MİMARLIK
388
MART-NİSAN 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Çatışma Altındaki Ülkelerde Kültür Varlığı Kaçakçılığının Önlenmesi için Uluslararası Tedbirler

Zeynep Boz, Uzman, UNESCO Taşınır Kültür Varlıkları ve Müzeler Bölümü, 1970 Sözleşmesi Sekreteryası

Savaşlar insan hayatını tehlikeye atmanın yanında kültürel mirasa verdikleri zararlarla da halkın eskiye dönme umudunu baltalayarak, yerel kimliğin yok olmasına neden oluyor. Buna ek olarak kaos ortamından yararlanarak kültür varlıklarının ülkelerden kaçırılması da dikkat çekilmesi gereken bir başka nokta. Yazar, UNESCO bünyesinde yaptığı çalışmalar ışığında, bu kaçakçılığın yarattığı sorunlara ve çözüm önerilerinin neler olabileceğine dikkat çekiyor.

Kültür varlıklarının yasal sahibinin bilgisi dışında transfer edilmesi olarak özetleyebiliriz kültür varlığı kaçakçılığı suçunu. Bazı araştırmacılar, ait oldukları ülkelerde korunamayan eserlerin daha iyi değerlendirilecekleri alım gücü yüksek ülkelerin koleksiyonlarında olmasının bir suç teşkil etmemesi gerektiğini, hatta bu transferin meşrulaştırılması gerektiğini savunmaktadır.(1)

Bu şüphesiz sömürgeci bakış açısının kullandığı bir savdır. Zira konu yalnızca kültür varlığı değil kültür varlığının elde ediliş yöntemidir de. Arkeoloji bilimi kazılar yoluyla elde edilen verilerin yorumlanması ve anlamlandırılmasına dayanır. Kazı yapılan alandaki katmanlar, bu katmanlardan elde edilen arkeolojik eserler kadar önemlidir. Örneğin, Türkiye’deki müzelerde benzerinden binlerce bulunan bir sikkenin, bir mezarda ölü gömme hediyesi olarak bulunması, bulunan eserlerin tarihlendirilmesini, antropolojik buluntular dönemin hastalıklarının ve tedavi yöntemlerinin anlaşılmasını sağlayabilir.

Kültür varlıklarının değeri koleksiyonlardaki niceliğine göre değil, bulunduğu bağlamın sağladığı bilgiyle orantılıdır. Bu varlıkları bilimdışı yöntemlerle aramak ve elde etmek, tarihi aydınlatabilecek bilgilerin yok olmasına sebep olur.

Kültür varlıkları yalnızca arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık tarihi, tarih ve sosyolojinin değil, aynı zamanda hukuk biliminin de konusudur. Bu varlıkların “kimin mülkiyetinde olduğu”, hangi şartlar altında korunmaları gerektiği, bu korumanın idaresi, ulusal kanunlarla belirlenir. Bu kanunların ülkeden ülkeye değişiklik göstermesi veya eserin kaynağı olan ülkenin kanununun, eserin nakil edildiği ülkede uygulanmasının genellikle mümkün olmaması, kültür varlığı kaçakçılığı ve yasadışı yollarla elde edilen eserlerin aklanmasına zemin hazırlamaktadır.

Ulusal uygulamalardan doğan bu boşlukların giderilmesi ve kültür varlığı talanının önüne geçilmesini sağlayabilmek amacıyla, “1970 UNESCO Kültür Varlıklarının Yasadışı, İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi Sözleşmesi”(2); kültür varlıklarının ithal-ihraç rejimleri ile mülkiyet durumlarının yeknesaklaştırılması için ise “1995 UNIDROIT Çalınmış veya Kanunsuz Şekilde İhraç Edilmiş Kültürel Varlıklar Sözleşmesi”(3) ülkelere taraf olabilecekleri uluslararası anlaşmalar olarak sunulmuştur. Kültür varlıklarının çalınması veya yasadışı ihracı, birçok ülkenin kültür varlıklarını koruma kanunu kapsamında suç olarak tanımlanmıştır. Ancak bu suçun, suçla mücadeleden sorumlu birimlerin öncelikleri arasına girmesi bugün hâlâ küresel olarak sağlanamamıştır.

