375
OCAK-ŞUBAT 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
CUMHURİYET DÖNEMİ MİMARLIĞI

Erken Cumhuriyet Döneminde Çağdaş Kırsal Kimliğin Örneklenmesi: PLANLI GÖÇMEN KÖYLERİ

Zeynep Eres, Doç. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü

Her dönemin kendi siyasi anlayışını temsil eden kentleşme politikaları, kentlerin yapılı ve sosyal çevresini tanımlarken, aynı zamanda dönemin mimari yaklaşımını da tarifliyor. Erken Cumhuriyet döneminde üzerinde önemle durulan imar faaliyetlerinden biri de göçmen yerleşimleri. Trakya’da gerçekleştirilen göçmen yerleşimlerini araştıran yazar, 1924 tarihli Köy Kanunu’nun etkilerini, yönetimin öngördüğü yeni yaşam biçiminin kırsal alana nasıl yansıdığını ve “modern kırsal kimliği” nasıl tanımladığını aktarıyor.

Planlı yerleşme, bir yerleşmenin sağlıklı, işlevsel, güzel olması gibi belli temel gerekleri yerine getirmesi öngörülerek işlevsel düzenine karar verilmesi ve buna göre fiziksel özelliklerinin tasarlanması olarak tanımlanabilir. Planlı bir yerleşmenin kurulması her şeyden önce karar verici bir otoriteyi gerektirir. Dolayısıyla planlı yerleşme bir yönetici kurum politikasının mimari yansıması olarak da değerlendirilebilir. Bu bağlamda erken Cumhuriyet döneminde devlet tarafından göçmenler için kurulan planlı yerleşmeler, Cumhuriyet yönetiminin kırsal alana yönelik politikalarının bir yansımasıdır. Bu makalede planlı kırsal yerleşmelerin tarihsel gelişimi nedensellik bağlamında kısaca ele alındıktan sonra, erken Cumhuriyet döneminde özellikle 1930’lu yılların ikinci yarısında göçmenler için kurulan köyler tanıtılarak, yeni yönetimin “modern kırsal kimliği” mimarlık aracılığıyla nasıl tanımladığı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede bölge ölçeğinde kapsamlı imar uygulamaları yapılmış olan Trakya, günümüze de kısmen ulaşan erken Cumhuriyet dönemi kırsal yapıları ile uygun bir örnekleme alanı oluşturmaktadır. Bu nedenle makalede ağırlıklı olarak Trakya’da 2003-7 yılları arasında yapılmış olan alan araştırması ve arşiv çalışması ile derlenen veriler değerlendirilmiştir.

PLANLI KIRSAL YERLEŞMELERİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Avrupa’da, kırsal alanda boş arazide planlı bir biçimde tek seferde inşa edilmiş köy yerleşmelerinin tarihi 17. yüzyıla kadar gider. Bu uygulamaların nedenleri ve özellikleri bölgeden bölgeye farklılık göstermektedir. Örneğin, İngiltere’de 18. yüzyılda maden işçileri için boş arazilerde köyler kurulmuş ya da bir aristokratın şatosuna bitişik konumlanmış eski bir köy yerleşmesi yıkılarak, aynı bölgede ancak farklı yerde köylüler için planlı yerleşme yapılmıştır.(1) Doğu Avrupa coğrafyası ise, geniş bir alanda çok sayıda örneğin bulunması açısından ilginçtir. 17. yüzyıldan itibaren bu bölgede nüfuz sahibi olmak isteyen Prusya, Habsburg ve Romanov kraliyet yönetimleri, kendi ülkelerindeki çiftçileri bu geniş coğrafyada kolonize etmeye başlamışlardır.(2) Çoğunlukla ızgara planlı olan yerleşmeler biçimsel olarak birbirine benzer ve eşit parselasyonludur. İngiltere’de işgücü gereksinimi, ya da daha çağdaş çevreler oluşturmak için kurulan planlı köylerden farklı olarak, bu uygulamalar bölge ülkelerinin dış politikası nedeniyle gerçekleştirilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu ise, 19. yüzyılın ortasında ani ve yoğun bir dış göç baskısıyla karşı karşıya kalınca, kalabalık kitleleri ivedi bir biçimde yerleştirebilmek için hızlı ve pratik bir iskân yöntemi olan planlı yerleşme yöntemini kullanmaya başlamıştır.(3) Diğer bir deyişle, Osmanlı Devleti kendi öngörüleri ve siyaseti çerçevesinde planlı yerleşme kurmaya başlamamış, dış göç baskısına bir çözüm olarak bunu geliştirmiştir.

