411
OCAK-ŞUBAT 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Kentsel Mekân / Yapı İlişkisine Farklı Bir Yaklaşım: Yapı Kredi Kültür Sanat

Özen Eyüce, Prof. Dr., Mimar

YKKS “İstanbul’un tarihî kentsel akslarından olan ve bitişik yapı düzeninin kentsel mekânı ve kamusal alanı bir yaya koridoru olarak sınırladığı İstiklal Caddesi’nin genişleyerek meydanlaştığı bir noktada yer alan yapı, meydana sunduğu şeffaf cephe, bu cephenin arkasında yer alan ekspoze sirkülasyon ögesi ve mekânsal hacim ve katlara yayılan kültür ve sanat odaklı mekânları ile; caddenin ve yapının dinamizmini buluşturarak, kentsel mekân ve yapı arasında sinerji oluşturan bir mekânsal ve görsel süreklilik yaratması; meydan cephesini kente açılan bir kapı olarak yorumlayarak yapının kamusal kullanımını özendiren ve kentsel ölçekte sosyal çekim oluşturan mimari tavrı; ‘kent’ ve ‘zemin kat’ ilişkisini genişleterek üçüncü boyuta taşıması ve düşey yaya hareketini tarihî caddenin farklı açılardan ve yükseltilerden deneyimlenmesine olanak verecek şekilde ele alması; kent genelinde, mekânsal ve işlevsel programını yoğunlukla zemin katta ve yatay ilişkiyle caddeye açan kültür yapılarına bir alternatif olarak, düşeyde de kentle ilişkilenen bir yapı arayışını temsil etmesi nedeniyle” 2018 Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde “Yapı Dalı Ödülü”ne değer görüldü.

 

Mimarlar Odası tarafından ilk kez 1988 yılında, Mimar Sinan’ın 400. ölüm yıldönümü anısına düzenlenen Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri, 30 yılı aşkın bir süredir devem eden varlığıyla Türkiye’deki mimarlık üretiminin ardındaki en köklü kurumsal destek olmaktadır. 2000’li yıllardan bu yana ekonomik gelişmenin lokomotifi olarak görülen inşaat sektörünün devlet politikalarıyla da desteklenen ve en temel ekonomik faaliyet alanı haline gelen aşırı yapı üretiminin ve ağırlıklı olarak toplu konutun gerçekleştirildiği ülkemizde, TMMOB Mimarlar Odası, bu ödüller aracılığıyla “mimarlığın aslında kültürel bir etkinlik olduğu ve değerlendirme ölçütlerine dayanarak seçkin olanın sıradan olandan ayrılabileceği” mesajını vermektedir. Aslında, ödüllendirilen “mimari tasarımın ardındaki emek, dünya standartlarına ilişkin farkındalık, uygulamaya gösterilen özen, çevreye duyarlılık, tarihsel sürekliliğe yönelik dikkat, popülist eğilimlere karşı duran direnç ve önemli ölçüde yaratıcı çabadır.”(1)

Yukarıda genel çerçevesi çizilen programının 2018’de düzenlenen XVI. döneminde Yapı Dalı Ödülü alanlardan biri de Teğet Mimarlık tarafından tasarımlanan Yapı Kredi Kültür Sanat (YKKS) olmuştur. (Resim 1)

