407
MAYIS-HAZİRAN 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KENTSEL DÖNÜŞÜM

Kentsel Dönüşüm Yasasında Riskli Yapılar: Toptancı Yaklaşım ya da Yapının Biricikliği

Halil İbrahim Polat, Dr., Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Candan Çınar Çıtak;Doç. Dr., YTÜ Mimarlık Bölümü

“Kentsel dönüşüm” kanunu olarak bilinen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun, riskli yapılar dışında oldukça geniş bir çerçevede kendine uygulama alanı buldu ve yapıların yıkılması için bahane olarak kullanılır oldu. Kanunun “riskli yapı” tanımına yakından bakan yazarlar, salt deprem yönetmeliği odaklı toptancı yaklaşımı eleştirerek bir öneri geliştirmeye çalışıyor.

 

KENT HAFIZASININ YİTİRİLMESİ RİSKİ

Kent, yüzyılların adandığı bir inşa sürecinin ürünü olduğu kadar, varlığın, belleğin ve yaşanmışlığın haritasını da içine alan kadim bir yeryüzü aktörüdür. Bu izleklerin ışığında kentin soy kütüğüne işlenmiş yapıları da “biriciklik” algısı üzerinden okumakta yarar vardır. Her yapının, zamanın ögelerini taşıdığı düşünüldüğü takdirde, salt bir yönetmelik hükümleri çerçevesinde tasnife kurban edilmesinin, toptancı bir yaklaşım olduğuna inanılmaktadır. Yapının ömrünü tamamladığı argümanı ile alınan kararlar, kentin hafızasını tahrip etmeye aday reflekslere dönüşebilmektedir. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun’un, riskli yapılar bölümünde insan yaşamını tabii afetlerden koruma odaklı yaklaşımın öncülüğünde bir yol haritası çizildiği bilinmektedir. Bu düşüncenin, temelde deprem riski altındaki yapılardan kurtulma amacı taşımasına karşın, ivedi, problemlere yüzeysel yaklaşan, “kervanın yolda düzülmesi” prensibini nirengi noktası seçen popülist bir söylemin sözcülüğüne soyunduğu da varsayılabilir. Yani; riskli yapı uygulaması, güncel Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmeliğini (2007) temel alan analiz sonuçlarına binaen tapu kaydına “risklidir” şerhi düşülen ve bir bölümü kentin hafızasını oluşturan tekil binaların yıkımı ile tamamlanan bir süreç olarak okunmaktadır. Bu bağlamda önümüzde yeni bir açmaz da durmaktadır artık. Kentin, yıllara sari kimliğinin ölçütü olan mekânların yenileme / dönüştürme / iyileştirme adı altında yapılması muhtemel imar faaliyetlerini bütüncül çerçevede ele alabilecek kolektif çalışmadan uzak bir yaklaşım, yeni bir tür “riskli yapılaşma” refleksi değil midir?

Türkiye’de kentsel dönüşüm, doğal afetlerin başat rol oynaması nedeniyle mevcut yapılı çevrelerde bulunan yapıların yıkılıp, 2007 Deprem Yönetmeliği’ne uygun olarak yeni yapıların yapılmasıyla gerçekleşmektedir. Doğal olarak büyük çoğunluğu 2007 Deprem Yönetmeliği hükümlerinden önceki yönetmelik koşullarına göre inşa edilmiş olan yapıların, olası bir performans analizinde “riskli yapı” olarak adlandırılması kaçınılmaz olmaktadır. Bu yaklaşım, dönüşüm enstrümanının toptancı bir inisiyatifin kaderine terk edilmesine yol açmaktadır. (Resim 1) Bu çalışmada, söz konusu yasanın riskli yapılar bölümünde uygulanan tekil bazlı yaklaşımın sorunları irdelenmekte, Türkiye genelinde elde edilmiş olan riskli yapı analiz verileri (taşıyıcı sistem türü, bina yaşı, kat adedi vb.) kıyaslanarak bahse konu uygulamaya eleştiriler geliştirilip çözüm önerileri ortaya koymak amaçlanmaktadır.