Osmanlı Devleti’nin göçmen yerleşimlerine yönelik bilinen ilk yasal düzenlemesi, Kırım göçmenlerinin iskânı için 3 Mayıs 1856’da Silistre Valiliği’ne gönderilen yönetmeliktir. Sözkonusu yönetmelikte “evlerin bir hizada yapılması, sokakların eşit genişlikte olması ve evlerin basit bir şekilde ahşaptan olması” istenmiştir. Bu tanımlamadan yeni kurulacak köylerde ızgara plan şemasının benimsendiği anlaşılmaktadır. II. Meşrutiyet’e kadar yaklaşık 50 yıllık süreçte Osmanlı Devleti savaşlara bağlı olarak kesintisiz bir biçimde göçmen baskısı altında kalmıştır. Bu dönem boyunca iskân politikası büyük bir değişiklik göstermemiş, gelenlerin bir an önce iskân edilip, arazi verilerek üretken çiftçiler haline dönüşmeleri ve her bir yerleşim biriminde mümkünse bir cami ile buna ek olarak bir oda büyüklüğünde de olsa bir okul yapılması temel anlayışı oluşturmuştur. Bu dönemde çok sayıda planlı köyün kurulduğu arşiv belgelerinden bilinmekle birlikte, ekonomik sorunlar ve yönetim zafiyeti nedeniyle ağırlık yine de göçmenlerin kendi olanaklarıyla kurduğu yerel gelenekli köylerde olmuştur.

II. Meşrutiyet Dönemi’nde özellikle 1913’te İttihat ve Terakki Fırkası’nın iktidara el koymasıyla, ülkenin geleneksel yaşam modelinde köklü değişiklikler sözkonusu olmuştur. Bu dönemde çağdaşlaşma ve sosyal devlet olma çabası, devletin kırsal alana bakışını da etkilemiştir. Bu bağlamda imparatorluk genelinde kırsal alandaki “geleneksel yaşam modeli”, niteliksiz ve sağlıksız yapılı çevre koşulları ve içine kapalı toplum psikolojisiyle birlikte bir “sorun” olarak değerlendirilip, bunun düzeltilmesi için çözüm önerileri geliştirilmeye başlanmıştır. “Köy sorunu” parti programına alınmış, tüm köylerin sağlıklı yapılı çevre koşullarına kavuşması için yönetmelikler hazırlanmış, projeler geliştirilmiş ve yayınlar yapılmıştır. 1916’da basılan “Yeni Tesis Olunacak Köylerde Nazar-ı Dikkate Alınacak Esasat-ı Sıhhiye ve Mevcut Köylerin Bu Cihetlerden Mümkün Olduğu Kadar Islahı” adlı kitapçıkta yer alan bazı tanımlamalar, gelecekte Cumhuriyet yöneticileri tarafından da uyarlanarak kullanılmış olduğundan özellikle ilginçtir. Bu yayında yer alan örneğin “Köylü devletin en kıymetli unsurudur” tümcesi, “Köylü milletin efendisidir” tümcesine, “Verem fena mesken hastalığıdır” tümcesi, “Güneş girmeyen eve doktor girer” tümcesine evrilmiştir.

ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDE PLANLI KIRSAL YERLEŞME YAKLAŞIMI

Cumhuriyet yönetimi çağdaş bir ulus oluşturma amacı çerçevesinde yeni yaşam modelini ülke genelinde her yerde hızla hayata geçirmeyi hedeflemiştir. Ülke nüfusunun % 80’den fazlasının kırsal alanda yaşamakta olması da, dikkatlerin köye ve köylüye yoğunlaşmasına neden olmuştur.(4) Bu dönemde her ne kadar ileriye dönük olarak sanayileşmeye dayalı ekonomi ve buna koşut bir toplum yapısı öngörülmekteyse de, mevcut koşullar çerçevesinde Türkiye kendini bir tarım ülkesi olarak tanımlamıştır. Ekonomik kısıtlılık nedeniyle hızlı bir makineleşme de beklemeyen Türkiye, köylü nüfusun kırsal alanda yaşamını sürdürmeye devam edeceği öngörüsüyle kendine özgü bir çağdaşlaşma modelini geliştirmiştir. Bu çerçevede özetle “köylünün köyünde çağdaşlaşması” yaklaşımı benimsenerek, buna yönelik yasal ve kurumsal düzenlemelerin yapıldığı söylenebilir.(5)

