411
OCAK-ŞUBAT 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Basitin Karmaşıklığı: Aşıklı Höyük HV+T Koruma Yapısı

Nilüfer Baturayoğlu Yöney,Doç. Dr., AGÜ Mimarlık Bölümü

2018 Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde “Yapı / Koruma Dalı Ödül Adayı” olan Aşıklı Höyük HV+T Koruma Yapısı, bulunduğu arkeolojik alana en asgari müdahaleyi yaparak azami faydayı sağlamayı amaçlıyor. Varlığıyla alanının tek hakimi olma kaygısı gütmeyen yapıyı değerlendiren yazar, sürdürülebilir tekniklerin kullanıldığı ve gerektiğinde geri dönüştürülebilir malzeme ile şekillenen tasarıma dikkat çekiyor.

 

Aksaray’ın 25 km doğusunda, Melendiz Irmağı kıyısında yer alan Aşıklı Höyük’te, M.Ö. 9. ve 8. binyıllarda yaşayanlar, ilk tarım, evcilleştirme ve madencilik deneyimlerine ek olarak, Anadolu konut ve yerleşim geleneğinin ilk örneklerinden birini ortaya çıkarmıştır. Kazı ve yüzey araştırması çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen bölgelemeye uygun olarak geliştirilen koruma ve sergileme projesi kapsamında, kerpiç yapılardan oluşan özellikli bir bölge üzerinde koruma yapısı inşa edilmesine karar verilmiştir. (Resim 1) HV+T Koruma Yapısı olarak adlandırılan yapı, bölgeyi açık hava koşullarından koruyan ve üzerini örttüğü alan içinde “doğal aydınlatma ve iklimlendirme” bakımından optimum çalışma ve sergileme / sunum koşullarını oluşturmayı amaçlayarak tasarlanmıştır.(1) Atölye Mimarlık (H. Sinan Omacan ve Didem Teksöz) tarafından 2009-2012 yıllarında projelendirilen ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 11.05.2012 tarih ve 527 sayılı kararı ile revizyon projesi onaylanarak inşaatına izin verilen koruma yapısı, 2011-2014 yılları arasında tamamlanmıştır.

Ülkemizdeki arkeolojik alanlarda sayıları son yıllarda hızla artan koruma yapıları, koruma bağlamında ele alındığında genellikle araştırma, koruma ve sunum bakımından işlevsel zorunluluktan kaynaklanan projeler olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda alanların ziyaretçiler tarafından algılanması ve yorumlanması üzerinde de büyük etkileri olduğu açıktır. Farklı ulusal ve uluslararası tüzük ve belgelerde defalarca tekrarlandığı üzere, arkeolojik kalıntıların korunması ve doğru algılanarak yorumlanması için en uygun yöntemin yerinde sunumlarının sağlanması olduğu konusunda uzmanlar hemfikirdir.(2) Dolayısıyla Atölye Mimarlık tarafından tasarlanan Çatalhöyük (Konya; Güney Koruganı, Atölye Mimarlık: H. Sinan Omacan, Rıdvan Övünç, Ceren Balkır, Didem Teksöz, 2003; Kuzey (4040) Koruganı, Atölye Mimarlık: H. Sinan Omacan, Rıdvan Övünç, Didem Teksöz, 2008) ve Aşıklı’daki koruma yapılarında olduğu gibi yapının altındaki alanlarda yer alan özgün malzemenin dayanıksızlığı nedeniyle gerçekleştirilen kazı ve inceleme çalışmalarının sürekliliğinin sağlanması temel gereksinimlerden birini oluşturabilir. Diğer yandan Karatepe (Osmaniye; Turgut Cansever ve Nail Çakırhan, 1961), Sagalassos (Burdur; Teresa Patricio, Semih Ercan, 1995), Ephesus (İzmir; Teras Evler II, Otto Haeuselmayer, 1997), Troia (Çanakkale; Björn Rimner, 2003), Bergama (İzmir; Yapı Z, Bachmann & Schwarting, 2004), Arslantepe (Malatya; Giuseppe Berucci, 2008-2011), Zeugma (Gaziantep; Atölye Mimarlık: Sinan Omacan, Rıdvan Övünç, Ayça Özmen, Ceren Övünç, Didem Teksöz, 2010) ve Göbeklitepe’de (Şanlıurfa; kleyer.koblitz.letzel.freivogel.architekten, 2011-2018) olduğu gibi, kazısı tamamlanmış ancak dış hava koşullarından zarar görecek nitelikteki malzemenin sunum sürekliliğinin sağlanması da önem taşımaktadır. (3) Zaman zaman birkaç yıllık çalışmalar için geçici olarak inşa edilen koruma yapılarının farklı birçok nedenle tercih edilen bir durum olmamasına rağmen sürekli hale geldiği de izlenmektedir.(4) Bu nedenle, alan ve kalıntıların korunmasına ek olarak algı, yorum ve sunumunun sürekli ve nitelikli olması bakımından “kaldırılabilir ancak daha kalıcı biçimde tasarlanmış” koruma yapılarının daha uygun olduğunu söylemek mümkündür.(5)

