403
EYLÜL-EKİM 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMAR

Çok Yönlü Bir Cumhuriyet Mimarı: Mualla Eyüboğlu Anhegger

Işıl Çokuğraş, Doç. Dr., İstanbul Bilgi Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü
Ceylan İrem Gençer, Doç. Dr., YTÜ Mimarlık Bölümü

Mualla Eyüboğlu Anhegger, 1942’de DGSA’dan mezun olan Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından. Erken Cumhuriyet döneminin önemli aktörlerinden olan Eyüboğlu Anhegger’in köy enstitülerinde yürütülen çalışmalarda, kültürel mirasın belgelenmesinde ve birçok tarihî eserin restorasyonunda önemli katkıları var. Yazarlar Türkiye mimarlık tarihi yazınında kadın mimarların temsiliyetine katkıda bulunma amacıyla bu önemli ismin hayatına odaklanıyor.

 

Erken Cumhuriyet döneminde, hem yeni yönetimin mimari temsiliyeti hem de ülkenin kentsel ve kırsal alanlarının kalkınması hedeflenerek pek çok tasarım ve inşaat faaliyeti gerçekleştirilmiştir. Bu faaliyetlerin içinde büyük kamusal yapılar, imar planları, modern konut projeleri gibi farklı ölçekte tasarımlar yer almıştır. Türkiye’nin bu hareketli mimarlık ortamında, her ne kadar sayıları az da olsa kadın mimarların mesleki alanda etkinlikleri oldukça fazla olmuştur. Bu dönemde, bazı Batı ülkelerinde bile kadın mimarlar, mesleki eğitim alma, mesleğe kabul edilme ve konut tasarımı dışındaki uygulama alanları konusunda kısıtlamalarla karşılaşırken Türkiye’de büyük ölçekli mimarlık yarışmaları, kamusal yapıların tasarımı ve uygulaması, tarihî yapıların restorasyonu gibi mesleğin her alanında etkin rol almışlardır.

Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu Anhegger, bu aktif mimarlık ortamının önemli aktörlerinden biri olmuştur. (Resim 1) 1942 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden (DGSA) mezun olan Eyüboğlu Anhegger, kendisini Leman Cevat Tomsu, Münevver Belen, Leyla Turgut ve Neriman Birce’den sonra mezun olan dördüncü kadın mimarlar kuşağında saymaktadır.(1) Kendi kaleme aldığı özgeçmişinin ilk cümlesinde kendini şöyle tanımlar: “Yüksek mimar, öğretmen, bilim adamı.” Bu kısacık cümle bile meslek hayatında oynadığı çok yönlü rolü bize göstermektedir. Mezun olur olmaz kendini köy enstitülerinde bulmuş, kariyeri modern yapı inşasından eski eser restorasyonuna kadar çok farklı alanlarda gelişmiştir.

KÖY ENSTİTÜLERİ: YAPI KOLU BAŞKANI VE İNŞAAT ÖĞRETMENİ

Köy enstitüleri, Cumhuriyet’in ilk yıllarında binlerce gence sırf akademik değil, uygulamalı, üretime yönelik eğitimlerin verildiği kurumlardı, dolayısıyla farklı bir eğitim mimarisine de ihtiyaç doğmuştu. Enstitüler tekil bir okul binası değil; öğrenci yatakhaneleri, öğretmen evleri ve misafirhaneleri, atölyeleri, yemekhaneleri, yerine göre ahırları, kümesleri, bağ-bahçe yapıları, depoları, garajları olan kampüslerdi ve her biri bulunduğu bölgenin ihtiyaçlarına ve iklimine yönelik olarak tasarlanmıştı. Her enstitü için ayrı mimari yarışmalar açılmış, bu yarışmalara katılacak mimarların bölgede birkaç gün kalıp iklimsel ve çevresel analizler yapması da şart koşulmuştu. Dönemin pek çok etkin mimarı bu yarışmalara katılmış ve seçilen projelerin uygulamalarını ise Yüksek Köy Enstitüsü Yapı Kolu yürütmüştür.