YKKS’nin yeni binası, kullanıma açıldığından bu yana pek çok farklı görüş ve eleştirinin konusu olmuş ve farklı platformlarda tartışmaların yapılmasına yol açmıştır. Mimarlık disiplini adına bir tartışma ortamının yaratılmasına neden olan bu yapı hakkında yapı tanıtım / eleştiri metni yazmam istendiğinde, kişisel ziyaretlerim ve düşüncelerimin ötesinde, YKKS’nin eski ve yeni tasarımını, konumunu, müelliflerini ve yapmak istediklerini anlamaya çalıştım. Eleştirileri değerlendirdim. Ancak, tarafsız bir gözle YKKS’yi eleştirirken “Eleştirmenin […] kendini bir otorite olarak görmenin getirdiği (aşırı) özgüvenle yargılayan, doğruları göstermeye çalışan, sürekli yanlışlayan, aleyhte olan ve değersizleştiren; evrensel ve normatif temellere dayandırma çabası içinde olan” tutumu içinde olmaktansa, Berin Gür’ün, Solà-Morales’den alıntıladığı gibi: “çoğulculuğun olduğu günümüz mimarlık pratiğinde eleştirinin derdi, yapıyı genel bir mimari dilin özel örneği yapan stilistik ögelerin nasıl kullanıldığı değil aksine, her bir yapı için onu var eden ve ona özgü olanı ‘keşfetmek’ olmalıdır” görüşünde olduğumu belirtmek isterim.(2) YKKS hakkındaki analitik incelememi ise, yapının bağlamsal, mekânsal, yapısal özellikleri üzerinden yapmaya çalışacağım.

YKKS VE BAĞLAM

İstiklal Caddesi’nin Galatasaray Meydanı’na açıldığı köşe parsel üzerinde yer alan Yapı Kredi Kültür Sanat, 1992 yılından yenilenmek üzere kapandığı 2014 yılına değin, İstanbul’un pek çok önemli kültür ve sanat faaliyetine ev sahipliği yapmıştır.


İstanbul’un önemli kent mekânlarından biri olan İstiklal Caddesi, bir dönemin mimarlık yaklaşımlarına şahitlik eden nitelikli yapıların yer aldığı, Tünel ve Taksim Meydanı’nı birbirine bağlayan, adeta bir kanyon gibi dar kesitli, zemin düzleminde yoğun hareketliliğe sahip bir cadde olma özelliğindedir. Caddeyi çeviren yapılar ise, dar cepheli ve adeta tek boyutludur. Zemin katta arka sokaklara uzanan bina derinliklerinin zengin mekân kullanımına olanak sağlamasına karşın, üst kat kullanımları cadde ile ilişkilenmiyor ve bağı kopuyor, bu nedenle tüm hareketlilik zemin kata hapsoluyor. (Resim 2)

İstiklal Caddesi’nin iki ucu arasında, caddenin genişleyerek bir meydana dönüştüğü tek yer ise Galatasaray Meydanı’dır. Adını güney doğusunda yer alan Galatasaray Lisesi’nden alan meydan, son yıllarda pek çok sosyo-politik eylemin gerçekleşmesi nedeniyle sürekli gündemde olan bir kentsel mekân olma özelliğini taşımaktadır. Galatasaray Meydanı’na bakan köşe parselde konumlanmış olan Yapı Kredi Kültür Sanat, Kazım Taşkent’in 1944 yılında açılış konuşmasında değindiği gibi, “ekonominin olduğu kadar kültür ve sanatın da bankası olarak kurulan” Yapı Kredi Bankası’nın aynı konumda yer alan üçüncü kültür merkezi yapısıdır. İlki, İstiklal Caddesi üzerindeki pek çok yapı gibi neo-klasik üslupta bir yapı iken, 1958 yılında onun yerine inşa edilen ikinci yapı, Alman mimar Paul Schmitthenner tarafından tasarlanmıştır. Döneminin modernist-rasyonalist yaklaşım özelliklerini taşıyan ve aynı ritimde tekrar eden pencere açıklıkları birbirinin aynı olan iki cephesiyle, bu ikinci yapı, 2014 yılında faaliyetlerine son verene dek Galatasaray Meydanı’nın köşesinde yaşamını sürdürmüştür. (Resim 3, 4)

