404
KASIM-ARALIK 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Kente 95 Santimden Bakmak
    Selva Gürdoğan, Studio-X Istanbul Direktörü
    Yiğit Aksakoğlu, Bernard van Leer Vakfı Türkiye Temsilcisi
    Ardan Kockelkoren, Bernard van Leer Vakfı Araştırma Analisti
    Ege Sevinçli, Studio-X Istanbul Program Sorumlusu

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Yeni Havalimanından Yeni Türkiye’ye Bakmak: İstanbul Havalimanı ve Hedef 2023

Cihan Uzunçarşılı Baysal, Bağımsız Araştırmacı, Kuzey Ormanları Savunması ve İstanbul Kent Savunması üyesi

Uzun süren isim tartışmalarının ardından adı İstanbul olarak duyurulan havalimanının ilk etabı, 29 Ekim’de Cumhuriyet resepsiyonu sırasında açıldı. Derginin 394. sayısında üçüncü havalimanını ulaşım projesinden ziyade bir “aerotropolis” olarak yorumlayan yazar, bu yazısında da yeni havalimanının yeni Türkiye ile olan bağına vurgu yapıyor. Bu yazının yanı sıra eskiye dönüp 394. sayıdaki yazıya da bir göz atmanızı şiddetle öneririm.

 

“Bir olayın ya da kişinin anısına dikilen kamusal anıtlar, kentsel peyzajın salt dekoratif unsurları değildir; onlar aslında kente anlam bahşeden önemli sembolik imleyenler olup tarafsız mekânları ideolojiyle yüklenmiş yerlere dönüştürürler.”

                                                                                                    Yvonne Whelan (2002)

“Bugün aslında biz sadece bir havalimanı değil, bir zafer anıtı inşa ediyoruz.”

                                                                                           Recep Tayyip Erdoğan (2018)

İstanbul’un üçüncü havalimanı, İstanbul Havalimanı adıyla, Cumhuriyetin kuruluşunun 95. yılı olan 29 Ekim 2018’de kısmi olarak açıldı. Devasa yatırım bütçesinden şaibeli ÇED ve ihale süreçlerine, ekoloji ve çevre üzerindeki yıkıcı etkilerinden, uçuş güvenliği risklerine, ekonomik ve toplumsal maliyetlerinden son zamanlarda ayyuka çıkan emekçi cinayetlerine ve şantiyesindeki gayri insani yaşam ve çalışma koşullarına kadar neredeyse her açıdan ve her yönüyle tartışmalı bu mega proje, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni “zafer anıtı” olarak en yetkili ağızdan tanımlandı ve tescil edildi. Nitekim açılışın reklam afişlerinde de havalimanının lale formundaki kontrol kulesi görselinin hemen yanında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılış konuşmasındaki sözleri, “Bu sadece bir havalimanı değil, bir zafer anıtıdır” diye geçiyor. Cumhurbaşkanlığı forsu önünde Erdoğan’ın fotoğrafını içeren afişler ise “Yeni Türkiye’yi İnşa Ediyoruz” cümlesiyle İstanbul Havalimanı’nın dört bir yanında konukları / yolcuları karşılıyor.

Erdoğan’ın çılgın projelerinin ilk telaffuz ediliş tarihleri 2011 seçimlerinin hemen öncesi ve üçüncü havalimanı da bunlardan biri. Erdoğan ve AKP, Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023’e yönelik “Türkiye hazır. Hedef 2023” sloganıyla dünyanın ilk on ekonomisi arasına girecek bir Türkiye yaratma iddiasındalar ve burada mega projelere biçilen rol epey önemli. Büyük Türkiye belirli mega projeler üzerinden yükselecek. Nitekim, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi sayfasında “Turkey Vision 2023” logosu yanında yer alan 18.08.2015 tarihli habere göre, aralarında üçüncü havalimanının da bulunduğu bir dizi mega projenin ülkeyi 2023 hedeflerine ulaştırması bekleniyor. İnşaat hiç kuşkusuz AKP’yi tanımlayan bir sektör (“İnşaat Ya Resulullah” ekonomisi üzerine sayısız çalışma var) dolayısıyla, Türkiye’yi dünyanın ilk 10 ekonomisine taşıyacak bu mega ulaşım projesinin afişlerinde “inşa etme” fiilinin geçmesi son derece normal. Cumhuriyetin “Durmayalım düşeriz” şiarından AKP’nin “Durmak yok yola devam” sloganına, kalkınma ve büyümeyi demir/yollar, köprüler, barajlar, havalimanları ve benzer ulaşım ve altyapı yatırımları olarak gördüğümüz ise bir gerçek. Yeni Türkiye’nin bu gibi mega projelerle kalkınacağına duyulan inanca ve bu çerçeveden dünyayı kıskandıran(!) havalimanının zafer abidesi gibi görülmesine şaşırmamak gerek. Öte yandan tabloyu bu kadar direkt ve basit okumak kolaycılık olabilir mi?