Mualla Eyüboğlu Anhegger 1942’de DGSA’dan mezun olduğu yıl ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun cesaretlendirmesi ile Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde Yapı Kolu Başkanı ve Enstitü Yüksek Bölümü inşaat öğretmeni olarak çalışmaya başlamış ve pek çok Köy Enstitüsü’nde öğrencilerle birlikte çeşitli plan ve uygulamalar gerçekleştirmiştir. Kendisinin Hasanoğlan’da çok aktif olduğunu Türkoğlu’nun anılarından anlıyoruz: “Yüksek bölümün öğretmenliğinin yanı sıra orta kısım yapılarının ve başka enstitülere ait yapı işlerinin de danışmanı ve uygulayıcısı olmuştur. Yapı kolundaki öğrencilerin diğer kollardaki hocalarla çalışmasını da sağlarken onlarla yakın çevre ve yurt gezilerine de çıkmıştır.”(2)

Mualla Eyüboğlu Anhegger buradaki eğitmenlik görevi kapsamında Mimarlık Bilgisi, Zirai Yapıcılık, Teknik Resim, İç Süslemeciliği, Sanat ve Uygarlık Tarihi, İşlik ve Seminer Çalışmaları derslerini veriyordu.(3) Bu derslerin bir kısmı teorik iken bir kısmı da Macar yapı ustası Sili Layoş’un da yardımı ile uygulamalı olarak gerçekleştiriliyordu. Öğrencilerin burada öğrendikleri, köylerine döndüklerinde uygulayabilecekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda adapte edebilecekleri bilgilerdi. Örneğin, Özkucur’un aktardığına göre, Mualla Eyüboğlu Anhegger Yüksek Yapı Kolu’ndaki öğrencilere, mimarlık ve tarımsal yapıcılık dersinde uygulanabilir nitelikte bir köy evi, ahır ve samanlık tasarlatmıştır.(4) (Resim 2) Bu projeler toplumun her kesimine tasarlanmış, sağlıklı yapıları ulaştırmaya, en önemlisi de tasarlamayı ve uygulamayı öğretmeye ne büyük önem verildiğini gösteriyor.

Öte yandan, Yüksek Köy Enstitüsü’ndeki öğrencilerin çeşitli bölgelerden gelmesi, farklı geleneksel inşaat tekniklerini de buluşturuyordu. “Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nden Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne gelen yardımcı ekip, Orta Anadolu’da yaygın toprak damı, ilk kez görüyordu. […] 1,5 metreyi bulan kar ağırlığını taşıyabilecek kalınlıkta taşıyıcı direk ve kirişlerin üzerindeki kalın toprak tabakasına çok şaşıyorlardı. Bu şaşkınlık iklim koşulları, doğal manzaralarda da oluyordu. Bunun nedenleri açıklanınca ikna oluyorlar ve ilk şaşkınlık ve uyumsuzlukları yavaş yavaş kayboluyordu. Böylece Anadolu’nun köy insanı bizzat yaşayarak, görerek ve üreterek yurdunu da tanıyordu.”(5)

Bu şaşkınlığın ve öğrenmenin tek taraflı olduğunu söylemek haksızlık olur. Mualla Eyüboğlu Anhegger pek çok yazısında ve söyleşide köy enstitüleri sayesinde Anadolu’yu ve çeşitli yapım tekniklerini tanıdığını itiraf etmiştir: “Bir yandan Hasanoğlan’da öğrencilere proje okuma ve uygulama dersi verirken, bir yandan da öğrencilerle kendi köylerinde içinde yaşadıkları binaların rölövelerini yaptırmaya çalışıyordum. Onlar benden çizim ve okuma teknikleri öğrenirken, ben de onlardan Anadolu’nun değişik yörelerindeki yaşam koşullarının belirlediği mimari hacimleri, malzemeleri öğreniyordum. Bu öğrenme bende Konya evi ile Kayseri ve Erzurum evi arasındaki mimari özellikleri anlayabilecek, temelde ve ayrıntıdaki farklılıkları ortaya çıkarabilecek bilgi birikimine yol açıyordu ki bu birikimin bana, daha ileriki yıllarda Topkapı Sarayı’ndaki Harem onarımlarında oldukça önemli katkılarının olduğunu burada açıklamam gerekir.”(6)

