407
MAYIS-HAZİRAN 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KONUT

Üretken Melezlik: Modern İzmir Konutunda Yapı Geleneklerinin Etkileri

Şeniz Çıkış, Prof. Dr., İYTÜ Mimarlık Bölümü

Tarihin her döneminde kozmopolit bir kent olarak bilinen İzmir, bu çeşitliliğin yarattığı fırsatla üretilen melez konutlarıyla karşımıza çıkıyor. 19. yüzyıl İzmirine yakından bakan yazar, modern ile gelenekselin özgün bir sentezi olarak yorumladığı İzmir konutlarını aynı dönemde üretilmiş benzer örnekler ışığında analitik bir yaklaşımla inceliyor.

 

19. yüzyılın son çeyreğinde İzmir’de yapılan konutların neredeyse tamamı iki farklı etki altında üretilmişlerdir. Bu etkilerden ilki, endüstrileşmiş pek çok Batı ülkesinde üretilmekte olan sıra ev konut tipolojisi; diğeri ise o anda var olan çeşitli konut gelenekleridir. Bu çalışmada, içinde bulunduğu bağlamda süregelen yapı geleneklerine eklemlenmeksizin üretilen melez (hibrit) bir konut türü olarak 19. yüzyıl İzmir konutları ele alınmaktadır. Biçimsel olarak daha çok geleneksel konut türlerini andırsalar da bu konutlar ele alınış biçimi açısından çağdaşı Batılı ve modern konutlar ile benzeşmektedir. İzmir konutunun iki temel esin kaynağının da ele alındığı bu yazıda, ağırlıklı olarak etkilenilen yapı geleneklerine odaklanılmıştır. Bu geleneklerin İzmir konutlarının biçimlenişi üzerindeki katkıları analitik bir yaklaşım ile açıklanmıştır. (Resim 1)

GELENEKSEL VE MODERNİN MELEZİ OLARAK İZMİR KONUTLARI

Modern bir binanın aynı zamanda geleneksel özellikleri de barındırabileceği düşüncesi ilk anda pek çoğumuza çelişkiliymiş gibi gelebilir. Fakat konu üzerinde biraz düşündüğümüzde her iki yaklaşım biçimini de aynı anda barındıran pek çok binayı hatırlayabiliriz. Örneğin, Alvar Aalto’nun binaları, Le Corbusier’nin Ronchamp Kilisesi, Sedat Hakkı Eldem’in Taşlık Kahvesi gibi. Modern mimarlık tarihinde de, günümüzde de sıkça karşılaştığımız bu gibi yapıların melez ya da geleneksel değil de modern diye kabul edilmeleri modernizmin düşünümsellik (reflexivity) özelliği ile açıklanabilir. Anthony Giddens modernizmin bu özelliğini toplumsal pratikleri neden sonuç ilişkisine dayandırarak yeniden ve yeniden üretmek şeklinde tanımlar.(1) Mimarlık dahil her türlü kültürel ürünü doğrudan geleneklerin uygulanmasıyla değil, eleştirel bir değerlendirme süreci eşliğinde, akıl süzgecinden geçirerek üretmeyi düşünümsel bir tavır olarak kabul eder. Ona göre modern çağlarda rasyonel olan gelenekler kullanılabilir, taklit edilebilir, zamanla dönüştürülüp değiştirilebilirler. Geleneksel olanın bugün ile asli bir bağlantısı olmamasının yanı sıra, geçerli ve rasyonel gelenekler yaşarken diğerleri yok olup gider. Bu kabulleniş üzerinden gidildiğinde herhangi bir mimarlık nesnesinin modern diye tanımlanması için, süregelen geleneklere doğrudan eklemlenmeyen bir yaklaşımla ele alınması ve içinde yenilik nüvesi taşıması yeterlidir. Nitekim bu türden bir yaklaşım modern mimarlığı biçimsel ayrımların ötesinde daha geniş bir ölçekte tanımlamamıza da olanak sağlar.

