338
KASIM-ARALIK 2007
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ETKİNLİKLER

DOSYA: Koruma Alanına Yeniden Bakış

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: Koruma Alanına Yeniden Bakış

Korumada Güncel Bir Teknolojik Sorun: Betonarmenin Mirası

Feyzal Özkaban

Araş.Gör., DEÜ Mimarlık Bölümü

 

Son yıllarda modern mimarlık ürünlerinin korunması gerekli kültürel miras olarak kabul edilmesiyle pek çok betonarme yapının restorasyonu ve yeniden kullanımı gündeme gelmiştir. Bu çalışmalarda, hangi yapıların miras kapsamına alınacağı, yüklenen yeni fonksiyonların yapıya uygunluğu, yapıların özgün mimari dil ve konseptlerinin korunması gibi kuramsal tartışmaların yanısıra, betonarme iskelet sistemin fiziki durumu, yapı bütünündeki çalışma prensipleri, yapıya olan estetik katkıları ve bunların korunması gibi teknik problemler de yeni bir tartışma konusu olmuştur.

 

Mimarlık tarihi boyunca inşa edilen yapılara bakıldığında, yapı malzemesi, strüktür sistemleri ve yapım yöntemlerinin tasarım ve uygulama sürecindeki etkisi ortadadır. Antik dönemde sütun, sütun başlığı ve arşitrav ile kurulan mimari biçimlenme, Roma döneminde kemerin kullanılmasıyla başka bir boyut kazanmıştır. İnşa tarihinde benzeri pek çok gelişmeden söz etmek mümkündür. Bunlar arasında betonarmenin icadı, tasarım tarihine yaptığı katkılardan dolayı devrim niteliğindedir.

 

Tarihte betonun Romalılar döneminde bağlayıcı malzeme olarak kullanıldığı bilinmektedir. Vitruvius’un MÖ 27-20 yılları arasında yayımladığı Mimarlık Üzerine On Kitap isimli eserinde, Roma mimarlığında, puzolanik malzemenin kireç ve su ile birleştirilerek su altında da sertleşebilen bir bağlayıcı elde edildiği, bu karışıma taş parçalarının eklenmesiyle (beton oluşturulması) deniz ve kara yapılarında kullanılan bir malzeme elde edildiği belirtilmektedir.1 Çatalhöyük’te yapılan bazı araştırmalar ise puzolanik malzemelerin Romalılar’dan önce de kullanıldığını belgelemektedir.2 Bu bilgiler bize beton kullanımının ne kadar eskilere gittiğini göstermektedir.

 

Puzolanik malzeme yani doğal çimento kullanımı süreçte devam etmiş, 1756 yılında İngiliz mühendis John Smeaton ilk modern betonu keşfetmiştir. Ancak ürünün özelliğine ve kullanımına ilişkin asıl gelişmeler 18. yüzyıl sonları ile 19. yüzyıl ortalarına kadar geçen sürede yaşanmıştır. 1812 yılında Fransa’da Louis Vicat ilk yapay çimentoyu, 1842 yılında da İngiliz Joseph Aspdin’in portland çimentosunu bulması, beton ürün kalitesinin artmasındaki en önemli gelişme olmuştur.3 1844’te portland çimentosunun seri üretimi başlamıştır.

 