Eğitmenliğinin yanı sıra, bu döneminde çok geniş bir coğrafyada pek çok yapıyı da hayata geçirmiştir. En bilindik uygulamaları yine Hasanoğlan’dadır. Hasanoğlan Köy Enstitüsü Kemal Ahmet Aru, Orhan Arda ve Adnan Kuruyazıcı’nın yarışma projesinin uygulaması idi, fakat proje yüksek kısmı kapsamıyordu, dolayısıyla bu kısımların binalarının projelerini Mualla Eyüboğlu Anhegger çizmiş ve uygulamıştır.(7) Kendi yazdığı biyografilerde burada “marangoz atölyesi, müzik okulu, hamam ve çamaşırhane, bağevi, çocuk bahçesi, dinlenme evi ve toprak damlı kantin”i, yerinde, öğrencileri ile birlikte elindeki maddi imkân ve malzemelerle inşa ettiğinden bahsetmektedir.(8) Kantin binasında toprak dam kullanmasının nedenini “öğrencilerin köylerinde kendi çatılarını tamire mecbur oldukları zaman dikkat etmeleri gereken teknik bilgileri onlara öğretebilmek” olarak açıklamaktadır.(9)Burada bile köy enstitülerindeki inşaat faaliyetini bina yapmanın ötesinde eğitimin bir parçası olarak gördüğünü anlıyoruz.

Hasanoğlan Enstitüsü’ndeki anılarını anlatırken Pakize Türkoğlu yüksek bölüm öğrencilerinin kendileri için yaptıkları yapıyı ise şöyle aktarıyor: “Hiçbir karanlık yeri yoktu yeni yapının. Tuvaletleri, bavul odası, bodrum kattaki kitaplık ve dergi odası, hepsi apaydınlıktı. Bu yapının planı, Mualla Eyüboğlu ile Macar yapı ustası Sili Layoş tarafından yapılmıştı. Yeni binanın sanki her şeyi kanatları altına almışçasına bir duruşu vardı. Arkadan büyük bir T olarak görünüyordu. T’nin öndeki geniş yeri, dikdörtgen biçiminde balkonlu, pencereleri geniş büyük bir okul görünümündeydi.”(10)

Köy enstitülerindeki görevi Hasanoğlan ile sınırlı değildi elbet. Edirne’den Kars’a kadar köy enstitülerine bağlı köy okullarının inşaatlarını kontrol etmiş ve kendi deyişi ile “bu sayede Anadolu’yu tanımıştır”.Yine kendi notlarına göre çalıştığı enstitülerin içinde Ladik (Samsun), Beşikdüzü (Trabzon), Akçadağ (Malatya), Dicle (Diyarbakır) ve Arifiye (İzmit) Köy Enstitüleri bulunmaktadır. Kızılçullu (İzmir), Cilavuz (Kars), Çifteler (Eskişehir), Gönen (Burdur), Aksu (Antalya), Gölköy (Kastamonu), Kepirtepe (Edirne) ve İvriz (Konya) Köy Enstitülerinde gezici inşaat derslerinin yanı sıra köy okulu inşaatlarının da kontrolörlüğünü yapmıştır. Ortaklar (Aydın) Köy Enstitüsü’nün yer seçimini ve vaziyet planını hazırlamış, dershaneler ve öğretmen evlerini inşa etmiştir. Pulur (Erzurum) Köy Enstitüsü’nün vaziyet planının yanı sıra çeşme ve dersliklerini yapmıştır. (Resim 3) Tahir Tuğ’un projesi ile gerçekleştirilen Savaştepe (Balıkesir) Köy Enstitüsü’nün de vaziyet planını hazırlamıştır. Pazarören (Kayseri) Köy Enstitüsü’nü ise Ahsen Yapanar ile birlikte gerçekleştirmiştir. Vaziyet planı, veli yatakhanesi, idare binası, dershaneler, yatakhaneler, atölyeler ve misafirhane Mualla Eyüboğlu Anhegger’in eserleridir.(11)

