375
OCAK-ŞUBAT 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KIRDAN KENTTEN

Kedilerin Saklı Evi: Gölyazı

Selay Yurtkuran, Öğr. Gör. Dr., Uludağ Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

Gölyazı (Apollonia Ad Rhyndacum), Bursa’da, Ramsar alanı olan Uluabat (Apolyont) Gölü’nün çevresindeki en eski yerleşim bölgelerinden biridir. Gölyazı, Bizans tarihi çalışan bilim insanları, klasik dönem arkeologları ve epigrafistler için önemli bir çalışma alanı olmuştur. Bölgeyle ilgili tutarlı ilk bilgiler, tarihsel bir döküm olarak kabul edilebilecek, P. Le Bas’ın 1843 yılında yazdığı ve Küçük Asya’yı anlattığı, Küçük Asya Seyahati (Voyage en Asie-Mineure) adlı eserinde yer almaktadır. Uluabat Gölü’nün kuzeyinde yer alan Gölyazı, Trakya’dan Türkiye’nin güneyine doğru yapılan bir yolculukta mutlaka durulması, görülmesi, izlenmesi gerekli bir yer. İster 3 saat ister 30 dakika ayırın, bitmez Gölyazı, tükenmez. Günün her saati farklı bir havası vardır. Gerçek sahipleri kediler ve köpekler karşılar sizi. Bursa-İzmir yolundan Gölyazı / Ağlayan Çınar sapağına girdiğiniz andan itibaren ruhunuz huzur dolar. Gölü görmek, Göle ulaşmak olur hedef. Herşeyi unutturur Göl, temizler ruhu. Gölyazı iki mahalledir, Zambaktepe olarak da bilinen, Ağlayan Çınar’ın da olduğu Bayır Mahallesi ile başlayan yolculuk, ona ince bir köprüyle bağlanan Ada’da sonlanır. Ada meydanındaki aralarında sınır olmayan, çınar ağaçları altındaki kardeş kahvelerde içilen çayın tadı bambaşkadır.Kedi cennetidir Gölyazı, e balıkçı köyü ne de olsa… Sabah 5’te başlar balıkçılık mesaisi, 9’da mezata gidilir, 11’de ilk mesai biter. Balıklar satılır, evlere dağılınır. Kadınlı, erkeklidir balıkçılık, hayat ne de olsa asgari müşterekde buluşmak burada.

Rum evlerinden, Gölyazı’nın da Bursa’nın bir başka sahil beldesi olan Trilye (Zeytinbağı) gibi, mübadil köyü olduğu hemen anlaşılır. Bizans surlarından devşirme sandık taşlarının üstüne kurulmuş ahşap karkas yapıları, dökülen harcın arasından size geçmişten bir haber getiren tuğla dolgularıyla sanki açık laboratuvar gibidir Gölyazı’nın sokakları. Yıkık dökük iki katlı yapılar, terkedilmiş olsalar da içeri çağırır sizi. Merak uyandırır, ne var acaba diye ürkerek kafanızı uzatırsınız. Ve o renkler, izler… Eski hayatlardan kalanlar, bazen parçapinçik olmuş bir koltuk, bazen artık “hiçbiryere” çıkan bir merdiven…

Pazar gününe denk gelirseniz, Gölyazı kadınları’nın büyük Cami önünde yaptıkları gözlemelerden yiyebilirsiniz. Farklı kadın dayanışma derneklerinin birbirlerine rakip üyeleri, üretken, çalışkan ve hırslıdır. Dillendirmekten çekinmezler şikayetlerini, sorun yeter ki, dinlemeye hevesiniz olsun. Bölgede Hagios Konstantinos (St.Constantine), Hagios Georgios (St. George) gibi Hıristiyanların inşa ettirmiş olduğu kiliseler de görülmeye değerdir. Nereden gelir Gölyazı adı? Gölyazı, Mysia bölgesinin kuzeydoğusunda, Artynias veya Apolloniatis adıyla anılan, Apolyont (Uluabat) Gölü’nün üstündeki yarımada olarak tanımlanır tarih kitaplarında. Rhyndacus (Karacasu) çayı yakınında olduğu için, “Rhyndacus yakınındaki Apollonia” anlamına gelen, “Apollonia ad Rhyndacum” adını almıştır. Bitmez hikayeleri Apollonia Ad Rhyndacum’un, tükenmez. “Gölden su içerdik”le başlar, “pavyonda yenen kerevit paraları”yla biter. Gölyazı, kendi hikayesiyle uğurlayacak sizi, bazınız için kedi olacak, bazınız için Göl, bazınız için renklerken, bazınız için rüzgar ve balık… Her zaman değişecek, her seferinde yenilenecek…

Bu icerik 4033 defa görüntülenmiştir.