Paul Schmitthenner’in binasının yerini alacak üçüncü YKKS yapısının tasarım süreci ise 2011’de başlıyor. Bu dönem, İstanbul’un aşırı yapılaşma ve kentsel dönüşüm projeleri çerçevesinde giderek merkezden uzaklaşan yeni yaşam çevreleri nedeniyle İstiklal Caddesi’nin eski önceliğini kaybettiği bir döneme denk geliyor. Teğet Mimarlık müellifleri Mehmet Kütükçüoğlu ve Ertuğ Uçar, bu dönemi şöyle tanımlıyor: “İstiklal Caddesi bir süredir kan kaybediyor. Caddenin ve ona açılan arka sokakların kültür sanat damarını besleyen kurumlar, kitabevleri, sinemalar farklı sebeplerle taşınıyor, kapanıyor. İstiklal Caddesi neredeyse tek tip bir kurumsal ticari faaliyetin arenası haline gelmiş durumda. Öte yandan, 20. yüzyıl başından günümüze direnerek kalabilmiş bu bölge, ‘kent parçası’ diyebileceğimiz büyüklükte kozmopolit bir doku olarak Türkiye’de tek. Bugünkü değişimi geçmişteki çöküş-yükseliş dizilerini akılda tutarak okuyunca iyi yapıların dokuduğu bu kentsel mekânın, yeniden içerik üretebilme potansiyelini koruduğunu söyleyebiliriz.”(3)

Michel Tawa, bir ürün ile konumu arasında farklı ilişkiler kurulabileceğinden bahseder. Bu ilişki türleri umursamaz (indifferent), estetik ve üretken (productive) olarak sıralanabilir.(4) Umursamaz ilişkide ortam gerçek ya da sanal olarak silinir, metaforik olarak görmezden gelinir, yok kabul edilir ya da en azından nötr kalır. Her ikisi birbirinden etkilense de, yapı ve bağlamın karşılıklı yükümlülükleri yok denecek kadar azdır ve hatta yapı bağlamına rağmen vardır, üstelik herhangi bir yerde de konumlanabilir. Tawa’ya göre “bağlamsal umursamazlık tabula rasa motifi ile gerçekleşir”.(5) Estetik ilişkide, konum, yapıyı belirli -biçimsel, simgesel ya da sembolik- kod ya da koşullar çerçevesinde, yerleştireceğimiz bir temsil fonksiyonuna sahiptir. Bu durumda yapı ve konumu arasında öncekine göre daha fazla karşılıklı ilişki var olsa da, her ikisi ayrıcalıklarını ve farklılıklarını korur. Üçüncü ilişki türü olan üretken ilişkide ise, yapı ve konumu arasında daha önce var olmayan, süreçte gelişen ve birbirinden beslenen yeni bir ilişkinin varlığı söz konusudur. Tawa, bir dördüncü ilişkinin daha olabileceğini, bu durumda yapı ve bağlamın çok daha köklü bir çözüm içinde bir bütünün parçaları olarak ele alınabileceğini ve artık tek bir kimlik yaratacaklarına değinir.

YKKS için yapılan yeni tasarım için de müellifleri, tam da Tawa’nın dile getirdiği yapı ile bağlamı arasındaki en güçlü ilişkiyi kurmak üzerine yola çıktıklarını belirtiyorlar. İstiklal Caddesi’nin genişlediği tek noktada, Galatasaray Meydanı ile kurulacak ilişkinin, cadde üzerindeki hiçbir binanın sahip olamayacağı, farklı bir dinamik yaratacağı bir yaklaşım olacağını öngörüyorlar. Konumu gereği YKKS, daha Taksim’den Çiçek Pasajı’na doğru yaklaşırken fark edilen bir yapı. (Resim 5) Müelliflerin belirttiği gibi “Tüm kütlesiyle bir meydan binası bu. Meydan ve bina arasında bir diyalog gerçekleşiyor. Meydan binayı, bina meydanı kuruyor.”(6)

