403
EYLÜL-EKİM 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KENTSEL PLANLAMA

Bellek, Kimlik ve Kiç: Şimdilerde Ankara

Pınar Yurdadön Aslan, Şehir Plancısı, Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü Doktora Öğrencisi

İnşa süreci tamamlanan Ankapark’ın işletmesi için açılan ihale, dergi baskıya girmek üzereyken, 5. kez hiçbir firma katılmadığı için ertelendi ve kim bilir daha kaç kez ertelenecek. Ankapark başta olmak üzere, “saat kuleleri” ve “giriş kapıları” gibi kente eklemlenen projeleri “kiçleşme ve dekorlaşma süreci”nin bir parçası olarak tanımlayan yazar, kentin “yüzergezer bir imaj ve gösterge bombardımana maruz bırakılmış, toplumsal-mekânsal imgelemi zedelenerek bir çeşit hipergerçek aktivite mekânına, Ankara taklidine” dönüştüğüne dikkat çekiyor.

 

Ankara’nın Cumhuriyet tarihiyle birlikte yürüyen anlatısı, bir başkent olarak kentsel mekânına yönelik vurguyu ve özeni de hak ettiğini göstermektedir. Ülkenin farklı yönetsel dönemleri farklı belediyecilik pratiklerini de beraberinde getirmiştir. Güncel pratik ise 1990’ların ikinci yarısından bu yana süregelen düşünsel ve deneysel pratiğin bir devamıdır. Doğan’a göre(1) kentin belediye başkanının şahsında cisimleşen bugünkü belediyecilik anlayışı aynı zamanda emek ve modernlik karşıtlığıyla da saldırgan rövanşçı(2) bir biçimde yaşama geçirilen neo-liberal belediyecilik yaklaşımına sahiptir. Söz konusu rövanşın hedefinde bir ucu Ankara’nın Cumhuriyet dönemi modernleşmeci köklerine, diğer ucu da 1970’lerdeki demokratik belediyecilik uygulamalarına uzanan kent politikaları ve yerel yönetimi bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu sürecin dönüm noktası olan 1990’ların ikinci yarısıyla birlikte Ankara’nın artık farklı bir hikâyesi olacaktır.

Kentin yapılı çevresinin değinilen saiklerle yeniden üretimi, kentsel belleğin ve kimliğin de yeniden ele alınmasını gerektirmektedir. Buna göre, yeni ve farklı bir dönemin gereği olarak, toplumsal üstyapı yeniden kurulurken Ankara belleği ve kimliği de tekrar inşa edilecektir. Buradan hareketle çalışmanın temel uğraşı yukarıda anlatılan düşünsel zeminin varlığında Ankara’da vuku bulan yeni kentsel imgeler ile mekânsal bağlamı anlamlandırma çabasıdır.

ANKARA KENT KİMLİĞİNİN YAPIBOZUMU İLE YENİDEN YAPIMI

Halbwachs’a göre, bellek toplumsal koşullara bağlı olup, insanlarla sosyalizasyon sürecinde oluşmaktadır.(3) Devamla, kimliğin (identity) de bellek gibi toplumsal süreçler ve toplumsal yapılar eliyle üretildiği (identification) söylenebilir. Jenkins’e göre ise, tüm beşeri kimlikler, toplumsal kimliklerce belirlenir.(4) Kendimizi ve diğerlerini tanımlamak her zaman etkileşimle olagelmektedir. Kimliğin tanımlanmasında fiil olarak “belirleme” ifadesi önemlidir; çünkü kimlik “(zaten) oradaki, tamamlanmış şey” değil, her zaman için (yeniden) kurulan bir içeriğe sahiptir. Burada temel tartışma kurma / seçme eylemi üzerinedir; çünkü seçilen ortak ideal, ortak bir geçmişi koşullamaktadır. Seçim eylemi ile bir grup tanımı yapılmakta, aidiyet alanı belirlenirken aynı zamanda bir çeşit “öteki” de üretilmektedir. Diğer yandan hafıza aynı zamanda mekânla beraber çalışmaktadır.(5) Dolayısıyla hafıza mekâna ihtiyaç duymakta ve mekânla dolayımlandığında anlamını bulmaktadır.