AKP’nin 2023 vizyonunda 2053 ve 2071 tarihleri, 2023 ertesi kilometre taşları olarak adlandırılmakta. Bu tarihler hiç kuşkusuz rastgele seçilmiş değiller. 2053 İstanbul’un fethinin 600. yılı iken, 2071 de Malazgirt Savaşı ve dolayısıyla Anadolu’nun Selçuklularca fethinin 1000. yıldönümü. Böyle bir silsileden bakıldığında, tarihsellikleri, kuruluş felsefeleri ve idealleri ne kadar farklı olursa olsun, Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ve oradan 2023 AKP’nin inşa etmeye durduğu Yeni Türkiye’ye ve 2053 ve 2071 ile daha da ilerilere uzanan tek bir devlet görmekteyiz. Bu bağlamda Cumhurbaşkanının bayram mesajı da Cumhuriyet’i Selçuklu’dan başlayan tarihsel yolculuğun bir durağına indirgerken devletin sürekliliğini vurgulamakta: “Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve oradan genç Türkiye Cumhuriyeti’ne devreden tarihi süreklilik içinde süren büyük yolculuğumuzu, inşallah, 2023 hedeflerimizle taçlandıracak, 2053 ve 2071 vizyonlarımızla da bir üst seviyeye çıkartacağız.”(1) Devlet böyle bir süreklilik içinden tek olarak tanımlandığında, “Hedef 2023” bağlamında inşa edilmekte olan yeni siyasi sistem ve toplumsal yapı da, her ne olursa olsun, meşrulaştırılmakta. Çünkü sonuçta, farklı yapılardan değil, tek bir devletten ve bu devletin değişik evrelerinden

bahsedilmektedir. Oysa laik eğitim sisteminde yapılan değişiklikler, kadın hakları ve çocuk haklarından geriye gidişler, hukuk devletinin ipinin çekilişi, kuvvetler ayrılığının yok edilişi, zaten sorunlu olan demokrasi ve özgürlüklerin ciddi yaralar almaları ve benzer adımlar ile ve elbette yeni Anayasa ve başkanlık sistemi vasıtasıyla antidemokratik, otoriteryan ve İslamcı bir sistem taşlarını döşeye döşeye ilerlemekte.

