gerektirir. Kısıtın sözlük tanımı herhangi bir durum için "bir sınırlama, bir engelleme ya da bir darboğaz" anlamlarını taşır. Oysa matematikte "kısıt" en iyi / optimum çözüme ulaşmak için bir engelleme ya da bir sınırlama durumundan çok bu amaca ulaşmada kolaylaştırıcı bir rol oynar. Dolayısıyla, hesaplamalı tasarımda yapılması gereken tasarım eylemlerinden ilki, tasarım problemine ait kısıtların ve sınırların/çerçevenin tariflenmesidir.

Kısıtlar, tasarımda aşılması / ulaşılması ya da (aşılmaması / ulaşılmaması) gereken sınırlarolmasına rağmen ve bu bağlamda tasarım sürecinin şekillenmesinde pozitif anlamda belirleyici olmakta, sayısal ortamdan fiziksel ortama aktarıldıklarında ise gerçek anlamda sınırlayıcı / sınırbelirleyen ve farklı etkileşimlere olanak veren ana aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, aşırı ısınmayı kontrol edecek ve doğal aydınlatmayı en iyi şekilde sağlayacak bir cephe arayışında, tasarım probleminin kısıtları ve sınırları her iki durum için çözüm bulmayı ya da bu iki farklı beklentiyi uzlaştırmayı gerektirir. Sonuç olarak bir kısıt ya da bir sınır hesaplamalı tasarım sürecinde ulaşılması gereken "hedefler dizini", daha geniş anlamda tasarım sürecini belirleyen ana ögelerdir. Bu sürecin sonuç ürünü gerçek dünyada inşa edildiğinde, tasarım sürecinin ve sonuç ürün olan çok boyutlu hesaplamalı modelin bir manifestosu ve bir arayüzü olmaktadır. Al Bahr Kulesi bunun örneklerinden biridir.(8) (Resim 7-9)

        

ETKİLEŞİMLİ MİMARLIK ANLAYIŞI VE SAYDAMLAŞAN DUVARLAR

Bir yanda yeni duvarlar inşa edilirken, öte yanda hesaplamalı teknolojilerle birlikte mimarlık duvarları ve kabukları “saydamlaşmakta”, ayrıştırırken bütünleştirebilmekte, farklı yüzleri biraraya getirebilmektedir. Bu bağlamda “Sınır nedir ve ne zaman bir sınırlayıcıya dönüşür?” sorusu halen mimarlıkta tartışılması gereken bir konudur. Özellikle 1990’lardan bu yana karşımıza çıkan, etkileşimli yüzeyler, kinetik mimarlık, medya duvarları gibi (media walls) mimarlık örneklerine bakıldığında sözkonusu teknolojilerin kısıtları nasıl sınırlara dönüştürdüğü ve sınırla sınırlayıcı arasındaki ince çizgiyi nasıl birbirine yaklaştırdığı ya da bulanıklaştırdığını açıkça göstermektedir.

Bu dönüşümü farklı biçimlerde örnekleyebilecek pek çok tasarımı günümüz mimarlığında görmek mümkündür. Bu örneklerin sınıflandırılması detaylı bir taksonomik çalışmayı gerektirmekte ve başka bir çalışmanın konusu olmaktadır. Ancak genel anlamıyla bu örneklere bakıldığında, sınır / sınırlayıcı / arayüz dönüşümünün doğrudan izlenebildiği kinetik mimarlık, medya duvarları ve bu dönüşümü süreçlerine katmış üzeri örtülü örnekler olarak bir genelleme yapılabilir. İlk durum için akla ilk gelen örneklerden bazıları Kunst House Graz (Resim 10), Nox’un Etkileşimli Duvarı ile Su Pavyonu, Büyük Çin Medya Duvarı (Resim 11) ve Megafon Pavyonu’dur. (Resim 12) Kunst House içeri ve dışarı kavramını, içerde yer alan etkinlikleri paylaşarak biraraya getirmeye ve sınırı bulanıklaştırmaya başlarken, Su Pavyonu ve Etkileşimli Duvar, bireylerin doğrudan doğruya sınırlara müdahale edebilmesini, dönüştürmesini değiştirmesini örneklemektedir. GreenPix Medya Duvarı ise kendi enerjisini çevresel bileşenleri (güneşi) kullanarak üretip, kendini değişen çevresel koşullara adapte eden bir yapı ve aynı zamanda bilginin paylaşıldığı büyük bir medya duvarı olarak ta bireylerle farklı bir etkileşime girmektedir. Burada sınır / arayüz / kısıt / sınırlayıcı özelliklerinin tümü bulanıklaşmış yeni bir mimari öge gibi davranmaya başlamıştır. (Resim 10-12)

