375
OCAK-ŞUBAT 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Yitirdiklerimiz: Hakkı Önel, Fazıl Aysu, Arman Güran

İhsan Bilgin, Ayşen Ciravoğlu, Cengiz Bektaş

Bizi Birleştiren, Kaynaştıran Bir Figür Olarak Hakkı Önel

Yıldız Mimarlık’ın eski dekanı Profesör Hakkı Önel’i kaybettik. Yıldız’ın bahçesindeki veda töreninde 25 yıllık mesai arkadaşımı anmak üzere konuşurken başat özellikleri birleştiricilik ve yaklaştırıcılığı vurgulamak üzere “tutkal” terimini kullanmıştım. Geçen gün YEM’in Yapı dergisinde anısına çok güzel bir yer ayrıldığını görünce tüm yakınları adına müteşekkir kalırken konuşmamın bant kaydının da yer almasına rağmen tashihime başvurulmamış olmasının yarattığı hayal kırıklığına rağmen yayın yönetmenine sitem etmedim. Çünkü çok önemsediği YEM ve Yapı ile sitemkâr bir ilişkiye girmemden burada olsa canının sıkılacağını getirdim aklıma. Yaşamın ancak yeryüzündeki varlığını tanıyan zihniyetime rağmen, “İhsan, sakın! Habercilik yapmışlar işte. O da vazifeleri.” diyecek olan sesi geldi kulağıma. Evet, kurumu, arkadaşları, katıldığı kurul, komisyon, jüri ve benzeri grupları olarak çok yararlandık onun bu özelliğinden. Çalışkanlığı daha kolay telafi edilir de bu tarafının eksikliğini hep hissedeceğiz. Sonra “anısı yaşıyor” diye kolaylıkla sarf ettiğimiz sözün olsa olsa bu olacağını anladım. Sadece hatırlanmak değil, yokluğunda bile, hayata bütün canlılığıyla müdahale edebilecek güce sahip olmuşluk. Tabii acısı ve boşluğu kadar, o gücü de, en çok gündelik hayatlarını sonuna kadar onunla sürdürmüş olan eşi, torun ve çocukları, eski kürsümde hâlâ birlikte çalışan arkadaşlarım eminim hep hissederek yaşayacaklar.

İhsan Bilgin


Ayrılık Bize Hiç Yakışmadı

Bu size yakışmadı hocam! Haklısınız kimseye yakışmaz. Ama sizin o her daim gülen yüzünüze hiç yakışmadı. Biliyorum bu bir bayrak yarışı diyeceksiniz. Ama her koşulda koruduğunuz iyimserliğinizi kime bırakıp gittiniz hocam? Şimdi kim o sıcacık eliyle ellerimizi saracak? Olmadı hocam. Ayrılık bize yakışmadı.

Daha birlikte yapacak çok işimiz vardı hocam. Sizinle ilk tanıştığımızda kurumumuzu, YTÜ’yü daha da ilerilere taşıma gayretindeydiniz. Ancak bu sizin için yeterli değildi. Ülkemizdeki diğer mimarlık bölümlerini de dert edindiniz. Bunun için mimarlık ve eğitimi alanında akademisyenlerle Mimarlar Odası arasında köprü oldunuz. Başkanlığını yaptığınız Mimarlık ve Eğitim Kurultay’larında, mimarlık ve eğitimi alanında bıkmadan usanmadan anlattığınız düşüncelerinizle nice tartışmalar başlattınız. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin MİAK’tan akreditasyon almasına tanıklık ettiniz. Ülkemizdeki tüm bölümlerinin MİAK’a akredite olduğu günleri düşlediniz...

Daha sizden öğrenecek çok şeyimiz vardı hocam. Genç, yaşlı diye bakmadan herkesi büyük bir sabırla dinlediniz. Öğrenci, asistan, profesör ayrımı yapmadan eşit ve çoğu zaman kendinize daha fazla yük alarak işbölümü içinde dirsek dirseğe birlikte çalıştınız. Yorulmak bilmeyen enerjinizle mimarlık alanına, eğitimine daha nice katkılar yapacaktınız. Olmadı hocam. Ayrılık bize hiç yakışmadı.

Ayşen Ciravoğlu


Fazıl Aysu Aramızdan Ayrıldı

1931’de İstanbul Erkek Lisesi’ni, 1936’da Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi. Akademi’deki öğrenciliği sırasında birçok mimarlık bürosunda çalıştı. Mimar Ginter’le Yıldız Sarayı Şale Köşkü restorasyon ve dekorasyonu; Seyfi Arkan’la Florya Atatürk Evi dekorasyonu ve Sedad Hakkı Eldem’le Yalova Termal Oteli dekorasyonu işlerini yaptı.

Okulu bitirdikten sonra Akademi’de Prof. Bruno Taut’un asistanı oldu. Çeşitli okul projeleri ve Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi projesinde görev aldı. Daha sonra Tekel İnşaat Bürosu’nda büro şefi olarak çeşitli tütün bakım evi, yönetim binası ve Tekirdağ Şarap Fabrikası (daha sonra Rakı Fabrikası oldu) projelerinin hazırlanmasında, Bursa Yenişehir ve Safranbolu Bağlar yöresi imar planlarının hazırlanmasında görev aldı.