Modernliğin biçimler üzerinden değil, mevcut gereksinimleri karşılamak için rasyonel ve düşünümsel bir tavırla üretilen kültürel pratikler olduğu tanımlamasından yola çıkarak, “modern” diye sınıflandırılabilecek yapı türlerinden biri de 19. yüzyılın ikinci yarısında İzmir’de üretilen konutlardır. Bu konut tipolojisi ilk anda geleneksel konut mimarlığının devamı ya da farklı konut geleneklerinin sentezi gibi algılansa da rasyonel ve düşünümsel düşünce kalıpları çerçevesinde üretilmiş olduğundan dolayı modern konut kategorisi altında sınıflandırılabilir.

Tarih boyunca çok kültürlü bir kent olan İzmir, 19. yüzyıla gelindiğinde “Batılı ve modern” bir dünya ile karşılaşmış, özgün bir kent yaşamı yaratmış ve aynı zamanda kendi koşullarına uygun bir konut kültürü de üretebilmiştir. Bu konut kültürü yüzyılın ortasından itibaren belirginleşerek çeşitlenmiştir. Uzlaşılan bir tipolojinin varyasyonlarının üretilmesi ile kentte yaşayan tüm etnik köken ve gelir gruplarının konut gereksinimi karşılanabilmiştir. Söz konusu yapı tipolojisi hem Batı’daki konut tipolojilerinden hem de geleneksel konut türlerinden etkilenilerek üretilmiştir. Bu iki esin kaynağı mevcut üretim koşul ve teknolojileri çerçevesinde yeniden yorumlanarak melez bir konut kültürünü biçimlendirmiştir.(2)

19. yüzyılda yapılan tipik bir İzmir konutu iki katlı sıra ev düzenindedir. Pek çok örnekte asimetrik cephe ve ahşap cumba görülür. Bu konutlar genellikle biri dar diğeri geniş iki akstan oluşmaktadır. Zemin katta giriş holü dar aks üzerinde konumlanmakta, geniş aksta ise yaşama mekânları ve merdivenler yer almaktadır. Üst katta yer alan yatak odalarından bir kısmı sokak cephesine, diğer bir kısmı ise arka avluya yönelmektedir. Bu odalar genellikle merkezî bir hol etrafında düzenlenmiştir.(3) Yine üst katta, cephenin orta aksında yer alan cumba, odaya iliştirilmiş kapalı bir balkon işlevi görmektedir.(4) Zemin katta, arka bahçeye doğru uzanan bir servis kütlesi ana kütleye eklenmiştir. Bu kütlede mutfak, banyo, tuvalet ya da kiler gibi servis birimleri yer almaktadır. Çoğu kez iki katlı olan servis mekânları konut sıralarının arasında oluşan avluya bakacak biçimde, iç mekânla ilişkilendirilir.(5) Avlulara geçiş yalnızca konut içinden sağlanmıştır. Bu konutların büyük bir bölümünde bodrum kat bulunmaktadır. Bu kat özellikle subasman kotu alçak semtlerde nem problemine karşı yapıyı havalandırmak amacıyla yapılmıştır.(6) Strüktürel açıdan değerlendirildiğinde 19. yüzyıl boyunca İzmir’de özellikle de Punta semtinde yapılan konutların büyük bir bölümü, içi moloz taş ile doldurulmuş ahşap karkas sistem ile inşa edilmiştir. Ayrıca döşemelerde demir putrel, cumba altlarında dökme demir konsollar, dökme demir giriş kapıları ve sac kepenkler gibi seri üretim yapı elemanları kullanılmıştır.(7) (Resim 2, 3) Tipolojik olarak “19. yüzyıl İzmir konutu” şeklinde sınıflandırılabilecek bu konutların ilk örneklerine Punta semtinde rastlanır. Bu yapıların bir kısmı kâr amacı ile teker teker, bir kısmı ise demiryolları ve elektrik şirketinde çalışanlar için toplu olarak inşa edilen lojmanlardır. Daha sonra kentin tüm semtlerinde yapılacak olan bu konut tipolojisi, öncesinde yapılmış olan birtakım inşai deneyimler sayesinde geliştirilebilmiştir. Bu deneyimlerden ilki İzmir’in aynı zamanda ilk gelenek dışı konutları olan Bornova, Buca ve Karşıyaka gibi banliyö semtlerinde yapılan büyük konak ve malikanelerdir. Bu malikaneler Batı’da geçerli olan, neoklasik, art-nouveau ya da yeniden canlandırma üsluplarıyla, çoğu kez Batılı mimarlar tarafından tasarlanmış ve yerli iş gücü ile üretilmişlerdir. Daha sonra üretilen konutlarda bu ilk örneklerden hem üslup hem de yapı elemanı bazında esinlenmeler olmuştur. İzmir konutunun biçimlenmesinde ve standartlarının oluşturulmasında bir diğer etken ise kurumsal yapılardan