Özellikle Pompei gibi alanlarda inşa edilmiş eski tarihli koruma yapılarında ve zaman zaman Bergama Yapı Z gibi daha yakın tarihli örneklerde görüldüğü gibi, temeli mevcut yapı sınırları üzerine yerleşen ve özgüne yakın malzemelerle biçimlendirilen, dolayısıyla zeminde kalıntıları yer alan yapının bir restitüsyonunu öneren örneklere rastlansa da, günümüzdeki çağdaş yaklaşım genel olarak toprak altındaki kalıntılara zarar vermeyecek ve yüzeydeki kalıntılara dokunmayacak geniş açıklıklı, az ayaklı, hafif olarak nitelendirilebilecek taşıyıcı sistemler ve malzemeler tasarlanarak inşa edilen koruma yapılarına odaklanmaktadır. Çağdaş malzeme ve teknolojilerden yararlanan bu yaklaşımlar, güncel koruma pratikleriyle olduğu kadar Venedik Tüzüğü (1964) ve Yeni Delhi Tüzüğü (1956) gibi halen geçerliliğini koruyan temel uluslararası ilkelerle de uyumludur.(6) Ayrıca alttaki kalıntıları etkileyen iklimlendirme koşulları bakımından, Karatepe, Troia ve Göbeklitepe’de olduğu gibi bazı koruma yapılarının yan yüzeyleri olmadan, sadece üst örtüler olarak da inşa edildiği ya da Arslantepe’de olduğu gibi yan yüzeylerinin istendiğinde örtülebildiği durumlar vardır. Tüm yüzeyleri kapalı olanlarda da, iklimlendirme ve doğal ışık gereksinimleri, yan yüzey tasarımlarının istendiğinde kısmen açılabilir ve / veya geçirgen örtülerle yapılmasına neden olmaktadır.(7) Atölye Mimarlık ekibinin gerçekleştirdiği, daha önceki Çatalhöyük ve Zeugma deneyimlerinden de yararlanan Aşıklı tasarımı yukarıdaki gereksinimlere doğru cevaplar verebilen bir yapıya dönüşmüştür.

Aşıklı Höyük HV+T Koruma Yapısı’nın tasarımında, altındaki açmalarda büyüklük ve nitelik olarak ayrışmış olan ve HV ve T kodlarıyla tanımlanan yapı kalıntılarının mekânsal özelliklerini, özellikle sunulduğu plan düzleminde vurgulamak amaçlanmış. (Resim 2) Ayrıca bu açma ve yapılara ilişkin olarak dış hava koşullarından koruma, uygun aydınlatma ve iklimlendirme ortamında sunum sürekliliğinin sağlanması kadar, alanı her yıl sezon sonunda kış mevsimi için kapatmaya gerek kalmadan, çalışma ve araştırma sürekliliğinin de sağlanması, yani yapıda araştırma dönemi için de çalışmaya uygun ortam koşullarının oluşturulması temel proje gereksinimleri arasında yer almış. Kültür mirası alanının sunumu ve yorumlanması bakımından ise, üst örtü ve altında korunan yapılar, höyük için tanımlanan genel gezi rotasının bir parçası olarak ele alınmış.