Eyüboğlu Anhegger, diğer köy enstitülerindeki bu faaliyetlerini şöyle özetliyor: “Kurulu olanların eksik binalarının projelerini çizer, çocuklara verip ayrılırdım oradan. Planların tatbikatında güçlük çekiliyorsa, o zaman biraz daha uzun kalıp nasıl tatbik edileceğini de gösterirdim. Birkaç gece bu enstitülerin misafirhanesinde kaldıktan sonra, yine Hasanoğlan’a dönerdim.”(12)

Genç bir mimarın bugün hayal edemeyeceği kadar çok yapıya birebir öğrencileri ile birlikte imza atmıştır, fakat köy enstitüleri Mualla Eyüboğlu Anhegger’in hayatında bunun ötesinde bir öneme sahiptiler. Anadolu’yu daha yakından tanımakla kalmamış, bu geniş coğrafyada gördüğü çeşitlilik onda daha sonraki çalışmalarına yön verecek bir hayranlık uyandırmış, hatta giyiminden evindeki eşyalara kadar yaşantısına yansımıştır. Bir yazısında şöyle demiştir: “Köy Enstitüsü binalarını yaparken sayıları yirmiyi bulan ve Cilavus-Kars’tan Kepirtepe-Tekirdağ’a kadar uzanan çeşitli doğal ve toplumsal farklılıkların bana öğrettiği şeyler, benim ve hocalarım olan mimarların projeleriyle Anadolu’ya götürebildiklerinden çok daha fazlaydı.”(13)

Burada saydığımız uygulamalarının dışında, yapı kolu öğrencileri ile birlikte tasarladığı tip projeler de hem dönemin ruhunu hem de Eyüboğlu Anhegger’in detaylara verdiği önemi anlamamızı sağlıyor. En ince detayına kadar tasarlanmış kümesler, soğuk iklim için konut yapıları gibi projeler toplumun her kesimine tasarlanmış, sağlıklı yapıları ulaştırmaya, en önemlisi de tasarlamayı ve uygulamayı öğretmeye ne büyük önem verildiğini gösteriyor.

DGSA: “HAFRİYAT MİMARI” VE ARAŞTIRMACI

1945-46’da Ortaklar Köy Ensitüsü’nde görevli iken geçirdiği zehirli sıtma köy enstitülerindeki görevini bırakmasına neden olmuş ve DGSA’daki asistanlık dönemi başlamıştır. Bu dönemde şehircilik ve yüksek matematik derslerinde asistanlık, Tatbiki Güzel Sanatlar’da seramik tarihi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nde tasarı geometri dersleri vermiştir. Ayrıca Prof. Celal Esad Arseven’in Türk Sanatı Tarihi kitabına yardım etmiş ve Fransız Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Albert Gabriel’in Bursa kitabı(14) için rölöveler çıkarmıştır. Ayrıca her yıl bir ay “hafriyat mimarlığı” yapmış, Prof. Gabriel’le Yazılıkaya’da, Prof. Mitner ile Efes’te çalışmıştır.(15) Meslek hayatının ikinci bölümüne bu araştırmalar ve Halet Çambel’le katıldığı kazı çalışmaları öncü olmuştur diyebiliriz.