Kimliğin varlığını borçlu olduğu temel unsurlardan biri de yer’dir ve tersi de geçerlidir. Erzen’e göre “yer, ilişkiler sonucu coğrafyaya kazandırılan anlamdır” ve “yerin, ilişkilerine bağlı olarak coğrafi, topografik ve toplumsal bir kimliği vardır”.(6) Augé ise ünlü tanımlamasında “yer”i (place) ilişkisel, tarihsel; “yer olmayan”ı ise ilişkisel, tarihsel ve kimlikle ilgisi olmayan olarak ele almaktadır.(7) Yerin varlığı, mekânın kullanım değeri ile ilişkilenen ve orada yaşayanlarca karar altına alınan bir mekâna vurgu yaparken, yer olmayan ise hegemonik ilişkilere ve değişim değeri odaklı eylem ve pratiklere gönderme yapmaktadır.

HER ŞEYDEN VE HER YERDEN BİRAZ…

Kentsel yapının yalancı, bozucu vb. biçimlerde üretilmesinin hedeflendiği durumlarda nasıl bir bağlamla ilişkilendiği bu noktada öne çıkmaktadır. Söz konusu bağlam bellek ve kimliğin (kentsel) mekân ile olan ilişkisinde modernist kapsam ve araçlardan farklı ve yeni bir görünümdedir. Diğer yandan biçimsel olarak değişse de işlevsel olarak değişmeyen rasyonel

bir yordam devam etmektedir. Söz konusu kentsel yapıyı tanımlamak üzere seçilen kiç (kitsch) kavramı irdelendiğinde, Baudrillard’a göre kavramın “klişe”, “taklit”, “yalancı” nesneleri karşıladığı görülmektedir. “Tercihen ‘sözde-nesne’ olarak, yani simülasyon, kopya, sahte, basmakalıp nesne olarak” tanımlanan kiç, köklerini kitle kültürü gibi tüketim toplumunun sosyolojik gerçekliğinden alan kültürel bir kategoridir aynı zamanda.(8) “Kitsch her yerde nesneleri doğalından daha küçük ya da daha büyük olarak yeniden üretir, malzemelerin (yalancı mermer, plastik) taklidini kullanır, uyumsuz tarzda biçimleri ve planları taklit eder, yaşamadığı ‘tarzı tekrarlar’.”(9)

Yazı kapsamında şemsiye kavram olarak ele alınan kiç (kitsch) kent ise, “yüksekgerçek” (hyperreal), “yenidençevrim” (recycling) ve “simsiteler” (simcities) gibi tematik kavramlar ile aldatıcı ve tüketici bir fantazmagoriye dönüşen kentsel mekân ve kentsel yaşamı imlemektedir.

Tarihsel-geleneksel bağları ve başkentlik nosyonuyla Ankara, yukarıda ifade edilen çerçevenin en seçik biçimde okunabileceği başlıca kentlerdendir. Bu kapsamda seçilen projelerin ortak yönü, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ait kararlar olmaları ile kente dair yeni bir kimlik (ve kentsel mekân) inşası uğraşının parçası olmalarıdır.

ANKAPARK

Ankapark projesinin gerçekleştirildiği bölge, Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisi üzerinde olup, I. derece doğal ve tarihî sit alanında kalmakta iken, 2012 yılında 3. derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. Parkın bulunduğu bölgede AOÇ hayvanat bahçesi ve tarım alanları bulunmaktadır.(10) “Hayvanat Bahçesi Yenileme Alanı” olarak projelendirilen ve tema park ile doğal yaşam parkı olmak üzere iki kısımdan oluşan park alanında; “Dinozor teması, felaket teması, uzak gelecek teması (dijital dünya)” gibi temaların bulunması öngörülürken, parkta yer alan diğer kullanımlar ise Türkiye temalı sinema, panoramik sinema, karanlık tünel, orman safarisi, hayalet avcısı vb. olarak sıralanabilir.(11)