aktarılan üslup ve inşai deneyimlerdir. 19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Batılıların şehre yerleşmesi ile birlikte okul, hastane, postane, depo, fabrika, okul, tren garı, otel gibi pek çok büyük ölçekli kamusal yapı inşa edilmiştir. Bu inşaatlardan elde edilen bilgi ve deneyimin bir kısmı yapı ustaları ve malzeme üreticileri tarafından daha sonra kentin her yerinde inşa edilecek olan konutlara aktarılmıştır. Bölgede zaten mevcut olan yapı gelenekleri de tıpkı diğerleri gibi İzmir konutunu şekillendiren referanslar arasında sıralanmalıdır.(8) Bu yapı geleneklerinin başında, Batı Anadolu konut geleneği ve daha çok Rum köylerinde karşılaştığımız kırsal konut geleneği gelir. Öte yandan başta Sakız Adası olmak üzere Ege Adaları’ndan gelen yapı ustalarının bölgeye taşıdığı yapı geleneklerinden söz edilebilir. Dolaylı olarak da İngiliz sıra ev geleneğinin kökenini oluşturan köy evleri bu yüzyılda İzmir konutunu biçimlendiren konut gelenekleri arasında sıralanmalıdır.

Sıra ev tipolojisine uygun tasarlanan İzmir konutları dönemin Batı’daki örnekleri ile benzeşme gösterirler. Plan organizasyonu açıkça İngiliz sıra ev düzeni ile örtüşür. İngiltere’nin pek çok sanayi kentinde karşılaştığımız gibi sıra evler çoğu kez toplu olarak üretildiği için, sanayi kentlerinde iki katlı ve orta yoğunlukta bir kent dokusu oluşturmuşlardır. Önceleri işçi sınıfı için üretilmiş, kısa zamanda toplumun hemen tüm gelir grupları tarafından talep edilerek varyasyonları üretilmiştir. Bu konutların ön cepheleri sokağa, arka cepheleri de arka avluya açılır. Avlu kenarında yer alan servis mekânları ana kütleye iliştirilmiştir. Ana kütle ise bir dar bir geniş olmak üzere iki akstan oluşmaktadır. Yaşama mekânları geniş aks üzerinde yer alırken, girişin de yer aldığı dar aks oldukça daraltılmış bir koridor niteliğindedir. Yaşama mekânlarını genişletmek amacıyla minimum düzeyde daraltılan bu aks üzerinde yalnızca giriş mekânı ve tek kollu bir merdiven konumlanır. Geniş aks ise yaşama mekânlarına ayrılmış, cephe genişliğinin el verdiği maksimum ölçüde genişletilmiştir. Asimetrik bir plan organizasyonuna sahip üst katlarda ise arkalı ve önlü yatak odaları konumlandırılmıştır. Çoğu kez yığma tuğla strüktüre sahiptirler.(9) (Resim 4)İzmir’de yapılan konutlar ne Batı’daki sıra ev konut tipolojisinin birebir replikası ne de geleneksel konutların devamı niteliğindedirler. Dönemin gelenek dışı ilk modern konutlarına ait Batı’daki bazı özellikleri taşıdıkları gibi aynı anda birkaç farklı konut geleneğini de sürdürmektedirler. Bu özellikleri açısından değerlendirildiklerinde Homi K. Bhabha’nın tanımına uyan bir çeşit melezdirler (hibrittirler). Ona göre melezlik herhangi bir kültürel ürün ya da ifadeyi biçimlendirenlerin çoğulcu kökenlerin bir ifadesidir. Yaygın kanının aksine bozulmuşluk ya da kısırlığın değil, tam tersine üretkenliğin