Beton kullanımı ile ilgili en büyük gelişme, demir ile birlikte kullanımı ile betonarmenin icadıdır. Gevrek bir malzeme olan beton basınç dayanımı yüksek, çekme dayanımı düşük bir malzemedir. Öte yandan çelik ise, çekme dayanımı yüksek ve betona göre çok sünebilen bir malzemedir. Bu nedenle betonun içinde çekme gerilmeleri oluşacak bölgelere çelik donatılar yerleştirerek malzemeyi güçlendirmek mümkün olmuştur. 1848 yılında Lambot betonarme bir kayık yapmış ve bu kayık 1850 Paris Dünya Fuarı’nda sergilenmiştir. Aynı tarihlerde Fransız bahçıvan Joseph Monier çiçek saksılarında beton ve demir çubukları bir arada kullanmış ve 1867 yılında malzemenin patentini almıştır.4 François Coignet ilk beton duvar ve döşemeyi imal etmiş ve 1855’te betonarmeyi yapıda kullanan ilk kişi olmuştur. 1870’li yılların başında Amerikalı William E. Ward üç kez geçirdikleri yangın tehlikesi nedeniyle yangına karşı dayanımını düşünerek ailesine betonarme bir ev yapmıştır. Bu ev Amerika’da yapılan ilk betonarme ev olarak bilinmektedir.5 1892 yılında François Hennebique betonarmenin teorisini yayımlamış ve T kirişi keşfetmiş, betonarmede etriye kullanımını ilk uygulayan kişi olmuştur.6 Ardından 1899 yılında Hennebique tarafından Fransa’da ilk betonarme köprü Pont da Chatelleraut inşa edilmiştir. E.L. Ransome betonarme sistem için nervürlü çelik üretimini gerçekleştiren ve kullanan ilk kişidir. 1884 yılında San Francisco’da yapılan Arctic Oil Works binası, 1885’de Kaliforniya’daki şarap üretim binası ve 1889 Golden Gate Park’taki Alvord Lake Brigde köprüsü önemli betonarme eserleri olmuştur.7

 

İlk dönemlerinde daha çok mühendisler tarafından kullanılan betonarme 20. yüzyıla gelindiğinde mimarların da kullanımına girmiş, kısa sürede pek çok yapıda tasarımı belirleyici bir ölçüt olmuştur. 1903 yılında Hamburglu yapı ustası Jürgen Hinrich Magens betonu hazır olarak şantiyeye getirmiş; 1916’da ise Stephan Stephanian beton taşıma aracı olan transmikseri geliştirmiş ve önce Amerika’da olmak üzere tüm dünyada hazır beton kullanımı artmıştır. Bu kullanımı arttıran diğer bir gelişme, Max Giese ve Fritz Hell’in şantiyede beton döküm işini kolaylaştıran beton pompasını keşfetmeleridir.8 Türkiye’de ise hazır beton üretimi 1980’li yıllarda başlamış ve bundan sonra hızla yaygınlaşmıştır. 20. yüzyılda betonarme kullanımının artmasıyla malzemenin yalnız teknik özellikleri değil, estetik özellikleri de ön plana çıkmaya başlamıştır. Brüt beton kullanımının artması, kalıp tekniklerinde yeni arayışları gerektirmiş, betonun çıplak olarak bırakıldığı örneklerde değişik doku ve renk denemeleri yapılmıştır. Eugéne Freyssinet’in öngerilmeli betonu keşfetmesi ile büyük açıklıkların daha ekonomik olarak geçilmesi sağlanmıştır. Gelişen teknoloji ile betonarme iskelet, kabuk, katlanmış plak vb. sistemler geliştirilmiştir.

 
MİMARLIK TARİHİNDE BETONARME KULLANIMI
 
Uzun süre mühendisler eliyle geliştirilen ve uygulama olanağı bulan betonarme, 20. yüzyılla birlikte mimarlar tarafından da tercih edilen bir malzeme olmuştur. Bu noktadan itibaren tasarım sürecini etkileyen, tasarımın kurallarını koyan önemli bir ölçüt haline gelmiştir.
 
Auguste Perret 1903 yılında Paris’te yaptığı Rue Franklin Apartmanı’nda betonarmeyi taşıyıcı sistem malzemesi olarak kullanarak ilk apartmanı inşa etmiştir. (Resim 4) Bu yapıda Perret, cephe organizasyonunda taşıyıcı sistemi açıkça okutmuş, iskelet arasında kalan boşluklarda geniş cam yüzeyler oluşturmuştur. Cephe oranlarında iskelet okunmakla birlikte, tüm taşıyıcılar süslemeli panel elemanlarla kaplanmıştır. Yapının planında ise ince betonarme kolonlarla oluşturulmuş serbest ve esnek bir anlayış mevcuttur.9 Perret’nin 1905 yılında yaptığı garaj binasında ise, daha cesur bir tavır görülmektedir. (Resim 5) Betonarme taşıyıcılar olduğu gibi bırakılmış, hatta geniş cam yüzeyler cephe yüzeyinden içeri çekilerek, iskelet daha vurgulu hale getirilmiştir. Aynı tarihlerde Almanya’da inşa edilecek olan Roland Siloları’nda yangına olan yüksek dayanımı nedeniyle betonarme tercih edilecektir. Öte yandan Amerika’da F. L. Wright yerinde dökme beton yöntemini ülkede ilk kez kullanarak Unity Kilisesi’ni inşa etmektedir. (Resim 6) Betonarme dünyanın pek çok yerine bir anda yayılmış ve uygulanır olmuştur.
 