Doğada bulunmayan “doğal” bir varlık olarak dinozor teması doğaya öykünene öykünme anlamında, nesnesini çoktan yitirmiş “yüksekgerçek” bir temsildir. Kahraman, Baudrillard’ın “kiç” kavramını “yüksekgerçek” ve “yenidençevrim” kavramlarıyla açıkladığını belirtmektedir.(12) Buna göre, yüksekgerçek kavramı gerçek olmayanı ya da gerçek dışını değil, gerçekten daha fazla olanı, “aşırı” gerçek olanı tanımlamaktadır. “Gerçek” olarak ifade edilen nesne, aslında doğaya yönelik bir öykünme ve benzetmedir. Oysaki yüksekgerçek için aynı durum geçerli değildir. Dolaylı bir ifade, ikincil bir aşama, daha önce üretilmiş olana bakılarak yapılan bir üretim vardır artık. Yüksekgerçeği tamamlayan diğer kavram ise doğanın ve kendisine ait simgelerin taklit ve simüle edilmesi anlamına gelen yenidençevrim kavramıdır. Bu kavram kitle kültürü ile her şeyin moda gibi değişmek zorunda kalması, kısa vadeli değişimin sürekli hale gelmesi anlamına gelmektedir. Her üretim ikincil ve döngüsel bir sürecin sonucudur. Özgün ve ilksel bir kaynaktan bahsedilememektedir.(13) Dolayısıyla parkta yer alan dinozor teması doğanın taklidi ve kendisine ait simgelerin simüle edilmesi bakımından da “yenidençevrim” örneğidir. (Resim 1)

Tarihin bu ilk dönemlerine kadar gitmek, temsili daha ilksel ve otantik yapmamakta, aksine benzeşim boyutunu fazlaca öne çıkararak kopya, taklit ve sahte oluşunu desteklemektedir. Gerçekliğin bu denli karmaşık hali, robotlar-dinozorlar-Osmanlı kasabası-buzul çağı-felaket senaryosu ve çeşitli oyuncaklar ortamında kişinin biyolojik zamanını da bozmaya yönelerek geçmiş-bugün-gelecek yerine yeni bir gerçek zaman üretilmektedir. Bu yeni gerçek zaman tüketmenin yeni biçiminin epistemolojik dayanaklarından biri olarak değerlendirilebilir. (Resim 2)

Parkın tasarımında dikkat çeken bir nokta da Ankara Çayı ve etrafında geliştirildiği belirtilen proje alanının Ankara Çayı’na sırtını dönmüş olmasıdır. Ankara Çayı, park ile otopark arasında ayırıcı eleman görevi üstlenerek sadece bu duruma yönelik estetik bir öge olmanın ötesine geçememiştir. Rekreasyon odaklı bir kentsel kullanımda tarihî referansları ve kentsel hafızadaki anlamıyla Ankara Çayı’nın projeye katacağı potansiyel yadsınarak tabanı mavi plastik malzeme ile kaplanan kıvrımlı havuzlar tercih edilmiştir. Böylece parktaki simülasyonlara hemen bitişiğinde yer alan bu su ögesinin simülasyonu da eklenmiştir.

Parktaki oyuncaklar incelendiğinde ise kimileri hızı kimileri ise büyüklüğü / ölçeği ile öne çıkmaktadır. Dev Go-Kart pisti, “dünyanın en büyük 3 roller coaster’ından biri”, dev dönme dolap, “65 metre yüksekliğindeki dünyanın en büyük dinozoru” bunlar arasında sayılabilir.(14) (Resim 3)

Oyuncakların ve eğlence birimlerinin iki özelliği göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki ölçekleridir. Projede yer alan neredeyse tüm oyuncaklar “dev” boyutlu olup, tarih göndermeli diğer elemanlar ise 1:1 ölçeklidir. İkinci özellik ise söz konusu kullanımların ve eğlence ögelerinin “dünyada en büyük / en yüksek” gibi hacim, heybet ve aşırılığa gönderme yapan sıfatlarla tanımlanmasıdır. Her iki durum da ziyaretçileri eğlenme ve dinlenme yerine tüketme pratiğine yönlendirmektedir.

Projede Selçuklu mimarisine özel bir önem verildiği teleferik istasyonu, alışveriş birimleri ve giriş kapısına yönelik açıklamalardan anlaşılmaktadır. Giriş kapısının Anadolu’nun farklı coğrafyalarında bulunan 13 ayrı Selçuklu eserinin örneklerinden oluştuğu, üzerinde yer alan heykel ve diğer figürlerin orijinal eserlerde kullanılan ölçülere göre gerçekleştirildiği belirtilmektedir.(15) (Resim 4)

