312
TEMMUZ-AĞUSTOS 2003
 
MİMARLIK'TAN

ODADAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

SORUŞTURMA 2003: MİMARLIK GEÇMİŞİNİ DEĞERLENDİRİYOR

KORUMA

DOSYA: UIA 2005 İSTANBUL KONGRESİ'NE DOĞRU

MİMARİ PROJE YARIŞMASI:
ODTÜ KUZEY KIBRIS KAMPUSÜ

  • Winchester Mimarisi
    Gürhan Tümer

    Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi,

    Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi



KÜNYE
RETROSPEKTİF

Mimarlığın Görünmeyen Yüzünde Önemli Bir Mimar: Orhan Alsaç

Üstün Alsaç

Doç. Dr., Doğu Akdeniz Üniversitesi,

Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi

Orhan Alsaç 20. yüzyılda yaşamış bir Türk mimarı. Çok sayıda mimar yetiştirmiş bir ailenin ikinci kuşağından. Çalışmalarıyla çağdaş Türk yapı sanatına çeşitli katkılarda bulunmuş. Nisan ayı başında yayınlanan “Bir Türk Mimarının Anıları, Yaşamı, Etkinlikleri: Orhan Alsaç” kitabı, Alsaç’ın 1991’deki vefatının ardından, onun anısına, oğlu Üstün Alsaç tarafından hazırlandı. Bu yazı, onun yaşamı ve anılarını aktarmayı amaçlayan kitabın daraltılmış bir metni niteliğinde...

Kısa Yaşam Öyküsü

Orhan Alsaç 10 Nisan 1914’de İstanbul’da doğmuş, ölümü ise 26 Şubat 1991’de Ankara’da. Babası Kurtuluş Savaşı gazisi Albay Hasan Faik (Alsaç) Bey’in görevi gereği, ilk ve orta eğitimini Türkiye’nin çeşitli kentlerinde gördükten sonra, 1932’de İstanbul’da Pertev Niyal Lisesi’ni bitirmiş. Daha lise öğrencisiyken, tatillerde büyük dayısı Mimar Arif Hikmet (Koyunoğlu) Bey’in yanında çalışırmış. Onun Ankara’da yapmakta olduğu Türkocağı Genel Merkezi’nde (sonraki Halkevi, Üçüncü Tiyatro ve bugünkü Devlet Resim ve Heykel Müzesi) yer alan ve Türk Odası, Ankara Evi Odası gibi adlarla bilinen kabul salonundaki süslemelerin yapımına katılmış. Orta öğrenimini bitirince de mimar olmaya karar vermiş.

1932’de Güzel Sanatlar Akademisi’nde (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) mimarlık eğitimine başlamış. Burada Ernst Egli, Sedat Hakkı Eldem, Arif Hikmet Holtay gibi o dönemin önde gelen mimarlarının öğrencisi olmuş. Öğrenciyken Türkiye’deki tarihsel yapıları incelemekte olan Sanat Tarihçisi Albert Gabriel’in yanında çalışmış, biriktirdiği parayla 1936’da Almanya’ya gitmiş. 1937’de Münih Yüksek Teknik Okulu (bugünkü Münih Teknik Üniversitesi) onu kabul edince, eğitimini bu ülkede sürdürmüş. 1940 yılında da “Diplom Ingenieur Architect” (Yüksek Mühendis Mimar) diploması alarak mimarlık eğitimini bitirmiş.

Öğrenciyken gösterdiği başarı nedeniyle almış olduğu devlet bursunun karşılığı olarak, Türkiye’ye döndüğü yıl olan 1941’de Bayındırlık Bakanlığı’nda görevlendirilmiş. 1942’de askere gitmiş. 1945’te terhis olduktan sonra yine aynı bakanlıkta çalışmayı sürdürmüş. Bu bakanlığın Yapı ve İmar İşleri Reisliği (bugünkü Yapı İşleri Genel Müdürlüğü) proje bürosunda tasarımcı olarak çalışırken 1946’da Şehircilik Fen Heyeti müdür yardımcılığına getirilmiş. Burada danışman olarak görev yapan Alman Kent Düzenleme Uzmanı Gustav Oelsner ile birlikte çalışmış.

1949’da Şehircilik Fen Heyeti müdürlüğüne getirilen Orhan Alsaç, bu görevde 1952’ye kadar kalmış. Bu tarihte Yapı ve İmar İşleri Reisliği’nde reis yardımcılığına atanmış, 1955’te de reisliğe yükselmiş. 1959’da İmar ve İskan Bakanlığı’na bağlı Mesken Genel Müdürlüğü’nün başına getirilmiş. Bir yıl sonra da Bayındırlık Bakanlığı müsteşarlığını üstlenmiş.

