312
TEMMUZ-AĞUSTOS 2003
 
MİMARLIK'TAN

ODADAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

SORUŞTURMA 2003: MİMARLIK GEÇMİŞİNİ DEĞERLENDİRİYOR

KORUMA

DOSYA: UIA 2005 İSTANBUL KONGRESİ'NE DOĞRU

MİMARİ PROJE YARIŞMASI:
ODTÜ KUZEY KIBRIS KAMPUSÜ

  • Winchester Mimarisi
    Gürhan Tümer

    Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi,

    Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi



KÜNYE
MİMARLIK VE TELİF HAKLARI

Duyarlılık, Saygı ve Bir Saldırganlık Öyküsü

Şevki Vanlı

Y. Mimar

Mimarların, tasarladıkları yapılar üzerindeki haklarının, yapım sürecinden sonra nasıl bir çerçeve kazandığı, hem mimarın eseri üzerindeki görev tanımı, hem de mimarlık pratiğinin etik açıdan sınırlarını belirlemede önem kazanıyor. Tandoğan Öğrenci Yurdu yapısı, Şevki Vanlı’nın izni alınmadan çeşitli değişikliklere uğratılmıştı. Vanlı’nın, açtığı davayı kazanmasının ardından yapı, mahkeme kararının uygulanarak özgün durumuna döndürülen ender örneklerden biri olarak karşımıza çıktı. Vanlı, telif haklarıyla ilgili bu konuyu, yapımından sonra çeşitli değişikliklere uğratılan iki yapısındaki farklı süreçler üzerinden değerlendiriyor.

Ciddi dostlar duymasın, “hukuk devleti” sözü bana kanunlar, yönetmelikler, yazılı kesin kurallar arasında yaşanan, duyarlıktan yoksun bir yaşamı anımsatır. Bir uygarlık ölçütü gibi görülen bu koşullar, insanların eksiklerini tamamlar. Yani bir zorunluluğu anlatır. Kendimi özgürlüğü kısıtlanmış, tutuklanmış gibi hissederim.

Hukuk, insanı diğer insanlardan, bir bakıma diğer insanların saldırganlığından korur. Çok kez geç kalır veya yanlış yere saldırıya uğrayanı cezalandırabilir. Zaten iş sonunda yine insanların onları kullanmasına kalır. Saldırı kaba bir olay olduğundan, değerlendirmeyi yapan hukuk da kaba olmak zorunda kalabilir.

Ankara Tandoğan Öğrenci Yurdu’nda Başıma Gelenler

Öykümüz 90’ların ikinci yarısında başladı... Bir dostum aradı, “Senin Tandoğan Öğrenci Yurdu’nu yıkıyorlar” dedi. Önce inanmadım... Koca yapıyı niye yıksınlardı? Sonra 1964’te Adana’da yaptığım, onca emek çektiğim, oralara kaç kez gidip geldiğim, gönül verdiğim evimi yıkmamışlar mıydı? Ev sahibi hanım bir yap-satçıya sattı. Yap-satçı, yapmadan önce yıkmıştır... Doğal. Demek ki, reklamdaki küçük kızın yaptığı resmin bir bölümünü sildiği gibi, onlar da koca evi dünyadan silivermişlerdi.

Tandoğan’da yukardan aşağı pencere giydirmelerini sökmüşlerdi... Gittim, gördüm, sordum... Hayır yıkmıyorlar, alüminyum doğramaları PVC ile değiştiriyor ve pencere altlarına da duvar örüyorlardı... Otuz yıllık yapının brüt betonlarını ve murçlu sıvalarını da son boyalarla boyayacak, onlara göre her şey eskisinden iyi olacaktı... Taşeron kesinlikle inanmıştı... Herhalde bağırıp çağırdım, tehdit ettim ki, ertesi günü iki genç adam odama damladılar.

Kırklarında olan temiz, hatta iyi giyimlisi Millî Savunma İnşaat Emlak’ta mimardı. Belki papyon kravatı da vardı... Ama piposunu, o havalı tutuşunu unutmam olası değil... Diğeri daha rahat ve pişkin... İşin yüklenicisiydi... İki mimar da, beni, yapının daha iyi olacağına inandırmaya çalışıyorlardı... Ben de onlara, yapının, özellikle taş sıvanın boyanmaya ihtiyacı olmadığını, söktükleri yukardan aşağı alüminyum şeritlerin yerine takılmasının mimarlığa saygı olacağını, yapılan işin bir saldırı olduğunu, bir sorun varsa, mimarının vaktinde haberdar edilmesi gerektiğini falan anlattım...

İki mimar çektiler gittiler. Doğrusu, söylediklerimden sonra düşünecekler, belki de işi bana uygun bir onarıma dönüştüreceklerdi.

