375
OCAK-ŞUBAT 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Saraçoğlu 2013: Kentsel Bellekte ve Kent Mücadelesinde bir Mevzi

Bülent Batuman, Yrd. Doç. Dr., Bilkent Üniversitesi, Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarisi

Saraçoğlu Mahallesi, hem modern mimari mirasımız hem de Ankara kent belleği / kültürü / yaşantısı açısından korunması ve yaşatılması elzem bir eser. Buna karşın, Ankara’daki benzeri birçok alan gibi, rant iştahını kabartan ve dolayısıyla yıkım tehdidini üzerinde hisseden de bir alan. Saraçoğlu Mahallesi’nin kent ve kamuoyu gündemine taşınması çabalarını Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin “Bina Kimlikleri ve Envanteri” çalışmaları ile başlatmak yanlış olmayacaktır. Mahallenin “mimari kimlik belgesi”, Cumhuriyetin ilk 25 yılında üretilen mimari örnekler kapsamında hazırlanıp sergilenmiş ve 2005 tarihli derlemede yer almıştır.(1) Kızılay kent merkezinin özellikle motorlu taşıt öncelikli trafik uygulamaları ile giderek artan biçimde çöküntü alanı haline gelmesi, mahalle için de kentsel dönüşüme konu olma riskini artırmıştır. Kent merkezinde olduğu halde, devlet lojmanı hüviyetiyle kent yaşamından yalıtılmış olması, hem bu kentsel parçanın toplumsal bellekteki yerinin hem de kamusal mekân niteliğinin zayıf olmasına sebep olmuştur. Buna karşılık, mahallenin kent gündeminde yer bulması için ısrarlı çabalar sürdürülmüş, 2009 yerel seçimlerine yönelik “Saltanata Son” kampanyasında üretilen manifesto içinde bu alana dair kent düşleri ifade edilmiş, 2010 yılında da Saraçoğlu Mahallesi konulu “Bina Kimlikleri Söyleşisi” düzenlenmiştir.

Bu çabalar sürerken korkulan olmuş ve mahalle, 28.01.2013 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile kamuoyunda kısaca “Afet Yasası” olarak bilinen “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”(2) kapsamında “riskli alan” ilan edilmiştir. Karara esas olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı talebi, “Yapıların ekonomik ömrünü tamamladığı, alanın köhneleşmeye yüz tuttuğu, çöküntü alanlarının oluşmaya başladığı, [...] alanın üzerindeki yapılaşmanın can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığı” gerekçelerine dayandırılmıştır. Bu gerekçelerin, mahallenin yıkımını hedefleyen bir girişimi öngördüğü açıktır. Bu kararın hemen ardından, önce mahalle sakinleri, sonra da Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası Ankara Şubeleri, kararın iptali istemiyle Danıştay’a başvurmuşlardır.