Bu kapsamda, Selçuklu mimarisine öykünen “taç kapı” olarak adlandırılan giriş kapısından girildikten sonra, Selçuklu mimarisindeki alışveriş birimlerinin çevrelediği bir meydana gelinmekte, aynı güzergâhta yürüyüş aksı üzerinde önce müzik aletleri çalan Ankara kedilerinin olduğu fıskiyeli bir havuz, ardından dinozorpark ziyaretçiyi karşılamaktadır. Bu esnada gökyüzünde teleferik hattı ve yeryüzünde de nostaljik bir kara tren ziyaretçiyi sarmalamaktadır. Kentte alışkın olduğumuz yapılı çevre, bir anlamda “salt zihinsel yapılı bir çevre”ye dönüşmüş gibidir. Soyutlama, taklit ve bozma ile imajlar / göstergeler birbirine girmiştir. Parkta hangi temanın var olduğu ya da var olan temanın da konusunun ne olduğuna yönelik karmaşa buradan başlamaktadır. Giriş kapısının kökensel olarak fiziksel üretimi ile zihinsel üretiminin çatıştığı ortadadır. Kapıda Selçuklu’da mezar, cami, medrese ve benzeri yapılarda kullanılan tasarım elemanlarından olan yapıya bitişik kümbet eklentileri, kümbet külahları, işlevsiz minareler, yuvarlak kubbeler bulunmaktadır. Söz konusu mimari 1250’li yılların sosyo-mekânsal üretimi olup, imgelediği anlamlar bakımından oldukça farklı bir düşün dünyası ve mekânsal organizasyona sahiptir. Bu durum “abartılmış nesne ve deneyim arasında salınan” ve “çoklu anlamlarının dezavantajını yaşayan” tam bir nostaljik kiç halidir. Olalquiaga’nın “nostaljik kiç” (nostalgic kitsch) tanımına göre: “Nostaljik kiç statiktir ve hareket etmez. Anlamların çokluluğunun avantajını kötüye kullanır. Hiçbir dönüşüm olmadan abartılmış deneyim ve nesne arasında salınır yalnızca.”(16) Böylesi bir süreçte her “yeni”, bir bakıma da eskidir. Buradan yola çıkarak kiçin tarihe içkin, tarih yüklü bir anlam dünyası kurma amacı taşıdığını da söylemek mümkün. Hem tarihsel olanın içeriğinin boşaltılarak deforme edilmesi, hem de güncel olanın tarihsel olanla manipüle edilmesi söz konusudur. (Resim 4)

Diğer yandan konunun ekonomik bir rasyonalitesi de bulunmaktadır. Kentsel karar alıcı olarak Belediye bir çeşit Selçuklu modası da ortaya çıkarmakta, kentte buna uygun bir yapılı çevre üretimine girişmektedir. Söz konusu faaliyeti kısa vadeli değişimlerin sürekli hale geldiği “yenidençevrim” kavramı ile okumak mümkündür. Selçuklu temasının tükendiği noktada başka bir temanın ikamesi ile devam edilecektir. Dinozor ve benzeri ögeler hem bu bakımdan hem de kiçin bu türlüsüne yönelmeyen ziyaretçi / tüketiciyi de kaçırmama mantığının sonucu olarak düşünülebilir. Belediye yetkililerinin “dünyanın dört bir tarafında televizyonlarda, anı fotoğraflarında, reklam panolarında Ankara, temaparkıyla da boy göstereceği”, “Ankara'yı turizm açısından harekete geçirmek için yatırıma ihtiyaç olduğu ve bu projenin Ortadoğu’yu Ankara’ya çekeceği”, “günlük yüz bin, yıllık ise on milyona yakın ziyaretçinin gelmesinin düşünüldüğü” gibi ifadeleri ise konunun tüketim boyutunu destekler niteliktedir.(17)

Bugün gelinen aşamada yukarıda yer alan tahayyüllerin gerçeklerin oldukça uzağında kaldığı anlaşılmaktadır. Mayıs 2018’de Atatürk Orman Çiftliği Kanunu’nda yapılan değişiklikle Ankapark’ında yer aldığı AOÇ arazileri üçüncü kişilere kiralanmak üzere Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bedelsiz tahsis edilmiş, Belediyenin parkın bedelinin yaklaşık yüzde 40’ı dolayında duyurduğu fiyata rağmen yapılan dört ihale de sonuçsuz kalmıştır. Bu durum hem parkın mevzuat bakımından yaşadığı sorunlardan hem de sadece işletme giderlerinin karşılanması için yıllık misafir sayısının 20 milyon kişi olması gerektiği gibi neredeyse imkânsız bir durumun varlığından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla park daha şimdiden “israf park”, “oyuncak yığını” gibi isimlerle anılmaya başlanmıştır.(18)