Ne gezer, her şey korktuğum gibi sürdü. Noterden çektiğimiz ihbarnameler hiç bir etki yapmadı. Ben de mahkemeye başvurdum. Tazminat değil, yapının eski haline getirilmesini istedim. Avukatım, Ankara eski İmar Müdürlüğü’nün müdür muavini, yani imar yazılı kurallarını iyi bilen, bilirkişiler ODTÜ hocalarından, hep nitelikli, düzeyli insanlardı... Karşımızda yine yazılı kurallar vardı... Uygarlık haklarımıza karşı, mülkiyet haklarını koruyan Medeni Kanun... İlginç bir düello... Uygarlıkla medeniyet, biri eski, diğeri yeni bakışı yansıtıyor olmalı... Sanıyorum, benim ödün değil, yapının özgün halini istemem etkili oldu ve davayı kazandık. Kazandık diyorum, bilirkişiler ve avukatımla birlikte...

Yalnız yurt sahibinin TSK’nın bir vakfı olması bizi korkutuyordu. Gerçekten Millî Savunma’nın pipolu mimarının yanlış istekleri yüzünden, milyarlarca TL‘sinin sarfedilmesi kolay değildi... Benim için bir yaşam sorunu olduğundan, her düzeyde görüşmeler yaptım. Olay o kadar uzun sürdü ki, yetkililer sık sık değişiyor, farklı insanlara aynı konuyu yineliyordum. Sonuçta Vakıf Yönetim Kurulu mahkeme kararını programına aldı. Uygulandıktan sonra, Vakıf Müdürü’nün “Haklıymışsınız” demesi ise beni mutlu etti. Ama murçlu sıvaların üzerindeki boyanın, tel fırça ile temizlenmesini istemem yazık ki uygulanmadı. Aksine tekrar boyandı... Çünkü, yüklenici ile yapılan sözleşmeye konmuş imiş!

Görüyorsunuz kanunların gücü, bilgi ve uygarlık eksikliğinin yerini dolduramıyor... İnsan niteliğindeki eksikliği gidermek, kanun çıkartmak kadar kolay değil...

Bu Olayın Sorumlusu Yok Mudur ?

Vakfın milyarlarını, benim vaktimi boşuna harcatan, o kadar üzüntüyü yaşamak zorunda bırakan, mimarlıktan çok havasını satan o pipolu kerata kimdir, nerdedir, bilmiyorum. Sanıyorum kimse bu adama hesap sormuyor. Bir yandan halkın parasını çöpe atan, diğer yandan mimarlık kuramlarına saldırıda bulunan bu mimar diplomalı saldırgan, birçok suçlu gibi aramızda yaşıyor...

Bir zamanlar Serbest Mimarlar Derneği’ne üye alınması hakkında hazırlanan yönetmelik için görüşümü sormuşlardı... Bende üye çıkarılması koşullarının da konması gerektiğini söylemiştim... İlgililer şaşırmışlardı... Şimdi Mimarlar Odası’na üye kaydederken, bir ahlak sözleşmesi imzalatmasını öneriyorum. Doktorlardaki yemin gibi... Belki hukuki bağları olan bir metin gerekir ve ilerde doğacak anlaşmazlıklarda da kriter/ölçüt olacak bir tür bildiri... Çünkü bu saldırılarda büyük olasılıkla mimar parmağı vardır.

Bir çok mimar, müellifi olduğum yapılar da benden izin almadan değişiklik yapmıştır. Demek ki eğitim bu sorumluluğu veremiyor.

Hazin Bir Örnek Daha !

Sanırım 70’li yılların sonlarında, bizim kuşaktan, Vedat Dalokay’ın sınıf arkadaşı ismini hatırlayamadığım, efendiden bir mimar geldi. TC Merkez Bankası’nda çalışıyormuş; Bursa Şubesi’nde içeri çekilmiş, sosyal mekânları barındıran son katın tadilat projesini yapmışlar, bana imza ettirmeye getirmiş. Görüyor musunuz duyarsızlığı...

Ben de, bu yer sorununu çözmek için bana bir program vermelerini, elimden geleni, ama benim yapmak istediğimi söyledim. Belki bir ücret dahi istemeden. Mimarlığımı değil, imzamı istemek nezaketinde bulunan misafirim toz oldu... Sandım ki banka bu programından vazgeçti. Halbuki yaptılar... Diyelim 4 metre geri çekilmiş kapalı alanı, 1,5 metre kalıncaya kadar büyütmüşler ve brüt beton kolonları zemin katta traverten kaplamışlar... Renkli bir mermer olmadığı için sevindim. O zaman Telif Hakları Kanunu yoktu... Olsa, ne olacaktı bilmiyorum.

Mimarlar yetki kullanmanın bir sorumluluk olduğunu bilmelidirler.

Dileğim, yapıları saldırıya uğramış dostlar, tazminat, yani kendilerine para ödenmesini değil, yapının eski haline getirilmesini veya kendilerinin hazırlayacağı ve kabul edebilecekleri bir tadilat projesinin uygulanmasını istemeliler. Çünkü bu saldırı, parayla temizlenmeyecek niteliktedir.

Bu icerik 2239 defa görüntülenmiştir.