18 Mart 1924’de, 2. Anayasa’dan bir ay önce çıkartılan 442 sayılı Köy Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin köy sorununun çözümüne verdiği önemi gösteren, kapsamlı bir yasadır.(6) Yasa incelendiğinde, köyün yönetsel işleyişi kadar yapılı çevre biçimlenişine de önem verildiği ve “köyün imarı”na yönelik ayrıntılı kuralların geliştirildiği anlaşılmaktadır. Kentsel yapılı çevrenin biçimleniş koşullarını tanımlayan Belediyeler Kanunu ile Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 1930 yılında, Belediye Yapı ve Yollar Kanunu’nun ise 1933 yılında çıktığı gözönüne alındığında, kırsal yapılı çevrenin “hızla çağdaşlaştırılması” isteği, açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır.

Köy Kanunu ile ilk kez köye “tüzel kişilik” verilerek, köy resmen en alt yönetim birimi olarak tanımlanmış ve seçimle belirlenecek muhtar ile ihtiyar heyetine yasanın içerdiği yönetim ve imar işlerinin tümünü uygulamak için geniş yetki verilmiştir. Böylece köyün, Cumhuriyet yönetiminin en alt idari birimi olarak kendi kendini yöneten ve “imarını sağlayan” bir yerleşme birimi olması hedeflenmiştir. Bu çerçevede köyün imarına ilişkin olan ikinci faslın açılımı önemlidir. Bu fasılda yer alan konuyla ilgili iki maddeden birincisi (13. madde) köylünün zorunlu olarak yapması gereken işleri, ikincisi ise (14. madde) koşullu şekilde isteğe bağlı olan, diğer bir deyişle köylünün yarıdan fazlasının istemesi ve ihtiyar heyetinin yönlendirmesiyle yapılacak işleri tanımlamıştır. Her iki madde birlikte değerlendirildiğinde ise, kökleri II. Meşrutiyet Dönemi’ne kadar giden genel halk sağlığını öncelikli konu olarak ele alarak, buna göre yapılı çevre koşullarını belirleyen ve tüm köylerin bir “ideal köy” düzeyine ulaşmasını amaçlayan bir kurgu oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Yasanın zorunlu kıldığı imar işlerini kısaca tanıtmak yararlı olacaktır:

  • Yerleşmenin ortasında bir meydan açılacak ve bu meydanı çaprazlama geçen iki yol aksı oluşturulacak ve mümkünse bu yollar taş kaplanarak her iki tarafına ağaç dizisi ekilecektir.
  • Evlerde oda ve ahır arasına kesinlikle duvar örülecek, mümkünse ahır evden bütünüyle ayrılacak ve tüm yapılar içten ve dıştan badanalanacaktır.
  • Her evin sağlık koşullarına uygun bir helası ve köyde de bir umumi hela bulunacaktır.
  • Köy içme suyu mutlaka kapalı yollardan gelecek ve kuyularda da bilezik bulunacak, pis sular için de üstü kapalı akıntı yapılacaktır.
  • Evlerin etrafı ve köyün sokakları temiz tutulacaktır.
  • Harap durumdaki yapılar yıkılacak ya da onarılacaktır.
  • Köy meydanında ihtiyar meclisinin çalışması için köy odası, konuk odası ve mescit yapılacaktır.
  • Okul, Maarif İdaresi’nin göndereceği tip plana göre yapılacak, bir bahçesi olacak ve mümkünse yer olarak köyün en havadar kısmı seçilecektir.
  • Köy için çok gerekli olan nalbant, bakkal ve arabacı dükkânları kesinlikle yaptırılacak, mümkünse de çamaşırlık, hamam, pazar ve çarşı yeri yaptırılacaktır.
  • Mezarlık yerleşme dışında olmalı ve mümkünse duvarla çevrilmelidir.

