312
TEMMUZ-AĞUSTOS 2003
 
MİMARLIK'TAN

ODADAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

SORUŞTURMA 2003: MİMARLIK GEÇMİŞİNİ DEĞERLENDİRİYOR

KORUMA

DOSYA: UIA 2005 İSTANBUL KONGRESİ'NE DOĞRU

MİMARİ PROJE YARIŞMASI:
ODTÜ KUZEY KIBRIS KAMPUSÜ

  • Winchester Mimarisi
    Gürhan Tümer

    Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi,

    Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi



KÜNYE
DÜNYADAN

2003 Pritzker Ödülü Sahibi Jørn Utzon: Tasarımın Sınırlarında Dolaşan Bir Mimar

Derleyen: Tuğçe Selin Tağmat

Pritzker Mimarlık Ödülü’nün 25. yılını kutladığı 2003’te, ödülün Jørn Utzon’a verilmesi, Danimarkalı mimarın farklı nedenlerle hep gündemde olan Sydney Opera Binası ve geri planda kalmış diğer yapılarını yeniden ele almak için iyi bir fırsat yaratıyor. Yazıda, jürinin Utzon ve Utzon mimarlığına ilişkin değerlendirmelerinin yanısıra, mimarın önemli yapılarına da dikkat çekiliyor.

Pritzker Ödülü Jürisi’nin yaptığı saptamalar ışığında, Utzon’un eserlerine bütüncül bir bakış, Utzon’un, son dönemlerde gündemde olan tartışmalarda yeniden yer bulacağının bir habercisi. Özellikle de, mimar figürünün, yarattığı eser üzerindeki rolünün yanısıra, tasarım ilkelerinin şekillendirilmesinde insan, çevre, iklim gibi faktörlerin etkisi konularında… Bu yıl, Utzon’u ödüllendiren jüride yer alan Harvard Tasarım Okulu Mimarlık Bölüm Başkanı Jorge Silvetti, şimdiye kadar Pritzker Ödülü almış mimarlar arasında mimarın yerini şu sözlerle açıklıyor:

“2003 Pritzker Ödülü’nün Jorn Utzon’a takdim edilmiş olması her ne kadar gecikmiş bir hareket olarak algılansa da, aslında mimarlığın gelişiminde, çok yerinde ve örnek teşkil edecek bir anda gerçekleşti. Şu anda içinde bulunduğumuz sınırsız kişisel dışavurumculuk çılgınlığı ve dikkat çekici üretim tekniklerine körü körüne bağlılık ortamında, onun keşifleri bize ’dışavurum ve tekniğin’, daha derin ve temel mimari fikirlerin ardından gelen unsurlar olduğunu hatırlatıyor. Onun eserleri, bize, mimarlıkta muhteşem ve neredeyse ‘imkansız’ olanın, hâlâ yetenekli beyinlere ve güçlü ellere bağlı olduğunu gösteriyor”.

Bu yılki Pritzker jürisi, Lord Rothschild (jüri başkanı), Giovanni Agnelli, Frank Gehry, Ada Louise Huxtable, Carlos Jimenez ve Jorge Silvetti’den oluşuyordu. Jüri, bu ödüllendirmenin temel aldığı noktaları, özetle şu şekilde açıklıyor:

“Jorn Utzon, kökleri geçmişe doğru uzanan bir mimardır -Maya, Çin, Japon ve İslam kültürlerine ve kendi İskandinavya mirası da dahil olmak üzere daha bir çok farklı kültüre dokunur. Bu geçmişten kalan mirası, mimarlığı bir sanat olarak değerlendirdiği dengeli disipliniyle ve arazi yapısıyla ilişki içinde olan organik strüktürler üzerine kurduğu doğal bir içgüdüyle birleştirir. Projeleri, Sydney Opera Binası’nın heykelimsi soyutlamasından, hoş görünümlü ve insancıl konutlara; olağanüstü lirik tavanıyla bir başyapıt haline gelen kiliseden, anıtsal hükümet ve ticaret binalarına kadar büyük bir çeşitlilik gösterir.”

