406
MART-NİSAN 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KRİZ ORTAMINDA MİMARLIK

Ekonomik Kriz Koşullarında İnşaat Sektörü ve Mimarlık

Doğan Hasol, Dr., Y. Müh. Mimar

Mimarlığın doğrudan bir bileşeni olan ve ülkenin kalkınma politikalarından biri haline gelen inşaat sektörü, ekonomide yaşanan çöküşün ardından zor zamanlar geçiriyor. Ülke gündemine paralel olarak Mimarlar Odasının yakın zamanda sunduğu “Türkiye Mimarlık Politikası” metni ise öncül çalışmalar arasında yer alıyor. Yazar, günümüz mimarlığının düzene kavuşması için etkili bir mimarlık politikasının hayata geçmesinin gerekliliğine dikkat çekerek toplumsal ve siyasal pek çok noktaya yakından bakmamızı sağlıyor.

 

İnşaat sektörü hiç kuşkusuz genel ekonomiden ve ülkenin ekonomik koşullarından bağımsız düşünülemez. Piyasa koşulları, bütün sektörlerde olduğu gibi inşaat sektöründe de geçerlidir. Bir süreden beri ülkemiz ekonomisi için büyüme motoru olarak seçilmiş olan inşaat yoluyla büyüme alternatifi başarısızlığa uğramıştır. Seçilen ekonomik modelin yanlış olduğunu ekonomistler daha başlangıçta açık bir şekilde belirtmişlerdi. Ülke kalkınmasının inşaata dayandırılarak sürdürülmesinin olanaksızlığını hep vurgulamış olsalar da söylemleri etkisiz kaldı. Şu sıralar inşaat sektörü de zor günler geçiriyor; doğal olarak sektörün aktörleri olan mimarlar ve mühendisler de... İlgili meslek odaları ise sektörün gidişi konusunda karamsar.

Ülke benzer bir durumla, 1958 yılında ve sonrasında da karşılaşmıştı. Nedeni Başbakan Adnan Menderes’in “İstanbul’un imarı” tutkusuydu. O tutku Türkiye’ye pahalıya mal olmuş, parasal kaynakların tükenmesi, hükümeti 1958 devalüasyonuna ve dış borç arayışlarına zorlamıştı. O resmî devalüasyonda bir günde dolar kuru 2.83 TL’den 9.02 TL’ye yükselivermişti. 27 Mayıs 1960’tan sonra Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kurulacak ve yatırımlar planlı ekonomiye göre düzenlenecekti.

Planlamak geleceği tasarlamaktır. Ülkede sık sık karşılaştığımız ciddi sorunlar genellikle birçok alandaki plansız gidişin doğurduğu sonuçlardır. Öncelikle ekonomik, sosyal ve fiziksel alanda stratejik planlara ihtiyacımız var. Nüfusun ve ekonomik üretimin ülke çapında dağılımının ve yerleşiminin planlı bir sisteme uygun olarak belirlenmesi gerekir. Aksi halde gidişat, liberalizmin “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” formülüne ayak uydurur. İşte bugün yaşadıklarımız da bu anlayışın sonucudur.

Plansız kentleşme; kentsel planlama ve kentsel tasarımın ihmal edilmesiyle karşımıza plansız başıboş kentleşme, kentlileşememe; büyük kentlerde nüfus patlaması; kentlerin yağ lekesi gibi büyümesi; bütüncül planlama yerine parçalı planlamayla yoğun ve yüksek yapılaşma; kişiye / arsa sahibine özel plan değişiklikleri; arsanın imar haklarıyla artan değerinin kente değil de arsa sahibine ya da girişimciye bırakılması nedeniyle arsa yağması; arsa uğruna, çevre, tarih, kültür, mimarlık değerlerinin ve yeşilin yok edilmesi; plansız ulaşım sistemi yüzünden zaman, para, emek kaybı ve çevre / hava kirliliği gibi sorunlar ortaya çıktı.