Yapının höyük üzerine yerleşiminde mevcut topografyayla uyumuna özen gösterilmiş ve yapı eğimi izleyen kırılmalarla biçimlendirilerek höyüğün güneybatı yamacına konumlandırılmış. (Resim 3-6) Mevcut giriş ve dolaşım rotası ile ele alındığında, yapı arkeolojik alan girişinden algılanmamakta, ayrıca doğu ve kuzeydoğudan bakıldığında höyüğün mevcut görünümünü değiştirmemektedir. Ancak höyüğü çevreleyen Melendiz Irmağı yatağına paralel patikayı takip ederek höyüğün diğer yüzüne ulaşıldığında görünür hale gelmektedir. Bu görünümde de yapının höyüğün mevcut morfolojisi ile uyumlu biçimi, mimarın deyimiyle “ayırt edilebilen fakat höyük alanı içinde baskın olmayan bir peyzaj elemanı” ortaya çıkarmaktadır.(8) Yapının alana ve topografyaya uyumu kadar malzeme ve renk seçimleri de bu tasarım ilkesini destekler niteliktedir. (Resim 6)

Yapının biçimlenişinde höyük üzerindeki iç avlulu HV binası ile kireç tabanlı T binasının plan özelliklerinin vurgulanması önem taşımış ve yapının üst örtüsündeki şeffaf kısımlar bu binaların üzerindeki doğal ışık seviyesini artıracak biçimde tasarlanmış. (Resim 2) Yapının içinde yaya dolaşımını sağlayan ahşap platform da yine HV ve T binalarının galerilerini çevreleyerek öne çıkaracak biçimde yerleştirilmiş. (Resim 7-9) İç mekândaki doğal ışık seviyesi ise seçilen biçim ve malzemeler sayesinde yapay aydınlatma gerektirmemekte, ne gölge ne fazla karanlık / aydınlık nokta yaratmaktadır. (Resim 10, 11) Ortaya çıkan iyi aydınlatılmış ortam hem kazı ve koruma çalışmaları hem sunum için uygundur. Yapının tasarım özelliklerinin sunulan arkeolojik kalıntıların yorumunu destekleyecek ve yönlendirecek biçimde başarılı bir uygulamayla gerçekleştirildiği açıktır.

Yapının taşıyıcı sistemi ve detayları, höyük üzerindeki kalıntılara herhangi bir zarar vermeden kolayca inşa edilebilecek ve öne çıkmadan işlevsel olacak biçimde tasarlanmış. Sunulacak yapıları çevreleyen betonarme temel kuşağı üzerinde ahşap taşıyıcı sistemle inşa edilen örtü, yapının iç kısmında iki farklı aks üzerinde yer alan betonarme pabuçlu ve daire kesimli dikmeler ile desteklenmektedir. (Resim 12) Üst örtü, alanın kuzeydoğu ve güneybatı uçları arasındaki topografik kot farkını yansıtacak biçimde eğimlidir. (Resim 8) Yaya dolaşımı için tasarlanan ahşap platformu taşıyan çelik ayaklar ise daha sık yerleştirilmiş olup, sağlam zemine basmaktadır ve geniş ayak kısımları gömülmüş. Bu platform da yapının doğu cephesinin orta kısmında yer alan giriş bağlantısının ardından eğimi takip ederek kuzeye doğru yükselen ve güneye doğru alçalan bir dolaşım düzeni yaratmaktadır.

