411
OCAK-ŞUBAT 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA PROGRAMI: NEZİH ELDEM

Nezih Eldem'in Bütüncül Mimarlığı: Harbiye Askerî Müze ve Kültür Sitesi

Namık Erkal, Prof. Dr., TED Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Harbiye Askerî Müzesi müze ve müzecilik açısından Eldem’in bütüncül mimarlık anlayışının sadece ulusal değil uluslararası düzeyde de anımsanması gereken önemli bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Müzenin danışmanları arasında yer alan yazar, “bir başka modernist” olarak tanımladığı Nezih Eldem'in tasarım anlayışının detaycı, dramatik ve kati yönüne dikkat çekerek, Eldem’in modernizminin hem 1940’ların rasyonel akademik mimarlığının malzeme ve detay bilgisine hem de 1950’ler ve 1960’ların deneysel ve eleştirel mimari heyecanına sahip olduğunu belirtiyor.

 

Mimarlar Odası 2018-2020 Anma Programı kapsamında Nezih Eldem mimarlığını kavramak için Harbiye Askerî Müze ve Kültür Sitesi özel önemde bir eserdir.(1) Eldem, 1967 yılında açılan çağrılı proje yarışmasında birinci olur ve 1991'e kadar yirmi beş yılını bu işin bütüncül tasarım anlayışıyla -eski bina korumadan, yeni ek yapılara, ışıklıklarından vitrinlerine, dolaşımından mizansenlerine- tamamlanmasına vakfeder.(2) Aynı yıllarda ders verdiği İTÜ Mimarlık Bölümü’nden çok sayıda öğrencisi, projenin detaylanmasını ve inşaatını okula yakın bir uygulama sahası olarak deneyimler. Müzeye birkaç kere gidenler dışında, Kültür Sitesi önemli sanat sergileri ve bazıları mimarlıkla ilgili olan pek çok önemli toplantının yeri olarak anılarda yer alır. Harbiye, işlevinin farkında olmayanlar için, Taksim - Nişantaşı arasında sağ kaldırımda iki yüz elli metrelik bir durağanlığın ve kent merkezinden kopuşun getirdiği hızlanmış adımların mekânıdır. Aşağıdaki yazının ilk niyeti Nezih Eldem'in projesini ve yapısını tamamlanmasından sonra geçen süreyi gözeterek mimarlık tarihi bağlamında değerlendirmek, farklılığını ve özgünlüğünü vurgulamaktır. Öte yandan müze, zamanın getirdiği yıpranmayla yüz yüzedir. Şimdilerde kimi kısımları tamir ihtiyacı yüzünden ziyarete kapatılmıştır. Bu durumda yazının bir diğer niyeti ise müzenin zedelenmiş kurgusunu okunur kılmaktır.(3) En sonunda gelinmesi gereken nokta ise, Eldem'in Harbiyesi'nin müze ve müzecilik açısından bütüncül mimarlık anlayışının sadece ulusal değil uluslararası düzeyde anımsanması gereken bir örneği olduğudur.

Harbiye Askerî Müze ve Kültür Sitesi projesi en genel anlamda eski bir binanın yeni bir ek yapılarak dönüştürülmesi olarak tanımlanabilir, bir nevi restorasyon projesidir. Ancak bu kültür yapısı eski binaya müdahale açısından günümüzün akademik koruma kabullerini zorlar. Söz konusu zorluğu düşünmek yararlı olsa da, anakronik yorumlar projenin kendi bağlamını anlamaya yardımcı olmaz. Burada bağlam geç Osmanlı dönemi kamu yapılarının, özellikle askerî yapıların dönüşüm tarihidir. Geç Osmanlı anıtsal kamu yapıları 1920’lerde başlayan ve 1980’lere uzanan bir süreçte dış cepheleri tutularak yoğun bir yapısal dönüşüme tabi tutulurlar. Sultanahmet'teki Adalet Sarayı (eski Dar'ül Fünun) ve Akademi yangınları (eski İkiz Saraylar ve Meclis-i Mebusan) gibi deneyimler ahşap döşemeli kamusal yapılarda güvenliği sorgulanır hale getirir. Eski askerî binalarda özgün kargir duvarlara bağlı ahşap (kimi zaman Fransız kemeri) döşeme yapı sistemlerini betonarmeye dönüştürmek, kısmen de yeni işlevlerin ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla geniş çaplı değişiklikler yapılır.(4) Taşkışla'nın Paul Bonatz ve Emin Onat tarafından üniversiteye dönüştürülmesi gibi ünlü mimarların işlerinin yanında, mimarı ve uygulayıcısı bilinmeyen çok sayıda örnek vardır.(5) Bu örnekler uygulandıkları yılların mimarlık anlayışına göre de farklılık gösterir. 1950’lere kadar binaların kendi neo-klasik karakter ve kompozisyonel rasyonelleri içinde kalınarak akademik olarak mükemmelleştirilmesine çalışılır. İzleyen dönemde ise tarihî kamusal yapılar yeni işlevlerin gereklerine göre kendi özgün mimarileriyle çelişik biçimlerde dönüştürülür. Türkiye'de 1980’lere kadar geçerli olan, geç Osmanlı yapılarına geniş çaplı yapısal dönüşümü onaylayan restorasyon anlayışına değinmek, Nezih Eldem'in Harbiye projesindeki eski yapıya müdahalesini değerlendirmek için elzemdir. Aşağıda da aktarılacağı üzere, eski binaya yeni ek tasarlama konusunda çok belirgin bir stratejisi olan bu projenin çıkış noktası aslında kendi zamanına göre korumacıdır ve Harbiye binasının o günkü haliyle sürdürülmesini amaçlamaktadır. Bu yaklaşımı anlamak için korunmaya çalışılan eski Harbiye Mektebi'nin yapısal tarihini Nezih Eldem'in karşılaştığı haliyle özetlemek yararlı olacaktır.