Bir taraftan toplantı salonları, pazar alanları, fabrikalar gibi geniş mekânların kapatıldığı binalarda, geniş açıklıkların geçildiği köprülerde betonarmenin teknik olanakları zorlanarak yeni denemeler yapılmakta -örneğin, Centennial Salonu, Esters Hazır Giyim Atölyesi (Resim 7), bir taraftan da betonarme iskelet sistemin plan tasarımında getirdiği özgürlük kullanılarak yeni tasarım kriterleri ve mekân organizasyonları sağlanmaktadır –örneğin, Bauhaus Mimarlık Okulu, Villa Savoye. (Resim 8, 9) Betonarmede yaşanan teknik gelişmeler, plastik sanatlar ve mimaride gelişen yeni akımlarla örtüşmüş ve geleneksel mimarlığa karşı ortaya çıkan mimari akımların fiziksel ifade aracı haline gelmiştir.
 
20. yüzyılın ilk yarısında ardı ardına ya da eş zamanlı olarak pek çok yeni sanat anlayışı –Kübizm ve Fütürizm, 1909; De Stijl, 1917; Pürizm, 1918; Ekspresyonizm, 1918; Konstrüktivizm, 1920; Brütalizm, 1954 gibi- ortaya çıkmış ve bu anlayışların mimari ürünlerinin pek çoğunda betonarme kullanılmıştır. Modern mimarinin önerdiği yeni yaşama alanları (Resim 10), tekil konut (Resim 11), toplu konut (Resim 12) ve daha pek çok yeni yapı türü prototiplerinde betonarme kullanılmıştır. Bu dönemde betonarme modernin göstergesi haline gelmiştir.
 
İskelet, kabuk, katlamış plak, öngerilmeli betonarme elemanlar, teknik gelişimleri paralelinde mimarlık alanında kullanılmışlardır. İskelet sistem sayesinde taşıyıcı ve taşıyıcı olmayan elemanların birbirinden ayrılması, Le Corbusier’nin serbest plan, serbest cephe ilkelerinin destekleyicisi, betonun çıplak haliyle bırakılması eğilimi, brütalizmin temel ifade biçimi olmuştur. Prefabrik beton elemanların üretilmesi, uygulama aşamasında zaman kazandırdığından, toplu konutlarda ya da büyük ölçekli yerleşimlerin kurulumunda tercih edilmiştir. Betonarmenin yalnız taşıyıcılık potansiyeli değil, plastik özelliği de fark edilmiş ve özellikle ekspresyonist (dışavurumcu) yapılarda kullanılmıştır. (Resim13)
 
Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yılları ile başlayan modernleşme süreci içerisinde beton malzeme kullanımı, inşaat sektöründe popüler bir öncü olarak yerini almıştır. Bu bağlamda beton malzeme büyük şehirlerde inşa edilen kurumsal yapılar ve modern orta ve üst tabakanın mesken binaları üzerinden inşaat sektöründeki modernleşmeyi temsil etmiştir.10 Cumhuriyet öncesi yapı endüstrisinde çalışan yedi kuruluştan ikisi 40 bin ton/yıl kapasiteli çimento fabrikaları11 iken Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet, çimento fabrikaları kurulmasına destek ve önem vererek betonarme malzeme ile bina yapmayı bilinçli olarak teşvik etmiştir. Bilgin’e göre bu teşvik, “betonarme kullanımının bilinçli bir tercih olmasından çok, modernleşmeyi temsil etmesi ve modernist mimarinin amaçlarına hizmet etmesi” nedeniyle olmuştur.12 Devlet eli ile yaptırılan pek çok sanayi yapısı, kurum binaları, memur ve işçi konutları gibi yapılarda betonarme kullanımı görülmektedir.
 