Betonarme temel kuşağı, höyüğün henüz incelenmemiş alt tabakalarına zarar vermemek için yüzeysel bir sistemle oluşturulmuş. Genel olarak yüzeysel kazılar ile yeri seçilmiş temel pabuçlarını bağlayan sürekli bir betonarme bağ kirişi ya da çerçeve olarak nitelendirilebilir. Temelin yüzeysel oluşu, yapının kaldırılması gerektiği durumda da, alt tabakalara zarar vermeden kısa zamanda sökülmesine olanak verecek niteliktedir. Diğer bir deyişle, yapının taşıyıcı sistemi gerektiğinde kolayca geri dönüştürülebilir ve ortadan kaldırılabilir bir tasarım olarak öne çıkmaktadır. Bu temel ve dolayısıyla yapının zemindeki izi, mevcut açmaların plan izini takip etmektedir. Höyükteki özgün kerpiç yapı kalıntılarından uzaklaştırılması gereken yağmur ve kar sularının tahliyesi için temel çerçevesi etrafına yüzeyde betonarme bir kanal yerleştirilmiş. (Resim 13) Yapının tahliye yönüne en yakın ve alçak köşesinde toplanan su, doğal eğimle höyük zeminine, buradan da höyüğü çevreleyen ırmağın kotuna taşınarak tahliye edilmektedir.

Çadır biçimini anımsatan, su tahliyesi için eğimli düzenlenmiş üst örtü de, höyük üzerinde ağır iş makinası kullanmadan montaj kolaylığı ve yapının altındaki höyükte bulunan özgün malzemeye zarar vermemesi için kabul edilebilir ağırlıkta olması koşulları göz önüne alınarak ahşap taşıyıcılı olarak tasarlanmış. (Resim 10, 11) Eğimli üst örtü, hem yağmur ve kar suyu tahliyesine izin verecek hem de özellikle kış aylarında etkin olan sert rüzgarlar gibi yatay yüklere karşı direnci artıracak biçimde düşünülmüş.

Ahşap taşıyıcı sistemin üzerine kaplanan malzemelerin seçiminde, içerideki aydınlık düzeyinin ayarlanması ve üst örtünün açık arazideki mikro ve makro-iklimsel çevre koşullarına dayanıklılığının artırılması önem taşımış. Örtünün altında keskin gölge oluşmaması, doğrudan ışık gelen sınırlı kısımların arkeolojik kalıntılarının sunumu göz önüne alınarak ayarlanması ve hem devam edecek araştırmalar hem de sunum bakımından genel olarak dağılmış ve tutarlı, yapay aydınlatmaya gerek bırakmayan bir günışığı düzeyi elde edilmesi istenmiş. Seçilen kaplama malzemesi temel olarak iki bileşenden oluşmuş. Birincisi %45 ışık geçirgenliğine sahip ve solmaya karşı dayanıklı polikarbonat ondüle paneller, ikincisi ise PVC esaslı membran mimari tekstil örtülerdir. Yapının cephelerini oluşturan dikey yüzeylerde ise, PVC hava ve ışık geçirgenliğine sahip delikli mimari tekstil örtüler ile yine polikarbonat ondüle paneller ile bazı kısımlarda çadır tipi PVC membranlar kullanılmış. (Resim 14, 15) Yaz aylarında oluşacak aşırı sıcaklık göz önüne alınarak çalışanlar ve ziyaretçilerin konforu açısından membranların alt bölgelerinde katlanarak açılabilen kısımlar tasarlanmış. (Resim 16) Sert ve geçirimsiz mimari yüzeyler ve kapı / pencere gibi mimari açıklıklar yerine mimari örtüler kullanılması, yapının erişilebilirliğini de artırmakta, arkeolojik alanda çalışma yapılmayan dönemlerde de, yapının altında sunulan kısım rahatça ziyaret edilebilmektedir. (Resim 17, 18)