ifadesi olarak ele alınmalıdır. Melez ürünler otoriter ya da hiyerarşik bir düzende olsun ya da olmasın iki ya da daha çok kültürün bir araya gelerek ortak kültür üretimi diye tanımlanabilirler(10) Modern konut yaklaşımı ile geleneksel konut yaklaşımlarının melezleştiği İzmir konutları da aslında kültürel bir karşılaşmanın ve etkileşiminin ürünüdür. Bu etkileşimin ürünü olarak ortaya çıkan evler ise İzmir’de yaşayan Ermeni, Rum, Türk, Fransız, Hollandalı, İngiliz herkesin içinde yaşayabileceği, benzer hayatlar sürerek sokak ve kent yaşamına katılabileceği eşitçil mekânlardırlar. Birbirinden çok farklı kültürlerden gelmiş olsalar da İzmir’de yaşayan bu insanlar, hep birlikte biçimlendirdikleri ya da en azından talep ettikleri evler sayesinde bir arada var olabilmekte, aynı kent kültürüne eklemlenebilmektedirler.

Eğer Levanten ile yerli, zengin ile fakir, Türk ile İngiliz, Yahudi ile Hıristiyan aynı konut tipolojisinin varyasyonları içinde yaşayıp, bu konutların sunduğu hayat tarzını paylaşabiliyorlarsa kentin geliştirdiği bu ortak kültür ve kültürel üretim ortamı sayesindedir. Bu kültür ortamı hiçbir toplumsal grubun diğerleri üzerinde üstünlük sağlamasına olanak tanımaz. Çünkü bir dayatmanın değil, uzlaşmanın sonucunda inşa edilmişlerdir. Hem modern hem de geleneksel olan İzmir evleri modern ve özgün yaşamlar üretebilen üretken bir melezdir. Bu türden üretken bir hibrit aynı zamanda otoriter olana yabancılaşmayı, ondan uzaklaşmayı da beraberinde getirir. Yani bir eşitlik alanı yaratır. Bu hibrit söylem, strateji ve güç dengesizlikleri / eşitsizlikleri karşısında eşitlik halinde uzlaşmanın ya da müzakerenin önünü açar. Böyle bir uzlaşı ne “asimilasyon” ne de “işbirliği” anlamına gelir. Toplumsal karşıtlığı ve kutuplaşmayı önleyebilecek bağlayıcı etmenlerin ortaya çıkmasını mümkün kılar. Hibritler kültürel egemenlik ya da üstünlük aramayan bir düzlemde varlık gösterirler. Ortaya çıkan yeni kültürü, kültürel öngörülerin inşa edildiği noktadan yaymaya başlarlar.(11) Böylece kültürel pratikler olağanlaşırken toplumsal pratikler de normalleşir.(12) (Resim 5)

Yukarıda açıklandığı üzere İzmir konutu birçok etki altında ve düşünümsel (reflective) bir yaklaşım ile biçimlendirilmiştir. Hem Batı’dan hem de mevcut geleneklerden etkilenildiği açıktır ve bu etkenlerden herhangi birinin daha ağırlıklı ya da önemli olduğu iddia edilemez. Bu konut türünü, onları talep eden İzmirlilerin, tasarlayıp inşa eden yapı ustalarının, mimarların düşünümsel tavırları yerel ve aynı zamanda modern kılmaktadır. Yazının bundan sonraki bölümünde İzmir konutunun biçimlenişinde önemli birer referans noktası oluşturan mevcut yapı geleneklerine odaklanılmaktadır. Bu gelenekler Batı Anadolu konut geleneği, Batı Anadolu kırsal konut geleneği, İngiliz kırsal konut geleneği ve zaten melezlik üzerine inşa edilmiş Ege adalarındaki konut gelenekleridir.