“Dünyada üretilemeyen tek şey topraktır” denir. Oysa bizde imar durumlarının zorlanması ve bu doğrultuda yapılan plan değişiklikleri sonucunda elde edilen yeni imar hakları ve artırılan inşaat alanlarıyla bir bakıma toprak da üretilmiş olmaktadır. Bütün bunların sonucunda kentlerin yaşanabilir olmaktan uzaklaşması kaçınılmazdır. Bunun halk dilindeki kısa fakat özlü anlatımı “çarpık kentleşme”dir. (Resim 1)

Kentsel dönüşüm; 6306 sayılı yasaya göre kentsel dönüşümün başlangıçtaki amacı, depreme karşı dayanıklı olmayan binaların belirlenip sağlıklı hale getirilmesi şeklindeydi. Kentsel dönüşümün bir plan disiplini içinde ele alınması gerektiği açıktır. Kentlerde ciddi planlama örgütleri kurulmadığı, kurulanlar da İstanbul Metropoliten Planlama Bürosu (İMP) örneğindeki gibi yok edildiği için, spekülatif kazanç hedefli anlayış içinde yapılan abartılı plan değişiklikleriyle kentsel dönüşüm de rantsal dönüşüme dönüştü. (Resim 2, 3) Tüm bunların sonucunda konut arzının talebi çok aşmasıyla biriken stoklar konkordatoları ve iflasları körüklemiştir. Bu arada duran inşaat sektörü nedeniyle özellikle de kentsel dönüşüm sonrası konutlarını bekleyen hak sahipleri mağdur duruma düşmüştür. Ancak kentsel dönüşümün asıl hedefinde olması gereken afet riski altındaki alanlarla ilgili çalışmalara ise öncelik verilmemiş durumda. Şubat’ın son günlerinde Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın yaptığı açıklama, 81 ilde 185.161 riskli bina tespit edildiğini, ancak bunlardan ciddi bir bölümüne henüz dokunulmamış olduğunu ortaya koydu.(1)

Müteahhitlik; tümüyle denetimsizdir. Müteahhitlik sıradan bir ticari etkinlik olarak görülmekte Ticaret Odası’na kaydını yaptıran herkes müteahhit olabilmektedir. Bizdeki müteahhit sayısı 330.000’e ulaşmıştır. Bu rakam bütün Avrupa’da 25.000’dir. Bu tutarsızlık da inşaat sektörünü olumsuz yönde etkilemektedir.

Yetki kargaşası; ise temel bir sorun. Bu durum, yetkili kurumlarca kentsel planlama ve tasarımın göz ardı edilmesinden ya da yetki dağılımındaki kargaşadan kaynaklanmakta. Planlama konusunda belediyelerin yanı sıra bazı bakanlıklar, TOKİ, ÖİB, Milli Emlak gibi pek çok kurum planda resen değişiklik yapma konusunda yetki sahibidir. 2009 yılında Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın düzenlediği geniş katılımlı Kentleşme Şurası sonucunda, kentsel planlamadaki yetki kargaşasını önlemeyi hedefleyen KENTGES adlı yol haritası hazırlanmıştı. Ne var ki, kargaşanın hâlâ sürmesinin yanı sıra kent kimliğine ve ölçeğine aykırı, tutarsız uygulamalar da devam ediyor.

Mega projeler; özellikle büyük kentlerde iktidarın çok iddialı, ancak doğruluğu tartışma konusu olan yol, köprü, tünel, kanal, havalimanı ve şehir hastaneleri gibi “mega” projeleri söz konusudur. O projelerin bir bölümünün, ölçek ekonomisi yönünden yanlış yatırım ve tutarsız finansman modelleri nedeniyle ekonomiyi çıkmaza sürüklediği de yaşanan örneklerle görülmektedir. Bunlara, iktidarın İstanbul AKM örneğinde olduğu gibi, mevcut yapıları yıkıp yeniden yapma kararlarını da ekleyebiliriz.

Kamu İhale Yasası; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu yayımlandığı Ocak 2002’den bu yana defalarca değiştirildi. Bir yasa ortalama ayda bir niçin değiştirilir acaba? “Yasaya göre mi ihale, ihaleye göre mi yasa?’” sorusu geliyor akla.

MİMARLIĞA GELİNCE…

Mimarlık, ülkenin ve toplumun yaşadığı serüvenden, ekonomik, politik ve toplumsal gelişmelerden bağımsız değildir. Yukarıda belirtilen bütün bu olumsuz gelişmelerden en çok etkilenen meslek grubu bu ülkenin mimarları olmuştur. Çarpık kentleşmeden en çok onlar yakındıkları halde ilk sorumlu tutulanlar ve suçlananlar onlar olmaktadır. Aslında, mimarlar bu sonucun sorumlusu değil, mağdurlarıdır. Gerçek sorumlular, en başta, belediyeleri yöneten yerel yöneticiler ile onları yöneten ve yönlendiren merkezdeki yöneticilerdir. Kısacası, sorunu politikacılar yaratıyor, çözüm mimarlardan bekleniyor. İnşaat sektörü sıkıntıda olunca bunun mimarlığa yansımaması beklenemez. Ne var ki mimarlıkta sıkıntı yalnızca ekonomik krizden ibaret değil; başta eğitim olmak üzere pek çok sorun söz konusudur.