Bu sırada tanıştığı ve daha sonra eşi olan Dr. Robert Anhegger ile 1945-47 yıllarında Yugoslavya, Trakya ve Anadolu’daki Osmanlı eserlerini belgeleme çalışmalarında bulunmuşlardır. Birlikte Belgrad, Priştine, Kosova, Selanik, Gelibolu, İznik, Söğüt, Yenişehir, Göynük, Mudurnu, Geyve, Çardak, Lapseki, Bilecik, Trabzon ve Gümüşhane’de ilk Osmanlı dönemi yapılarının rölövelerini çıkartmışlar ve kitabelerini belgelemişlerdir.(16) (Resim 4)

Ayrıca 1956’da Antakya Yayladağ Kazası ile Çanakkale Eceabad kazasının imar planlarını hazırlamış, oralardaki eski eserlerin rölövelerini çıkarmış ve yanmış olan DGSA kütüphanesinin düzenlenmesinde yer almıştır.(17) Bu dönemdeki araştırmalarının ve birikiminin restoratör mimar olarak çalıştığı döneme kuşkusuz çok katkısı vardır.

GEEAYK: RESTORATÖR MİMAR

1952 yılında Prof. Arseven ve Prof. Gabriel’in tavsiyeleri üzerine, henüz yeni kurulmuş olan Gayrimenkul Eski Eserler Yüksek Kurulu’nda (GEEAYK) raportör olarak çalışmaya başlamıştır. Hocalarının teşvikiyle restorasyon alanına yönelmiş, önce kontrolör olarak sonra da keşifler hazırlayarak çalışmaya başlamıştır. 1970 yılına kadar, Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı yüksek mimar olarak görev yapmıştır. (Resim 5) Bu görevleri sayesinde çok sevdiği Anadolu’da yeniden çalışma imkanı bulmuş, Edirne’den Mardin’e birçok tarihî yapının mevcut durumunu belgeleyerek ve restorasyon şantiyelerini denetleyerek rapor hazırlamış, bazen de onarım işlerini üstlenmiştir.(18) Özellikle köy enstitülerinde çalıştığı dönemde edindiği yapı uygulama deneyimi, geleneksel Anadolu mimarisine ve farklı yapım sistemlerine ilişkin bilgiler ile sonrasında bulunduğu kazı çalışmaları, raportörlük görevini kendi deyimiyle “cesaretle kabul etmesinde yardımcı olmuştur”. Başta İstanbul olmak üzere, Sivas, Edirne, Diyarbakır, Van, Trabzon, Aydın, Elazığ, Bitlis, Siirt gibi birçok şehirde Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün koruması altındaki Türk-İslam eserlerinin restorasyonunda çalışmıştır.(19) 1976 yılında İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’ne atanmış, emekli olduğu 1983 yılına dek, İstanbul’da, başta türbeler olmak üzere, çeşitli eski eserlerin onarımlarıyla görevlendirilmiştir.(20)

Topkapı Sarayı gibi pek çok önemli Osmanlı eserinde Mualla Eyüboğlu Anhegger’in izi bulunmaktadır. 1961-71 yılları arasında Topkapı Sarayı’nda başta Harem Dairesi olmak üzere birçok bölümün restorasyonunda çalışmış, bu dönemde özellikle kubbe ve duvarlardaki özgün bezemeler ile büyük havuz ve onun alt seviyesindeki Bizans sarnıcının ortaya çıkmasını sağlamıştır. (Resim 6, 7) Ayrıca yine İstanbul’da, Zevki Kadın Sıbyan Mektebi’nin GEEAYK bürosuna dönüştürülmesi; Rumeli Hisarı; Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi; Sultan İbrahim Türbesi; Ayasofya’da bulunan I. Mahmud şadırvanı, kütüphane, III. Mehmed Türbesi, II. Selim Türbesi, III. Murad Türbesi; Süleymaniye Külliyesi Tabhane binası; Galata Mevlevihanesi; Siyavuş Paşa Kasrı; Emirgan’da Şerifler Yalısı gibi birçok yapının restorasyonunu da üstlenmiştir. Bu dönemde Anadolu’da restorasyonunu ve kontrolörlüğünü yürüttüğü başlıca yapılar ise, Edirne’de Selimiye Arastası, Gazi Mihal Hamamı, Üç Şerefeli Cami, Eski Cami; Sivas’ta Buruciye Medresesi, Çifte Minare ve Şifahiye medreseleri; Mardin Zinciriye Medresesi; Kayseri Kalesi ile Huand Hatun Külliyesi; Trabzon Kalesi’dir.(21) (Resim 8, 9)