Sonuç olarak Atölye Mimarlık ekibinin daha önceki tasarımlarının deneyimiyle beslenen Aşıklı Höyük HV+T Koruma Yapısı, çevresine ve bulunduğu konuma duyarlı sürdürülebilir ve gerektiğinde sökülerek geri dönüştürülebilir bir tasarım olarak öne çıkmaktadır. Göbeklitepe Üst Örtüsü gibi pahalı ve yüksek bir mühendislik tasarımının aksine, basit ancak uygun çözümleri bir araya getiren yapı, bulunduğu konuma ve topografyaya güzel yerleşen, uyumlu ve işlevsel bir peyzaj ögesi olarak öne çıkmakta ve dikkat çekmektedir. Basit, kolay uygulanabilir, yerine uyumlu tüm tasarım ve uygulama çözümleri aslında karmaşık bir tasarımın gelişmiş ve rafine edilmiş biçimde bir araya gelişidir. 2018 yılında Koruma Dalı’nda Ulusal Mimarlık Ödülü yapı, önümüzdeki yıllarda uygulanacak benzer tasarımlar için örnek oluşturacak niteliktedir.

KÜNYE

Proje Adı       : Aşıklı Höyük HV+T Koruma Yapısı

Proje Yeri      : Gülağaç, Aksaray

Proje Müellifi  : H. Sinan Omacan, Didem Teksöz

Proje Grubu  : Feyza Daloğlu, Amina Patak

Danışman(lar)  : Mihriban Özbaşaran, Güneş Duru

İşveren          : T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Aşıklı Höyük Araştırma Projesi Başkanlığı

Yapımcı         : Kaya Orman Ürünleri Meridyen Ahşap

Statik              : Büro Statik Mühendislik İnşaat San. Ltd. Şti.

Proje Tarihi   : 2009-2016

Yapım Tarihi : 2011-2013

Toplam İnşaat Alanı: 475 m2

NOTLAR

1. Özbaşaran, Mihriban; Duru, Güneş; Teksöz, Didem; Omacan, Sinan, 2010, “Yaşayan Geçmiş: Aşıklı Höyük”, TÜBA-KED, sayı:8/2010, ss.215-228.

2. The ICOMOS Charter for the Interpretation and Presentation of Cultural Heritage Sites, Quebec, Kanada, 04.10.2008. Egloff, Brian J., 2019, Archaeological Heritage Conservation and Management, Access Archaeology, ArchaeoPress, Oxford.

3. Ertosun, A. Işıl, 2012, Evaluation of Protective Structures in Archaeological Sites for In-Situ Conservation of Architectural Remains and Artifacts, ODTÜ FBE, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara. URL1. “Schutzdächer Göbekli Tepe Türkei” www.kklf.de/projekte.html?name_de=Schutzdächer-Göbekli-Tepe-Türkei [Erişim: 02.01.2019]

4. Ertosun, 2012.

5. Egloff, 2019. Yaka Çetin, N. Funda, 2013, Architectural Design Characteristics of Protective Structures at Archaeological Siteas and their Impact on Conservation of Remains, İYTE FBE, yayınlanmamış doktora tezi, İzmir.

6. Protective Shelters for Archaeological Sites, Proceedings of a Symposium (Herculaneum, İtalya, 23-27 September 2013), 2018, (ed) Z. Aslan, S. Court, J. M. Teutonico, J. Thomson, The British School at Rome, Londra, 2018.

7. Yaka Çetin, 2013. Protective Shelters for Archaeological Sites, Proceedings of a Symposium, 2018. Kalfa, Başak, 2018, “Affiliation of Archaeological Sites and People: Case Studies on Interpretation and Presentation Approaches”, GRID, cilt:1, sayı:1, ss.24-50.

8. Özbaşaran; Duru; Teksöz; Omacan, 2010.

Bu icerik 326 defa görüntülenmiştir.