SAAT KULELERİ VE GİRİŞ KAPILARI

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin tüm kente yönelik yaptığı bir diğer uygulama da meydan ve kavşaklara değişik şekil ve ebatlarda saat kuleleri yerleştirmektir. Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden izler taşıdığı belirtilen saatlerin aynı zamanda bulundukları alanın simgesel ve tarihî özelliklerini de yansıttığı ifade edilmektedir. Güncellemeleri uydu aracılığıyla otomatik olarak gerçekleştirilen, boyları yaklaşık 4 - 22 metre arasında değişen ve taş döküm malzemeden kuleleri olan saatler 2014 yılından itibaren kentte yerini almıştır.(19) (Resim 5)

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nce Ankara’nın sembolleri arasında yer alacağı ifade edilen bir diğer proje de kentin beş girişi olan Eskişehir, İstanbul, Samsun, Konya ve Esenboğa yolları üzerinde inşa edilen kent kapılarıdır. Kapıların tasarımında Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin referans alındığı, bu sebeple modern inşaat tekniği olarak çelik konstrüksiyon kullanılırken, geleneksel bir görünüm için de dış kaplamalarda doğal taş, alüminyum, cam, çini süslemelerinin tercih edildiği ifade edilmektedir.(20) (Resim 6)

2013 yılında gündeme gelen projenin tasarım ve uygulanmasında öne çıkan noktalar ise şöyle ifade edilmektedir: “Anadolu’da yaşamış medeniyetlerin, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın günümüze ulaşmış kültür miraslarını yansıtması; işlemeleri ve ihtişamıyla tarihi, mimarisiyle de modernliği bir arada sunması; her birinin ayrı birer sanat eseri olması; her bir kapının açıldığı bölgeye ait izler taşıması; Ankara’nın sembolleri arasında bulunması.”(21)

Saatler ve kapılarla birlikte artık kentin kendisinin de alternatif bir simülasyon alanı haline geldiği, her ikisinin de tematik olarak yine Selçuklu ve Osmanlı mimarisine öykündüğü görülmektedir. Bilindiği gibi Osmanlı’daki ilk saat kuleleri 1800’lerin ikinci yarısından itibaren modernleşme hareketiyle birlikte kentte yer almışlardır. Bu kuleler, modernitenin ekonomi politiği ve gündelik hayatın disiplini yaklaşımı ile ilgili olan nicel zaman anlayışının bir sonucudur. Osmanlı’da ise gündelik hayatın sekülerleşmesi, Batı ile kurulan ilişki gibi bakımlardan yeni bir duruşu da simgelemektedir. Oysaki Ankara Belediyesi daha önce de ifade edilen rövanşist zeminden hareketle klasik dönemin zafer ve fetih içeriğine odaklanırken, saat kulelerinin çelişik bir “kentsel mobilya” seçimi olduğu ortadadır. Diğer yandan Tanzimat döneminin eseri olan saat kuleleri o zamanlarda dahi Batı tarzlarda tasarlanmıştır. Dolayısıyla bugün Ankara’ya yerleştirilen saat kulelerinin toplumsal, siyasal ve mekânsal bağlamı başlı başına bir kiçin varlığına işaret etmektedir.

Peker’e göre ise, kapı tarihte siyasi iktidar, hakimiyet ve egemenlik simgesidir.(22) Diğer yandan bunları aşan kozmolojik ve dini anlamları da bulunmaktadır. Dolayısıyla kapı modern olmak bir yana, tam tersine terk edilen bir geleneğin ürünüdür. Kapılar yapıldığı dönemlerin otorite ve baskın inanç sistemlerini gösterirken ve genellikle “zafer” kavramı çerçevesinde bir sembolizmi de yansıtmaktadırlar. Bu bakımdan Ankara kent kapıları da Selçuklu-Osmanlı hayranlığının eklektik dışavurumları olup, “kazanılmış bir zafer” mesajını vermektedir.