1961’de bu görevinden ayrıldıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin yapı işlerinden sorumlu rektör yardımcılığına getirilmiş, bu üniversitenin yerleşkesinin kurulup geliştirilmesinde çalışmış. 1973’te Türkiye İş Bankası’nın Genel Müdürlüğü İnşaatı Başkanlığı görevini üstlenmiş. Bu yapı tamamlanınca da 1976’da Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamış. 1976’da bu kuruluşa bağlı yüksek okulun müdürlüğüne getirilmiş, 1977’de ADMMA Mimarlık Fakültesi dekanlığına seçilerek 1983'teki emekliliğine kadar bu görevde kalmış. 1984-88 yılları arasında da Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Yapı Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nde bulunmuş.

Orhan Alsaç 1938’de evlenmiş, dört oğlu, beş torunu olmuş.

Yöneticilik Yanı

Orhan Alsaç’ın yöneticilik ağırlıklı bir uğraş yaşamı olmuş. Bunun 1975’e kadarki bölümü uygulama yapan, bundan sonraki bölümü de eğitim ve araştırma yapan kuruluşlarda geçiyor. O, bu alandaki etkinlikleriyle çağdaş Türk mimarlığına katkıda bulunmuş, onun daha iyiye gitmesi için çalışmış.

Onun ilk görev aldığı kuruluş Bayındırlık Bakanlığı, burada üst düzey yöneticiliklerinde bulunuyor. Yapı mühendislerinin egemen olduğu bu bakanlıkta bu konumlara gelen ilk mimar olduğu düşünülürse bunun önemi daha iyi anlaşılır. O ilk mimar Yapı ve İmar İşleri Reisi, Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarlığı’na atanan ilk mimar da gene o olmuş.

Yönetici olarak pek çok yasal düzenlemenin hazırlanmasına katkıda bulunmuş. Anılarında İmar ve İskan Bakanlığı’nın kuruluş yasasını hazırladığını, başta mimarlar olmak üzere bütün teknik elemanların hak, yetki ve görevlerinin belirlenmesi ve korunması için bir bölümü hala yürürlükte olan bütün yönetmeliklerin, genel şartname ve sözleşme gibi dökümanların hazırlanmasında emeği geçtiğini, İmar Yasası’nı hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde savunduğunu, imar yönetmeliğini hazırladığını ve Danıştay’dan geçirdiğini anlatıyor. Doğal yıkımlardan sonra nelerin yapılacağını belirleyen ilk afetler kanununun, kent düzenlemesiyle, eski yapıtların korunmasıyla ilgili yasa ve yönetmeliklerin hazırlanmasına da katkıda bulunmuş.

Kimi yasal düzenlemeler yürürlüğe kondukları alanlarda önemli değişikliklere yol açıyorlar. Orhan Alsaç’ın önayak olmasıyla çıkarılan bir yönetmeliğin de mimarlık üstünde böyle bir etkisi olmuş. Bayındırlık Bakanlığı’ndaki görevi sırasında, yarışmaların yasal temellere dayanmadığını, bu nedenle de pek çok kararın kişisel görüşler doğrultusunda alındığını görmüş. Bu konu üstünde çalışmış, kendisine böyle bir yasal düzenleme hazırlama görevi verilince de çeşitli ülkelerdeki uygulamaları inceleyerek bir yönetmelik hazırlamış.

Bayındırlık Bakanlığı 1952’de “Mimarlık ve Şehircilik Yarışmalarına Ait Yönetmelik”i yürürlüğe koyuyor. Çağdaş Türk mimarlığını konu alan çalışmalarda üstünde pek durulmasa bile, bu yönetmelik hem mimarları hem de bu tarihten sonra ortaya çıkan yapıların görünümünü çok etkileyen bir yasal düzenleme. Ayrıca gününe göre oldukça da ileri bir düzeyde olduğu görülüyor, çünkü yalnızca mimarların yarışmaya nasıl katılacağını, ya da yapıtların nasıl değerlendirileceğini belirlemiyor, aynı zamanda bu tür yarışmaları açan kuruluşları bağlayıcı koşullar da içeriyor. Böylece birinci seçilecek tasarımın doğrudan onu hazırlayan mimar ya da mimarlar tarafından uygulanmasını güvence altına alıyor.

Bu yönetmelikte daha sonra güncel koşullara uygun kimi düzeltmeler, yenileştirmeler yapılmış ama temel ilkeleri elli yıldır değişmeden uygulanıyor. Ona dayanarak çok sayıda proje yarışması açılmış; bunlardan elde edilen projelerle pek çok yapı gerçekleştirilmiş. Bu yönetmeliğin bir etkisinin de serbest mimarlık bürolarının çoğalıp güçlenmesini sağlaması, çoğu genç kuşaktan olan mimarlara yeni iş alanı açmış olması olduğunu söylersek, onun çağdaş Türk yapı sanatı açısından ne kadar önemli olduğunu anlatmış oluruz.

Kent Düzenlemeciliği

Orhan Alsaç bir mimar, ama Bayındırlık Bakanlığı’nın kent düzenlemesi alanında çalışan bir biriminde görev almış. Bu da onun kent düzenlemesi konularıyla ilgilenmesine yol açmış. 1948’de “Patikadan Otomobil Yollarına Kadar Yollar” adlı bir yeterlik çalışmasıyla bu alandaki ilk adımını atıyor. Bunu 1956’da hazırladığı “Şehircilik Bakımından İmarla İlgili Mevzuatımız ve Başka Memleketler Mevzuatile Mukayesesi” adlı doçentlik çalışması izliyor.