Harbiye Mektebi, 1844-1893 yılları arasında dört ana inşaat aşaması ve çok sayıda tamir sonucunda ortaya çıkmış, kompozit bir yapıdır. 1844 yılında Tophane-i Amire Hastanesi olarak büyük avlu çevresinde tek katlı ve doğuda eğime doğru bodrumlu olacak şekilde inşaasına başlanır.(6) 1845 yılında Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye devredilerek iki dar ucuna birer küçük avlu ve dışa doğru u planlı girintiler oluşturacak şekilde kollar eklenerek büyütülür ve dönüştürülür. Aynı aşamada güney yönünde William James Smith tarafından büyük bir ahır ve manej projelendirilir. Mektep, Kırım Savaşı sırasında Fransızlara hastane olarak tahsis edilir, 1854'te bir yangın sonucu bodrum seviyesine kadar hasar görür. 1862-63 yıllarında temellerinden yeni baştan inşa edilirken orta büyük avlu köşeleri ve iki yan avlu çevresindeki yapı kolları birer kat yükseltilerek iki katlıya dönüştürülür. Avlu köşelerine yerleştirilen silindirik merdiven kovaları ile ulaşılan üst katlarda koğuşlar mevcuttur. 1891-93 yıllarında gelinen dördüncü ve son aşamada, Harbiye Mektebi'nin iki ucunda kalan tek katlı kısımlar da iki katlı hale getirilir ve yapı âdeta tek bir elden tasarlanmış gibi kitlesel olarak bütünleştirilir. Güney yönünde padişah ziyaretlerinde kullanılmak üzere Hümayun dairesi ve mezuniyet sınavı odası, kalan bütün ek kısımlara ise koğuşlar yerleştirilir. (Resim 1) Son aşamada kuzey ve güney cephelerine anıtsal bir ifade kazandırılmış olsa da, Harbiye Mektebi ana girişi, eskiden olduğu gibi Pangaltı Caddesi cephesinin ortasında konumlanır ve yapının farklı kısımlarına ulaşım buradan geçilen büyük avludandır. (Resim 2) Harbiye Mektebi'nin kuruluşunun 100. yılında ana girişe yeni bir saçak, üzerine de bir Atatürk heykeli yerleştirilir. Aynı yıllarda mektebin Ankara'ya taşınmasından sonra komutanlık, astsubay okulu ve güney kısmında orduevi olarak kullanılmaya başlar. Harbiye'nin Henry Prost plan etütlerinde kısmen yıkılması gündeme gelir. İlk olarak Sergi ve Spor Sarayı'na giden yan yolun açılması için manej yapıları yıkılır.(7) 1959'da cadde genişletme projesi denilerek ana girişin ve Atatürk heykelinin bulunduğu dışa çıkıntı yapan kol ortadan kaldırılır. Harbiye avlusu bir kademe üzerinde caddeye açık hale gelir. (Resim 3) Askeriye Harbiye binasındaki yıkımı doğrudan kurumun geçmişine yapılmış art niyetli bir girişim olarak algılar.(8) 1940’larda savaş ihtimaline karşı Aya İrini 'den Anadolu'ya ve sonrasında İstanbul Maçka Silahhanesi'ne getirilmiş olan Askerî Müze koleksiyonu, 1957'de Silahhane'nin İTÜ'ye devri dolayısıyla Harbiye'nin bünyesinde konumlanan Jimnastikhane'ye taşınır. Koleksiyonla beraber Harbiye Mektebi'nin müzeye dönüştürülmesi de gündeme gelir. 1960 darbesi sonrası Harbiye arazisi üzerindeki iradesini tekrar gösterme imkanı bulan askeriyenin inisiyatifiyle 1967 yılında iki ayrı yarışma açılır: Harbiye Askerî Müze ve eski manej arazisinde Harbiye Orduevi. Harbiye Mektebi ana girişinin bulunduğu orta kol kesilmiş, dışarıdan bütün gözükse de aslında seksen-yüz yirmi yıllık kompozit bir tarihî yapı olarak Türkiye'nin en eski müze koleksiyonunu içermek üzere dönüşümünü bekler haldedir.