Devlet yeniden yapılandırılırken AKP’nin muhafazakar vizyonu ve İslami ideolojisi ile uyumlu yeni bir ulus inşa edilmekte ve bu bağlamda kentsel mekânlar da İslamileştirilmektedir. 37.500 kişilik kapasitesi, 72 metre yüksekliği ve 35 metre kubbe çapıyla Çamlıca Tepesi’nden kentin hemen her yerine hakim bir mega cami; İstanbul’un en önemli kentsel kamusal alanı, agorası olan Taksim Meydanı’na, politik mekânı dini bir mekâna dönüştürerek mekânın kimliğini muhafazakarlaştıracak ve kolektif hafızasını sıfırlayacak Taksim Cami’nin konuşlandırılması, Rumelihisarı sahnesine “itinayla” yerleştirilen ve sanatın mekânını dini bir mekâna dönüştüren ihya mescit; 2014 düzenlemesiyle her projeye şart koşulan dini tesisler; pıtrak gibi cami ihya projeleri; okulların spor alanlarından parklara, kentsel mekânların cami ve mescit projeleriyle donatılmaları… İslami vakıf ve derneklerin kendilerine tanınan kira yardımı, yer tesisi gibi ayrıcalıklarla kentleri sararak toplumun yeniden inşasında yer alışları, ana okullarından kent meydanlarına sosyalleşme mekânlarının milliyetçi, dinci etkinliklerle ele geçirilmeleri. En son örnek, gençlerin sosyalleştikleri sivil toplum örgütleri ve halk meclisleri yok edilen Diyarbakır’daki gençlik festivalinde Türklük vurgusu yapan İslami içerikli vakıf ve derneklerin ağırlığı.(2) Kısaca, ulus inşa etme ve toplumsallaşma sürecinin bir parçası olarak İslami bir dokunun kentsel mekânları boydan boya sarmaladığını, ele geçirdiğini deneyimlemekteyiz. Yukarıda sorduğumuz soruya geri dönüp, üçüncü havalimanına atfedilen “zafer anıtı” işlevini ve “Yeni Türkiye’yi inşa ediyoruz” ifadesini bu çerçeveden değerlendirdiğimizde inşayla kastedilenin aslında havalimanı projesinin İslami mimari tasarımında simgeleşen yeni bir Türkiye ve yeni bir toplumsallık olduğu anlaşılacaktır. Her yeni siyasi sistem bir yandan kendinden öncekinin geleneklerini parçalar, dağıtır ya da kendine adapte ederken (nitekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu, tarihinde ilk kez, başkent Ankara’dan İstanbul’a taşınmış, 95 yıllık gelenek üçüncü havalimanında kırılmıştır) bir yandan da kendine özgü sembollere, mitlere ve elbette anıtlara ihtiyaç duyar. Bir kentin anıtları, gündelik çevrenin, daha geniş bağlamdan, oradaki kültürel dokunun parçasıdır. Politikacılar ve yöneticiler, anıtlarla sadece neyin anılacağına ya da kutlanacağına karar vermekle kalmaz, aynı zamanda anıtın alacağı biçimi de tayin ederek anıtları ideolojileri ve dünya görüşleri yönünde elverişli birer araç olarak kullanabilirler; dolayısıyla, anıtlar “tarafsız mekânları ideoloji yüklenmiş yerlere dönüştürürler”(3). Yeni zafer anıtımız üçüncü havalimanı, biçimi ve tasarımıyla tam da bu işlevi yerine getirmekte, AKP’nin “Hedef 2023 Yeni Türkiye” vizyonunu ve ideolojisini ete kemiğe büründürmektedir. Şöyle ki, üçüncü havalimanı projesinin mimarlık bürolarından Haptic’in CEO’su, ana binanın tonozlu tavanının ve kubbelerinin yapımında geleneksel mimariden ve Süleymaniye Camisi’den esinlendiklerini belirtmiştir. IGA’nın sayfasında da Türk-İslam sanat ve mimarisinde kullanılan motiflerin, projeye güzellik, doku ve derinlik sağladığı ifade edilmektedir.(4) Havalimanı açılışına katılan Alman gazeteciler, tasarımı “oryantalist” olarak nitelendirmişlerdir: “Kubbeli çatısı ve diğer mimari özellikleriyle, girişteki camisiyle bir oryantal atmosferin kendisini hissettirdiği, lale görünümündeki kontrol kulesiyle de Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme dönemlerinin hatırlatıldığı”(5). Projenin logosu gibi işlev gören kontrol kulesinin lale şeklinde olması tesadüf değildir. Lale, Türk-İslam sanatında Allah’ı temsil etmektedir: “Hava trafik kontrol kulesi, yüzyıllardır İstanbul’un simgesi haline gelen ve Türk - İslam tarihinde kültürel öneme sahip lale figüründen esinlenerek tasarlandı”(6). Asıl amacın bir ulaşım projesinden ziyade havalimanını cazibe merkezi yapmak ve böylece inşaat ve emlak projelerini tetikleyerek ekonomiye taze kan vermek olduğunu, İstanbul’un akciğerleri Kuzey Ormanları’nı yok edene dek katledecek bir havalimanı kenti yani “aerotropolis” ile karşı karşıya olduğumuzu bir önceki yazımızda ele almıştık.(7) Bu yazıda üzerinde duracağımız konu ise aerotropolisin etrafındaki kentlerin mimari tasarımları. Bu tasarım şu şekilde tanımlanıyor: “Önemli binaların girişleri Mekke’ye yani, Kıble’ye bakıyor. Öte yandan, bölgenin ortasında üç hilal modeli yer alıyor. Şehrin yoğunluğu da bu model doğrultusunda planlanmış durumda”(8). Alıntı, üçüncü havalimanı yakınlarındaki “Yeni İstanbul” projesinin çok konuşulduğu 2011’de proje mimarının basına verdiği bir mülakattan.