Uyuşturucu veya silah kaçakçılığından farklı olarak kültür varlığı kaçakçılığı uzun zaman ‘zararsız’ bir suç olarak algılanmıştır. Bunda bu suçun insan hayatına doğrudan kastetmiyor oluşunun payı olduğu düşünülebilir. Son yıllarda artan saha araştırmalarına bakıldığındaysa durumun pek de anlaşıldığı gibi olmadığı, bu suçun en az dört bileşenden oluşan organize bir suç olduğu, hatta savaş veya çatışma zamanlarında çeşitli gruplarca yerel halkın silah zoruyla kaçak kazı yapmaya zorlandığı ortaya çıkmıştır.(4) Örneğin, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş belgesi olan Roma Statüsü’nün 8/2/e/iv maddesine göre, 2012 Mali Savaşı sırasında kültür varlıklarını yok etmek suçundan Nijer’de yakalanan Ahmad al-Faqi al-Mahdi, 26 Eylül 2015’de yargılanmak üzere Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir.

Günümüzde çatışma altında olan Suriye ve Irak’taki kültür varlıklarının durumu değerlendirildiğinde ise karşımıza çıkan tablo deneyimlerimizle kıyaslanamayacak boyutlardadır. Kültür varlıklarının, terörist eylemler tarafından gördüğü zarar ve yine aynı kültür varlıkları üzerinden, kaçakçılığının yapılması yoluyla terörizme gelir sağlanması, can sıkıcı bir ironi ortaya koyuyor.

İnsanların öldüğü, öldürüldüğü, çocukların dahi vahşetten payını aldığı bir ortamda neden kültür varlıklarını korumak bu kadar önemli? Bu noktada bilimsel kaygılar önceliğini yitirmektedir. Önemli, çünkü yok edilen veya kaçakçılığı yapılan bu eserler, sözkonusu halkların geçmişleri, savaş öncesi hayatlarının işaretleri. Bu mirasa zarar veren her hareketin amacı orada yaşayan insanların umutlarını yok etmek, durumun eskiye dönemeyeceğine inandırmak, özetle kültürel mirası terörizm için bir propaganda aracı olarak kullanmak. Bu sebeple kültür varlıkları barışın yeniden inşası ve sağlıklı toplumların bina edilmesi için büyük önem taşımaktadır.

DAEŞ terör örgütünün kültür varlığı kaçakçılığı yaparak veya yapanlardan vergi tahsil ederek gelir elde ettiğine dair veriler, bu suçun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) gündeminde, uluslararası bir güvenlik meselesi olarak ele alınmasını sağlamıştır. BMGK’nın, kültür varlığı kaçakçılığı hususunu, gündemine ilk kez 2003 yılında yayımlanan, Irak ile ilgili S/2003/1483 sayılı kararında aldığını görüyoruz. Bu karar Birleşmiş Milletler bildirgesinin, 7. bölümü altında kabul edilmiştir. BM bildirgesinin anılan bölümü barışa karşı olan tehditlere atfedilmiştir ve bu bölüm altında kabul edilen kararlar kati surette bağlayıcıdır.

Ancak 2003 yılında kabul edilen karar, terörizmin finansmanı ve kültür varlığı kaçakçılığı arasında bağ kurmamaktadır. Buna karşılık, BM bildirgesinin yine 7. bölümü altında 2015 yılında kabul edilen ve DAEŞ’in parasal kaynağının önlenmesi ile ilgili kararı bu suçun en üst düzeyde tanınması açısından devrim niteliğinde değerlendirilmektedir. S/2015/2199(5) sayılı bu karar 6 Ağustos 1990’dan itibaren Irak’tan ve 15 Mart 2011’den itibaren Suriye’den ihraç edilen kültür varlıklarının ticaretini dünya çapında yasaklamış, kültür varlıklarının tahrip edilmesini en sert biçimde kınamıştır.

ABD askeri güçlerince 16 Mayıs 2015’de, DAEŞ’in petrol, gaz ve antikalar sorumlusu olan Abu Sayyaf’ın yerleşkesine yapılan baskında oldukça ilginç sonuçlara ulaşılmıştır. Elde edilen belgelerin arasında DAEŞ’in kültür varlıklarının ticaretini de kapsayan teşkilat şemasına rastlanmıştır. Bu belgeden DAEŞ’in ‘Antikalar Bölümü’nün bilinen arkeolojik alanların araştırılması, yeni alanların tespit edilmesi ve kültür varlıklarının pazarlanmasıyla görevlendirilmiş üç ayrı birimi olduğu anlaşılmaktadır. (Resim 1)

Bunun yanı sıra, petrol ve gazdan sorumlu olan Abu Sayyaf’ın artık kültür varlıklarından da sorumlu olduğunu gösterir bir mektup, aralarında sahteler de bulunan pek çok arkeolojik eser (Resim 2), define arama ve kültür varlığı ticareti(!) yapmak isteyenlere düzenlenen izin belgeleriyle bu kişilerden alınan vergileri gösteren deliller yine aynı baskın sırasında elde edilmiştir. (6)