İlgi alanına bu konuyu katan Orhan Alsaç’ın daha ileride üstlendiği görevler arasında kent düzenlemesi ağırlıklı olanların da bulunduğu görülüyor. Örneğin 1947-1957 yılları arasında Ankara İmar İdare Heyeti’nde uzman üyelik yapması, 1985’de Ankara Büyükşehir Belediyesi Danışma Kurulu üyeliğine getirilmesi bunların arasında. Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’ndeki (bugünkü Gazi Üniversitesi) öğretim üyeliği sırasında kentsel tasarım dersleri veriyor. Kent düzenlemesi ve konut üretimi konularında düzenlenen bilimsel toplantılara da bildiriler sunarak katılmış.

Örgütlenme Alanındaki Çalışmaları

Orhan Alsaç’ın mimarlık uğraşına yaptığı en önemli katkılardan biri de mimarların yasal bir örgüte kavuşması konusundaki çalışmaları. Yapı sanatçılarının yasal bir örgütün koruması altında toplanmaması onların sorumluluk ve yetkilerinin belirginsizliği anlamına geliyor. Bunun olumsuz sonuçlarından biri yabancı mimarlar sorununda yaşanmış. Belli bir dönemde pek çok iyi yetişmiş Türk mimarı varken önemli yapıların tasarımı yabancı mimarlara verilmiş. Ayrıca iyi çalışan bir örgüt, üyeleri arasındaki iletişimi, dayanışmayı sağlıyor, daha güvenli bir çalışma ortamı hazırlıyor.

Osmanlı İmparatorluğu tarafından ortaya konan özgün mimarlık sentezinin çok iyi bir örgütlenmenin sonucu olduğu gerçeği her zaman vurgulanmaz. Hassa Mimarları Ocağı’nın 1828’de kapatılmasıyla böyle bir örgütten yoksun kalmak, 19. yüzyıl boyunca mimarlık etkinliklerinin yabancı ya da Ermeni kökenli mimarların eline geçmesine yol açmış. Mimarların hem 2. Meşrutiyet Dönemi’nde, hem de cumhuriyetin duyurulmasından sonra örgütlenme girişimleri olmuş, ama bunlar dernekler düzeyinde kalmış. Yasal görev ve sorumlulukları olan bir kurum olarak mimarların çalışma koşullarını düzenleyen bir örgüt, yani Mimarlar Odası ancak çok daha sonra kurulabiliyor.

Orhan Alsaç Türk Yüksek Mimarlar Birliği adlı derneğin üyesi olmuş, orada yönetici görevler üstlenmiş. Bir yandan Bayındırlık Bakanlığı’nda olması, bir yandan birlikteki çalışmaları, bu düşünceye arka çıkan öteki mimarların da desteğiyle, 1954’te TMMOB Mimarlar Odası Yasası’nın çıkmasıyla sonuçlanıyor. Orhan Alsaç bu kuruluşta da etkin görevler üstlenmiş. Biri 1956-1958, öteki de 1962-1964 yılları arasında olmak üzere iki kere yönetim kurulu başkanlığında bulunmuş. Mimarlar Odası temsilcisi olarak pek çok yasal düzenlemenin hazırlanmasına katılmış, yarışmaların seçici kurullarında üyelik yapmış, sorunlu konularda hakemlik yapmış, çeşitli ulusal ve uluslararası toplantılarda Türk mimarlarını temsil etmiş. Bunlardan biri 1954’te Hollanda’da yapılan Uluslararası Mimarlar Örgütü (UIA) toplantısına Türk mimarları adına katılması.

Çeşitli belgelerden gerek birlik, gerekse Oda çalışmaları içindeki çalışmalarından birinin yabancı mimarlar konusu olduğu anlaşılıyor. Orhan Alsaç yabancı mimarlardan eğitim alanında yararlanmanın doğru olduğunu, ama yapıların tasarım ve uygulamasının Türk mimarları tarafından yapılması gerektiğini savunanlar arasında yer alıyor. 1954’te Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Yasası çıkıp sorun çözümleninceye kadar bu konuda yazılar yazmış, protesto gösterilerine katılmış.

Yayın Çalışmaları

Orhan Alsaç sıradan bir bürokrat olarak kalmamış; aydın bir yurttaş olarak güncel sorunları ele alan yazılar da yazmış, yayın etkinliklerinde bulunmuş. İlk yazısı 1941’de “İktisadi Yürüyüş” adlı dergide yayınlanıyor. Bundan sonra yayıncıları arasında dayısı İsmet Barutçu’nun bulunduğu “Yapı” dergisine hem özgün hem de çeviri yazılar vermiş. Türk Mimarlar Birliği’nin yayınladığı “Mimarlık” dergisine yazılarıyla destek vermiş, 1946-1948 yılları arasında bu derginin sorumlu yayın yönetmenliğini yapmış. İlk nesnel mimarlık eleştirisi sayılan “Saracoğlu Mahallesi” başlıklı yazısı da bu dergide yayınlanıyor. 80’e yakın makalesi çeşitli dergi ve gazetelerde yer almış. Bu tür etkinliklere daha ilerde de sürdürdüğü gözleniyor. 1987-1991 yılları arasında İstanbul’da yayınlanan “İnşaat Malzemeleri ve Uygulamaları” adlı derginin yayın kurulu üyeliğini yapması bunun bir örneği.

