404
KASIM-ARALIK 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Kente 95 Santimden Bakmak
    Selva Gürdoğan, Studio-X Istanbul Direktörü
    Yiğit Aksakoğlu, Bernard van Leer Vakfı Türkiye Temsilcisi
    Ardan Kockelkoren, Bernard van Leer Vakfı Araştırma Analisti
    Ege Sevinçli, Studio-X Istanbul Program Sorumlusu

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Mimarlığı Meslek Değil, Hayat Olarak Gören Atilla Yücel

Yıldız Sey, Prof. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü Emekli Öğr. Üyesi

 

Benden Atilla Yücel üzerine bir yazı yazmam istendiğinde nereden başlayacağıma karar vermek için uzun uzun düşündüm, sonra onunla geçen, paylaştığımız günler belleğimden hızla akmaya başladı. Sonunda sevgili arkadaşımı iki başlık altında anmanın doğru olacağına karar verdim; Atilla Yücel’in üniversitedeki zamanı ve Atilla Yücel’in emeklilik ve serbest çalışma hayatı.

Atilla ile Taşkışla’da karşılaşmamız üzerinden 56 yıl geçmiş. 1959’da Atilla öğrenci olarak Mimarlık Fakültesi’ne katılırken, ben de 3 yıl sonra (1962’de) İstanbul Opera Binası’ndaki iş yerimden ayrılıp İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde asistan olarak göreve başlamıştım. Atilla ile ilk karşılaşmamız ben Prof. Dr. Lütfi Zeren’in yapı projesi dersinde asistanken gerçekleşti. Ders sırasındaki tartışmalarda Atilla’nın öne çıkması, kendini ve yeteneğini göstermesi daha sonraki çalışmalarda yer almaya başlayacağının göstergesiydi. 1962 yılında Bina Bilgisi-1 dersinde asistan olarak görevlendirildi. Böylece aynı statüde iki arkadaş olarak fakültedeki yerimizi aldık. Daha sonra fakülteye başka asistanlar da katıldı ve çoklukla Taşkışla’nın koridorlarında veya bilim dallarına ait bölümlerde biraraya gelerek çeşitli konularda sohbetler yapıldı. Söylemeliyim ki 1960’lı tarihlerde Taşkışla konuşmalar, tartışmalar ve küçük grupların katılımıyla büyüyen, bazen yeni fikirlerin oluşturulmasına yol açan, ancak en önemlisi de fakültemizdeki birlikteliğin sürdürülebildiği bir mekândı. Atilla bu güzel ortama dahil olduktan kısa bir zaman sonra öğrencileriyle iyi anlaşan, onlara mimarlık alanında gelişebilmeleri için çok iyi yol gösteren bir araştırmacı olduğunu herkese gösterdi. 43 senelik üniversite yaşamında Atilla Yücel sayılamayacak kadar fazla öğrenciye danışmanlık yaptı, sayısız araştırmaya dahil oldu, kitaplar yazdı ve bunların dışında birçok mimarın çalışmalarına da çok büyük yardımları dokundu.

Emekli olmadan 2 sene önce Atilla, oğlu Cem Yücel ile beraber çalışmaya başladığı MArS-Mimarlar şirketine dahil oldu. Emekliliğinden sonra da mimarlık çalışmalarına danışman olarak devam etti. Birçok projeye imza attı. Yurtiçinde ve yurtdışında Türkiye kökenli şirketlerin projelerini yapmayı sürdürdü. Atilla mimarlığa pratik bir şekilde projelerle devam ederken aynı zamanda mimarlıkla ilgili konuşmalarına da devam etti. Çeşitli konferans ve seminerlere konuşmacı olarak katıldı, televizyon programlarında bilirkişi olarak çağırıldı. Konuşmalarından birinde mimarlık için “Mimarlık meslek değildir, mimarlık hayattır.” diyerek Atilla neredeyse bütün yaşamını bunu yaparak geçirdiği hayat tarzını ve ona bakışını bence çok anlamlı bir şekilde açıklıyor. Atilla Yücel’in mimarlıkta bu kadar başarılı olmasının nedeninin yeteneği ve öngörüsünün yanında mimarlığa bu şekilde kalpten bağlı olmasından dolayı olduğuna gönülden inanıyorum.

En başta da dediğim gibi 56 senelik bir arkadaşımın anma yazısı olarak bunu yazmaya başladım. Yazabilmek için aklımdan geçirdiğim anılarımız sayesinde sanki o yılları tekrar yaşamış gibi oldum. Tekrar yaşarken de fark ettim ki Atilla Yücel bıraktığı eserler, arkadaşlarıyla girdiği tartışmalar ve ilginç fikirleriyle her zaman anımsanacak. Son olarak, mimarlık dünyası ve ondan bir şeyler öğrenmiş herkes adına Atilla Yücel’e teşekkür etmek isterim.

Bu icerik 1001 defa görüntülenmiştir.