Hem hakkındaki pek çok röportajda, hem de katıldığı konuşmalarda ve yayımlanmış yazılarında daha çok mesleki hayatının bu döneminden bahsetmektedir. Özellikle uzun yıllar boyunca emek verdiği ve her detayına hâkim olduğu Topkapı Sarayı Harem Dairesi onarımları hakkında Türkiye’de ve yurtdışında pek çok seminer vermiş, makale yazmış ve bir de kitap(22) yayımlamıştır.

SONUÇ YERİNE

Köy enstitüleri ile başlayıp Türkiye’deki belli başlı tarihî eserler üzerinde yapılan araştırma ve restorasyon çalışmalarına dek uzanan geniş bir yelpazede meslek yaşamına yaptığı çok boyutlu katkılar nedeniyle 2008 yılında Mimarlar Odası tarafından Mimarlığa Katkı Dalı’nda Başarı Ödülü’ne layık görülmüştür. 2009’da aramızdan ayrılan Mualla Eyüboğlu Anhegger mesleğinde bu kadar aktif olmasına rağmen, mimarlık tarihi yazınında -tıpkı diğer kadın mimarlar gibi-kendine hak ettiği yeri bulamamıştır.

Son yıllarda Cumhuriyet dönemi kadın mimarları konusunda yapılan yayınlar artmaktadır. Mimarlık ve Kadın Kimliği(23) ile Cumhuriyet Döneminde Kadın ve Mimarlık(24) isimli çalışmalar, bu konudaki eksiklerin çerçevelerini de çizen öncü yayınlardır. Türkiye’nin ilk kadın mimarı Leman Cevat Tomsu’nun Neslihan Türkün Dostoğlu ve Özlem Erdoğdu Erkarslan tarafından hazırlanan monografisi(25) ile Hande Suher’in otobiyografisi(26) bu alandaki sınırlı metinlerdir. Ayrıca Nur Akın’ın Cumhuriyet döneminde restorasyon uygulamalarındaki ilk kadın mimarları hakkındaki çalışması(27) ve erken Cumhuriyet dönemi koruma alanındaki aktörleri ele alan B. Selcen Coşkun’un(28) ve Erdem Yücel’in(29) çalışmaları önemli kaynaklardır.

Türkiye mimarlık tarihi yazınında eksik kalmış kuşkusuz pek çok kadın mimar var. Mualla Eyüboğlu Anheggerilk kadın mimarlardan oluşu ve meslek pratiğinin farklı alanlarında pek çok eser vermişliği ile ele alınması öncelikli olan mimarlarımızdandır. Hem döneminin hareketli mimarlık ve sosyo-politik ortamına tanıklık edişi, hem yalnızca büyük şehirlerde değil, Anadolu’da da yıllarca çalışmış olması onu öne çıkarmaktadır. Cumhuriyet döneminin en üretken kadın mimarlarından birinin mimarlık tarih yazınında hak ettiği yeri bulacağını umuyoruz.

* Bize Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivini açan ve üzerinde çalışmamıza olanak sağlayan Sayın Şirin Eyüboğlu Kozinoğlu ve Tufan Kozinoğlu’na teşekkür ederiz.