Kitapları da var. İlki askerliği sırasında yapmış olduğu bir çeviri. “Ahşap Yapıları Hesaplama Tabloları” adlı bu kitabı 1945’te çıkmış. Yeterlik çalışmasının yayınlanmadığı anlaşılıyor ama doçentlik tezi olarak hazırladığı “Şehircilik Bakımından İmarla İlgili Mevzuatımız ve Başka Memleketler Mevzuatile Mukayesesi” 1958’de İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi yayını olarak basılmış, bugün bile önemli bir başvuru yapıtı olmayı sürdürüyor.

Eski Yapıt Korumacılığı

Orhan Alsaç’ın bir mimar ve bir aydın olarak üstlendiği önemli bir görev daha var; öyle ki, onu bir iş gibi değil, bir tutku gibi görerek bu alanda etkinliklerde bulunmuş. Bu da tarihsel yapıların, eski yapıtların korunması, onarılması konuları. Bu alana ilgisinin nereden kaynaklandığını belirlemek zor. Tarihsel yinelemeci yanı ağır basan Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi mimarlarından olduğu için eski yapıları bilen, tanıyan dayısı Arif Hikmet (Koyunoğlu) Bey’in etkisiyle mi? Albert Gabriel’in bürosunda çalışmış olmasından dolayı mı? Öğrenciliğinde Sedat Hakkı Eldem’in Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlattığı Milli Mimarlık Seminerleri’ne katılmış, çeşitli yapıların tıpkıçizimlerini (rölövelerini) hazırlamış. Bu alandaki ilk Türkçe kitabın yazarı olan mimar Ali Saim Ülgen de yakın arkadaşları arasında. Hangisi olursa olsun, onun bu alana ilgi duyduğu ve ona önemli katkılarda bulunduğu gerçeği değişmiyor.

Onun bu alandaki çalışmalarına daha ayrıntılı değinen yapıtlar var. Onun için burada yalnızca en önemli etkinliklerini anımsatmakla yetiniyoruz. Orhan Alsaç 1951 yılında kurulan Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu adlı korumacılık kuruluşunun ilk üyelerinden biri, daha başından da ikinci başkanlığına seçilmiş. Kurulun başkanı olan Tahsin Öz’ün 1970’teki ölümü üzerine de başkanlığa getiriliyor ve bu görevini kurulun görev ve yetkilerinin, örgütleniş biçiminin yeniden düzenlendiği 1983 yılına kadar sürdürüyor. Bu etkinliği sırasında bu alanda çıkarılan her türlü yasal düzenlemeyi ya doğrudan kendi hazırlıyor, ya da onları hazırlayan kişi ve kuruluşlarla birlikte çalışıyor; Türkiye adına uluslararası sözleşmeleri imzalıyor, kurul kararlarının uygulaması için uğraşıyor.

Orhan Alsaç’ı burada da yönetici olarak görüyoruz. İlk kuruluşundan yerini başka bir örgütlenmeye bırakmasına kadar bu kurulun üyeliğini yapmış. Ülkemizin koşulları göz önüne getirilecek olursa, bir yöneticinin 33 yıl boyunca aynı görevde kalmasının sıradan bir durum olmadığı anlaşılır. Bu süreklilik, tutarlılık anlamına geliyor. Bunlar ise kurumsallaşmanın en önemli koşulları. Onun da bunun için çalıştığı, eski yapıt korumacılığı ve onarımı etkinliklerinin yasal temellere oturmasını, bilimsel yöntemlere dayanmasını istediği anlaşılıyor. Bu nedenle de Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun kaldırılmasından sonra bile özverili bir tutkuyla bu alandaki etkinliklerini sürdürmüş.

Son dönemine ait yazıları, bilimsel toplantılara sunduğu bildirileri ağırlıklı olarak bu alana yönelik. Bu alanda çalışan mimarlara destek verip onları yüreklendirdiği biliniyor. Ayrıca yine bu alanda çalışmak amacıyla oluşturulan Türkiye Anıt Çevre ve Turizm Değerlerini Koruma (TAÇ) Vakfı’nın kurucuları arasında yer almış. Bu vakfın mütevelli kurulu, bilim kurulu, yönetim kurulu gibi organlarında görev yapmış. Vakfın Ankara bürosunu yönetmiş, ona iş sağlayarak yaptığı çalışmaları denetlemiş.