DAEŞ’in kültür varlığı ticaretiyle ilişkisinin belgelendiği bu olaya yer verdikten sonra, ortaya atılan bir diğer soruya değinelim. DAEŞ bu eserleri satabilecekken neden yok ediyor? Yok edilenlerin genellikle taşınmaz eserler olduğunu veya müzeye kayıtlı olan yani kaçakçılık yoluyla elde edildiği kolaylıkla anlaşılacak eserler olduğunu görüyoruz. Kültür varlığı kaçakçılarının tercih ettiği birinci yöntem müze soygunlarından ziyade kaçak kazılardır. Zira toprağın altındaki eserler ilgili ülkenin kanuna göre devlet malı bile kabul edilse henüz keşfedilmemiş yani kayıt altına alınmamıştır. Bu tür eserler hakkında sahte şecereler düzenleyerek pazara sürmek, kaçakçıların daha sık başvurdukları bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Suriye’nin antik kentlerinin uydudan çekilen fotoğrafları da maalesef bu tespiti doğrulamaktadır. (Resim 3)

Bu durumla mücadele etmek için UNESCO neler yapıyor? UNESCO, sahaya erişimi olan sivil toplum örgütleri, yardım organizasyonlarıyla sürekli irtibat halinde, buralardan ve saha ofislerinden aldığı bilgiler doğrultusunda kültür varlıklarının korunmasını sağlayacak önlemleri güçlendirmeye çalışıyor. Savaş şartlarından bahsedilirken her bilginin teyit edilmesi büyük önem arz ettiği için UNESCO’nun bu amaçla kurulan bir iletişim ağı var.

Suriye ve Irak’taki uzmanların kapasitelerinin artırılmasını sağlayan, çalıştay ve toplantılar düzenleniyor. Kaçakçılıkla mücadeleye ilişkin pratik, uygulanabilir ve etkili bilgiler, aralarında emniyet görevlileri, gümrük yetkilileri, hukuk uzmanları, arkeologlar ve kültür varlıklarının korunmasından sorumlu profesyonellerin olduğu gruplara aktarılıyor. Bu eğitimlerde

UNESCO uzmanlarının yanı sıra, INTERPOL, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Programı, Dünya Gümrük Örgütü’nden yetkililer ile akademisyenler yer alıyor.

Çatışma halindeki ülkelerin müze koleksiyonlarında bulunan eserlerin, herhangi bir hırsızlık durumunda izinin sürülmesini sağlayacak dijital ortamda kayıt altına alınması, eserlerin daha güvenlikli ve gizli yerlerde muhafazası için destek sağlanması gibi çalışmalar da UNESCO tarafından gerçekleştirilen operasyonel faaliyetlerden bazıları.

Sahaya müdahale kadar, devletler üstü alanda da konuyu yüksek önem düzeyinde tutmak UNESCO’nun rolleri arasında yer alıyor. Uluslararası anlaşmalar gibi son derece önemli olan BMGK kararlarını da bu suçla mücadelenin öne çıkan unsurlarından sayabiliriz. Ancak bu araçların görünürlükleri ve ulusal düzeyde uygulanmaları da bir o kadar önemli. BMGK 2199 sayılı kararı kabul edildikten sonra UNESCO tüm paydaşlarını üst düzey bir toplantıda ağırladı. Bunun amacı her paydaşın tecrübesiyle orantılı olarak alınacak tedbirlere karar verilmesiydi. Bu toplantı sonucunda tüm kuruluşlardan atanan temas noktaları yoluyla bir uzmanlar grubu kurulmasına karar verildi. Bu uzmanlar grubu önleyici tedbirlerin artırılması amacıyla kaçakçılık rotaları, yakalanan eserlerin mahiyeti, nerede hangi eserlerin yakalandığı gibi bilgileri ilgili birim ve ülkeyle paylaşmakla görevlendirildi.

UNESCO tarafından BMGK’ya gönderilen tavsiyeler büyük ölçüde dikkate alınıyor ve görülen eksikliklerin giderilmesi sağlanıyor. Örneğin, BMGK’nin 2199 sayılı kararının kültür varlıkları ile ilgili paragraflarında, ülkelerin raporlama zorunluluklarına dair bir atfın bulunmaması, bu konuya ilişkin bilgi temin edilmesi sürecini güçleştirmiştir. Aralarında bölgede oynadıkları rolün etkisiyle kilit konumda bulunan ülkeler de olsa yalnızca 35 ülkeden bilgi akışı sağlanabilmiştir. Katkı veren ülkelerin artmasının, kaçakçılar tarafından kullanılan yolların anlaşılması ve önleyici tedbirlerin düzenlenmesi acısından oldukça önemli olduğu değerlendirilmiştir. Bu öneriler doğrultusunda BMGK 15 Aralık 2015 tarihinde kabul ettiği ve terörizmin finansmanının önlenmesine ilişkin S/2015/2253(7) sayılı kararıyla petrol kaçakçılığı için öngörülen raporlama zorunluluğunun ve uygulanması gereken yaptırımların, kültür varlığı kaçakçılığı durumunda da uygulanması gerektiğini açıkça belirtmiştir.