Ülkede 1930’lu yıllara kadar betonarmenin yapılarda karma sistemle kullanımı yoğundur. Örneğin, İstanbul’da 1929 tarihinde, mimar Sırrı Arif tarafından yapılan Bekir Bey Evi’nde duvarlar bodrumda moloz taş, katlarda ise tuğladır. Döşemeler betonarme, çatı ise ahşaptır.13 Bu dönemde betonarme kolon ve çelik putrelli döşeme uygulamaları da sık görülen yapım sistemleri arasındadır. Ancak bu dönemde Ankara Palas Oteli’nde olduğu gibi tamamen betonarme iskelet sistemin kullanıldığı öncü yapılara da rastlanmaktadır. (Resim 14) Dönemin mimari anlayışı olan I. Ulusal Mimarlık Akımı’nın özelliklerini yansıtan bu yapıda, betonarme iskelet sistemin cephelerde okunması sözkonusu değildir. 1926 tarihli İzmir Osmanlı Bankası binasında da aynı yaklaşım görülmektedir. (Resim 15) Oysa, Avrupa’da yüzyıl başında betonarme iskelet sistemi kullanan Perret, cephe oranları ve pencere çözümlerinde iskelet sistemin olanaklarından faydalanmıştır.
 
Türkiye’de 30’lu yıllara kadar genelde betonarmenin yeni bir yapı malzemesi olması sebebiyle kullanıldığı, betonarmenin sağladığı teknik olanakların tasarıma yeterince yansıtılmadığı görülmektedir. Cumhuriyet sonrasında Türkiye’deki ideolojik değişim, mimarlık faaliyetlerinde de etkili olmuştur. Dünyada yaşanan modern mimarlık anlayışı, yeni rejimin fiziki mekândaki temsili olarak algılanmış ve bu doğrultuda devlet tarafından destek bulmuştur. Ülkeye çağrılan Egli, Holzmeister gibi mimarların yalın mimarlık uygulamaları, ülke dışındaki gelişmelerin daha yakından takip edilmesi ile dünyada görülen rasyonel-fonksiyoncu yaklaşımın benimsendiği yeni bir dönem başlamıştır.14 Bu yeni dönem mimarlığında, gereksiz süslemeler bırakılmış, işleve göre biçimlenme ve çağdaş yapım yöntemlerinin, özellikle betonarme kullanımının arttığı görülmektedir. Ankara’da Sağlık Bakanlığı (1926-28), İsmet Paşa Kız Enstitüsü (1928-30), İzmir’de Nebahat Dolman Yaşlılar Barınma Merkezi (1930’lar), Gazi İlköğretim Okulu (1934), İstanbul’da İ. Galip Bey Apartmanı (1931), Üçler Apartmanı (1935) gibi binalar, hem mimari anlayışları hem de yapım teknikleri bakımından öncü yapılar olmuşlardır. İkinci dünya savaşı döneminde (1940’lar) tüm dünyada yaşanan ekonomik bunalım inşaat sektörüne de yansımış, artan fiyatlar nedeniyle yerel malzeme kullanıma bir dönüş yaşanmıştır. 1950’lilerin ilk çeyreğinde dışarı ile bağlantısı güçlenen Türkiye’de evrenselci ve rasyonalist bir mimarlık anlayışı gelişmiş betonarme kullanımı tekrar artmıştır. Artık bu yıllarda Ankara, İzmir gibi pek çok büyük şehirde inşa edilen konut kooperatiflerinde yaygın olarak betonarme sistemin kullanıldığı, betonarme sistemin olanaklarının ve plastik etkisinin tasarım diline yansıdığı görülmektedir.
 