1967 yarışması öncesinde Harbiye Mektebi'nin müzeye çevrilmesi konusunda İTÜ tarafından Nezih Eldem'in katılımıyla yazılan raporda yapının müzeye dönüştürülmeye uygun olmadığı, okul veya kültür merkezi olarak işlev alabileceği görüşü bildirilir. Eldem, menfi İTÜ raporuna karşın açılan yarışmaya katılır ve bunu sonraları "Müze olmaya hazır olmayan bu binanın hangi koşullarda müze olabileceğini görmek ve göstermek hem görevim, hem de hakkımdı. Katılmamazlık edemezdim" şeklinde açıklar.(9) Eldem'in 1960’lara uygun müze olabilirlik koşullarında işlevin ve sergi senaryosunun belirleyiciliği vardır. Uygun mekânsal büyüklükler ve bunların eserlerin özelliklerine göre birbirine nesnel veya zaman dizinsel olarak ilişkilendirilmesi dışında ışık, iklimlendirme ve sunum koşullarını sağlamak önemlidir. Müze olmaya hazır olmayan binalar hangi koşullarda müze olur? Bu sözleri sadece modernist işlevselcilik çerçevesinden okumak eksik olur. Müze olmaya hazır olmayan bina ancak yaratıcı ve özgün tasarım yaklaşımları sayesinde müze olur. Nezih Eldem, eski bina ve yeni yapı arasındaki çelişkileri özgün mimari tasarım için bir ortam olarak değerlendirme yaklaşımı ile kendi döneminde öne çıkar. Birçok defa bu yüzleşmeye girer ama Harbiye Askerî Müze mimari yaklaşımının esas kanıtı olur.(10) Nezih Eldem'in eski yapıları dönüştürdüğü müze mimarlığının özgünlüğünde belki de onun farklı bir modern mimarlığın ortaya çıktığı savaş sonrası İtalya’sını en verimli zamanında deneyimlemiş olmasının payını da not düşmek gerekir.(11) Oldukça genelleyici bir kavram olan ve ana akım dışı, yerelde farklılaşan mimarlıkları kapsayan "başka modernizm", 1950 ve 1960’larda İtalya’sı kadar aynı dönemin Türkiye mimarlığını de kapsar. Bu ortamın içinde Eldem akademik kimliği, İtalya geçmişi, stilistik kaygılardan uzak olması ve eski binada yeni tasarımlar konusunda yaklaşımlarıyla başka türlü bir modernisttir.(12)

Nezih Eldem'e göre eski bir yapının müzeye çevrilmesi söz konusu olduğunda iki farklı önceliğin -eski yapının korunması ve iyi bir müze binasının yapılması- uzlaştırılabilirliğinin tartılması gerekir. "Yoksa ya o bina 'ölür', ya da müze 'sakat' doğar".(13) Eldem Harbiye projesinden önce gerçekleştirdiği Eski Şark Eserleri Müzesi'nde halihazırda sergi mekânına dönüştürülmüş Alexandre Vallaury'nin Sanayi-i Nefise binasının cephesini tutarak içini müze ideallerine göre dönüştürür. Yeni müze dolaşımını adeta eski yapı zarf olacak şekilde içine koyar, sergi anlatısına ve tek tek nesnelere göre göre baştan tasarlar. Dış cephede de binaya yaklaşım değiştirilir, anıtsal merdiven yıkılır ve açık bodrum katından yeni bir giriş yapılır. Şark Eserleri'nde müze sakat doğmamış ama karşılığında eski yapının sakatlanmasında beis görülmemiştir.(14) Nezih Eldem, Harbiye Mektebi'nin müze ve kültür sitesine dönüştürülmesine gelindiğinde Eski Şark Eserleri'nde yaptığından farklı bir tutum izleyecek ve eski yapının mekânsal kurgusunun ve dış cephesinin korunmasını daha fazla önemseyecektir. Harbiye Mektebi'nin anıt bina olarak toplumsal hafızadaki yeri, Mustafa Kemal'in ve Cumhuriyetin kurucularının okuduğu bir askerî kurum olarak azımsanmayacak önemdedir. Koleksiyon ise Osmanlı İstanbulu'nun ilk müzesinden gelen, kimileri çok özel koşullarda korunabilecek çok farklı tipte ve büyüklükte tarihî savaş nesnelerini içerir.

Nezih Eldem Harbiye'de ana cadde tarafında 1959 yıkımının yarattığı boşluğu bir fırsat olarak değerlendirir. Kalan iki yan parçayı ve iki yuvarlak merdiven kovasını yıkarak boşluğu genişletmeyi önerir. Genişlemiş alanda kendi müze mimarlığı anlayışına uygun çeşitli mekânların, işlevlerin yer aldığı ideal koruma koşulları sağlayan bir ek yapı tasarlar ve iki uçta eski binaya bağlar. Askerî Müze koleksiyonun en nadide ve üstün koruma gerektiren otağ ve sancaklar bu kolda sergilenecek, etaplama olarak da ilk bu ek yapı inşa edilecektir. (Resim 4, 5) Eski Harbiye binasının kalan kısımlarında öncelikli koruma kararı avluların ve dış cephelerin sürdürülmesine odaklanır. Mekânların genel kurgu ve büyüklükleri belli bir yere kadar korunur. Avluların çevresinde oluşturulan eski simetrik dolaşım düzeni asimetrik hale getirilir ve içine kapsamlı dolaşım ve servis kovaları yerleştirilir. En büyük değişim güney yönünde orta avlu ve küçük iç avlu arasındaki kısımlar tamamen yıkılarak inşa edilen Mehter Salonu ve çevresidir. Buna karşın, Mehter Salonu'nun bitişik olduğu Kültür Sitesi kısmı belki de eski yapının mekânsallık ve kurgusunun en büyük oranda korunduğu kısımdır. Bu kısımda giriş simetri aksındaki eski merdiven yıkılır, sol köşede yenisi tasarlanır. Eldem Harbiye Mektebi'nin yıkılan kolunun yerine yeni bir yapı yaparken onun eski hâline orta büyük avlunun çizgisini tutarak referans verir. Avlu çizgisinden dışa doğru Otağ Salonu olan büyük kübik bir mekânı yerleştirir. Ek yapı projesinde orta avlu korunmuş olsa da, burası eskisi gibi Harbiye'nin ana giriş mekânı olarak kurgulanmaz. Eldem, cadde üzerindeki eski girişin özgün olmadığını, sonradan açılmış olduğunu düşündüğünü söyler; ki yukarıda özetlendiği gibi bu konuda yanılmaktadır.(15) Harbiye'nin cadde ve avludan başlayan kurgusu dönüştürülür. Girişler eski binanın karşılama imgesine sahip en uygun yüzlerine, iki uçtaki anıtsal cephelere alınır. Müze girişi kuzeyde Nişantaşı'na doğru eski Harbiye Yemekhane binasını da içeren açık alandan, Kültür Sitesi girişi Taksim'e doğru eski Hümayun kapısındandır.