1939’dan sonra İnönü Stadyumu (İtalyan mimar Vietti Violi ile), Spor ve Sergi Sarayı (bugün Lütfi Kırdar Kongre Salonu), Galatasaray Ali Sami Yen Stadyumu (mimar Şinasi Şahingiray ile), Fatih Karagümrük Stadı, Beykoz Spor Kulübü, Taksim Tenis Kulübü ve kortları, Sümerbank Sergi Binası (s. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu) projelerini gerçekleştirdi. Nişantaşı ve Harbiye’de üç apartman binası yaptı. 1949’dan sonra Şinasi Şahingiray’la birlikte Ayaspaşa’daki Philips Merkez Binası ve Levent Radyo Fabrikası’nın mimari projelerini gerçekleştirdi. Yanan Güzel Sanatlar Akademisi’nin yenilenme işini, Taşlıtarla’da (Gaziosmanpaşa) 250 göçmen evinin yapımı Bakırköy Kız Enstitüsü, Dolmabahçe Sarayı’na ait Bağodaları Binası (b. MSÜ Konservatuarı), Galata’da Arşimidis Hanı, Eten Havlu Fabrikası, Ankara Ulus’ta İş Bankası tören katı restorasyon ve dekorasyonu, Zeynep Kamil Hastanesi Çocuk Pavyonu ve Kilyos Büyük Oteli (1960 Devrimi’nden sonra yarım bırakıldı) işlerini üstlendi. 1960 yılından sonra Hürriyet gazetesinin iki binasının eklerini, Günaydın gazetesi binası ve ekini, Harbiye Başak Sigorta ve Ziraat Bankası şubesini (Utarit İzgi ve arkadaşları ile), Polonezköy’de Haldun Simavi Evi’ni, Kanlıca ve Gönen’de iki sağlık evi ve çeşitli özel binalar yaptı. Ayrıca birçok mimari proje yarışmasına katıldı, dereceler aldı.

1970’li yıllarda, dört yıl süreyle, Özel Cağaloğlu Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu’yla Akademi’ye bağlı Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu’nda bölüm başkanlığı, yapı ve mimari tasarım hocalığı görevlerinde bulundu. Mimarlık ve müteahhitlik faaliyetlerinin yanı sıra “Modern” adlı stüdyosunda on beş yıl süreyle çeşitli dekorasyon projeleri ve uygulamaları, mobilya üretimi gerçekleştirdi. Devrim adlı ilk ve ortaokulu, Akademia adlı yabancı dil ve sanat kursları merkezini yürüttü.

Fazıl Aysu, 31 Ekim 2013 tarihinde aramızdan ayrıldı.


Arman Güran’ı Kaybettik

Almanya’dan döndükten sonra, Ankara’da tanımaktan gönendiğim kişilerden biriydi Arman Güran. Tasarımcıydı, yarışmacıydı (ödüller almıştı), uygulamacıydı hem de… Ayrıca Mimarlar Odamızın Genel Sekreteriydi. Şöyle söylesem bilmem yanlış anlayan olur mu? Arman Güran o yıllarda, genel sekreterliğin nasıl yapılması gerektiğini gösteren, her şeyi doğru dürüst saptayan, düzenli bir kişiydi… Mimarlık ile ilgili işleri aksatmadan izleyen, politik ayrımlara düşmeyen… Kırıcı olmayan, yumuşak sözlü, temelde çözüm için uğraşan... Kısacası, Mimarlar Odası’nda çözülecek bir konu varsa ona güvenebilirdiniz.

1966 Varto depreminin sanırım ertesi günü, Mimarlar Odası’na bir yazıyla başvurmuştum. Depremle ilgili işler için, tüm işliğimle, karşılıksız olarak, Odanın buyruğunda olacağımı bildirmiştim. Arman Güran Odamızın bir kurulu olarak Varto’ya gitmemizi önerdi.

Kurulda Arman Güran, Vedat Dalokay, Cemil Gerçek ile ben yer aldık. Bir arabayla bir hafta boyunca deprem bölgesini dolaştık. Dönüşte Arman Güran tam ona yakışacak biçimde, titizlikle, saptamalarımızı ve çözüm önerilerimizi bildiren bir yazıyı, yazanağı düzenledi. Doğunun temel sorununun altını çizmiştik bu yazanakta…

İmar ve İskân Bakanı, bizler için “harabe baykuşları” dedi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde… Biz o günlerden beri “harabe baykuşluğuna devam ediyoruz hâlâ”…

Arman Güran ile ilgili hiç unutmadığım bir başka anım da 12 Mart günleriyle ilgili. Gelen günler belliydi… Mimarlar Odası’na el konulacağı anlaşılıyordu. (Bugün yaşadıklarımız gibi) Arman, Mimarlar Odası’nın paralarını hemen “özel hesabına” geçirmişti. Olanlar olup geçtikten sonra, Arman’ın kurtardığı paralarla genel kurulu yapabilmiştik. Bunun bir benzerini de İstanbul’ da Doğan Hasol’un yaptığını yenilerde öğrendim. Arman bu kurtarıcılığıyla hiçbir biçimde böbürlenmedi. Elbette Doğan da… Üstelik kimilerince suçlandılar da…

Arman Güran’ı hep güzelliklerle anacağım.

Cengiz Bektaş

Bu icerik 4476 defa görüntülenmiştir.