 
BETONARME ONARIMI
 
Özellikle 20. yüzyılın başlıca yapım malzemesi olan ve mimarlık tarihinde büyük gelişmelerin yaşanmasına olanak tanıyan betonarmenin onarımı ve restorasyonu, yukarıda sözü edilen pek çok yapının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması nedeniyle tartışılması ve yeni yöntemler geliştirilmesi gereken bir alan olarak gündeme gelmiştir. Beton/betonarmenin onarımı veya güçlendirilmesi konusunda günümüzde belli yöntemler kullanılmaktadır. Ancak bu yöntemlerin uygulandığı yapılarda amaç yapının strüktürel dayanımını korumak, kullanımına devam etmesini sağlamaktır. Miras kapsamına alınmış bir yapıda beton/betonarme restorasyonu ise tamamen yeni bir konudur ve bugüne kadar geliştirilmiş yöntemleri yeniden tartışmaya açmıştır.
 
Betonarme bir yapıda mimar /mühendisten inşaat işçisine kadar uzanan çok kişinin yer aldığı bir ortak çalışma söz konusudur. Malzemenin kendisi de çimento, agrega, su, çelik ve bazı katkı maddelerinin kimyasal reaksiyonu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu noktada bu kadar çok girdili bir çalışmada özellikle uygulamanın çok dikkatli yapılması gerekmektedir. Hazır beton uygulamasına geçildikten sonra, betonun üretiminden kaynaklanan hatalarda büyük oranda azalma olmuştur. Bu koşullarda betonun şantiyede donatı ile birleştirilmesi aşaması önem kazanmaktadır. Uygulama aşamasında gösterilecek dikkat, uygulama alanında gerekli koşulların sağlanması, betonarmenin kalitesini ve dolayısıyla ömrünü uzatacaktır.
 
Betonarme bir yapının onarımı için hasarın doğru tespiti büyük önem taşımaktadır. Doğru teşhis konulmadan yapılan onarım, takviye gibi işlemler yararsız kalacağı gibi, yapıya zarar da verebilmektedir. Betonarme yapılarda meydana gelebilecek hasarlar betonun kendisinde ya da donatılarda olabilir. Betondaki hasara, beton kalitesinin düşük olması yahut çevresel koşulların uygunsuzluğu (yeraltı suları, zeminde çökme vb.) neden olmaktadır. Donatılardaki hasar ise korozyondan kaynaklanmaktadır. Betonda oluşan hasarların (kılcal çatlaklar, tuzlanma sonucu soyulma vb.) tamiri daha kolay olmakta, ancak korozyondan doğan hasarlar ayrıntılı çalışmalar gerektirmektedir.
 
Betonarme bir yapının onarılması için öncelikle:


Betonda oluşan hasarın belirlenmesi için, beton kalitesi ve üniformluğunun tespiti için karot çıkarma ve beton çekici deneylerinin yapılması, karbonatlaşma derinliği ve pas payı derinliğinin ölçülmesi gerekmektedir.


Çelik donatıda oluşan korozyonun derecesi, betonun elektriksel direncini ölçerek ve pas payı kaldırılarak donatının açığa çıkarılması ile belirlenmelidir.


Çevredeki zemin dayanımı, zemin altı ve yüzey suyu, atmosferik koşullar, beton ve çelik donatıya zarar verecek maddeler açısından değerlendirilmelidir.


Betonarme ve statik projeler yeniden incelenerek, kesit kalınlıklarını yeterliliği sorgulanmalıdır.15


 
Betonda oluşan çatlak ya da malzeme kayıpları için bozuk tabaka yüzeyden uzaklaştırılarak hasarlı bölge iyice temizlenmeli ve sonrasında enjeksiyon ya da püskürtme gibi yöntemlerle hazırlanan çimento ve epoksi katkılı tamir harçları ile onarılmalıdır. Donatılarda görülen hasarlar yangın, darbe ya da çoğunlukla yüksek korozyon nedeniyle olmaktadır. Hasarlı donatının tamiri için donatının açığa çıkarılması ve özellikle korozyonlu donatıda, korozyona neden olan betonun tamamen temizlenmesi gereklidir. Bu temizlik oldukça zor ve boyutlarının kestirilmesi zor bir işlemdir. Donatının korozyondan ötürü kesit kaybının ne kadar olduğu önemlidir. Bu tespitlerden sonra, donatı takviyesi/ değiştirme işlemine karar verilir. Elbette bu müdahale biçimi mevcut betonarme yüzeyde uygulama alanında özgün doku, renk gibi özelliklerin değişmesine neden olmaktadır. Yetersiz kesit kullanımı durumunda ise takviye taşıyıcılar ya da kesit artırımı gibi yöntemler önerilmekte, ancak bu yöntem miras kapsamına alınmış yapılarda özgün tasarımın bozulmasına neden olmaktadır.
 