Yasa, maddi kaynak ve emek gücü gerektiren bu işlerin gerçekleştirilmesi için devletten bir kaynak aktarımını öngörmemiş, bunun yerine imece ve salma yöntemiyle köylünün kendi iç kaynaklarını kullanarak uygulamaları gerçekleştirmesini beklemiştir. Özetle, 442 sayılı Köy Kanunu, mevcut köylerin yapılı çevrelerinin değiştirilerek çağdaş köy ortamının oluşturulması için ideal fiziki çevre özelliklerini tanımlamış, bunun uygulanması ve sürekliliğinin sağlanması için de bir yönetim planı öngörmüştür.

Cumhuriyet’in kuruluş döneminde her ne kadar Köy Kanunu ile bütüncül bir planlama anlayışı içinde çağdaş kırsal çevreler öngörülmüşse de, mevcut koşullarda önceliğin iskân ve konut sorununun çözümüne verilmesi gerekmiştir. Bir yandan yurtiçinde sürekli savaş nedeniyle yapılı çevrenin (köy olsun kent olsun) son derece harap bir duruma düşmüş olması, öte yandan Osmanlı Dönemi’nde başlamış olan göçmen akınının Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde de büyük kitleler halinde devam etmesi, yeni yönetimin öncelikle ucuz ve hızlı konut yapımına yoğunlaşmasını gerektirmiştir. Bu bağlamda ilk aşamada yerel gelenekli basit baraka inşasından, ülke geneli için tip projeye dönüştürülmüş “iktisadi hane”ye çeşitli yöntemler denenmiştir.(7) Lozan Mübadilleri için 1920’li yılların ilk yarısında Samsun, Adana, Bursa, İzmir, Manisa gibi illerde yapılmaya başlanan “numune köyler”de de, ızgara planlı yerleşme dokusu içinde konut inşasına ağırlık verilmiştir. Ancak 1920’li yılların sonunda Ankara çevresinde yine göçmenler için inşa edilmeye başlanan Ahi Mesut (Etimesgut), Samutlu (Temelli) gibi köyler, okul, çamaşırhane hatta elektrik üretim tesisi de içeren, gerçek anlamda yeni yönetimin “ideal köy yaşamı”nı tanımlayan örnek köylerdir. Devlet eliyle inşa edilen ve sayıca çok az olan bu tür yerleşimlerin, mevcut köylere de örnek olması ve böylece köylülerin Köy Kanunu’nda öngörülen imar düzenlemelerini istekli bir biçimde gerçekleştirmeleri beklenmiştir.

1920’li yıllarda kırsal alanın imarına yönelik çalışmalar genel olarak değerlendirildiğinde, Cumhuriyet yönetiminin köyün çağdaşlaştırılması için kuramsal yaklaşımı oluşturarak yasa hazırladığı, uygulamalarda en acil sorun olan iskânın çözümüne ağırlık verdiği, ikincil olarak her köyde okul olması için çaba gösterdiği söylenebilir. İskânın halledilmesinde yasal bir

sürecin izlenmesine özen gösterilmiş, ancak malzeme, usta, müteahhit ve benzeri sorunlar nedeniyle kimi zaman teknik şartnamelere uymayan pratik ve vasat çözümler uygulanmış ve dolayısıyla kuramsal olarak tanımlanan ideal yapılı çevre koşulları çoğu zaman sağlanamamıştır.

1930’lu yıllara gelindiğinde devletin yanı sıra aydınların da köy sorunuyla ilgilendiği, bu konudaki yayınların çokluğundan anlaşılmaktadır. Hatta mimarlar da köy ve köy evi projeleri geliştirerek yayımlamaya başlamışlardır. Bu dönemde devletin kırsal alana bakışını ve uygulamacı yönünü, özellikle Trakya’da gerçekleştirilen çalışmalarda değerlendirmek mümkündür. Trakya’ya Bulgaristan ve Romanya’dan gelmesi beklenen 100 bin kadar göçmenin iskânı ve bölgenin tarım-hayvancılık alanında kalkınması için 1934 yılında kurulan Trakya Umumi Müfettişliği, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale valiliklerinin üzerinde bölge ölçeğinde planlama ve bayındırlık uygulaması yapma yetkileriyle donanmış bir kurumdur. Kurucu müfettiş İbrahim Tali Öngören’nin ardından 1935’te göreve başlayan General Kazım Dirik, Atatürk’ün silah arkadaşlarındandır.(8) 1926-35 yılları arasında İzmir valiliği yapmış, Köy Kanunu çıktığı andan itibaren konuya özel bir duyarlılık göstermiş ve İzmir köylerinde bayındırlık ve imar işleri ile okul inşası konusunda çok etkin çalışmıştır.