Ancak ne var ki, müelliflere göre konumu gereği belirli bir mesafeden algılanan mevcut yapı meydanla bir ilişki kuramıyor. Diğer bir deyişle, Tawa’nın değindiği üretken (productive) ilişkinin var olmadığı sonucu çıkıyor. Dolayısıyla, tasarıma başlarken yeni yapılacak yapının Galatasaray Meydanı ile kuracağı ilişkinin en önemli karar olduğunu dile getiriyorlar. Öte yandan -koruma kararı olmasa da- tasarımcıların mevcut yapıya ilişkin düşünceleri “korumak / dönüştürmek” şeklinde özetlenebilir. Mevcut yapının dönüştürülerek tasarımlanması ile gerçekleşecek yeni binanın, Tawa’nın bahsettiği dördüncü ilişki biçimini kurarak diğer bir deyişle meydanla bütünleşerek, hem meydana hem de kente değer katacağını, böylece “YKKS’nin İstanbul kültür sanat haritasındaki odağı yeniden ve güçlü bir şekilde İstiklal Caddesi’ne kaydıracağını düşünüyoruz”(7).

MEKÂNSAL ORGANİZASYON

YKKS’nin yeni binası, meydanla diyalog kavramından yola çıkarak Paul Schmitthenner’in 1958 yılına tarihlenen mevcut yapısının dönüşümü üzerinden tasarımlanan, aslında cephe ve kütlenin korunduğu bir çalışma. Bu nedenle, mevcut yapının İstiklal Caddesi ve meydana bakan yüzleri yapı kütlesinin sınırlayıcıları olarak kalmış ve köşe yapı olmasına karşın neo-klasik dönem yapıları gibi köşeyi farklılaştıran çözüm olasılığı kendiliğinden ortadan kalkmış. Mevcut yapının izleri korunmasına karşın, meydanla ilişki kurmadığı düşünülen Schmitthenner’in tasarımının meydana bakan yüzünün açılması sağlanarak, İstiklal Caddesi’nin zemine hapsolan deneyimi meydandan binaya aktarılmaya çalışılmış; bir başka deyişle bina meydanın devamı haline getirilmek istenmiş. Bu meydan-yapı ilişkisi, şeffaflaşan bir ara yüzün ardında, zeminden başlayan sirkülasyonun bina içinde yükseldiği, yeni bir “ara mekân” aracılığıyla kurulmaya çalışılıyor. (Resim 6)

Ancak ne var ki, Galatasaray Meydanı ile kurulmak istenen diyalog, görsel bir iletişimden öteye geçemiyor. Çünkü ara mekânda yer alan düşey sirkülasyonun başlangıç noktası meydandan başlamak yerine, eski binada olduğu gibi, İstiklal Caddesi cephesinde yer alan “portiko”dan başlıyor. (Resim 7) Diğer bir deyişle, meydanla ara kesitte yer alan, aslında bir merdiven olan “rampa”nın tasarımı, meydandan başlayacak bir hareketin sürekliliğini sağlayacak mekânsal karşılığını bulamıyor. (Resim 8) Müelliflerden biri olan Mehmet Kütükçüoğlu’nun bir konuşmasında değindiği gibi, “bir ara, bu ara mekân’ın önündeki camı tamamen kaldırmayı bile düşündük, çünkü bu mekân aslında bir dış mekân […] ama güvenlik”(8) demesi, onların da bu konuda bazı endişeler taşıdığını gösteriyor. Aslında, Galatasaray Meydanı’nın son yıllarda sahne olduğu olaylar ve halen meydanda yer alan bariyerler de, Tawa’nın değindiği gibi, yapı ve bağlamın bir bütün olduğu çözüme de pek olanak vermiyor.

Yeni YKKS binası, aslında mevcut kısıtlı alanında pek çok kullanıma birden cevap arayan bir program çerçevesinde tasarımlanmış. (Resim 9-15) Yapı Kredi Yayıncılık ofisleri, çocuk kitapları bölümü de olan kitabevi ve YKKS’nin temel fonksiyonu olan sergi / konferans salonu ile müze programı oluşturan birimler. Planimetrik olarak bakıldığında meydandan içeriye doğru gidildikçe özelleşen mekânlara zemin katta, İstiklal Caddesi’ne açılan bir portikodan ulaşılıyor. Yapının en üst katı ise tamamen ofis mekânlarına ayrılmış içe dönük bir çalışma mekânı. Zemin katta yer alan ve ikinci kata kadar uzanan kitabevi, rampa / merdiven ile ulaşılan ilk sergi katından da görülebiliyor. Bir başka deyişle, kitabevinin kendisi de sergilenebilir olma özelliğini taşıyor. (Resim 16)