BATI ANADOLU KONUT GELENEĞİ

Batı Anadolu’da rastlanan geleneksel konutlar büyük bir çeşitlenme göstermekle birlikte, en yaygın türü iki katlı ve cumbalı olanlardır. Bu konutlar Hüsrev Tayla’nın da tanımladığı gibi genellikle zemin katı taş ya da kerpiç yığma duvarlar üzerine inşa edilen ahşap karkas yapılardır. Karkasın iç dolguları çoğu kez moloz taştan yapıldığı gibi kerpiç ya da tuğla bloklarla da yapılabilmektedir. Yapıların iç ve dış cepheleri ise büyük oranda bağdadi hımış sıva ile sıvanmış, pencere ve kapı gibi açıklıklar ahşap hatıllarla yapılmıştır. Alt katların daha çok avlu ve depolama gibi ihtiyaçlar için kullanıldığı, üst katlarında ise yaşama mekânlarının yer aldığı görülür. Planimetrik kurgu açısından merkezî bir sofa etrafında organize olan farklı plan tipleri görülmektedir. Sokak dokusu ise yüksek avlu duvarları ile bütünleşen konut kütlelerinden oluşmaktadır.(13)

19. yüzyıl İzmir konutlarında yukarıda kısaca sözü edilen Batı Anadolu konut geleneğinin özellikle strüktürel sistemine başvurulmuştur. Ancak ahşap karkas kullanımı birinci kat ile sınırlı kalmamış, zemin katlara da uygulanmıştır. (Resim 6) Batı Anadolu’da o döneme dek fazla örneğini görmediğimiz bu yapım sistemi Batı’daki “balloon frame” adı verilen yapım sistemi ile Anadolu’ya özgü ahşap karkas sistemin birleştirilmesi gibidir. Elde edilen hibrit strüktürel sistem

sayesinde hem yapıların yangın ve deprem dayanımı artırılmış hem de sokağa daha fazla açılım sağlanmıştır. Kentli bir yaşamın gereklerine cevap verilebilmiş, avlusuz bir organizasyonda zemin kata gündelik yaşam işlevleri yüklenebilmiştir. Öte yandan İzmir’de sıkça görülen depremlere karşı daha dayanıklı bir yapım sistemi geliştirilmiştir.

BATI ANADOLU KIRSAL KONUT GELENEĞİ

Batı Anadolu’nun kırsal bölgelerinde ve bazı Ege adalarında, karşılaştığımız konut geleneği genellikle köşeleri kesme taşlar ile güçlendirilmiş duvarlarla örülmüş yığma taş binalardan oluşur. Taş cinsi ya da örgüsü bölgeden bölgeye büyük çeşitlilik göstermektedir. Bu konutların pencere ve kapı söveleri taş bloklardan imal edilmiştir. Döşemelerde ahşap kullanılmış, çatıya geçişler ise taş profiller ya da tuğladan örülen kirpi saçaklar ile yapılmıştır.(14) (Resim 7, 8)

İzmir konutlarında Batı Anadolu kırsal konut geleneğinden zaman zaman biçimsel, zaman zaman da strüktürel olarak faydalanılmıştır. Örneğin, zemin katlarda dış cephesi taş kaplanan ahşap karkas binaların kapı ve pencerelerinde sözü edilen konut geleneğindeki orantı ve açıklık boyutlarına benzer taş söveler kullanılmıştır. Aynı şekilde profil ya da kirpi saçaklar kullanılmıştır. Bilindiği üzere yığma taş binalar yangına karşı oldukça dayanıklı olmasına rağmen, depreme karşı da bir o kadar güçsüzdür. İzmir’deki konutların her iki katında da kullanılan ahşap karkas strüktür sayesinde yapılar depreme karşı güçlenirken, moloz taş dolgu malzemesi ve kırsal konut geleneğinden aktarılan taş cephe kaplamaları ile yangına dayanıklılığı kısmen artmıştır.