Dirik, Trakya’da uygulamacı kişiliğini hızla göstermiş ve bölge genelinde çok sayıda yeni kırsal yerleşim kurmanın yanı sıra, mevcut köylerde de sokak ve meydan düzenlemeleri, okul, köy konağı, anıt, dükkân, kıraathane gibi yapılar yaptırmıştır. Çiftçiliğin fenni yöntemlerle yapılabilmesi için çok sayıda örnek fidanlık, ahır ve benzeri yaptırmıştır. Trakya’nın ulaşım ağını geliştirme, toprak ıslahıyla tarım arazisi sağlama, sıtma mücadelesi, kooperatifleşme gibi bayındırlık, sağlık ve ekonomi işlerinin yanı sıra, eğitim ve kültürel gelişime de önem vererek, tüm köylerde ilkokul ve kent merkezlerinde orta eğitim okulları açmış, Mimar Sinan camilerinin restorasyonu için çabalamış, arkeolojik kazıları desteklemiş, Edirne ve Çevresi Eski Eserleri Sevenler Kurumu’nu kurmuş, Lüleburgaz’da sinema inşa ettirmiştir. Düzenli olarak yayınlanan aylık Trakya dergisinde müfettişliğini yaptığı işlerin tanıtımının yanı sıra, köylünün de kendi konutunu ve yakın çevresini sağlık koşullarına uygun hale getirmek için neler yapması gerektiğini tanımlanmıştır.

Dirik’in görüşlerini ortaya koyan en önemli fikirsel çalışma, bizzat kendisinin 1937 yılında Afet İnan’a sunduğu “İdeal Cumhuriyet Köyü Planı” başlıklı projedir. (Resim 1) Mimarı bilinmeyen bu çizimin sürekli Dirik’in yanında olduğu ve bunu çeşitli ortamlarda devlet yöneticileriyle ve aydınlarla paylaştığı çeşitli anılarda aktarılmaktadır.(9) Günümüzde konuyla ilgili yayınlarda Dirik’in adıyla özdeşleşen bu proje, devletin yaklaşımının bir örneklemesi olarak ele alınmalıdır. Nitekim 1936 yılında Trakya Umumi Müfettişliği tarafından yayımlanmış olan “Trakya’nın 5 Yıllık Köy Kalkınma Planı” ayrıntılı olarak incelendiğinde, Dirik’in ideal köyünü çağrıştıran iş kalemlerinin bu planda maddeler halinde tanımlanmış olduğu görülür.(10)

KAZIM DİRİK’İN İDEAL CUMHURİYET KÖYÜ PLANI

İdeal Cumhuriyet Köyü Planı, dönemin etkin fikirsel örgütlenmelerinden kadro hareketinin öngördüğü kentleşmiş köy yaklaşımına uygun bir biçimde, konutun yanı sıra 48 farklı işlevde yapı içeren, köyü adeta bir kent gibi tanımlayan iddialı bir tasarımdır.(11) Köy Kanunu’nun öngördüğü tüm işlevleri fazlasıyla içeren bu öneri, henüz kentlerde bu kadar çeşitli kamusal yapının olmadığı bir dönemde, başlığına uygun bir biçimde “idealize” hatta “ütopik” bir köy projesidir.