Cadde tarafında yeni ideal koşullar sunan kapsamlı bir müze ekinin, korunması gereken eski binanın mekânları üzerindeki dönüşüm ve yapılaşma baskısını hafifletmesi stratejisini daha iyi anlamak için, 1967 yarışmasında ikincilik ödülü alan Doğan Tekeli ve Sami Sisa'nın, Eldem'den farklı bir yaklaşımı olan önerilerine kısaca değinilebilir.(16) (Resim 6) Tekeli ve Sisa cadde tarafındaki ek yapıyı alt katta tamamen boş olacak ve orta avluyu basamaklarla ana caddeye bağlayacak şekilde önerir, kolonlar üzerinde ikinci katta ise Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemine ayrılmış salonları yerleştirirler. Buna karşın, eski bina kısımlarında ve özellikle iki uçta var olan iç mekân ve avlu düzenini kapsamlı olarak (özellikle eski Hümayun dairesi tarafında) dönüştürmek durumunda kalırlar. Bir bakıma Tekeli ve Sisa, olumlu anlamda Harbiye Mektebi'nin yıkılmış kolunu hafif ve geçirgen bir şekilde inşa ederken, eski bina kısmında -Eldem'in Eski Şark Eserleri Müzesi'nde yaptığına benzer bir zarf ve mazruf ayrışmasıyla- iç mekânı dönüştürmeyi önerirler. Cadde tarafında eski Harbiye'nin anısı canlanırken, yıkımdan sonra kalan kısımların anısı silikleşecektir. Aslına bakılırsa, İTÜ raporunun karşı çıktığı gibi, bu yarışmada koruma ve müze mimarisi arasında kolay bir seçim yoktur.

Eldem'in ana cadde tarafında müze yapılaşmasını yoğunlaştırma stratejisi belirli bir yere kadar başarılıyla işler. Eski binanın avlu ve iç mekân kurgusu korunurken onunla birleşik olarak koleksiyondan üreyen, mekânsal zenginliğe sahip bir müze eki konumlanır. Üstelik ikilik yaratmadan bütünleşmiş bir müze dolaşım şeması oluşturulur. İki uçta iki ayrı girişe rağmen serginin bir başlangıç ve sonla ifade bulan iki kata yayılmış bütün bir dolaşım senaryosu vardır. Buna karşın ek yapının yarı açık bodrumuna yerleştirilen sergi depo işlevlerinin dışardan servis almasında kimi zorluklar ortaya çıkar. Narin eserlerin korunması ve dolaylı gün ışığı kullanılması için müze mekânının kapalı bir yapıyı talep etmesi cadde tarafında iç ve dış arasında ilişkilerin kısıtlanmasına sebep olur. Ek yapının cephesi beton dikey taşıyıcı elemanlarının dışa vurulan ritmi ve iki büyük çıkma (belki de Harbiye eski kapısının anısıdırlar) dışında üst katta tamamen kapalı duvardır. İstisnası Eldem'in cephenin güneydoğu köşesine yakın bir noktada oluşturduğu avlu ve cadde arasındaki locadır. (Resim 7, 8) Locanın avlunun devamında top sergileri için kullanılmasını önerir (şimdiki durumda panellerle kapatılmıştır). Serginin ilk katında cadde ve avlu boyunca sürekli görsel ilişki sağlamak üzere dışardan ahşap kafesli, içerden storlu pencereler düzeni vardır. Ne var ki, bu yüzler doğu ve batıya baktığı için, kullanımda hep kapalılık durumu söz konusudur. Cephenin yarışmada önerilen rengi betonarme kirişler arasında gülkurusu / tuğla kırmızısıdır. Eldem eski Harbiye yapılarında da benzer bir rengi önermektedir. Bugün avlu tarafında bu renk görülürken cadde tarafı griye boyalı kirişler arasında beyazdır. Netice itibariyle Eldem'in koruma ve eski ile yeniyi ayırma yaklaşımı ana cadde tarafında şehirle iletişime kapalı uzun bir cephe şeklinde ortaya konur ve projenin olumsuz eleştirilen yanı olur. Cadde cephesi hakkında az sayıda olumlu düşünceler arasında Turgut Cansever'in müze binası olarak ancak yeteri kadar kapalı olmamasıyla eleştirilebileceğini söylemesi; Şevki Vanlı'nın kapalı kitlenin "şehirlilerin gözlerini dinlendirdiğini" düşündüğünü belirtmesi ve Uğur Tanyeli'nin "kentsel mekâna güçlü bir vurgu" olarak yorumlaması sayılabilir.(17) Cadde cephesi, bir ek olsa da Eldem'in tasarımının getirdiği diğer kazanımlardan ve değerlerden bağımsız değildir. Kendi tasarım ilkeleri üzerinden incelendiğinde Eldem'in Harbiye’si sergi mekânı olarak içerden dışarı doğru tasarlanmış bir yapıdır. İçerisini değerlendirmek için askerî müzeler konusuna kısaca değinmek yerinde olur.