Ancak, Ankara’da son yıllarda benzer alanların başına gelenler düşünüldüğünde, Saraçoğlu Mahallesi’nin korunabilmesinin, yargının hızına değil, kamuoyunun ilgisinin örgütlenebilmesine bağlı olduğu tecrübeyle sabittir. Bu yüzden, bir yandan Başkent Dayanışması tarafından sokak eylemlilikleri düzenlenirken, bir yandan da ilki Ulucanlar Cezaevi için düzenlenmiş olan Kent Düşleri yarışmalarının sekizincisi, 8 Şubat 2013 tarihinde Saraçoğlu Mahallesi konulu olarak ilan edildi.(3) Burada amaçlanan, Saraçoğlu Mahallesi’nin kent merkezine entegrasyonunu sağlayacak fikirleri ararken katılımcı bir süreci işletebilmek ve alanın toplumsal bellekteki yerini pekiştirmekti. Yarışmanın kaderi, teslim tarihinin hemen öncesinde patlak veren ve hem Türkiye’de siyaseti alt üst eden hem de kamusal mekâna bakışımızı sorgulamamıza neden olan Gezi olayları ile başka bir mecraya evrildi. Katılımcılardan gelen talep üzerine ertelenen teslim tarihi ardından projelerin içeriğinin dönüştüğü görüldü. Ama bundan daha önemlisi, Gezi’nin yarattığı kamusal mekân duyarlılığı, belki de Saraçoğlu’nu kurtaran dinamik oldu.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin Konur Sokak’ta halka açık olarak gerçekleştirdiği 19 Ağustos 2013 tarihli Yönetim Kurulu toplantısında Saraçoğlu Mahallesi de tartışılmış, mahallenin yıkımı olasılığına karşı sivil itaatsizlik eylemleri dahil her yöntemin kullanılması öngörülmüştür. Aynı toplantıda, konuyla ilişkili olarak Ankara Ticaret Odası’nın Cumhurbaşkanlığı nezdinde girişimlerde bulunduğu bilgisinden hareketle, Cumhurbaşkanlığı makamından randevu talep edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu doğrultuda yapılan girişim sonuç vermiş, Cumhurbaşkanı’nın bir araya getirdiği Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ankara Ticaret Odası ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Saraçoğlu Mahallesi’nin akıbeti konusunda ortak çalışma yapmayı kararlaştırmış ve düzenli bir dizi toplantı gerçekleştirilmiştir. Bu toplantılar sırasında Bakanlık yetkililerinin alana dair çeşitli proje önerilerini değerlendirdikleri, Kent Düşleri yarışmasını ve sonuçlarını da yakından takip ettikleri öğrenilmiştir. Yine toplantıların sağladığı diyalog ortamında Bakanlık temsilcileri herhangi bir yıkımın sözkonusu olmadığının teminatını vermişlerdir.

Üç kurum arasındaki işbirliğinin temelini oluşturacak protokol için Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin ortaya koyduğu esaslar şunlardır: 1. Saraçoğlu Mahallesi’nin özgün dokusunu zedeleyecek hiçbir yıkım veya inşa faaliyetinin yapılmaması, 2. Düzenlenmiş bulunan Kent Düşleri Yarışması’nın uygulanacak projenin temelini oluşturması, 3. Uygulama projesinin geliştirilmesi için işbirliği yapan kurumlardan temsilcilerle birlikte yarışma jürisi ve ödül kazanan proje sahiplerinden oluşacak bir proje değerlendirme ekibi oluşturulması, 4. Sürecin tüm aşamalarında kamuoyunun düzenli ve şeffaf bir biçimde bilgilendirilmesi ve katılımın genişletilmesi, 5. Saraçoğlu Mahallesi’nin kentlilerin kullanımına açılmasını sağlayacak bir etkinlik dizisinin bir an önce hayata geçirilmesi.

Ne var ki, Eylül ayından Kasım başına kadar geçen yaklaşık iki aylık süre boyunca ön protokol bir türlü imzalanamamış, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın katılım profili giderek düşmüş ve bu durum sürecin gidişatına ilişkin kaygılar oluşmasına sebep olmuştur.(4) Aynı süre içinde Danıştay mahalle sakinlerinin başvurusunu değerlendirmiş ve mahalleyi “riskli alan” ilan eden Bakanlar Kurulu kararının iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesi, bakanlıkça sunulan raporun, mahallenin “riskli alan özelliği taşıdığına dair somut bilimsel bilgi” içermemesidir. Bu kararın, Afet Yasası’nın bilimsellikten uzak uygulamalara yasal dayanak sağlayan ve koruma mevzuatını baypas eden bir araç olmaktan öte bir anlam taşımadığını tescil ettiği ve yasanın meşruiyetini tartışmalı hale getirdiği açıktır. Türkiye genelinde onlarca nitelikli kentsel alan, aynı şekilde Afet Yasası marifetiyle riskli alan ilan edilmiş ve yıkım tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu noktada, mevzuatın dönüşümünün, bu mevzuatı uygulamakla yükümlü kurumların dönüşümü ile paralel gerçekleştiğini gözden kaçırmamak gereklidir. Aynı tarihlerde Koruma Kurulu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan gelen talep doğrultusunda, 12 Eylül 2013 tarihli kararıyla, Saraçoğlu Mahallesi’nde yer alan konutların koruma grubunu “2” olarak belirlemiştir.