Uluslararası sözleşme ve kararların etkinliği, büyük ölçüde ulusal uygulamalara dayandığından, UNESCO üyesi olan ülkelere etkin bir mücadele için atılması gereken adımlar konusunda yol gösterici bir rol oynamaktadır. Bu amaçla BMGK kararlarının, kültür varlıklarının korunmasına yönelik kısımlarının pratikte nasıl uygulanabileceğine yönelik öneriler UNESCO üyesi ülkelere iletilmiştir.

Kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadeleyi nasıl destekleyebilirsiniz? Kültür varlığı kaçakçılığı önlenmesi en güç suçlardan biridir. Çünkü tanımına evrensel bir standart getirmek tamamen mümkün değildir. Bir ülkede kültür varlığı sayılan ve yasalarla korunan bir obje diğer bir ülkede uluslararası dolaşımına izin verilen bir varlık olarak karsımıza çıkabilir. Ancak, arkeolojik eserler sözkonusu olduğunda genellikle sergileme, restorasyon ve benzeri bilimsel amaçlar dışında, ihraç edilmeleri yasaktır. Ancak bir eserin ait olduğu ülkeden ilk kez yurtdışına çıkarıldığı tarih bile, ihracının meşruiyetini değiştirebilir.

Bu durumda bir kültür varlığı satın alınmak isteniyorsa, eserin köken bilgisinin iyi araştırılması gerekmektedir. Özellikle bu eser kültür varlığı yağmacılığından muztarip olduğu bilinen ülkeler menşeiliyse güvenirliğini daha fazla araştırmakta fayda olabilir. Birçok ülke kültür varlıklarının ihracı için sertifika düzenlemektedir. Satışa sunulan eserin kaynağı olan ülkeden düzenlenmiş resmî bir sertifikası olup olmadığı araştırılabilir. Şüphelenilen durumlarda ilgili birimler bilgilendirilebilir.

Unutulmamalıdır ki kültür varlığı kaçakçılığı da, diğer pek çok kaçakçılık suçu gibi, arz-talep dengesine dayanır. Bu dengenin talep kısmında yer alan alıcının göstereceği titizlik, teröre kaynak olduğu bilinen bu suça bilmeden katkı yapılmasını önleyeceği gibi, kaçak yollardan elde edilen eserler de alıcı bulamayacağı için kültür varlıklarının kaçak kazılarla tahribinin önüne geçilmiş olacaktır.

NOTLAR

1. Merryman, John Henry, 1986, “Two Ways of Thinking About Cultural Property”, The American Journal of International Law, cilt:80, sayı:4, (Ekim, 1986), ss.831-853.

2. “Text of the Convention”, www.unesco.org/new/en/culture/themes/illicit-trafficking-of-cultural-property/1970-convention/text-of-the-convention/ [Erişim:02.02.2016]

3. “UNIDROIT Convention on Stolen or Illegally Exported Cultural Objects”, www.unidroit.org/english/conventions/1995culturalproperty/1995culturalproperty-e.pdf [Erişim:02.02.2016]

4. Davis, T.; Mackenzie, S., 2014, “Crime and Conflict: Temple Looting in Cambodia”, Cultural Property Crimes: An Overview and Analysis on Contemporary Perspectives and Trends, (ed) J. Kila ve M. Balcells, Brill, Leiden, ss.292–306.

5. “Unanimously Adopting Resolution 2199 (2015), Security Council Condemns Trade with Al-Qaida Associated Groups, Threatens Further Targeted Sanctions”, www.un.org/press/en/2015/sc11775.doc.htm [Erişim:02.02.2016]

6. “Documenting ISIL's Antiquities Trafficking: The Looting and Destruction of Iraqi and Syrian Cultural Heritage: What We Know and What Can Be Done”, URL1. www.state.gov/e/eb/rls/rm/2015/247610.htm  [Erişim:02.02.2016]

7. “Unanimously Adopting Resolution 2253 (2015), Security Council Expands Sanctions Framework to Include Islamic State in Iraq and Levant”, www.un.org/press/en/2015/sc12168.doc.htm [Erişim:02.02.2016]

 

Bu icerik 744 defa görüntülenmiştir.