Dönüşüm, kentle ilişkili ya da ilişkisiz alanları kentle ilişkilendirmek anlamında müdahale edilmemiş coğrafyayı da kapsayan, bu coğrafya içindeki arazi kullanımı, fiziksel, işlevsel, sosyal, ekonomik ve ekolojik anlamda yıpranmış ya da yıpranmamış alanlardaki değişimi içermektedir. Kentsel dönüşüm olgusunun alan bazında ve büyük yerleşimler boyunca yapılması, mimari düşüncenin, mühendislik parametrelerinin, çevresel etkilerin bir araya gelerek oluşturulduğu daha sağlıklı bir şehir vizyonu anlamını taşımaktadır. (Resim 2, 3) Buna karşın tekil yapı bazlı bir dönüşüm yaklaşımının 6306 sayılı Kanunun gövdesini oluşturduğu ve mukavemet - dayanım ilişkisi üzerinden bir yöntem kurgulandığı bilinmektedir. Her yapının kendine has bir inşa hikayesi olduğu kadar, nev-i şahsına münhasır bir kimliği de taşıyabildiği bilinmektedir. Riskli yapı uygulamasının getirmiş olduğu “her yapıyı aynı gözle izleme veya aynı kefede tartma anlayışı”nın mühendislik yaklaşımı çerçevesinde dahi bir problematik olarak kabul edilebileceğine inanılmaktadır. Bu bağlamda güncel riskli yapı uygulamasında asıl açmazın “toptancı yaklaşım” ile “yapının biricikliği” arasında bir yol ayrımını işaret ettiği düşünülmektedir. (Resim 4)

6306 sayılı Kanunun uygulama yönetmeliğine göre riskli yapı; “riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı veya yapıları” ifade etmektedir. Afet alanları içinde veya dışında, yapı “ekonomik ömrünü tamamlamış” ise bu yasa kapsamına alınmaktadır. Riskli yapı tespiti için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca lisanslandırılmış kuruluşlar tarafından yapılardan alınan numunelerle basınç ve çekme deneyleri yapılmakta ve çeşitli mühendislik programları yardımıyla analizlere tabi tutulmaktadır. Bu analizler neticesinde malikler ya da vekilleri binaya ait dosya ve deney sonuçlarının belgelendiği evraklarla ilgili kamu kurumuna başvuruda bulunmaktadırlar. Başvurusu yapılan, risk tespiti için analize tâbi tutulan her bir binaya “yapı kimlik numarası” atfedilmektedir. Riskli yapıların teşkil edilmesine ilişkin esaslara göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan ve en başında yapı kimlik numarası olan “riskli bina tespit raporu inceleme formu” söz konusu yapının künyesini oluşturmaktadır. (Resim 5)

Formda, yapı genel bilgileri, mevcut taşıyıcı sistem bilgileri, binadan toplanan bilgiler, mevcut durumun performans analizi ve sonuç bölümü üst başlıkları bulunmaktadır. Tüm bu veriler ve analizlere dayalı yapılan başvuruyla ilgili kurum değerlendirmesi neticesinde bina “riskli” ya da “risksiz” olarak belirlenmekte ve başvuru sahibine, ilgili idaresine ve ilgili tapu müdürlüğüne bilgisi verilmektedir.

TÜRKİYE’DE BÜYÜK ÖLÇEKTE RİSKLİ YAPI UYGULAMALARI

Türkiye kentlerinin kendine özgü koşulları, toplu yenileme yöntemlerinin geliştirilmesini uzun süredir gerektirmektedir. Ancak getirilen yeni düzenlemeler ile ne afet risklerinin azaltılması, ne de başarılı toplu yenileme uygulamaları için doğru yöntem ve yolların açıldığı söylenebilir. (Resim 6) 2012 yılı ortalarında başlayan riskli yapı uygulamaları zaman ilerledikçe, dönüşümün bilhassa tekil bazlı yapı yıkımına indirgenmiş olması yaklaşımıyla ivmelenmiş ve 2017 yılı itibarıyla yüz bini aşkın bina riskli yapı olarak değerlendirilmiş, birçoğunun yıkım süreci gerçekleştirilmiştir. Tablo 1’de Türkiye genelinde tüm illerdeki riskli yapı sayılarına ait dağılımlar gösterilmiştir. İstanbul % 49 ile ülkenin neredeyse yarısını temsil etmekte olup İzmir’de bu oran Türkiye genelinin % 9’unu, Ankara’da ise % 8’ini oluşturmaktadır.