Eğitim Alanındaki Çalışmaları

Orhan Alsaç bu çalışmalarının yanı sıra, öğretim eğitim alanında da görevler aldığı görülüyor. 1945-1947 yıllarında Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün yüksek bölümünde yapı bilgisi dersleri vermiş. 1948-1951 yıllarında Ankara Kalfa Okulu’nda, 1951-1951 yılları arasında da Ankara Yapı Tekniker Okulu’nda yapı gereci derslerine girmiş. Doktora karşılığı olan yeterlik çalışmasından sonra doçentlik tezini vererek bir üniversitede öğretim üyesi olma hakkını kazanmış.

O dönemde Ankara’da onun çalışabileceği bir üniversite yok, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İngilizce eğitim yapıyor, onun yabancı dili ise Almanca. Üstlendiği öteki görevler de onun başka bir kente gitmesini engellemiş. Ama 1976’da öğretim üyeliğine getirildiği Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde bir yıl sonra profesörlüğe yükselmiş, 1983’de emekli oluncaya kadar da bu okulda hem yöneticilik yapmış, hem kentsel tasarım dersleri vermiş hem de mimari tasarım çalışmalarını yönetmiş.

Bir akademisyen sıfatıyla yeterlik çalışmalarını yönettiği, doktora, doçentlik jürilerinde görev aldığı, bir yönetici olarak da bilimsel çalışma ve araştırmaları özendirip desteklediği biliniyor. Son görevi de TÜBİTAK Yapı Araştırma Enstitüsü gibi bir araştırma kuruluşunun yöneticiliği oluyor.

Mimarlığı

Görüldüğü gibi Orhan Alsaç çok yönlü bir insan, mimarlığın çeşitli dallarıda çalışmaları olmuş, hepsine olumlu bir katkıda bulunmaya çalışmış. Ama o temelde bir mimar, bu özelliğini de hiç bir zaman yitirmemiş. Başka bir deyişle, elinden geldiğince tasarım ve uygulamadan kopmamaya çalışmış.

Eğitimini tamamlayıp Türkiye’ye döndükten sonra o dönemde sayıca az olan proje yarışmalarına katılıyor. Bunların ilki Atatürk’ün Ankara’daki Anıtkabiri için 1941 yılında açılan uluslararası yarışma. Bu yarışmanın şartnamesini almış ama Bayındırlık Bakanlığı’ndaki görevine yeni başladığı, hemen arkasından da askere alındığı bir zamana rasladığı için ona katılamamış. Katıldığı belirlenen yarışmalardan biri Çanakkale Zafer ve Meçhul Asker Anıtı için 1944’de açılan proje yarışması, öteki de Merkez Bankası İzmir Şubesi için açılan bir proje yarışması. Bu sonuncuya arkadaşı ve eniştesi olan mimar Adnan Kuruyazıcı ile birlikte bir öneri hazırladığı anlaşılıyor.

Gerek Bayındırlık Bakanlığı’ndaki görevi nedeniyle, gerek üstlendiği öteki görevler nedeniyle, gerekse bunların dışında özel olarak hazırladığı kimi tasarımlar var. Bunların bir bölümü de uygulanmış. Tasarımlarından gerçekleştirilmiş olanlar şunlar:

Adı Uygulama yılı Hangi sıfatla yaptığı

1. Ankara Gençlik Parkı ağaçlandırma projesi (Theo Leveau ile birlikte) 1941 Bayındırlık Bakanlığı mimarı olarak

2. Ankara Polis Koleji giriş kapısı 1941-1942 Bayındırlık Bakanlığı mimarı olarak

3. Çanakkale’de Halasının Evi 1943-1945 Özel

4. Ankara Cebeci’de bu kentteki ilk kiralık sosyal konut uygulamalarından biri olan iki katevi (İlkokul Öğretmenleri Yapı Sandığı’nın ikiz Apartmanları) 1946 İlkokul Öğretmenleri Yapı Sandığı danışman mimarı olarak

5. İstanbul Selamiçeşme’de Fakihe-Edip Öymen Evi

1946-1950 Özel

6. İlkokul Öğretmenleri Yapı Sandığı’nın doğu bölgesi illerinde ve köylerinde yaptırdığı öğretmen lojmanları (2 odalı, 3 odalı, 3 odalı iki katlı, 4 odalı, 5 odalı tipler) 1947 İlkokul Öğretmenleri Yapı Sandığı danışman mimarı olarak

7. Ankara Kavaklıdere’de Semiha-Tevfik Emil Evi 1947 Özel

8. Ankara Kavaklıdere’de Nezihe-Orhan Alsaç Evi (Tuğla Ev)

1950 Özel

9. Ankara Ulus’da Saraybosna İşhanı 1951 Özel

10. Ankara’da Ahmet Andiçen Kanser Hastanesi 1954-1960 Özel

11. Ankara Ulus’da Hızallar İşhanı 1955 Özel

12. Ankara Ulus’da, Çıkırıkçılar Yokuşu üstünde işhanı ve pasaj 1956 Özel

Bu yapıların bir bölümü sonradan yıkılmış, kendi evi olan Tuğla Ev ise duruyor. Ankara’daki Kanser Hastanesi’ne de çeşitli zamanlarda ekler yapılmış. Orhan Alsaç bu hastanenin projesinin hazırlanması ile uygulamasının denetlenmesi için hiç bir ücret almamış, bunları tümüyle Türk Kanser Derneği’ne bağış olarak yapmış.