Askerî tarih ve nesnelerine odaklanmış müzeler -askerî müze, silah müzesi, savaş müzesi, anma müzeleri- müzecilik açısından ayrı değerlendirilmesi gereken kurumlardır.(18) Birçoğu eski askerî binalarda konumlanır; bina veya koleksiyonun eski çağlardan gelmesi, içinde bulunduğu devletin ve askeriyesinin bekasını temsil eder. Bu müzeler silahlar ve askerî teknoloji üzerine odaklandıklarında bilim tarihiyle ilgili materyalist çerçevelere göre kurgulanabilirler. Askerî kurumlar ve savaşlar tarihî üzerine odaklandırıldıklarında ise devleti meşrulaştıran, ortak milli kültüre dayalı temaları barındırırlar. Savaş ve zafer temalı sergilerde temsilciliğe kayma ve gerçeklikten uzaklaşma tehlikesi mevcuttur. İstanbul'da askerî müzelerin Osmanlı'dan Cumhuriyet'e tarihi aynı zamanda silah müzesinden askerî müzeye geçişin tarihini de barındırır. İmparatorluğun ilk müzesi olarak nitelendirilen Topkapı Aya İrini'nin tarihi belli koşullarda ziyarete açık saray silahhanesi olarak 18. yüzyıl başına uzanır.(19) 19. yüzyıl içinde Eski Silah Koleksiyonu ve 20. yüzyıl başında Osmanlı Askerî Müzesi'ne dönüşür. Cumhuriyet döneminde Askerî Müze adını alır. Farklı müzecilik tarihlerini bünyesinde barındıran kadim Askerî Müze koleksiyonunu sergileme konusunda Nezih Eldem'in yaklaşımı nedir?(20) Müzenin koleksiyonun da şekillendirdiği üzere Osmanlı tarihinden Cumhuriyete uzanan zaman çizgisinde kompozit bir sergileme düzeni önerilir. Tasnif 19. yüzyıl başına kadar askerî nesneler ve silahlar, 19. yüzyıl ortasından sonra askerî olay ve şahsiyetlere göre yapılmıştır. Eldem, askerî müzelerde dramatik ve duygulara hitap eden temsillerin bir gereklilik olduğunun bilincindedir. Şark Eserleri Müzesi'nde görüldüğü gibi dramatik dolaşım şemaları kurgulamak ve sergi nesnelerini belli bir senaryoya göre yerleştirmek mimari yaklaşımıdır. Askerî Müze'de de yeni ekte ve eski binanın elverdiği kadarıyla üç boyutlu görsel ilişkiler oluşturur. Kimi eski koridorlar iki katlı boşluklara dönüştürülür. Üçgen çıkmalar iki katlı boşluklara uzanır. Merdivenler dolaşımın ötesinde deneyime ve görselliğe dayalı üç boyutlu mekânlardır. (Resim 9, 10) Asıl özgün olan ise dolaşım senaryosu üzerinde belli aralıklarla yerleştirilen askerî ve tarihî mizansenlerdir.(21)

Eldem, askerî tarihe dair soyut mizansenleri mimariyle kurar. Burada sergilenen nesneler veya sahnelenen gösteriler için kendi özgün bağlamlarının hissini kuran mekânlar tasarlar. Mimari mizansellerin en önemlileri Top Salonu, Otağ Salonu, Mehter Salonu ile orta avlu ve Anma Duvarı'dır. (Resim 11, 12) Top Salonu bir savaş hendeği ya da siperi, Otağ Salonu seferde Padişah çadırının kurulduğu yeri, Anma Duvarı (ya da Şehitler Duvarı) bordo mermer hendeğiyle bir sur duvarının ya da kuşatmanın mizansenidir. Açık havada çalmak üzere oluşmuş Osmanlı askerî musikisinin mizanseni olarak Mehter Salonu vardır. Burası Otağ Salonu gibi bir iç-dış mekândır. Doğal ışık, küçük avlu tarafında pencerelerden, yüksek tavanda akustik panel ahşap kesitlerin arasından dramatik biçimde içeriye süzülür. En vurucu tasarım öğesi sahnenin arka duvarı, açıldığında avluyu içeri alan, içeriyi dışarı uzatan kayar cephe düzeneğidir. (Resim 13) Mehter alayı gösteri mekânına sağdaki rampalardan bir o yöne, bir bu yöne dönerek iner. Sahnede hilal düzeninde gösterilerine başlar, sonrasında sahne cephesi kayarak açılır ve orta avlu gözler önüne serilir. Mehter bu açıklıktan avlu içine geçer ve gösterilerine orada devam eder. Bu sırada müzeyi gezen seyirciler de avluya çıkarak gösteriyi izleyebilir. Otağ ve sancaklar kısmının üst katındaki ziyaretçiler dış cephe üzerindeki rampaları kullanabilir. Belki de Cumhuriyet Caddesi’nden geçenler de locanın açıklığından mehter alayını duyabilir. Mehterin müzenin içine bir ses ve gösteri öğesi olarak katılması fikri özgündür. Günümüzde sadece müze kapanma saatine yakın tek bir gösteri haline gelen mehter alayı ile sergiler arasındaki ilişki ne yazık ki zayıflamıştır.