İstanbul, 26.793 adet yapı sayısı ile Türkiye’de en fazla riskli yapı analizi yapılmış şehirdir. Güncel deprem yönetmeliği eşliğinde başvurusu yapılmış olan binaların analizleri neticesinde % 99,51 gibi çok yüksek bir oranda “risklidir” sonucu çıkmıştır. (Tablo 2)

İstanbul’un ardından en çok risk tespiti yaptıran iller İzmir ve Ankara’dır. Bu iki büyük ilde de riskli yapı başvurusu sonucunda % 99’u aşan risk oranları elde edilmiştir. Mayıs 2015 tarihi itibarıyla Türkiye genelinde risk analizi yapılmış 55.002 yapının sadece 268’i risksiz yapı grubunda yer almış olup bu oran % 1’in dahi altında görülmektedir. Bu veriler ışığında; söz konusu risk analizinden geçirilmiş yapıların dayanım yönünden çok yetersiz olduğu anlamı çıkması, iki önemli noktaya işaret etmektedir. Birincisi; riskli olarak adlandırılmış yapıların neredeyse tamamının mukavemet yönünden oldukça zayıf yapılar olduğudur. İkinci olarak da, riskli yapı analizinin güncel yönetmelik hükümleri ışığında değerlendirilmesinin toptancı bir yaklaşım olduğu ve tek katlı yapıların dahi yönetmelik hükümlerini karşılamasının imkânsız olması sebebiyle derhal yıkılması gerekliliğinin soru işaretleri barındırıyor olmasıdır. Öyle ki; risk analizi çalışması Tablo 2’de olduğu gibi, iller çoktan aza doğru sıralandığında; Kocaeli, Malatya, Kırıkkale, Tokat, Muş başta olmak üzere 81 ilin 42’sinde incelenen yapıların tamamının “riskli yapı” sınıfına konulduğu görülmektedir. Söz konusu 42 ilde analize tabi tutulmuş 4.992 adet yapının tamamının yıkılması zorunluluğunun, kanunun bu bağlamda sorgulanmasının gerekli olduğuna inanılmaktadır. Yani, bu illerde çoğunluğu ahşap+kerpiç ve yığma yapılardan müteşekkil binaların, kent dokusu, çevresel faktörler, kültürel miras bağlamı irdelenmeden, bir analiz eliyle riskli olarak işaret edilmesinin doğuracağı sorunların iyi tahlil edilmesi gerekmektedir. Bu yapıların tamamının riskli olduğu durumuna şüpheyle yaklaşmaktan öte, riskli yapı işleyişinin tüm yapı gruplarını aynı şekilde ele alan, bir mühendislik programının insafına bırakan toptancı yaklaşıma itiraz edilmektedir.

TAŞIYICI SİSTEM TÜRÜ VE KAPASİTE SORUNU

Türkiye Genelinde; 55.002 yapı arasında riskli olarak sınıflandırılmış olan yapıların sadece 98’i (‰ 1,7) 2007 yılı ve sonrası inşa edilmiş yapılardır. (Tablo 3) Bu bağlamda, riskli yapı analizinin temel enstrümanı olan 2007 Deprem Yönetmeliği’nin salt belirleyici olması, söz konusu deprem yönetmeliği hususunda mühendislik hizmeti almamış ve inşa edilmemiş yapıların tamamının kapasite sorunları yaşayan güvenliksiz binalar olarak addedileceği kuşkusuz bir kentsel dönüşüm sorunsalı olarak önümüzde durmaktadır.

Risk analizine tabi tutulan yapıların yaklaşık % 56’sının yığma ve ahşap+kerpiç yapılardan oluşması ve 2007 Deprem Yönetmeliği çerçevesine göre bir analizin salt güvenli tarafta kalma düşüncesinin ürünü olduğu yaklaşımıyla, nitelikli birtakım yığma ve ahşap yapıların bu anlayış doğrultusunda riskli yapı sınıfına sokularak yıkılmış olabileceği veya yıkılacağı varsayımına işaret edebilmektedir. (Tablo 4)

Ayrıca, bu yapıların 31.924’ünün yaklaşık % 58’i az katlı olarak kabul edilen ve taşıyıcı sisteminin 1 ve 2 katlı ahşap+kerpiç ve yığma yapılardan olduğu tespit edilmiştir. (Tablo 5) Deprem gibi yatay yüklere bağlı bir analizde, kat adedinin düşük olması, sismik yanal yükün binaya daha az etkimesi anlamını taşımaktadır. Buna göre, 2007 Deprem Yönetmeliği kaynaklı bir risk analizinin az katlı yapıları bile güvensiz yapılar olarak işaret edeceği açıktır.