Onun çağdaş Türk mimarlığına en önemli katkısının yarışmalarla ilgili yönetmelik olduğuna değinmiştik. Buna bağlı olan bir katkısı daha var, o da yarışmaların seçici kurul üyeliklerinde bulunması. 1952’de yarışma yönetmeliğinin çıkmasından sonra bakanlıklar gerçekleştirilmesini istedikleri yapıların projelerini kendi bürolarına yaptırmak yerine yarışmaya çıkarmaya başlamışlar. Bu da proje yarışmalarının hızla artmasına neden olmuş.

Yarışmaların değerlendirilmesi, dereceye gireceklerin, mansiyona layık görülenlerin belirlenmesi gerekiyor. Bu da, yönetmelik uyarınca bu alanın uzmanlarından oluşan yansız bir seçici kurul eliyle olmak zorunda. Orhan Alsaç önce Bayındırlık Bakanlığı, sonra TMMOB Mimarlar Odası temsilcisi olarak, kimi zaman da malsahiplerinin isteği üzerine seçici kurullarda görev almış, önemli bir bölümünde de başkanlık görevini üstlenmiş. Onun kaç seçici kurulda çalışmış olduğu henüz saptanmış değil. İki yüzün üstünde olduğu kesin, belki de bu sayı iki yüz elliyi aşıyor. Bunu ilerde yapılacak çalışmalar belirleyecek.

Orhan Alsaç’ın yarışmacı olarak katıldığı proje yarışmalarının, görevli ya da özel olarak tasarlayıp uyguladığı yapıların sayısı oldukça alçakgönüllü bir düzeyde. Ama jüri üyesi olarak katıldığı yarışmaların sayısı her mimara nasip olmayacak kadar yüksek olmuş. Bu da şu anlama geliyor: Belli bir dönemde, yani 1950’li yılların ikinci yarısı ile 1960’lı yılların ilk yarısında, yarışma sonucu elde edilen projelerin seçiminde söz sahibi, hatta belirleyici olmuş. Bunu onun çağdaş Türk yapı sanatına katkılarından biri olarak görmek olası. Yalnızca başarılı bir projenin hazırlanması yetmiyor, bunu birilerinin anlayıp seçmesi, uygulanmasını sağlaması da gerekiyor. Orhan Alsaç bu ikincilerin arasında yer almış. Tasarım ya da yapılarıyla değil, seçimleriyle daha iyi, doğru, güzel bir yapay fiziksel çevrenin oluşturulmasına katkıda bulunmaya çalışmış.

Orhan Alsaç’ın ilk kez bir yarışmanın seçici kurulunda görev aldığı tarih 1945. Bu Erzurum Demiryolu İstasyonu ile çevresinde yapılacak yapılarla ilgili bir yarışma imiş, o da raportörlük yapmış. Son seçici kurul üyeliği ise 1990'da, üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın anıt-mezarı ile yakın ve uzak çevresinin düzenlemesi için açılan yarışma olmuş, bu yarışmada da seçici kurul başkanlığı yapmış.

Onun görevleri gereği uygulanmasına katkıda bulunduğu pek çok yapı var. Bunların içinde bir kaçının onun gönlünde ayrı bir yeri olduğu anlaşılıyor. Bunların ilki mimarları Emin Onat ile Orhan Arda olan Atatürk’ün Anıtkabri. İkincisi de mimarı Clemens Holzmeister olan bugünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi. Her iki yapının da onun Bayındırlık Bakanlığı’ndaki görevi sırasında bitirilmiş olmasını bir onur vesilesi saydığı biliniyor.

Bir başka yapı da İstanbul Operası olarak başlayan bugünkü Atatürk Kültür Merkezi. Yapımı uzun yıllar alan bu yapının tamamlanması onun Bayındırlık Bakanlığı’ndan ayrılmasından sonraya rastlıyor. Ama bu görevinden ayrıldıktan sonra, özel olarak bile olsa her İstanbul’a gidişinde bu yapının şantiyesine uğramadan, mimarı olan Hayati Tabanlıoğlu ile konuşmadan edemediği de bir başka gerçek.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yerleşkesi’ndeki yapıların önemli bir bölümü onun yöneticiliği döneminde gerçekleştirilmiş. Bunların mimarı olan Altuğ Çinici ile Behruz Çinici çıplak beton uygulaması gibi kimi yeni düşüncelerini malsahibi konumundaki üniversite yönetimine benimsetebilmişler, bunlar da Orhan Alsaç’ın denetimi altında uygulanabilmiş. Erzurum’daki Atatürk Üniveritesi, İzmir’deki Ege Üniversitesi, Trabzon’daki Karadeniz Teknik Üniversitesi gibi yüksek öğrenim kurumlarının yerleşkelerinin yer seçimi kararlarını onun verdiği, yapıları için açılan proje yarışmalarında seçici kurul üyeliği yaptığı da biliniyor. Son olarak İş Bankası’nın Ankara’da Genel Müdürlük olarak yaptırdığı gökdelenin uygulamasını denetlemiş.