Rampa / merdiven ikinci katta ana sergi salonuna ulaşıyor. Üçüncü katta yer alan sergi mekânının ulaşılabilirliği ise ancak ikinci kattaki sergi mekânından olabiliyor. Dolayısıyla ikinci ve üçüncü katta yer alan sergi mekânlarının ayrı ayrı kullanımı pek mümkün görünmüyor ya da iyi programlanmış organizasyonlar gerektiriyor. Rampa / merdiven bir sonraki katta müelliflerin “eyvan” ya da “loca” olarak adlandırdıkları toplantı / konferans salonunun giriş holünde bitiyor. (Resim 17) Ancak bir sergileme mekânı olabileceğine işaret edilen bu mekâna ulaştığınızda birden kendinizi kapalı kapıların ardında buluyorsunuz. Oysa yapıyı ilk ziyaretimde, fuayede yer alan Yapı Kredi Yayınları’nın kitapları ve özellikle hâlâ kütüphanemin en değerli kitapları olan Doğan Kardeş yayınlarının sergilendiği vitrinleri görmek beni çocukluğuma götürmüştü ve o kata kadar çıkmama değmişti. Sonraki kapalılığın bir işletme hatası olduğunu, birtakım düzenlemelerle kolayca çözülebilecek bir sorun olduğunu düşünmeden edemiyorum.

İstanbul’un önemli bir kent mekânı olan Galatasaray Meydanı’nı da sergilerken hem sergileyen hem de sergilenen bir mekân olan rampa / merdivenler ve cam cephe, daha önceki bir yazımda değindiğim cam cephelerin metaforik anlamını çağrıştırdı. Adolf Behne 1915 yılında Bruno Taut’un cam endüstrisi için tasarladığı mimari projelerine değinirken çevresine ışık yayan cam cephelerin “baştan çıkarıcı güzelliği”ne gönderme yapar ve cam için “saflık ve berraklık, parlayan hafiflik, kristalin keskinliği ve camda hayat bulan sonsuz canlılık-en az maddeli, en temel, en esnek malzeme” der.(9) Benzer gerekçelerle, Coop Himmelb(l)au’dan mimar Wolf D. Prix Lyon Confluence Müzesi’nin tamamen cam ve çelik strüktür ile örtülmüş giriş mekânını tanımlarken “kristal” adını verdiği bu mekân için “müze ile şehri ve yakın çevresini kentsel bir forum olarak bir araya getiriyor ve dikey dolaşım alanı aracılığıyla giriş salonunu sergi mekânlarına bağlıyor.”(10) diyerek tamamen şeffaf bir giriş mekânının kendisinin de sergilenen ve etrafına ışık saçan bir yapı özelliğini taşıdığına değinir. Adeta, Bruno Taut’un Alpine Architecture kitabında öngördüğü, metaforik olarak etrafını aydınlatan kristal kuleler gibi.

Dolayısıyla YKKS binası, mekânsal çözümlerinde yüklü bir programın üstesinden gelmeye çalışırken başlangıç mottosu olan “meydanla diyalog” metaforunu Kazım Taşkent’in değindiği kültür ve sanat kaynağı olma isteğini kamusal mekânla görsel iletişim kurarak çözümlemeyi hedefleyen ve oluşturulan cam cepheyle geceleri de kenti aydınlatan bir kültür yapısı olma özelliğini taşıyor. (Resim 18)