Tüm bu veriler ve değerlendirmeler ışığında; Türkiye’de 6306 sayılı Kanunun çerçevesinde uygulama sahası bulan riskli yapı bazlı dönüşüm anlayışının yarattığı sorunların çözüm önerileri aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  • Her yapının mühendislik hizmeti aldığı yapım yılı içerisinde yürürlükte olan deprem yönetmeliğinin de analizlerde göz önünde bulundurularak, toptancı yaklaşım yerine yapının tekil bazlı çözüm odağı olarak görülmesi.
  • Özellikle az katlı ve büyük deformasyonlara maruz kalmamış yapılarda risk analizinin uygulanması yerine yapının niteliğini kaybetmeden birtakım onarım yöntemlerine başvurulmasına olanak tanınması ve yasa koyucular tarafından desteklenmesi.
  • Ahşap+kerpiç ve yığma yapı analizlerinde, güncel ve piyasa koşullarında aceleye getirilmiş olan deprem analiz metotları yerine daha detaylı çözüm yöntemlerinin uygulanması.
  • Tarihî çevrede konumlanmış ancak tarihî yapı niteliğinde olmayan yapıların da, kentsel dokunun korunması adına riskli yapı uygulamasının dışında daha kapsamlı ve hassas bir düzlemde değerlendirilmesine olanak sağlanması.
  • Riskli yapı uygulaması yerine, uluslararası planlama standartları gözetilerek alan bazlı çalışmanın teşvik edilmesi.
  • Risk tespiti sonrası yıkımı gerçekleştirilen yapılarda güncel mer’i plan uygulamalarının gözden geçirilerek yoğunluk parametresinin bilhassa İstanbul gibi yerleşim bölgelerinde iyileştirilmeye çalışılması.
  • Riskli yapı uygulamasının büyük şehirlerin gözde muhitlerinde (Kadıköy, Beşiktaş, Şişli vb) “rantiyeci” anlayışın esiri olmasının önüne geçilmesi adına yasanın ilgili bölümlerine emsal odaklı artışların önüne geçilmesi.

SONSÖZ

6306 sayılı Kanunun uygulandığı 2012 yılından itibaren lokomotif kavram, riskli yapı çalışmaları olmuştur. Riskli yapı uygulamaları ile amaçlanan deprem açısından zayıf ve güvensiz yapıları yıkıp yerine benzer imar ölçütleri çerçevesinde emniyetli yapılar inşa ederek can ve mal güvenliğini nispi olarak garanti altına almaktır. Türkiye genelinde risk analizi yapılmış 55.002 yapının analizler sonucunda yalnızca 268’inin (% 0,48) risksiz yapı sınıfında yer aldığı görülmüştür. (Mayıs 2015 itibarıyla) Bu çerçevede Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yol haritası çizilmiş olan riskli yapı kriterlerine göre, söz konusu risk analizine muhatap yapıların neredeyse tamamının statik ve dinamik yükler altında yetersiz kesitlere sahip olduğu sonucuna varılmaktadır. Güncel 2007 Deprem Yönetmeliği ışığında salt güvenli tarafta kalma paradigmasıyla bir riskli yapı uygulamasının yanlış olmasa da eksik bir yaklaşım olduğuna inanılmaktadır. Riskli yapı analizine tabi tutulan yapıların salt güncel deprem yönetmeliği hükümleri çerçevesinde “toptancı” bir yaklaşımla değerlendirilerek tapu kaydına “risklidir” şerhi düşülmesi yerine, bilhassa az katlı ahşap+kerpiç ve yığma yapıların yapıldığı dönemin şartlarındaki yönetmelik hükümlerini de göz önünde bulunduran ve her binayı kendi içinde “biricik” gören bir riskli yapı süreciyle zamanın ruhunu kavrayan bir modelin daha doğru bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir.

KAYNAKLAR

Balamir, Murat, 2012, “Kentsel Toplu Yenileme (Dönüşüm)”, Mimarlık, sayı: 365.

Kılıç Ali, 2006, “Dönüşüm-Kentsel Yenileme Kavramları ve Yaklaşımlar”, Ege Mimarlık, sayı: 2006/1 (56), s.12.

Kösten, Yeşim Özgen, 2016, “Kentsel Dönüşümün Tek Alternatifi mi var? YIK-YAP”, Mimarlık, Sayı:387.

Özlüer, Fevzi, 2012, “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Sorunları”, Mimarlık, sayı:366.

Polat, Halil İbrahim, 2017, “Türkiye’de Kentsel Dönüşüm Uygulamaları için Matematiksel Bir Model Önerisi”, YTÜ FBE, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul, ss.91-99.

T.C. Resmî Gazete, 2016, “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunun Uygulama Yönetmeliği”, (6306), 27.10.2016/29870, Ankara.

 

Bu icerik 651 defa görüntülenmiştir.