20. yüzyılın başından itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlayan betonarmenin kalitesi ve dayanıklılığı üretim teknolojisindeki gelişimler doğrultusunda artmıştır. Mimar ve mühendisler uygulama deneyimlerinin artması ve teorisinin gelişmesi ile betonarmenin çalışma prensiplerine hakim olmuş, kullanılacak kesit kalınlıkları konusunda giderek bilinçlenmişlerdir. Ancak yine de malzemenin ve sistemin yeniliği nedeniyle kalitesiz beton, kesit/donatı yetersizliği, sınırları zorlayan konsol uygulamaları gibi problemler bu dönem yapılarında sıkça karşılaşılan sorunlar arasındadır. Yerinde dökme beton uygulamalarında beton karışımının doğru hazırlanamayışı, dökme ve sertleşme sürecindeki yanlış uygulamalar yapıların ömrünü azaltan etkilerdir.
 
Son dönemde mimarlık tarihinde önemli yer tutan pek çok yapının fonksiyonel ve fiziksel eskimelerinin artması ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaları, modern mimarlık ürünlerinin kültürel miras kapsamına alınmasını gündeme getirmiştir. Bir yandan koruma altına alınacak yapılar belirlenirken, bir yandan da acil müdahale gerektiren yapılarda restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Ancak müdahale edilecek her yapıda farklı problemlerle karşı karşıya kalınmaktadır. Betonarmenin olanaklarını fark eden mimarlar strüktürel sınırları zorlamak, malzemenin farklı üretim ve kullanım biçimlerini araştırmak gibi deneysel çalışmalar yaptıkları için bu tür yapıların restorasyonunda bu özelliklere dikkat ederek bir yöntem belirlemek gerekmektedir. Örneğin, Wright’ın, Şelale Evi’nde mühendislerin uyarılarına rağmen konsol sınırlarını oldukça zorladığı bilinmektedir. Yapının 1937 yılında tamamlanmasının hemen ardından konsollar sarkmaya ve teraslarda çatlaklar oluşmaya başlamış, mühendisler bunun zemin oturmasından kaynaklandığı düşünmüşler, ancak sarkma çay yatağına doğru devam etmiştir. 1990’ların ortalarına doğru ikinci katı taşıyan birinci kat konsolundaki sehim 15 cm olmuş ve yapı yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. 1997’de çelik kirişlerle desteklenen yapı 2002 yılında restore edilmiştir. Yapının mimari karakterinin bozulmaması için uğraşılmıştır. Birinci kattaki özgün kumtaşı döşemeler tekrar yerleştirilmek üzere kaldırılarak konsol kirişlerine ulaşılmış, kirişlerin yanına yerleştirilen çelik halatlar konsolların arkasındaki betonlanan alana ankrajlanmıştır. Üç gün boyunca yüzlerce ton kuvvetle yavaş yavaş çekilerek gerilme işlemi tamamlanmıştır. Yapı çay tarafında 1.25 cm kaldırılmıştır. Konsollardaki sehim artması durdurulmuştur.16
 
Collin Lucas’ın İngiltere’de inşa ettiği Flat Roof House’un (1933-34) restorasyonunda ise, döneminin erken bir örneği olan 10 cm.lik yerinde dökme duvarların yüksek kaliteli bitiş detayları, yapının korunmasının önemli bir unsuru olmuştur. Restorasyonda başlıca dikkat edilen nokta bu duvarların suya karşı dayanımının sağlanması, ancak benzer kalitede bir yüzey yaratılması olmuştur.
 