“Jorn Utzon bir süre önce şöyle demişti: ‘Mümkün olduğu kadar uçta olmayı seviyorum’. Eserleri, zaten o noktada ve hatta daha da ileride olduğunu tüm dünyaya gösteriyor. Mimarlıkta muhteşemliğe ve görünüşte imkânsız olana erişilebileceğini kanıtladı. O hep içinde bulunduğu dönemin önünde oldu. Hak ettiği gibi, sonsuz ve kalıcı yapılarıyla geçtiğimiz yüzyılı şekillendiren bir avuç modernistin arasında yerini aldı”.

Utzon mimarlığından bahsedildiğinde en göze çarpan noktalardan biri, öncelikli olarak Sydney Opera Binası’na değinilmesi ve özellikle bu yapısına referansla mimarlıkta kişisel dışavurumun sınırlarının sorgulanması. Mimarın yapılarını bütüncül bir yaklaşımla ele aldığımızda, aslında böylesine dışavurumcu bir yaklaşımın nasıl birtakım başka hassasiyetlerle birleştiğini görmek daha mümkün hale geliyor.

Utzon’un yaratıcılık ve teknik kullanımının sınırlarını araştırma çabasının, aslında gençliğinin ilk yıllarında, tersane müdürü olan babasının yanında gemi üretimiyle ilgili planlar çizerek ve maketler yaparak geçirdiği günlerde gelişmeye başladığı söylenebilir. Yarattığı formlara hakimiyetinde ise hiç kuşkusuz heykel sanatına yine o yıllardan beri duyduğu ilginin payı var. Fakat, Utzon’un bu noktadaki çabalarının yansımasını sadece Opera Binası ile açıklamak, mimarın diğer eserlerinde ortaya koyduğu duyarlılığı yadsımak anlamına gelebilir. Aslında Utzon’un teknik ve yaratıcılık konusundaki deneyimlerinin yanında, aralarında Fas, Meksika, Çin, Japonya ve Hindistan’ın bulunduğu bir çok farklı kültürle ilgili gözlemleri sonucunda edindiği birikimi de belirtmek gerekir. Utzon da, bu kültürlerdeki doğaya platformlarla yerleşme fikrinin, tasarımlarını büyük ölçüde yönlendirdiğini bir çok yerde belirtiyor.

Buradan yola çıkarak, Pritzker Ödülü’yle gündeme gelen Utzon’un farklı ölçek ve işlevdeki yapılarına kısa bir bakış, tasarımın sınırlarında dolaşan mimarın duyarlılığını yeniden hatırlamak açısından önemli görünüyor.

Sydney Opera Binası, Melbourne - Avustralya, 1957-1973.

Binanın yapım öyküsü 1957 yılında, Utzon’un, opera binası için açılan yarışmada 230 katılımcı arasından birinci seçilmesiyle başlıyor. Aslında jüri çalışmasının ilk aşamalarında elenmiş olan proje, daha sonra, jüriye geç katılan Saarinen’in isteğiyle yeniden değerlendirmeye alınıyor. Projenin birinci seçilmesinin ardından inşa aşamasına geçilmesiyle beraber, yoğun tartışmalar ve büyük problemler ortaya çıkıyor. Sonuçta Utzon, yapının temel unsurları inşa edildikten bir süre sonra istifa ediyor ve yapının kalan bölümleri 1973 yılında Ove Arup and Partners tarafından bitiriliyor. Yapının geçirdiği bu tartışmalı süreci, jüri üyesi Frank Gehry şöyle değerlendiriyor: “Utzon, döneminin ve mevcut teknolojinin çok ötesinde bir yapı yaptı ve olağanüstü bir kin taşıyan reklam kampanyaları ve olumsuz eleştirilere rağmen tüm ülkenin imajını değiştiren bir yapıyı gerçekleştirmek için azimle çalışmaya devam etti. Hayatımızda ilk kez epik bir mimarlık ürününün bu şekilde dünya çapında bir duruş sergilediğini görüyoruz”.

Utzon, tasarımının temel çıkış noktasını şöyle açıklıyor: “Ana fikir, platformun bir bıçak gibi birincil ve ikincil işlevleri ayırmasıydı. Platformun üzerinde izleyiciler tamamlanmış bir sanat eserini seyrederlerken, platformun altında bu eser için gerekli tüm hazırlıklar yürütülüyordu”. Utzon, yapısında sergilediği “form zıtlıkları ve sürekli değişim gösteren yüksekliklerin, beton inşa tekniklerinin modern bir yapısal yaklaşımla ele alınması sayesinde, büyük bir mimari güçle sonuçlandığını” belirtiyor. Yapı temel olarak, kabukların altında düzenlenmiş bir tiyatro kompleksi ve salonlardan oluşuyor.