EGE ADALARI

19. yüzyılda Osmanlı’ya bağlı olan Yunan adalarında çalışan yapı ustalarının zaman zaman İzmir, İstanbul, Edirne, Kula gibi şehirlerde çalıştıkları bilinmektedir. Bu zanaatkârlar yaşadıkları yerlerde uyguladıkları geleneksel yapım sistemlerini Anadolu’ya taşıyarak 19. yüzyıl konut geleneğinin çeşitlenmesine ve melezleşmesine katkı sağlamışlardır. Ekonomik kriz ya da kuraklık dönemlerinde Ege adalarından Anadolu’ya gelen yapı ustaları geldikleri yerlerin bazı yapı geleneklerini İzmir ve çevresine de uyarlamışlardır. Özellikle İzmir’e yakın olan Simi, Sakız gibi adalar bu aktarımların merkezini oluşturmaktadır. (Resim 9) Ege adalarından aktarılan yapı geleneklerinin başında, İzmir ve adalar mimarisinin karakteristik bir özelliği olan yükseltilmiş ev

girişleri gelmektedir. Her iki bölgede de rastladığımız konutlarda merdivenlerle yükseltilmiş ve mekânlaşmaya başlamış olan kapı önü ve ev girişleri bulunur. Bu merdivenler bodrum katların havalanması için yükseltilmesi gerekliliğine cevap verir ve işlev kazanır. Öte yandan alınlık ya da söve gibi kimi mimari elemanlar hem adalardan hem de neoklasik mimarlıktan aynı anda gelmiş olmalıdır.(15)

İNGİLİZ KÖY EVLERİ

19. yüzyılda İngiltere’deki tüm sanayi kentlerinde uygulanan sıra ev tipolojisi, başlangıçta İngiliz köy evi geleneğinden esinlenilerek geliştirilmiştir.(16) Bu çok eski konut geleneği, aynı duvarın iki ayrı konut birimi tarafından kullanımına olanak sağlamıştır. Böylece hem yapım maliyetleri azalmış hem de ısıtma gibi konularda avantaj elde edilmiştir.(17) Ancak sıra halinde üretilen bu konutlar tam bir sokak dokusu oluşturmaksızın münferit yapı blokları şeklinde inşa edilmişlerdir. Sanayi kentlerinde ise hem aynı avantajları sağlamak hem de arazi fiyatlarının arttığı bir ortamda daha yoğun bir yerleşim dokusu oluşturmak için sıra ev düzenine başvurulmuş, ayrıca karşılıklı bloklardan oluşan sokak dokuları geliştirilmiştir. Yani kırsal konut geleneği düşünümsel bir bakış açısı ile yeniden üretilmeye başlanmıştır. İzmir’de üretilen konutlar, yerleşim düzeni açısından aynı dönemde İngiltere’de yapılan sıra evlere birebir benzeşmektedir. Dolaylı olarak da İngiliz köy evleri geleneğinin de etkisi altındadır. (Resim 10)