NOTLAR

1. Türkiye’de ilk kadın mimarlar, Leman Tomsu ve Münevver Belen, Güzel Sanatlar Akademisi‘nden 1934 yılında mezun olmuştur. Konu hakkında bkz. Türkün Dostoğlu, Neslihan, 2002, “Mimarlıkta Kadının Rolü: Dünyaya ve Türkiye’ye Genel Bir Bakış”, Mimarlık ve Kadın Kimliği, Boyut Yayınları, İstanbul, ss.18-19 ve Madra, Ömer,1990, “Mualla Eyüboğlu Anhegger ile Söyleşi: Restorasyonda Orijinali Bulamazsanız Hiçbir Şey Yapmamanız Lazım”, Arredamento/Dekorasyon, sayı: 13, s.36.

2. Türkoğlu, Pakize, 2012, Kısa Süren Hasat: Köy Enstitüsünde Öğrenci Olmak, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, s.337.

3. Köy Enstitüsü Programları: 1936-1953, 2004, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, Ankara, ss.431-433.

4. Özkucur, Abdullah, 1990, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Selvi Yayınları, Ankara.

5. Kendi el yazısı, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

6. Kendi el yazısı, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

7. Somersan, Semra, 1993, Mualla Eyüboğlu Anhegger ile Söyleşi, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, Sözlü Tarih Arşivi.

8. Otobiyografi notları, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

9. Kendi el yazısı, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

10. Türkoğlu, 2012, s. 297.

11. Otobiyografi notları, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

12. Çandar, Tuba, 2003, Hitit Güneşi Mualla Eyüboğlu Anhegger, Doğan Kitap, İstanbul.

13. Kendi el yazısı, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

14. Gabriel, Albert, 1958, Une capitale Turque Brousse Bursa, C. I-II, Paris.

15. Otobiyografi notları, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

16. Otobiyografi notları, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

17. Otobiyografi notları, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

18. Otobiyografi notları, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

19. “Katkıda Bulunabildiğim Eski Mimari Eser Onarımları”, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

20. Otobiyografi notları, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi.

21. Otobiyografi notları, Mualla Eyüboğlu Anhegger arşivi; Çandar, 2003.

22. Eyüboğlu Anhegger, Mualla,1986, Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi: Harem, Sandoz Kültür Yayınları, İstanbul.

23. 2002, Mimarlık ve Kadın Kimliği, Boyut Yayın Grubu, İstanbul.

24. Türkün Dostoğlu, Neslihan; Cengizkan N. Müge, 2005, Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı ve Şehirciliği-I: Cumhuriyet Döneminde Kadın ve Mimarlık, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara.

25. Türkün Dostoğlu, Neslihan; Erdoğdu Erkarslan, Özlem, 2013, Mimar Leman Cevat Tomsu: Türk Mimarlığında Bir Öncü, 1913-1988, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara.

26. Suher, Hande, 2010, “Kamu Yararı”nı Öncelikli Gören Bir Yaşam Öyküsü: İnsanlar Anıldıkça Yaşar - Prof. Hande Suher, YEM Yayın, İstanbul.

27. Akın, Nur, 1994, Restorasyon Uygulamalarında İlk Kadın Mimarlar, XIII. Sanat Tarihi Araştırmaları Haberleşme Semineri, Topkapı Sarayı Müzesi’ni Sevenler Derneği, 9-13 Mayıs 1994, İstanbul.

28. Yücel, Erdem, 2005, “Cumhuriyetten Günümüze Restoratör Mimarlar”, 60. Yaşında Sinan Genim’e Armağan Makaleler, (der.) Oktay Belli, Belma Barış Kurtel, Ege Yayınları, İstanbul, ss. 730-749.

29. Yücel, Erdem, 2005, “Cumhuriyetten Günümüze Restoratör Mimarlar”, 60. Yaşında Sinan Genim’e Armağan Makaleler, (der.) Oktay Belli, Belma Barış Kurtel, Ege Yayınları, İstanbul, ss. 730-749.

Bu icerik 187 defa görüntülenmiştir.