Hem saat kulelerinin hem de kent kapılarının bugünün kentinde parçalı bir geçmişi temsil ettiği, biçimlerin ve planların uyumsuz bir kolajı olduğu düşünülmektedir. Edward Soja’nın “Postmetropolis Üzerine Altı Söylem” isimli makalesinde ise yukarıdaki çerçeveye gönderme yapan birçok nokta bulunmaktadır.(23) Soja’nın burada yer alan yaklaşımı bir ölçüde kapitalizm koşullarında tüketim ideolojisine yönlenmiş tüm kentsel yapılara genelleme yapılabilir. Soja, bu söylemlerden olan ve bir bilgisayar oyunundan esinlendiği ismiyle “simülasyon kentleri”nin (simcities) negatif bir hayal, taklit olduğu düşüncesindedir. Bu kentlerde kentsel imgelem yeniden yapılandırılmakta ve gündelik hayatın yüksekgerçekliği artmaktadır. Bu kentler için anahtar kavram benzeşim ya da simülasyondur. Kısmen, asla var olmayan şeylerin tam bir kopyası olarak da tanımlanabilir.(24) “Tekrarlayan bir gösteri” şeklinde kentte dolaşan bu kiçleşmiş yapılar, bulundukları ortamdan habersiz gibidirler. Featherstone’un sözleriyle “derinliksiz üslupçu bir eklektizm”in(25) egemen olduğu Ankara, Soja’nın benzeşim kenti (simcity) tanımlamasını giderek daha çok haketmektedir.

SONUÇ

Kimliğin yeniden üretimine dayanan ve bir ideali hedefine koyan yapısı, tarihsel ve mekânsal olarak ortak bir hafızayı talep etmeyi de gerektirmektedir. Tartışmanın merkezinde yer alan Selçuklu-Osmanlı teması bu bakımdan önemlidir. Kente yönelik simgesel bir alan ürettiği iddiasında olan yerel yönetim için kentin Selçuklu-Osmanlı öncesinde bir tarihinin olmadığı anlaşılmaktadır. Ankara kimliği, tarihî bir anlatının seçilmesiyle ve zorlanan bu anlatı etrafında yeniden oluşturulmaktadır. Böylece yeni bir kimliğin üretimi, kendi “ötekisi”ni de yaratmaktadır. “Öteki” kentliler, alınacak rövanşın da doğrudan muhataplarıdır.

Buradan, mekânın ontolojik olarak toplumsal olana içkin olduğu çıkarsanabilir. Mekâna dayalı ya da mekânsal bir hafıza ise değişime yönelik her türlü tasavvurda başroldedir. Diğer yandan kimliği tanımlama çabası mekân ve zamanın eşsüremli birlikteliği konusunda bir ortaklaşmayı da gerektirir. Aksi durum, mekân ve zamanın ontolojik birlikteliğini deforme eden, anlam gömülü deneyimleme mekânları olan yerleri soyutlaştırarak, yer olmayana

dönüştürmektedir. Ankara örneğinde bu durum kiçleşme süreciyle birlikte yürümektedir. Dolayısıyla kentsel mekânın “oyun” teması ile yeniden tanımlanması, özellikle kent merkezinde deneysel kent mobilyaları kullanılması, kent kapısı, saat kulesi gibi zaman dizinsel kronik temsillerin anakronik biçimde yeniden üretilmesi ve bunu yaparken hep aynı tarihsel döneme / olaya / “an”a göndermede bulunulması ve doğrudan eskiyi yeni ile çarpıtma gibi yollarla kentin yeni kimliği tanımlanmaktadır. Kent böylece, farklı bir rasyonalite ile yüklenerek bir çeşit oyun alanına ve benzeşim / simülasyon (simcity) mekânına dönüşmektedir.

Sonuç olarak, Ankara kenti son yirmi yıla yayılan belediyecilik pratiğiyle, Ankapark, saat kuleleri, kent kapıları projelerinde olduğu gibi yüzergezer bir imaj ve gösterge bombardımana maruz bırakılmış, toplumsal-mekânsal imgelemi zedelenerek bir çeşit hipergerçek aktivite mekânına, parçalı ve eklektik bir “ekran koruyucuya”, Ankara taklidine dönüşmüştür.

* Çalışma 2- 4 Haziran 2016 tarihleri arasında Balıkesir’de gerçekleşen Coğrafyacılar Derneği Uluslararası Kongresi’nde bildiri olarak sunulmuştur.

KAYNAKÇA

ABB, 2016, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kişisel Görüşme. 6 Nisan 2016.

Assmann, Jan, 2001, Kültürel Bellek, (çev.) Ayşe Tekin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Augé, Marc, 1995, Non-Places: Introduction to an Anthropology of Supermodernity, (çev.) John Howe, Verso Books, New York.