Günümüzde restorasyonu devam eden Guggenheim Müzesi’nde ise yine yapının ilk yapıldığı yıllardan itibaren ortaya çıkan çatlakları kapatmak amacıyla 12 kez boyanan dış cephe bu boya katlarından ayıklanmış, cephe üzerinde bulunan çatlaklar üzerine yerleştirilen elektronik ölçüm aletleri ile çatlakların hareketi izlemeye alınmıştır. Bu çatlakların yapısal niteliği anlaşıldıktan sonra müdahale biçimine karar verilecektir. Benzer çalışmalar, Hollanda Sonneveld Evi’nde, Bauhaus Mimarlık Okulu’nda ya da Rotterdam Van Nelle Fabrikaları’nın restorasyonlarında da yapılmıştır.
 
Modern mimarlık ürünlerinde temel prensip, dürüstlük, taşıyıcıları ve malzemeleri saklamadan doğal halleriyle bırakmak olduğundan, bu tür yapılarda yapılacak büyük ya da küçük ölçekli her onarımda teknik zorlukların yanısıra estetik zorluklar da ortaya çıkmaktadır. Yapıların özgün beton renkleri, dokuları, kesit ölçüleri gibi korunması gerekli özellikler sözkonusu olmaktadır. Restore edilecek her yapıda, betonarmenin kullanım biçimi restorasyon müdahalesinin yöntemini belirlemektedir. Müdahale nedeninin yalnız yapısal onarım olmadığı, dönemin inşa olanaklarını, tasarım anlayışını yansıtan pek çok öncü yapının korunmasının amaçlandığı unutulmamalıdır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, korunması gerekli betonarme yapılarda kullanılacak yeni yöntemlerin geliştirilmesi, modern mimari mirasın korunmasında temel problemlerden biri olarak durmaktadır.
 
KAYNAKÇA
 
Akakın T. ve Y. Engin, 2005, “Yeni Yüzyılda Beton”, Hazır Beton, no:71, ss.34-40.
 
Akakın T. ve Y. Engin, 2005, “Betonun Onarımı”, Hazır Beton, no:71, ss. 42-51.
 
Aslanoğlu, İ. 1980, Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yayınları, Ankara.
 
Baradan, B., H. Yazıcı ve H. Ün, 2001, Betonarme Yapılarda Kalıcılık (Durabilite), DEÜ Mühendislik Fakültesi Yayınları, İzmir.
 
Bardford, G. 1986, Understanding Modern Architecture, Davis Publications, Massachusetts.
 
Bilgin, İ. 2004, “Türkiye’de Popüler Kültürün Harcı Olarak Beton”, Betonart, no:2, ss.55-56.
 
Collins, P. 1959, Concrete: The Vision of a New Architecture, Horizon Press, New York.
 
Droste, M. 1993, Bauhaus, Taschen, Almanya.
 
Erdoğan S. ve T. Erdoğan, 2005a, “Puzlanların Bağlayıcılık Potansiyelinin Romalılar Tarafından Keşfi ve Romalılardan Önce Puzolan Kullanımı”, Hazır Beton, no:70, ss.50-52.
 
Erdoğan S. ve T. Erdoğan, 2005b, “Betonarme Kullanımı Ne Zaman ve Kim Tarafından Başlatılmıştır? 1900 Yılına Kadar Betonarme Kullanımına Büyük Katkıları Bulunan Önemli İsimler Kimlerdir?”, Hazır Beton, no:71, ss.54-56.
 
Frampton, K. 1983, Modern Architecture 1851-1945, Rizzoli International Publications, New York, s.116.
 
Gössel P. ve G. Leuthäuser, 1991, Architecture in the Twentieth Century, Taschen, Germany.
 
Jonge, W. 2002, “Üründen Sürece: Rotterdam’daki Van Nelle Fabrikaları’nın Yeniden Canlandırılması”, Mimarlık, no:308, ss.44-48.
Kortan, E. 1986, XX. Yüzyıl Mimarlığına Estetik Açıdan Bakış, Yaprak Yayınları, İstanbul.
Kultermann, U. 1993, Architecture in the 20th Century, Van Nostand Reinhold, New York.
Moffet, M., M. Fazio, L Wodehouse, 2004, A World History of Architecture, Mc Graw Hill Education, Singapur.
 