Halihazırda özgün dolaşım şeması zedelendiği için bir bakışta anlaması kolay olmayan müze dolaşım şemasını bir bütün tur olarak anımsatmak yerinde olur. Kalıcı sergi kuzeydeki ilk avlu çeperindeki mekânları birleştiren geniş açıklıklı hollerden başlar. İnce uzun doğu kolu boyunca avlu koridoruna paralel olarak birbirine açılan sergi salonları uzanır. Bu kolun ortasında Mustafa Kemal'in okuduğu sınıfın temsili vardır. Güneydeki küçük avlu çeperinde Mehter Salonu altına inşa edilmiş kademeli Top Salonu'na ulaşılır. Salonun sonunda Kültür Sitesi ve Müze arasında, aynı zamanda Mehter Salonunun holü olarak çalışan, merdivenlerle bağlanmış kademeli bir hole gelinir. Müze kafesi, cadde üzerindeki loca ve avluya bağlantı vardır. Mehter Salonu yapılırken orijinali yıkılmış olan Harbiye Hamamı rekonstrüksüyonu da burada yer alır. Merdivenlerden cadde tarafındaki Ek Yapı'nın ilk sergi katına gelinir. Bu kat aslında cadde ve avlu arasında görsel olarak geçirgendir. Yüksek kottaki alçak tavanlı sergi salonunundan kademeli olarak inilerek Sancaklar Salonu'na oradan da Otağ Salonu tarafına geçilir. Otağ Salonu alt kotunda avluya bakan pencerelerle çevrelenmiş devasa kübik bir iç-dış mekândır. Kenarlarında sabit oturma yerleri tasarlanmıştır. Yeni kolun üst katına salon içindeki merdivenden çıkılır. Aşağıdaki sergilerle galeri şeklinde görsel ilişkileri olan üst kat yüksek tavan ışıklıklarıyla aydınlatılmış dış duvarları neredeyse tamamen sağır bir dizi holden oluşur. (Resim 14) Otağ Salonu tarafından güney koluna doğru basamaklar halinde yükselen ve daralan bu mekânlar ek yapının ölçeğini tekrar izi korunan eski binaya bağlar. Güney kolunda Mehter Salonunu çevreleyen ve Kültür Sitesi'yle kesişen sergi odalarından geçilerek doğu kolunun üst katına geçilir. Burada Osmanlı'nın son dönemine odaklanan bir dizi sergi odaları vardır. Kuzeyde eski yapı izleri içinde geniş sergi hollerinden Cumhuriyet dönemi salonlarına gelinir. Köşede eski yuvarlak merdivenlerin mermerden yapılmış heykelsi bir yorumu olan dikey dolaşımdan alt kata inilir. Avludaki pencerelerden Çadır Salonu'nun kitlesiyle arada topların sergilendiği avluya bakış vardır. Buradan sağa dönüldüğünde iki kat yüksekliğinde Anı Duvarı’nın kenarına gelinir. Farklı dillerde barışı kutsayan bu rölyef duvarı da tamamen Eldem'in tasarımıdır. (Resim 15) Müze bu mizansen ile başladığı yerde sonlanır.

Eski Harbiye binasının strüktürel sisteminin ne şekilde dönüştürüldüğü başlı başına bir konudur. İlk katta kirişler betonarme nervür döşemelerle değiştirilir. Beton kirişlemeler sadece yapısal bir öğe değildir, aynı zamanda estetiktir. Geçiş yerleri ve kapı noktaları kare içinde çapraz kirişlerle vurgulanır (aynı desen yerde mermer döşemede de tekrarlanır). Kiriş kesitleri pencere kenarlarında da farklılaşır. Eski bina duvarlarının tamamen korunduğu yerlerde tavan kirişlerini taşıyan kolon dizileri yerleştirilmiştir. Nezih Eldem'in proje çizimlerinden anlaşıldığı kadarıyla birçok alanda duvarlar içine kolonlar yerleştirilirken bu yüzeyler briketle tamamen yenilenir. Askerî Müze'de eski bina elemanlarının birçoğu, kapılar gibi baştan yapılır. Üst katların ahşap kirişler altındaki özgün çatı yapısı, aşağıdaki sergi mekânlarını doğal ışıkla aydınlatmak üzere tavan ışıklıkları ile baştan tasarlanır. Geniş açıklıklı yerlerde çelik kafes, kimi dar yerlerde betonarme kirişler kullanılır. Işık tavanları sistemi ve tasarımı müzecilik tarihi açısından başlı başına kayda değerdir. (Resim 15) 19. yüzyıl müzelerinde ışık tavanlarının iç cephesi ön plana çıkmayacak şekilde düzdür. Modernist müzelerde dışa vurulan ışık tavanları vardır ama bir ışıklık manzumesi olarak Harbiye Askerî Müze'deki boyutta bir çeşitlenmeyi bulmak zordur.(22) Bu tavanlar vitrinlerle bütünleştirilmek üzere ahşap kaplama yüzeyler halinde yapılır. Kimi kesitlerde ışıklık ve vitrin bağlantılıdır. Çadırların bulunduğu kolda ışıklıkların iç yüzeylerinde gerilmiş tekstil kullanılmıştır. Değinilmese olmaz bir diğer tasarım nesnesi de sancak vitrinleridir. 1970’lerin bilim kurgu filmlerine yakışır bu sergileme üniteleri, gününün müzecilik anlayışına göre yatık sergilenmesi gereken tekstil objeler olarak sancakların her iki yüzündeki desen ve işaretleri göstermek üzere aynalı bir düzenekle tasarlanmıştır.