Performansa dayalı tasarım anlayışının ön plana çıktığı diğer bir grup örneğe bakıldığında ise hesaplamalı tasarım süreç ve teknolojilerinin belirleyici olduğu ve sınır / sınırlayıcı / arayüz kavramlarının yapının performansı ile birlikte formdan malzemeye, yapısal sistemden enerji kullanımına vb. tüm özelliklerini belirlediği görülmektedir. Swiss reTower bu sürecin nasıl ilerlediğini gösteren ilk örneklerden biri olarak kabul edilebilir. (Resim 13)

Performansa dayalı mimarlığın bir diğer etkisi de, “sürdürülebilir mimarlık” yaklaşımlarının yaşama geçirilmesinde karşımıza çıkmaktadır. Hesaplamalı tasarımın bir ürünü olan sayısal modeller hem farklı disiplinleri biraraya getirebilmekte, hem de farklı amaç ve kıstılar bu modeller üzerinde uzlaştırılabilmektedir. BIM kullanımının da yaygınlaşması, tasarımcıya (ve diğer tüm aktörlere) tasarımın farklı performanslarını deneyimleme olanağı vermekte ve sınır / sınırlayıcı / kısıt tasarımın en iyi hale getirilmesine yardımcı olan katalizörlere dönüşmektedir.

SONUÇ

Günümüzde hızla değişen teknolojiler ve bilgi çağı ile birlikte yeni, kültürel, sosyal ve ekonomik dengelerin oluşması, mimari tasarımı da derinden etkilemektedir. Mimarlık bu dönüşümlerin yanı sıra, hem tasarım süreçlerini sorgulamakta, hem yeni düşün biçimlerini (mind set) benimsemekte, hem de çok disiplinli, çok bilgili tasarım süreçlerini yönetme sorumluluğu ile karşı karşıya kalmaktadır. Mimarlığın duvar / kabuk gibi klasik elemanları da bu değişimde sorgulanmakta, dönüşmekte, yeniden yorumlanmakta ve bu süreç günümüzdeki farklı örneklerde gözlenebilmektedir. Bu değişimde hesaplamalı tasarım anlayışı ve teknolojileri sınır / sınırlayıcı / arayüz kavramlarını da dönüştürmekte, geçmişin ayırıcı özelliği önplanda olan duvar / kabukları günümüzde yeni bir arayüz olmaktadır.


Hesaplamalı tasarım ve üretim teknolojilerindeki gelişim, performansa dayalı mimarlık anlayışının uygulamadaki örneklerinin artmasıyla "duvar" arketipi artık yeni yüzüyle yapı ölçeğinden kent ölçeğine, sadece yapılı çevre ve doğal çevre arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamamaktadır. Duvarlar salt edilgen sınırlar olmaktan çıkıp, her iki çevrenin de etkileşimine izin veren, akıllı sistemlerle ve donanmış bir arayüz, ya da daha geniş bir tanımla aktif elemanlar haline gelmişlerdir. Bu duvarlar, farklı tektonikleriyle de, yeni mimarlık deneyimleri sunmaya başlamış ve yeni teknolojilerle bir anlamda iç-dış, form-fonksiyon, etkiler-tepkiler, bilgi-iletişim, özel-kamusal yeniden biraraya gelerek saydamlaşmışlardır.