E. Howard’ın “bahçe kent” kuramının hem fikirsel hem de biçimsel etkisinin gözlendiği planda, yerleşme dairesel biçimli olarak tasarlanmıştır. Ortada daire biçimli bir meydan ve bunun çevresinde birbirine koşut üç sıra sokak yer alır. Meydandan açılan ışınsal altı yol (altı ok?), sokakları keserek yapı adalarını yay biçimli olarak sınırlandırır. Yerleşmeyi boylu boyunca geçen yollardan biri bulvar niteliğindedir. Ortasında bir anıt bulunan meydanı çevreleyen birinci yapı adası dizisinde okul, köy konağı, halk odası, kooperatif, otel, umumi hela gibi çeşitli kamusal yapılar ve parklar yer alır. İkinci dizi bütünüyle konuta ayrılmış, üçüncü dizinin yarısı konuta yarısı fidanlık, lonca, spor alanı gibi büyük açık alanlara ve fidanlık binası, fabrika gibi kamusal yapılara ayrılmıştır. Köyün yakın çevresinde de, köy dışında olması uygun görülen, mezarlık, gübrelik, panayır, koruluk gibi işlevler tanımlanmıştır. Bu proje her ne kadar mimari biçimlenişiyle dikkat çekmekteyse de, daha ilginç olan içerdiği kamusal işlevler, dolayısıyla önerdiği yeni kırsal yaşam modelidir. Bu açıdan bu işlevleri gruplayarak sıralamak yararlı olacaktır.

Yönetim Yapıları: Köy konağı ve C.H.P. Kurağı (Halk odası)

Eğitim Yapıları: Okul ve tatbikat bahçesi, öğretmen evi, okuma odası.

Dini Yapı: Cami

Sosyal Yapılar: Konuk odası, köy gazinosu (radyolu), gençler kulübü. Kültür Yapıları: Ziraat ve el işleri müzesi, konferans salonu.

Konaklama yapıları: Otel (Han)

Ticaret-İşletme-Zanaat Yapıları: Bakkal, terzi, berber, nalbant, marangoz, demirci, arabacı, kalaycı, fırın, kooperatifler, değirmenler, sosyal kurumlar.

Suyla İlgili Yapılar: Hamam, köy yunak yeri, çeşme (çok sayıda), umumi hela, su deposu, artezyen.

Sağlık Yapıları: Revir, etüv (buğu sandığı), ebe ve sağlık korucusu yapısı, hayvan sağlığı korucusu yapısı.

Teknik Yapılar: Telefon santrali, köy söndürgesi.

Açık Alan Düzenlemeleri: Meydan ve anıt, köy parkı, çocuk bahçesi, oyun yeri ve havuz, spor alanı.

Tarım ve Hayvancılıkla İlgili Yapılar: Tarımbaşı yapısı, aşım durağı, damızlık tavuk, tavşan, arı istasyonları, damızlık ahır (aygır ve boğa), fenni ağıl, selektör binası, köy gübreliği, kolektif fidanlık, yonca ve hayvan pancar tarlası, koruluk.

Üretime Yönelik İşletmeler: Mandra, fabrikalar.

Zirai Satış Yerleri: Pazar yeri ve köy zahire loncası, panayır yeri.

Mezarlıklar: Asri mezarlık, hayvan mezarlığı.

Yapı Malzemesi Üretme İşletmeleri: Kireç ocağı, taş ocağı, tuğla ocağı, kiremit ocağı.

Proje, plan biçimlenişi ve işlevleri gözönüne alınarak değerlendirildiğinde, tarım ve hayvancığın yanı sıra zanaat işlikleri ve tarımsal üretime yönelik atölyelerle köyün her şeyini kendisi üreten bir organizma gibi tanımlandığı, bunun yanı sıra büyük ziraat işletmeleri aracılığıyla dış pazara açık bir ticari kurgunun da öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

TRAKYA UYGULAMALARI

1937 tarihli Trakya Umumi Müfettişliği haritası, 1934-37 yılları arasında toplam 74.014 göçmenin gelmiş olduğunu, bunlar için 9.942 konutun yapıldığını, halen 2.817’sinin de inşaat halinde olduğunu göstermektedir.(12) Kuşkusuz bu rakamlar bile Trakya’daki imar faaliyetinin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Nitekim Tekirdağ’dan Kırklareli’ne uzanan oldukça büyük bir alanda tarafımızca yapılan araştırmalarda incelenen 42 yerleşmeden 30’unda erken Cumhuriyet döneminde göçmenler için ev inşa edildiği öğrenilmiş, bunlardan 23’ünde halen bu yapıların bir kısmının mevcut olduğu saptanmıştır. Alan araştırmaları ile arşiv belgelerinin birlikte değerlendirilmesiyle, Trakya köylerinin % 60’dan fazlasında göçmenler için konut inşa edildiği rahatlıkla söylenebilir. Çalışmalar sonucunda Trakya Umumi Müfettişliği’nin boş alanda köy kurmanın yanı sıra, mevcut köylere yeni sokak ya da mahalle ekleme yöntemine sıklıkla başvurduğu anlaşılmıştır. Yeni kurulan köyler 80-100 haneli olarak yapılmış, (Resim 2-6) yalnızca örnek köy olarak da anılan Muratlı’da 653 haneli çok büyük bir yerleşme oluşturulmuştur. (Resim 7-10) Mevcut köylere eklenen yerleşme birimleri 5-6 konut dizisinden oluşan bir sokaktan, 3-4 sokaklı mahallelere kadar farklı ölçeklerdedir.