Askerî Müze ve Kültür Sitesi eskisi ve yenisiyle, korunan ve baştan yapılan kısımlarıyla Nezih Eldem'in tasarımıdır. Bu öyle boyutta bir dönüşümdür ki, eski Harbiye Mektebi de artık Eldem'in Harbiye’sidir. Eldem'in güçlü akademik mimar kimliğiyle sonuna kadar uygulama imkânı bulmuş 1960-70’lerin müzecilik anlayışını temsil eden bu yapı, Türkiye mimarlık tarihi açısından ender bütüncül mimarlık eserlerindendir. Bir başka modernist Nezih Eldem'in tasarım anlayışı detaycı, dramatik ve katidir. Onun modernizmi hem 1940’ların rasyonel akademik mimarlığının malzeme ve detay bilgisine, hem de 1950’ler ve 1960’ların deneysel ve eleştirel mimari heyecanına sahiptir.

Günümüz müzecilik anlayışı Eldem'inki gibi bütüncül müze tasarımlarını esnek olmamak ve değişime olanak vermemek açısından eleştirir. Zira en eski müzelerin bile değerli eserlerin zarfı olarak zamanı geldiğinde dönüştürülmesi gerekmektedir. Bütüncül mimarlık yaklaşımıyla tasarlanmış bir müzenin en büyük çelişkisi müdahaleye kapalılık sebebiyle kendi varlığını zorluğa düşürmesidir. Eski Harbiye'ye eklenen ve onu dönüştüren Nezih Eldem'in müzesi şimdi kendisi korunması gereken bir eski yapı vasfını kazanmıştır. Koleksiyonun ve müze mekânının korunmasını, Hoca'nın kendi sözleri hatırlanırsa, bir kez daha eski ve yeni arasındaki uzlaşma belirleyecektir.

*Fotoğraflar aksi belirtilmedikçe Esatcan Çoşkun tarafından 2019 yılında çekilmiştir.

NOTLAR

1. Eldem'in kendi yazdıkları dışında, Nezih Eldem mimarlığı üzerine en kapsamlı çalışma, Canan Osmanağaoğlu İlmen'in, Zeynep Kuban danışmanlığında yazdığı yüksek lisans tezidir: Osmanağaoğlu İlmen, Canan, 2008, Tasarımları ve Eğitimciliği Işığında Nezih Eldem'in Mimarlık Anlayışı, İTÜ FBE, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul.

2. Harbiye Askerî Müze çağrılı proje yarışması olarak düzenlenmiştir. Turgut Cansever, Doğan Tekeli- Sami Sisa'nın aralarında yer aldığı mimarlar katılmıştır. Jüri üyeleri: Urarit İzgi, Asım Mutlu, Arman Güran, Vahit Erhan, Doruk Pamir ve Bilgin Uygur'dan oluşmuştur. Haberler, 1967, "Askerî Müze Yarışması Kollegyumu", Mimarlık, sayı:10, s.2. İnşaat iki ana aşamada gerçekleşir. Birinci aşamada (1972-78) yeni yapı ve mehter salonu, ikinci aşamada (1984-1991) eski binanın yenilenen kısımları inşa edilmiştir.

3. Okuduğunuz yazı halihazırda devam eden, mimarlık tarihi ve müzecilik konusunda danışman olarak ekibinde yer aldığım Harbiye Askerî Müze restorasyon projesi kapsamında yerinde ve belgeler üzerinde yaptığımız incelemelere dayanmaktadır.

4. Askerî yapılarda ahşap döşeme sisteminin korunması konusunda ayrıksı bir örnek Paris'te Fransız Genelkurmay Komutanlığı ve Askerî Müze olarak işlev gören Les Invalides'dir.

5. Çiftçi, Aynur, 2008, “19. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Askerî Mimari ve İstanbul'da İnşa Edilen Askerî Yapılar”, İTÜ FBE, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul, cilt:2. Çiftçi'nin envanterine göre günümüz İstanbul'unda özgün strüktür sistemi korunmuş bir karakol dışında hiçbir Osmanlı askerî yapı yoktur. Eski Harbiye Nezareti'nin İstanbul Üniversitesi'ne dönüştürülmesinde Ekrem Hakkı Ayverdi bezemeli tavanları askıya alarak ahşap kirişlemeleri değiştirmiştir ve plan kurgusunu korumuştur.

6. Harbiye Mektebi'nin 1890’lara kadar olan tarihî Mehmed Esad Bey'in kitabında anlatılır; Mehmed Esad, Mir'ât-ı Mekteb-i Harbiye, Artin Asaduryan Matbaası, İstanbul, 1894 (1310). Askerî Hastane'nin planı 1844-45 Mühendishane Haritası'nda tek avlulu haliyle vardır. 1847'de açılışından sonraki hali 1851 Moltke Şehir Planı üzerinde bulunur. 1878-79 (1296) tarihli Mekteb-i Harbiye planında 1863 sonrası hâli çatı planı olarak çizilmiştir; bakınız, Koçak, Yaşar; Ademoğlu, Abdullah; Beşli, Atilla; Akçay, N. Yasemin; Eraslan, Zekiye, Sultan II. Abdülhamid Devri İstanbul Harita ve Planlarında İstanbul, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (Kültür A.Ş.) Yayınları, İstanbul, 2013. 1891-93 yılları sonrası görüntüleri plan ve görüntüleri bir albüm halinde Phebus Stüdyosu (Bagos Tarkulyan) tarafından Sultan Abdülhamid'e sunulmuştur. Bu albüme Library of Congress dijital arşivlerinden ulaşılabilir; LOT 9513.