Onu tanıyanlar çağdaş Türk mimarlığının yüz akı sayılabilecek bu yapıların gerçekleşmesine öyle ya da böyle destek vermiş, katkıda bulunmuş olmasının onu her zaman mutlu ettiğini biliyorlar.

Orhan Alsaç’ın mimarlık anlayışının akılcı-işlevci doğrultuda olduğu anlaşılıyor. Bunu hem kendi tasarladığı, yapımının gerçekleşmesine katkıda bulunduğu, hem de beğendiği yapılardan anlayabiliyoruz. Mimarlıkta yalınlığa, işlevlere uygunluğa, tutumluluğa önem vermiş. İkinci Ulusal Mimarlık düşüncelerinin en yoğun olduğu bir zamanda, o dönemin en sözü geçen bir mimarının, Alman Paul Bonatz’ın düşünce ve çalışmalarını eleştirmek yürekliliğini gösteren bir yazısında mimarlığın ne olduğu, nasıl olması gerektiği konusundaki düşüncelerini şöyle açıklıyor:

“...Onun için milli mimari demek, gazetelerde yazılıp herkese tavsiye edildiği ve profesör Bonatz’ın yaptığı gibi, eski eserlerimizin bugün bize güzel görünen fakat hiç bir ihtiyacımızı karşılamayan motiflerini alıp binalarımızın üzerine takmak değildir. Bugünün Türk mimarisi bugünün tekniği ile bugünün ihtiyaçlarına cevap veren mimaridir. Eski eserlerimizden süs değil mânâ ve mantık almalıyız. Onların yapılırken nasıl her tarafı düşünülüp taşınılarak yapıldığını anlamalı ve bu haslete mirasçı olmalıyız..”

Bu sözler onun mimarlık anlayışını çok iyi özetliyor. Buna karşılık, yine kendi sözlerinden hem mimarlığı hem de kent düzenlemesini birer sanat olarak gördüğü de anlaşılıyor. Görev aldığı Bayındırlık Bakanlığı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İş Bankası gibi kuruluşların yaptırdığı yapılarda resim, kabartma, yontu gibi sanat yapıtlarının da yer alması için yasal yollar bulmuş, maddi olanaklar sağlamış, bunların gerçekleştirilmesi için çalışmış.

Orhan Alsaç’ın yeniliklere açık bir kişiliğinin olduğu anlaşılıyor. Hem çalıştığı kurumların işlemesinde, hem de gerçekleştirilmesine katkıda bulunduğu pek çok yapıda o zamana kadar denenmemiş düşüncelerin uygulanmasını özendirmeye çalışmış. Bunlardan biri ODTÜ İnşaat Kontrol Şefliği aracılığıyla inşaat ve istihkak kesin hesaplarında kullanılmak üzere bir bilgisayar yazılımı hazırlatmış olması. Böylece bugün evlere kadar girmiş olan bu aygıtın emekleme çağında bile ne denli yararlı olacağını sezerek Türk mimarlığındaki ilk kullanımlarından birine önayak olmuş. Bu işi yaptırdığı tarihin 1970 olduğu düşünülürse bunun önemi daha iyi anlaşılır.

Değerlendirme

Orhan Alsaç’ın mimarlık alanına katkısı henüz yeterince belirlenip değerlendirilmiş değil. Bunun nedenlerinden biri etkinliklerinin günümüze çok yakın olması. Ayrıca böyle bir değerlendirmenin yapılabilmesi mimarlığa, mimarlık tarihine bakışın değişmesini gerektiriyor. Yapılar, adına mimar denen kişilerin tek başına tasarlayıp ürettiği sanat yapıtları değil. Mimarlık kollektif bir yaratı alanı, oluşmasına pek çok kişi ve kuruluş katılıyor. Onun için de mimarlığı öteki sanatlar için yapılageldiği gibi bireysel yaratıların biçimsel bir dışavurumu gibi yorumlayıp değerlendirmek eksik, kimi zaman da yanıltıcı oluyor.

Mimarlık yalnızca bir tasarımdan ve onun uygulanmasından oluşmuyor. Sağlıklı fiziksel yapay çevrelerin yaratılması ve yaşatılması pek çok başka etkene bağlı. Eğitim, yasal düzenlemeler, yapı ve yapı gereci endüstrilerinin düzeyi, örgütlenme, toplumun kültürü, bilinci, tutumbilimsel düzeyi, yönetiliş biçimi, malsahibi konumundaki kişi ve kuruluşların istek ve düşünceleri... Bunların hepsi bir yapının, bir kent parçasının iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin olmasını etkiliyorlar. Bunların hangisinde olursa olsun, olumlu gelişmeler mimarlığı da olumlu yönde etkiliyor, doğal olarak bunun tersi de geçerli. Kısacası mimarlık büyük bir bölümü görünmeyen bir buzdağı gibi, alt yapısı ne denli güçlü olursa görünen bölümü de o denli görkemli oluyor.