Konunun çözümsüzlüğe gittiği ve ODTÜ yerleşkesine yapılan hukuksuz müdahalede Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın işbirliği gözönünde bulundurularak, gelinen noktadaki tıkanıklık Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından basın yoluyla kamuoyuna aktarılmıştır. Ankara Ticaret Odası’nın girişimiyle randevu alınan Çevre ve Şehircilik Bakanı ile yapılan 14 Kasım 2013 tarihli görüşmede ise, herhangi bir yıkımın yapılmayacağına dair teminat Bakan tarafından da yinelenmiş, projenin üretimi konusunda inisiyatifin Mimarlar Odası’na bırakılabileceği belirtilmiş ve Bakanlık bürokratları protokolün imzalanması konusunda yetkilendirilmiştir.

Yukarıda özetlenen birkaç aylık sürecin gösterdiği gibi, Saraçoğlu Mahallesi’nin akıbeti henüz netleşmiş değil. Ancak, açıkça görüldüğü gibi, bugün modern mimari mirasın korunması, teknik bir konu olmaktan çok, kentsel politik mücadelelerin seyrinden belirgin biçimde etkilenen bir süreç. Bu yüzden de mekânın toplumsal duyarlılığa konu olma derecesi, Koruma Kurulu veya Danıştay kararlarından çok daha belirleyici. Kentin mekânsal belleği ve kent yaşamının kalitesi, demokratik ve katılımcı bir kentsel yönetimin yokluğunda, ancak toplumsal mücadelenin konusu olduğunda korunabiliyor. Yani teknik bir konu olarak kavrayageldiğimiz “koruma”, bir mücadele biçimi olarak “savunma” niteliğini almış durumda. Dahası, kent bütünü içinde sürekli bir mücadelenin mevzileri haline gelen mimari eserler, mücadelenin her mevzide aldığı sonuçların birbirini etkilediği bir süreklilik içinde. Böyle bakıldığında, kentsel alanların savunulmasının tek etkin kentsel-politik katılım biçimi olduğu ve başarıyla savunulan her alanın, demokratik ve katılımcı bir kent yönetiminin fiili inşası haline geldiğini görebilmek mümkün.

NOTLAR

1. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, 2005, Bina Kimlikleri: Ankara Cumhuriyetin 25 Yılı, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yayınları, Ankara.

2. 15.05.2012 tarihinde kabul edilmiş ve 31.05.2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

3. Bu noktada, Saraçoğlu Mahallesi konusunda, hem konunun uzmanı bir bilim insanı hem de bir dönem (1961-67 yılları arasında) mahallenin sakini olmuş olan değerli Emre Madran’ı anmadan geçmek mümkün değil. Emre Hoca, dava dilekçesine temel olan raporu kaleme aldı, düzenlenen Bina Kimlikleri söyleşisinde hoş sohbetiyle katılımcı oldu, Saraçoğlu üzerine bir Kent Düşleri Yarışması açılmasını ilk olarak öneren kişiydi ve yarışmanın jüri üyesiydi. Kısacası, Saraçoğlu üzerine son yıllarda yürütülen çalışmaların her aşamasında katkısı vardı. Bu satırları yazarken yokluğunu bir kez daha hissediyor ve anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

4. Biraz spekülatif olsa da, Bakanlık bürokratlarının, özellikle ODTÜ arazisinden geçmesi öngörülen yolun inşaatına hukuksuz ve fiili bir biçimde başlanmasının yarattığı gerilimli ortamda inisiyatif almaktan çekindikleri ve Bakanlık düzeyinde bir talimat almadan Saraçoğlu ön protokolünü imzalamaktan kaçındıkları düşünülebilir.

Bu icerik 5000 defa görüntülenmiştir.