Şu anda rafa kalkmış gibi gözüken (ama illaki raftan indirilecek olan) bu projeden bahsetmemizin sebebi, mekânın tanziminde önemsenen kriterlerin İslam dinini referans almalarıdır. Cumhuriyetin 95. yılında açılan zafer anıtı işte böyle bir kentleşmeyi de tetikleyecektir. Toplum yeniden ve muhafazakar İslami bir kimlikle inşa edilirken, kentsel mekânlar da paralel bir dönüşüme sokulmaktadır. Hedef 2023 çerçevesinde inşa edilmekte olan Yeni Türkiye üçüncü havalimanı projesinden görünür olmaktadır.

10,5 milyon metrekarelik bir alanda kurulacak olan “Airport City” ile havalimanının çevresini sömürgeleştirmesi başlayacaktır. Bu devasa alan, Erdoğan’ın yakın çevresini oluşturan üçüncü havalimanı konsorsiyumuna verilmekte, daha doğru bir deyimle, hepimizin hakkı olan yeşil alanlar yandaş müteahhitlere peşkeş çekilmektedir. Havalimanının tek akaryakıt istasyonu, bir başka yandaş, Demirören’i ihya edecektir.(9) Aslında, ahbap-çavuş kapitalizmi projenin en başından itibaren kendini açık etmiştir. Yer tesliminin iki sene geciktirilerek konsorsiyuma kazandırılan kira bedelinden, ihale şartnamesinin hukuksuz bir şekilde ihale ertesinde değiştirilerek kotun 30 metre aşağıya indirilmesiyle sağlanan kazanca; havalimanının otopark ve ticari işletmelerinin gelirlerinin konsorsiyum üyelerine altın tepside sunulmasından, küresel kriz döneminde 200 milyon yolcuya kadar verilen garantilere, Airport City gibi havalimanının çevresinde kurulacak diğer kentlerin ileride konsorsiyuma ihalesine; üçüncü havalimanı, aslında daha önce nicelerinde şahit olduğumuz ayrıcalıklı imar planları, emsal artışları, adrese teslim ihaleler ve bil cümle usulsüzlük vasıtasıyla yandaş şirketlerin abad edilmelerini(10) doruğa taşımaktadır. Böylece klientelizm üzerinden inşa edilmekte olan yeni Türkiye, üçüncü havalimanında ete kemiğe bürünmektedir. Millete küfreden konsorsiyum üyesinin açılış günü kürsüye çağrılarak taltif edilmesi de Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından insanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle soruşturması devam eden ve demokrasiyle yönetilen hiçbir ülkeye giremeyen Sudan Devlet Başkanı’nın açılışa davet edilerek şereflendirilmesi de bize yeni rejimin demokratik değerler karşısındaki ipuçlarını vermektedir. Çalışma şartlarının ağırlığına ve gayri insani, gayri sıhhi yaşam ve iş koşullarına isyan eden emekçilere yapılan baskı, gözaltı ve tutuklamaları da göz önüne aldığımızda yeni Türkiye’nin başta yaşam hakkı olmak üzere insan hak ve özgürlükleri karşısındaki duruşu ve kodları ortaya çıkmaktadır.

“Hedef 2023 Yeni Türkiye” ile 1923’te kurulan laik Cumhuriyetin rövanşı alınmak istenmektedir. Bu rövanşizm, paradoksal olarak, yıkmak istediği Cumhuriyet Türkiyesinin ilerleme ve kalkınma kodları (yaşama dair ne varsa yok etmesine rağmen üçüncü havalimanının adının Atatürk olmasına yönelik çağrı ve imza kampanyalarına bu çerçeveden bakabiliriz) üzerinden yükselmekte ve kendisini tahkim etmektedir. Yeni bir ulus ve toplum inşasına doğru “Hedef 2023 Yeni Türkiye’nin en önemli dayanaklarından olan üçüncü havalimanına gelince, kentsel rant üzerinde müttefikleşmiş, klientelist, İslamcı, otoriteryan bir rejimi cismanileştiren bir anıttır ancak nasıl bir zaferin anıtı olduğu nereden baktığınıza bağlıdır.

Bu icerik 1301 defa görüntülenmiştir.