Orhan Alsaç da, pek çok uğraşdaşı gibi, mimarlığın görünmeyen kesiminde etkinlik göstermiş, orada kimi kazanımların elde edilmesi için çalışmış, bu alanlarda atılan adımlarla mimarlık uğraşına katkıda bulunmuş, çağdaş Türk mimarlığını dolaylı olarak etkilemiş. Bu tür etkinliklerin önemi daha iyi anlaşıldıkça, onun çalışmalarını değerlendirmek de kolaylaşacak. Onu ve yaptıklarını tanıtmayı amaçlayan bu yazı böyle bir bilinçlenmeye katkıda bulunabilirse, Orhan Alsaç ile onun gibi çalışmış öteki mimarlara olan gönül borcumuzun biraz olsun hafifleyebileceğini düşünebiliriz.

KAYNAKÇA

Çağdaş Türk mimarlığını konu alan yapıtlarda Orhan Alsaç’a değinildiği oluyor. Çalışmış olduğu kuruluşların, üyesi olduğu vakıf ya da derneklerin kimi yayınlarında da yaşam öyküsüne raslamak olası. Kısa biyografisi “Who's Who” (Kim kimdir) gibi başvuru yapıtlarında yer almış. Bunların dışında ona ilişkin en ayrıntılı kaynak bugünlerde yayınlacak olan ve onun anılarını da içeren bir kitap olacak. (Bunların dışında ona ilişkin en ayrıntılı kaynak Üstün Alsaç tarafından hazırlanıp Nisan 2003’te Yapı-Endüstri Merkezi tarafından, Doğan Tekeli’nin sponsorluğu ile yayınlanan “Bir Türk Mimarının Anıları, Yaşamı, Etkinlikleri: Orhan Alsaç” kitabı.)

* Alsaç, Üstün, 1983-1985, “Alsaç, Orhan”, Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, İstanbul.

* Alsaç, Üstün, 1983-1985, "Koyunoğlu, Arif Hikmet", Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, İstanbul.

* Alsaç, Üstün, 1976, Türkiye’deki Mimarlık Düşüncesinin Cumhuriyet Dönemindeki Evrimi, Trabzon.

* Alsaç, Üstün, 1992, Türk Mimarlığı, İstanbul.

* Alsaç, Üstün, 1993, Türk Kent Düzenlemesi, İstanbul.

* Alsaç, Üstün, 1992, Türkiye’de Restorasyon, İstanbul.

* Alsaç, Üstün, 1998, Mimarlıkta 1950 Kuşağı, Egemimarlık, sayı: 3, Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayını.

* Alsaç, Üstün, 2001, Korumacılığa Adanmış Bir Yaşam: Mimar Orhan Alsaç’ın Özgeçmişi ve Etkinlikleri, TAÇ Vakfı’nın 25 Yılı – Türkiye’de Risk Altındaki Doğal ve Kültürel Miras, İstanbul.

* Alsaç, Üstün, Emre Madran ve Nimet Özgönül, 1990, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması ve Onarılması Konularında Kaynakça, Ankara.

* Anonim, 1991, Taç Vakfı Yıllığı, İstanbul.

* Anonim, 1973, Bayındırlıkta 50 Yıl, Ankara.

* Anonim, 1973, 50 Yılda İmar ve Yerleşme 1923-1973, Ankara.

* Anonim, 1991, TMMOB Mimarlar Odası 1991 Ajandası, Ankara.

* Holod, Renata, Ahmet Evin, der., 1984, Modern Turkish Architecture, Pennsylvania.

* Kurdaş, Kemal, 1998, ODTÜ Yıllarım - Bir Hizmetin Hikayesi, Ankara.

* Kuruyazıcı, Hasan, 1998, Mimarlıkta Dört Kuşak – Kuruyazıcı Ailesi, Cumhuriyetin Aile Albümleri, İstanbul.

* Tekeli, Doğan, Sami Sisa, 1994, Projeler Yapılar, İstanbul.

* Tonguç, Engin, 1984, Umut Yolu (Anılar), İzmir.

* Turan, Selçuk, 1983, 1920'den 1983'e Bakanlarımız Müsteşarlarımız, Bayındırlık Bakanlığı Bakanlık Bülteni, sayı: 75, Ankara; 1.

* Tümer, Gürhan, 1998, Cumhuriyet Dönemi’nde Yabancı Mimarlar Sorunu, Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayını, İzmir.

* Ünalın, Çetin, 2002, Türk Mimarlar Cemiyeti’nden Mimarlar Derneği 1927’ye, Mimarlar Derneği 1927 yayını, Ankara.

Bu icerik 6231 defa görüntülenmiştir.