Yerleşim birimlerinde eşit ve dörtgen biçimli düzgün parselasyona önem verilmiş, konutlarda tip proje yeğlenmekle birlikte, bölge genelinde oldukça çok sayıda farklı plan tipi kullanılmıştır. Konutlar çoğunlukla 1–2 odalı, 40-50 m² taban alanı olan küçük ölçekli yalın birimlerdir. Ancak parsel büyüklüğü 500 m²’den 1 dekara kadar çıkmaktadır. Bazı köylerde konutun yanı sıra küçük bir ahır da inşa edilmiştir. Ancak çoğunlukla yalnız konut yapılmış, ek yapıları köylülerin zaman içinde ekonomik koşulları elverdikçe yapması öngörülmüştür. Yapı sistemi ve malzeme seçiminde ekonomik kısıtlılık belirleyici olmuş, her ne kadar ahşap karkas yapı sistemi ve taban ile tavanın ahşap kaplama olması yeğlense de, çoğunlukla kurulacak köyün yakın çevresinden kolay ve ekonomik bir biçimde sağlanan yapı malzemeleri kullanılmıştır. Dolayısıyla Ergene Havzası’nda kerpiç, Vize-Pınarhisar hattında ise kireç taşı ana yapı malzemesini oluşturmuştur.

Köylerde konutun yanı sıra okul ve köy konağı yapımına büyük önem verilmiş, (Resim 11-13) tarımsal kalkınma planı çerçevesinde gerekli görülen yerlerde de hayvan ve tarımsal ürün yetiştirmeye ve satmaya yönelik yapılar inşa edilmiştir. (Resim 14-16) Bazı köylerde meydan düzenleme ve anıt yerleştirme gibi uygulamalar da gerçekleştirilmiştir. (Resim 13 ve 17)

DEĞERLENDİRME

1924 Köy Kanunu her ne kadar bütün kırsal yerleşimlerin belli imar kuralları çerçevesinde yeniden düzenlenmesini öngörmüşse de, uygulamada devlet esas olarak göçmenler için kurulan planlı köy yerleşimleri ile çağdaş köy yaklaşımını somutlaştırmıştır. 1935-38 yılları arasında Romanya ve Bulgaristan’dan gelen 100 bin kadar göçmenin % 10 kadarlık kısmı için Anadolu’da Ankara, Antalya, Çorum, Diyarbakır, Elazığ, İzmir, Yozgat gibi farklı coğrafyalardaki illerde köyler kurulmuş olması da, bu yerleşimler aracılığıyla bütün ülkede çağdaş köy örneklemesinin yaygınlaştırılmak istendiğini düşündürtmektedir. Trakya toprakları Romanya ve Bulgaristan’dan gelen bütün göçmenler için yeterli iken(13) ve bu toplulukların toplumsal ve coğrafi olarak Trakya ortamına uyum sağlamaları çok daha kolay iken, böyle bir uygulamanın yapılmış olası bu görüşü güçlendirmektedir. Nitekim bu dönemin il yıllıklarında da göçmen köylerinden bahsedilirken sıklıkla bu yerleşimlerin “örnek” niteliği vurgulanmıştır.

NOTLAR

1. Sharp, 1946, ss.21-25.

2. Miller, 1950.

3. Osmanlı Devleti’nin planlı kırsal yerleşme yaklaşımı ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Eres, 2008, ss.17-89; Eres ve Akın, 2010.

4. Cumhuriyet döneminde planlı kırsal yerleşme yaklaşımı ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Eres, 2008, ss.90-152.