SONUÇ

19. yüzyıl İzmir konutları tarihin her döneminde kozmopolit bir kent olan İzmir’in modern dünyaya entegrasyonu sırasında üretilmişlerdir. İzmir’in konut kültürü ne Batı’daki örneklerin birebir kopyası ne de geleneksel konutların devamı niteliğindedir. Batı’dan aktarılan modern konut kültürü İzmir’in yapı kültürüne, mevcut malzeme repertuarına, işçilik ve yapım bilgisine bağlı olarak yeniden üretilmiştir. Yani hem modern hem de geleneksel ögeleri bünyesinde taşımaktadır. Batı ile eş zamanlı, onu birebir taklit etmeyen, ortaya çıkan yeni sorunlara cevap üretmiş olan bir konut türüdür. Bu nedenle tıpkı Bhabha’nın tanımladığı türden üretken bir

hibrittir. Kentin her semtinde, tüm etnik ve ekonomik sınıfların konut ihtiyacına cevap verebilen bu konut türü aynı zamanda eşitleyen, bütünleyen bir ifade ortamıdır. Gücünü ve yaygınlaşabilmesini kentin konut sorununu çözme potansiyelinden alır. Bu konutlar, farklı kökenlerden, yerlerden, kültürel pratiklerden gelenlerin oluşturduğu melezlikler, hibritlikler ve çaprazlamalarla yepyeni bilgi ve kimliklerin üretildiği, özgürlük ve birliktelik ortamları yaratmışlardır.

* Resimler için Hasan Topal, Mine Tanaç Zeren, Turgut Çıkış ve Nazlı Taraz’a teşekkürler.

KAYNAKLAR

2007, “Melez, Hibrid, Kırma, Creole”, Arredamento Mimarlık, sayı:12, s.46.

Arel, Ayda, 1993, “Foça Bağ Evleri ve Kule Ev Geleneği”, Ege Mimarlık, sayı:3.

Akyüz, Eti, 1997, “Traditional Housing Architecture in İzmir”, DEÜ FBE, yayımlanmamış doktora tezi, İzmir.

Bhabha, Homi K., 1993, Location of Culture, Routledge, New York.

Benevolo, Leonardo, 1981, Modern Mimarlığın Tarihi, (çev.) Atilla Tokatlı, Çevre Yayınları, İstanbul.

Cook, Olive, 1968, The English House Through Seven Centuries, Penguin Books, Middlesex, ss.296-297.

Çıkış, Şeniz, 2000, “Ondokuzuncu Yüzyıl İzmir Konutunda Etkileşim ve Dönüşümler”, Ege Mimarlık, sayı:36/4, ss.38-41.

Çıkış, Şeniz, 2009, “Modern Konut Olarak XIX. Yüzyıl İzmir Konutu: Biçimsel ve Kavramsal Ortaklıklar”, METU JFA, sayı:26/2, ss.211-233.

Eyüce, Özen, 1999, ”Erken Modernizm’den Çoğulcu Modernizm’e İzmir’de Konut”, Ege Mimarlık, sayı:99/4.

Giddens, Anthony, 1990, Consequences of Modernity, Stanford University Press, California.

Göle, Nilüfer, 1998, “Batı Dışı Modernliğin Kavramsallaştırılması Mümkün mü?”, Sosyal Bilimleri Yeniden Düşünmek, (ed.) İ. Kaya Şahin, Semih Sökmen, Tanıl Bora, Metis Yayınları, İstanbul.

Hernández, Felipe, 2010, Bhabha for Architects, Routledge, NY.

Kuban, Doğan, 2001, Türkiye’de Kentsel Koruma: Kent Tarihleri ve Koruma Yöntemleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.

Long, Helen, 1993, The Edwardian House: The Middle-class Home in Britain 1880-1914, Manchester University Press, Manchester.

Phillippides, Dimitri, 1983, Greek Traditional Architecture: Eastern Egean, Sporades, Ionian Islands, (ed.) Dimitris Philippides, Melisa Publishing, Hughesville.

Tanyeli, Uğur, 2007, “Üretken Melezlenmeler ya da Hakiki Bir Kültür Devrimi”, Arredamento Mimarlık, sayı:12, ss.47-54.

Tayla, Hüsrev, 2007, Geleneksel Türk Mimarisinde Yapı Sistem ve Elemanları, Taç Vakfı Yayınları, İstanbul.

Bu icerik 636 defa görüntülenmiştir.