Bugün ülkemizde ciddi bir mimarlık okulu enflasyonu var. YÖK sistemi içindeki mimarlık bölümü sayısı 100’ü aşkın; Fransa’da ise 20’li sayıları geçmiyor. Öte yandan, ABD’de ve AB ülkelerinde mimarlık eğitimi 5 yılda tamamlanıyor. Bizde 4 yıllık eğitimi tamamlayanlar bütün mesleki yetkilerle donatılmış olarak mimarlık yapabiliyorlar. Öteki ülkelerde 5 yıllık eğitim ve diploma sonrasında, zorunlu stajlar ve mesleki yetkinlik sınavları söz konusu. Bizim okullarda eğitimin niteliği belirsiz ve denetimsiz, süresi de yukarıda belirtildiği gibi dünya standartlarının altında.

Kamu kesiminde mimarlara iş verme süreci de son yıllarda başka bir boyuta taşındı. Önce müteahhit belirleniyor, mimarı ise müteahhit kendi anlayış ve ölçütlerine göre seçiyor. Önemli yatırımlar için düzenlenmesi gereken mimarlık yarışmaları da artık unutulmuş gibi. AB kabulüne göre mimarlık, tıp ve hukuk insana yönelik üç meslek dalıdır. AB üyesi ülkelerde ise mimarlık yasaları ya da mimarlık politikaları var. Türkiye’de mimarlığın düzene kavuşması için ciddi bir mimarlık politikası metninin meslek kuruluşları ile birlikte hazırlanıp yürürlüğe konması gerekiyor. Bu konuda TMMOB Mimarlar Odasının yaşam çevrelerinin nitelikli mimarlık ile biçimlenmesi için sunduğu “Türkiye Mimarlık Politikası” öncül çalışmalar arasında yer alıyor. (Resim 4)

Üslup dayatmaları ve kopyacı mimarlık; son zamanlardaki bir başka önemli husus da, kamu kesiminin “Selçuklu-Osmanlı tarzı mimarlık” türünü dirilten mimari üslup dayatmalarıdır.  Ayrıca, yeni yapılan camiler de klasik Osmanlı camilerinin kopyası olduğundan, bunlar dönemleri hakkında yanlış fikir veren yapılardır. (Resim 5) Bu tür yaklaşımlar, tarihte de birçok ülkede özellikle siyasal bunalım dönemlerinde görülmüş, hepsi de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Mimarlık, bugünün olanaklarından yararlanarak bugünün ihtiyaçlarına uygun eserler vermeli ve yarına miras olarak bugünün eserlerini bırakmalıdır. Aksi halde, ileride insanlar bu dönemde ülkede hiç mimar yaşamamış sanacaklar.

Koruma(ma); son dönemde koruma konusunda da bir başarısızlık söz konusu. Plan dışı kimi uygulamalarla kentlerin kimliği, ölçeği ve görünümü bozuldu. Doğadaki tahribatın yanı sıra mimari miras konusunda da ciddi kayıplarımız oldu. (Resim 6, 7) Anadolu kültürel miras bakımından dünyanın en zengin yörelerinden biridir ve bu varlığı korumak bizim yükümlülüğümüzdedir. Ancak koruma yalnızca tarihî yapıları kapsamaz; mimari değeri olan çağdaş yapıların da korunması şarttır. Ne var ki son dönemde, özellikle Cumhuriyet döneminin değerli eserlerinden birçoğunun büyük bir duyarsızlıkla yok edildiğine tanık olduk.

Özetlersek, günün ekonomik kriz koşullarında inşaat sektörü ve mimarlığın durumu parlak değil. Seçilen, inşaat ve gayrimenkul yoluyla ekonomik kalkınma modelinin geldiği son durum yazık ki böyle. Rakamlar da bu durumu gösterir nitelikte. Şu anda örneğin, yalnızca İstanbul’da yaklaşık 221.000 konut satılmayı bekliyormuş. Kısacası, seçilen yol girişimcilere de, müteahhitlere de yaramadı; mimarlara mühendislere de.

NOTLAR

1. “185 bin bina risk altında”, sozcu.com.tr/2019/ekonomi/185-bin-bina-risk-altinda-3648068/ [Erişim: 22.02.2019]

Bu icerik 983 defa görüntülenmiştir.