5. Bu dönemde Avrupa’da da 1929 Ekonomik Buhranı nedeniyle, kentlerde oluşan kalabalık işsiz kitlelerinin tekrar kırsal alana yönlendirilmesi gibi politikaların sözkonusu olması, Türkiye’nin geleceğe yönelik olarak kentli nüfusta hızlı bir artış öngörememesiyle örtüşmektedir. Ruşen Keleş de 1940’lı yıllarda yapılan şehircilik araştırmalarında kente göç baskısının saptanmadığını, ancak kendisinin de dahil olduğu 1950-60’lı yıllardaki araştırmalarda bu tablonun değişmiş olduğunu belirtmektedir. (Keleş, 1973, s.26)

6. Köy Kanunu, 1937.

7. 1920’li yıllardaki kırsal iskân ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Cengizkan, 2004; Eres, 2008, ss. 90-137.

8. Kazım Dirik ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Dirik, 2008.

9. Soyer, 1947.

10. Trakya’nın 5 Yıllık Köy Kalkınma Planı, 1936.

11. Planın kenarındaki lejantta 43 işlev sayılmakla birlikte (İnan, 1972), plan incelendiğinde 48 farklı işlevde yapı saptanmıştır.

12. Trakya Umumi Müfettişliği döneminde kurulan göçmen köyleri ve mevcut köylerde yürütülen imar faaliyetleri, alan ve arşiv çalışmalarına dayanılarak (Eres, 2008, ss.163-278)’de açıklanmıştır.

13. Nitekim sonrasında 1950 Bulgaristan göçmenleri için de Trakya’da çok sayıda göçmen yerleşimi kurulmuştur. (Eres, 2008, ss.307-313)

 

KAYNAKLAR

1936, Trakya’nın 5 Yıllık Köy Kalkınma Planı, Trakya Umumi Müfettişliği Köy Bürosu Yayınları, sayı:20, İstanbul.

1937, Köy Kanunu, T.C. Tarım ve Kültür Bakanlıkları Köy Eğitmenleri Yetiştirme Kursları Neşriyatı, sayı:16.

1938, Trakya İstatistik Yıllığı 1936, Başvekâlet İstatistik Genel Direktörlüğü Trakya Umumi Müfettişliği İstatistik Bürosu Neşriyatı, cilt:1, sayı:116, Ankara.

Tarihsiz, 6. İzmir Fuarı Trakya Broşürü.

Cengizkan, Ali, 2004, Çağa Yerleşmek 1: Mübadele Konut ve Yerleşimleri, ODTÜ Mimarlık Fakültesi ve Arkadaş Yayınları, Ankara.

Dirik, K. Doğan, 2008, Atatürk’ün İzinde Vali Paşa Kazım Dirik Bandırma Vapuru’ndan Halkın Kalbine, Gürer Yayınları, İstanbul.

Eres, Zeynep, 2008, Türkiye’de Planlı Kırsal Yerleşmelerin Tarihsel Gelişimi ve Erken Cumhuriyet Dönemi Planlı Kırsal Mimarisinin Korunması Sorunu, İTÜ FBE, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul.

Eres, Zeynep ve Akın, Nur, 2010, “Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulan planlı kırsal yerleşmeler”, itüdergisi/a, sayı:9/1, ss.79-90.

İnan, Ayşe Afet, 1972, Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyetinin Birinci Sanayi Planı 1933, Türk Tarih Kurumu, Ankara.

Keleş, Ruşen, 1973, “Şehircilik Sorunlar-Uygulama ve Politika, Bölge Planlaması ve Bölge Kalkınması”, Şehircilik Sorunlar-Uygulama ve Politika, (ed.) Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş ve Cevat Geray, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, sayı:358, ss.20-50.

Kırklareli Valiliği, 1938, Cumhuriyetin 15 inci Yılında Kırklareli, Yeniyıl Matbaası, İstanbul.

Miller, Toni, 1950, Europäische Siedlungen, Landwirtschaftsverlag, Hiltrup bei Münster.

Sharp, Thomas, 1946, The Anatomy of the Village, Penguin Books, İngiltere.

Tekirdağ Valiliği, 1938, Cumhuriyetin 15 inci Yılında Tekirdağ, Yeniyıl Matbaası, İstanbul.

Soyer, Reşit, 1947, General Kazım Dirik, Yeni Yol Matbaası, İzmir.

Bu icerik 6024 defa görüntülenmiştir.