Baudrillard, Jean, 2010, Tüketim Toplumu, (çev.) Hazal Deliceçaylı, Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Connerton, Paul, 2012, Modernite Nasıl Unutturur, (çev.) Kübra Kelebekoğlu, Sel Yayıncılık, İstanbul.

Doğan, A. Ekber, 2005, “Gökçek’in Ankara’yı Neo-Liberal Rövanşçılıkla Yeniden Kuruşu”, Planlama Dergisi, sayı: 34 (2005/4), ss.130-138.

Erzen, Jale N., 2015, Üç Habitus: Yeryüzü, Kent, Yapı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Featherstone, Mike, 1996, Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, (çev.) Mehmet Küçük, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Irazábal, Clara, 2007, “Kitsch is Dead, Long Live Kitsch: The Production of Hyperkitsch in Las Vegas”, Journal of Architectural and Planning Research, cilt: 24, sayı: 3, ss.199-223.

Jenkins, Richard, 1996, Social Identity, Routledge Press, Oxon.

Kahraman, Hasan Bülent, 2002, Sanatsal Gerçeklikler, Olgular ve Öteleri…, Everest Yayınları, İstanbul.

Nora, Pierre, 2006, Hafıza Mekânları, (çev.) Mehmet Emin Özcan, Dost Kitabevi, Ankara.

Peker, Ali Uzay, 2014, “Ankara Kent Kapıları Neyin Zaferi?”, Arkitera www.arkitera.com/gorus/470/ankara-kent-kapilari-neyin-zaferi [Erişim: 14.05.2016]

Soja, Edward W., 1998, “Six Discourses on the Postmetropolis”, Urban, sayı: 2, http://polired.upm.es/index.php/urban/article/view/188/184 [Erişim: 10.05.2016]

TMMOB ŞPO, 2016, 8. Dönem Çalışma Raporu 2014-2016, TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Yayını, Ankara.

URL1. “Ankapark, Tüm Heybetiyle Ortaya Çıkıyor”, www.ankara.bel.tr/haberler/ankapark-tum-heybetiyle-ortaya-cikiyor/#.V1nFozWLRdj [Erişim: 13.04. 2016]

URL2. “AOÇ, Yemyeşil ve Cıvıl Cıvıl Olacak”, www.ankara.bel.tr/files/2413/7516/3985/440.pdf

[Erişim: 13.04. 2016]

URL3. “Ankapark İhalesi Daha Çok Ertelenecek”, mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=9629 [Erişim: 03.08.2018]

URL4. “TMMOB: Ankapark Adlı Oyuncak Yığını”, bianet.org/bianet/haber/199541 [Erişim: 03.08.2018]

URL5. “Ankapark İnfografik Çalışması”, spoankara.org/wp-content/uploads/2018/07/site_2018.07.27_ankapark-infografik.jpg [Erişim: 03.08.2018]

URL6. “Bu Saatler Başkent’e Çok Yakıştı”,  www.ankara.bel.tr/files/8813/8546/4058/456.pdf [Erişim: 13.04. 2016]

URL7. “Giriş Kapıları Ankara’nın Sembolü Olacak”, www.ankara.bel.tr/haberler/giris-kapilari-ankaranin-sembolu-olacak/#.V1nH8jWLRdg [Erişim: 14.04.2016]

NOTLAR

1. Doğan, 2005, ss.130-133.

2. Yazar “rövanşçı kent” (revanchist city) kavramını Neil Smith’den almaktadır.

3. Akt. Assmann, 2001, ss.43-44.

4. Jenkins, 1996, ss.17-18.

5. Connerton, 2012, s.14; Nora, 2006, s.19.

6. Erzen, 2015, s.160, 165.

7. Augé, 1995, s.77,78.

8. Baudrillard, 2010, s.136.

9. Baudrillard, 2010, s.138.

10. Bu konuda TMMOB’ye bağlı odalarca davalar açılmış ve basın açıklamaları yapılmıştır bkz. TMMOB ŞPO, 2016, ss.82-86.

11. ABB, 2016.

12. Kahraman, 2002.

13. Kahraman, 2002, s.243, 245.

14. URL1.

15. ABB, 2016. URL1.

16. Akt. Irazábal, 2007, s.205.

17. URL1. URL2.

18. URL3. URL4. URL5.

19. URL6.

20. URL7.

21. URL7.

22. Peker, 2014.

23. Soja, 1998.

24. Soja, 1998, ss.41,46.

25. Featherstone, 1996, s.167.

Bu icerik 113 defa görüntülenmiştir.