Omay Polat, E. 2002, “İ. Galip Bey Apartmanı ve Üçler Apartmanı”, Arredamento Mimarlık, No:2002/04, ss.114-119.
 
Sharp, D. 1990, A Visual History of Twentieth-Century Architecture, Facts and File, New York.
 
Taş, N. 2004, “Tarihsel Süreçte Betonun Kullanımı”, Hazır Beton, No:63, ss.76-78.
 
Togay, N. 2001, “Modernizmin Mirasına Sahip Çıkmak: Sonneveld Evi”, Arredamento Mimarlık, No:2001/04, ss.32-33.
 
www.concretequarterly.com
 
www.guggenheim.org
 
 
RESİM LİSTESİ
 
4. Rue Franklin Apartmanı, Paris-Fransa, 1902-4 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
5. Garaj Binası, Paris-Fransa, 1905 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
6. Unity Kilisesi, Oak Park Illinois-Amerika, 1906 (Moffet, M., M. Fazio, L Wodehouse, 2004)
7. Roland Siloları, Bremen-Almanya, 1902-3. (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
8. Centennial Salonu, Brelau-Polonya, 1911-12 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
9. Esders Hazır Giyim Atölyesi, Paris-Fransa, 1919 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
10. Bauhaus Mimarlık Okulu, Dessau-Almanya, 1919-25 (Droste, M. 1993)
11. Villa Savoye, Poissy-Fransa, 1929-31 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
12. Weissenhof Yerleşkesi, Stuttgart-Almanya, 1927 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
13. Şelale Evi, Pennsylvania-ABD, 1935-39 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
14. Qartiers Modernes Fruges Toplu Konutları, Bordeaux-Pessac-Fransa, 1925 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
15. Einstein Kulesi, Potsdam-Almanya, 1920-21 (Gössel, P. ve G. Leuthauser, 1991)
16. Ankara Palas, 1924-28 (Holod, Evin, Özkan, 2007, Modern Türk Mimarlığı, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara)
17. Osmanlı Bankası (Bugünkü Garanti Bankası), İzmir, 1926 (F. Özkaban)
18. TC Sağlık Bakanlığı, Ankara, 1926-27 (Bina Kimlikleri, 2005, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yayınları, Ankara
19. İsmetpaşa Kız Enstitüsü, Ankara, 1930 (Bina Kimlikleri, 2005, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yayınları, Ankara
20. Nebahat Dolman Yaşlılar Barınma Merkezi, İzmir, 1930’lar (F. Özkaban)
21. Gazi İlköğretim Okulu, İzmir, 1934 (F. Özkaban)
22. Flat Roof House, İngiltere, 1930’lar (www.concretequarterly.com)
23. Guggenheim Müzesi, New York, 1956-59 restorasyon sırasında (www.guggenheim.org)
 
 

1 Erdoğan, S. ve T. Erdoğan, 2005a.
 


2 Erdoğan, S. ve T. Erdoğan, 2005a.


3 Taş, N. 2004.
 


4 Taş, N. 2004.
 


5 Erdoğan S. ve T. Erdoğan, 2005b.
 


6 Erdoğan S. ve T. Erdoğan, 2005b.
 


7 Erdoğan S. ve T. Erdoğan, 2005b.
 


8 Taş, N. 2004.
 


9 Kortan, E. 1986, s.21.


10 Bilgin, İ. 2004.
 


11 Aslanoğlu, İ. 1980, s.63.
 


12 Bilgin, İ. 2004.


13 Aslanoğlu, İ. 1980.
 


14 Aslanoğlu, İ. 1980, s.182.
 


15 Baradan, B., H. Yazıcı ve H. Ün, 2001.


16 www.yapiworld.com/haberler/haber0274.htm (17.04.2002)

Bu icerik 4862 defa görüntülenmiştir.