Teknolojiyle gelen bu saydamlaşma dijital malzemesizlikten, fiziksel malzemeye bilgi / veri temelli parametrik modeller ve bu modellerin yeni teknolojilerle üretimiyle mümkün olurken, öte yanda tasarımın üründen sürece, formdan formasyona dönüşümü katı / geçirgensiz sınırları arayüze dönüştüren bir tasarım anlayışının da sonucudur. Bu bağlamda mimarlık yeni bir sınır / sınırsızlık / arayüzü hem sayısal ortamda hem de fiziksel ortamda yeniden deneyimlemektedir.

NOTLAR

1. Melilla, Ceuta ile birlikte Afrika’dan Avrupa’ya karadan geçmenin tek yoludur. Sınır, üç aşamalı 7 metre yükseklikteki çelik duvar ile korunmaktadır. Avrupa Birliği tarafından finanse edilen bu duvar yaklaşık 10 kilometre uzunluğundadır. Kaynak: Gauriat, Valérie, 2013, “Afrikalı Göçmenlerin Avrupa Umudu Melilla’da başlıyor”, tr.euronews.com/2013/12/09/afrikali-gocmenlerin-avrupa-umudu-melilla-da-basliyor/ [Erişim: 21.02.2015] 

2. ABD’nin güney sınırına duvar örme fikri 2005 yılında öne atılmış ve Meksika sınırı boyunca bir duvar inşa edilmesi önerilmiştir. Bu öneriyi takiben Kaliforniya’da “Gatekeeper”, Arizona’da “Safeguard” ve Texas’ta “Hold the Line” adlı üç büyük proje çerçevesinde parçalar halinde birçok duvar inşa edilmiştir. Bu amaçla halktan bağış toplanmıştır. Kaynak: Aydoğan, İbrahim, 2011, “Meksika Sınırına Örülecek Duvar İçin Halktan Para Toplanıyor”, www.turkishny.com/headline-news/2-headline-news/60985-meksika-snrna-orulecek-duvar-icin-halktan-para-toplanyor#.VOVPF_msUno [Erişim: 20.02.2015] 

3. İsrail'in 2004 yılında yaptığı 700 kilometre uzunluğundaki duvar, BM’nin Uluslararası Adalet Divanı’nca “yasadışı” ilan edilmiştir. Kaynak: Görgü, Elif, 2013, “Utancın Sınırları”, http://www.evrensel.net/haber/70386/utancin-sinirlari [Erişim: 24.02.2015] 

4. Gürsel, Derya, 2014, “İngiltere ve İskoçya Arasına Yeniden Duvarlar mı Örülüyor?” www.arkitera.com/haber/20535/ingiltere-ve-iskocya-arasina-yeniden-duvarlar-mi-oruluyor [Erişim: 21.02.2015] 

5. Hamilton, William, 2006, “A Fence With More Beauty, Fewer Barbs”,

www.nytimes.com/2006/06/18/weekinreview/18hamilton.html?_r=0 [Erişim: 21.02.2015] 

6. BBC News, 2014 “Berlin Wall: Thousands of balloons released to mark fall”,

www.bbc.com/news/world-europe-29974950 [Erişim: 17.02.2015] 

7. Gönenç Sorguç, Arzu; Arslan Selçuk, Semra, 2013, “Computational Models in Architecture: Understanding Multi-Dimensionality and Mapping”, Nexus Network Journal, Relationships Between Architecture and Mathematics, cilt:15, sayı:2, ss.349-362.

8. Time dergisinde yayımlanan habere göre 2012 yılının en iyi inovasyonu ödüllerinden birini alan cephe sistemi, Abu Dhabi gibi sıcaklığın 38 °C’yi bulduğu bir iklim koşulunda binayı serin tutma amacıyla tasarlanmıştır. Kinetik sistem güneşin hareketine tepki vermekte ve bu yolla bina soğutma maliyetlerinde % 50’den fazla avantaj sağlamaktadır. Bu da binanın karbon salınımını yılda 1750 ton azaltmaktadır. Kaynak: Time Staff, 2012, “Bahar Towers Best Inventions of the Year 2012”, techland.time.com/2012/11/01/best-inventions-of-the-year-2012/slide/bahar-towers/ [Erişim: 24.02.2015]

 

Bu icerik 2057 defa görüntülenmiştir.