YAPISAL ÖZELLİKLER

YKKS’nin yeni yapısının bence en önemli başarısı ise, İstiklal Caddesi gibi çok yoğun ve hareketli bir cadde üzerinde yer alan, üstelik koruma kararı olmayan eski bir yapıyı dönüştürerek yeniden kazanmak. Dönüşüm sürecinin mevcut yapıyı koruyarak / güçlendirerek dönüşümü sağlamak söz konusu olduğunda yapım sürecinin temelden çatıya olmak yerine yukarıdan aşağıya ve sonra aşağıdan yukarıya doğru olması.(11) Dolayısıyla yıkılacaklar ve yeniden yapılacaklar arasında dengelerin korunması. Bu süreçte eski yapı kütlesinin dolu / boş oranlarına dikkat ederek korudukları İstiklal Caddesi ve arkasındaki cepheler ana taşıyıcılar haline getirilirken, bu cephelere taşıtılan bir makas yapı kütlesinin en üst katında yer alan, içe dönük ofis mekânlarının da bulunduğu katı oluşturuyor. Daha sonra zeminden devam eden yapım süreci, en sonunda, mümkün olduğunca hafifletilmiş taşıyıcı elemanları ile meydana açılan pencerenin asılması ile tamamlanmış.

Müelliflerin farklı ortamlarda yaptıkları konuşmalarda, tasarımın eski yapının İstiklal Caddesi yüzeyinin korunarak dönüştürüldüğüne değiniliyor. Yeni yapı ile cadde yönünden ilk karşılaşmamda, benim dikkatimi çeken ise eski yapıda zeminden yukarıya doğru değişen 1. kat ve son kat seviyesindeki düşey pencerelerin de diğerleri gibi, kare geometriye oturtulmuş olmasıydı. Bu şekilde postmodern geometrik bir cephe yaklaşımı, Tünel’den meydana yaklaşırken önceki yapıdan daha farklı bir monotonluğa neden olmuş. (Resim 19)

Sonuç olarak denilebilir ki, YKKS, son yıllarda gerçekleştirilen ve mimarlık adına söyleyeceği sözü olan bir yapı. Bu nedenle de Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde ödüle layık görülmüş bir yapı. Elbette kusurlar olabilir, kusurlar eleştirilebilir, bu eleştirilerin bir kısmı haklı da olabilir ancak iyi örneklerin takdir edilmesi yenilerine de cesaret verecektir.

Burada en önemli konulardan birini söyleyerek bitirelim. Farklı ve kentlerin mekânsal zenginliğine değer katan düşüncelerin uygulama alanı bulmasına olanak sağlayan işverenleri de takdir etmek gerek.

NOTLAR

1. Program hakkında detaylı bilgi için Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri programının web sitesi incelenebilir:

URL1: http://mo.org.tr/ulusalsergi [Erişim: 15.12.2019]

2. Gür, Berin F., 2019, “Mimarlar, DİKKAT! Yoğun Eleştiri Alanı”, Manifold, 

URL2: https://manifold.press/mimarlar-dikkat-yogun-elestiri-alani [Erişim: 15.12.2019]

3. URL3: “Meydanla Diyalog”,

www.teget.com/meydanladiyalog/ [Erişim: 15.12.2019]

4. Tawa, Michael, 2011, Agencies of The Frame: Tectonic Strategies in Cinema and Architecture, CSP, Cambridge, s.43.

5. Tawa, 2011, s.44.

6. URL3.

7. URL3.

8. URL4: “Yapı Kredi Kültür Sanat'ın Yenilenen Binası”

https://www.youtube.com/watch?v=Yuy8Z2JoUeA [Erişim: 15.12.2019]

9. Eyüce, Özen, 2016, “Allure Of The ‘Crystal’: Myths And Metaphors in Architectural Morphogenesis”, Archnet-IJAR: International Journal of Architectural Research, cilt:10, sayı:1, ss.131-142.

10. Eyüce, Özen, 2015, “Yer ile Gök Arakesitinde Bir ‘Kristal Kültür Bulutu’: Musée des Confluences”, Mimarlık, sayı: 282, ss.39-44.

11. URL4: “ISMD Bina Gezileri- Yapı Kredi Kültür Merkezi”,

https://www.youtube.com/watch?v=raFGrO3oL7Y [Erişim: 15.12.2019]

Bu icerik 807 defa görüntülenmiştir.