7. Bilsel, F. Cânâ; Pinon, Pierre, 2010, İmparatorluk Başkentinden Cumhuriyet'in Modern Kentine: Henri Prost'un İstanbul Planlaması, İstanbul Araştırmaları Merkezi, İstanbul. Özler, Şener, Cumhuriyet Dönemi İstanbul Planlama Raporları, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yayınları, İstanbul.

8. Tüfekçioğlu, Kemal, "Tarih Olan Bu Askerî Yapı Kurtarılmalı", SALT Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği, Taha Toros arşivi.

9. Eldem, Nezih, 1991, "Kimse Bana Nereden Biliyorsun Diyemedi", Arrademento Dekorasyon, sayı:27, ss.84-89. Osmanoğlu İlmen, 2008, s.47.

10. Eldem, Askerî Müze tamamlandıktan sonra müze tasarım yaklaşımı üzerine çeşitli yayınlarında da pratikte yaptığını anlatıma döker, bu yazılarının tam dökümü için bkz: Osmanağaoğlu İlmen, 2008, s.92.

11. 1952-53 yıllarında Milano'da Gio Ponti'nin yanında çalışmıştır. Gio Ponti döneminin en önemli ve sıradışı İtalyan mimarlarındandır. Yapıları dışında iç mekân, mobilya, eşya ve nesne tasarımları vardır. Ponti'nin Askerî Müze benzeri dönüştürme projeleri Padova Üniversitesi için yaptığı ek yapılardır, Liviano Binası (1938) ve Palazzo del Po (1940); Ponti, Lisa Licitra, 1990, Gio Ponti: The Complete Works (1923-1978),Thames and Hudson, Londra, ss.92-93, ss.116-117.

12. Sibel Bozdoğan ve Esra Akcan 1960’ların Türkiye modern mimarlığı için "revisionist" (tashihçi) akımlar kavramını kullanırlar, bu kapsamda Nezih Eldem'in mimarlığı ile ilgili bir değerlendirmeleri bulunmamaktadır: Akcan, Esra; Bozdoğan, Sibel, Turkey: Modern Architectures in History,2012, Reaktion Books, Londra, ss.175-189.

13. Eldem, Nezih, 1992, "Müze ve Müze Mimarisi Üzerine", Tasarım, sayı:30, ss.108-113.

14. Eski Şark Eserleri Müzesi projesi 1964-74 yılları arasında gerçekleştirilmiştir, genel değerlendirme için bakınız, Osmanağaoğlu İlmen, 2008, ss.42-46.

15. Eldem, 1991, s.87.

16. Mimarlık tarihçisi Elvan Altan'a bu projenin belgelerini ve Tekeli'nin Askerî Müze ilgili görüşlerini sağladığı için teşekkür ederim. Tekeli, Doğan; Sisa, Sami, 1974, Projeler - Uygulamalar - Architectural Works 1954-1974, Apa Ofset, İstanbul, ss.28-31.

17. Yapının, özellikle cadde cephesi hakkında eleştriler için bakınız, Osmanağaoğlu İlmen, 2008, ss.51-52.

18. ICOM (Uluslararası Müzeler Konseyi)'un silah ve askerî tarih koleksiyon ve müzeleri konusunda özelleşmiş ICOMAM adıyla ayrı bir uluslararası komitesi vardır.

19. 18. yüzyıl öncesinde Aya İrini Topkapı Sarayı'nın Cebehane Anbarı olarak kullanılır. Aya İrini askerî tarihi için bakınız: Muhtar (Alus), Sermet, 1920 (1338), Topkapı Sarayı Hümayunı Meydanında Kain Müze-i Askeri-i Osmani Züevvarına Mahsus Rehber, Necm-i İstiklal Matbaası, İstanbul, cilt:2. Shaw, Wendy, 2004, Osmanlı Müzeciliği: Müzeler, Arkeoloji ve Tarihin Görselleştirilmesi, İletişim Yayınları, İstanbul.

20. Aslında Nezih Eldem koleksiyon sergisini bir kez de depolandığı eski Harbiye Jimnastikhane binasını geçici olarak sergi binasına dönüştürdüğünde kurar. Bu geçici müzenin saçak yapısı da Eldem'in projesidir.

21. Nezih Eldem “mis-en scène” kelimesini kendi proje raporunda Mehter Salonu'nu anlatmak için kullanır, SALT Araştırma yayınlanmamış Nezih Eldem arşivi.

22. Genel olarak doğal müze aydınlatması için, bakınız: Müller, Helmut F.O.; Schmitz, Hans Jürgen, “Lighting Design in Museums”, 2004, Museum Buildings: A Design Manual, (ed.) Paul von Naredi-Rainer, Birkhauser, Basel, ss.52-61.

Bu icerik 1114 defa görüntülenmiştir.