Ulusal Meclis Kompleksi, Kuveyt, 1972 - 1982

Kuveyt Parlamentosu ve Milli Meclisi’ni içeren iki katlı, geniş bir alana yayılan yapı, prefabrik beton elemanlardan oluşuyor. Meclis Salonu, bina boyunca ilerleyen ana cadde ve anıtsal bir kanopiyle örtülen meydan, kompleksin mimarisine egemen olan mekânlar olarak düzenleniyor. Modüler olarak tasarlanan ofisler, avluların çevresinde konumlanıyor. Yapının planlamasında, Utzon’un İslam mimarlığından yoğun bir şekilde esinlenmiş olması, projenin 1971-1972 yıllarında açılan yarışmayı kazanmasında önemli ölçüde rol oynuyor. Yapı, 1991 yılında yaşanan savaş döneminde, Irak Ordusu tarafından ateşe verilmesinin ardından, 70 milyon dolar harcanan bir restorasyonla, Utzon’un orijinal tasarımına ait prensiplerden hareketle yenilendi.

Helsingor’da Kingo Konutları, Danimarka, 1957-1961

Utzon, 1953 yılında girdiği bir yarışmayla geliştirmeye başladığı değişik tiplerdeki küçük aile konutu projesini ve üzerinde uzun yıllar çalıştığı avlulu ev fikrini, İsveç’teki Kingo Konutları’nda gerçekleştirme fırsatı buldu. 63 avlulu evden oluşan yerleşimde yapılar, arazinin kıvrımları üzerinde, her konut için ayrı bir manzara sağlayacak, güneş ve rüzgâr gibi etkenlerle en verimli şekilde ilişki kuracak şekilde sıralanıyor. Her bir konut, bir kolda oturma ve çalışma odası, diğer kolda ise mutfak, yatak odası ve banyodan oluşan L şeklinde bir organizasyonla düzenleniyor.

Fredensborg Konutları, Danimarka, 1959 - 1962

47 avlulu evden oluşan Fredensborg Konutları, eğimli yeşil araziye yerleştirilmiş üç ana meydan üzerinde konumlanıyor ve böylece yapılardan meydana doğrudan ulaşım sağlanıyor. Bazı bölgelerde yapıların teraslanmasıyla, yeşil araziye her konuttan geniş bir bakış sağlanıyor. Yerleşimin tasarım sürecini yönlendiren en önemli faktörlerden biri, yerleşimden sorumlu yetkili bölge komitesinin, konut sakinlerinin sosyal ilişkilerini güçlendirebilecekleri bir merkez ve konukların ağırlanabileceği küçük bir konukevinin de tasarıma dahil edilmesi talebi olarak belirtiliyor.

Utzon Evleri, Majorca Adası

Can Lis, 1971-1973

Can Feliz, 1994

Utzonların Majorca’daki ilk evleri 1970’lerin ilk yıllarında yapılmıştı. Bundan 20 yıl sonra, dağlık bir arazide başka bir konut yapmaya karar verdiler. Yeni ev için bu dağlık bölgenin seçilmesinin en önemli nedeni, denizden yansıyan ışıktan uzak kalmak, dalga seslerinin artık bir rahatsızlık nedeni olması ve mimarlık meraklılarının eski evi fazla sıklıkla ziyaret etmeleriydi. Utzonların şu anda kullanmakta oldukları bu ev, aynı zamanda, Utzon’un bir çok yapısında gördüğümüz platform fikri üzerine kurulu.

Bagsvǽrd Kilisesi, Danimarka, 1973 - 1976

Dış duvarları beyaz prefabrik beton paneller ve ışığı yansıtan seramik kaplamadan oluşan kilise, aluminyum çatı kaplamasıyla yalın ve endüstriyel bir görünüm sergiliyor. Mekânları bağlayan ve cam bir örtüyle beraber ilerleyen dolaşım alanları ise dışarıdaki doğal dokuyla, kilisenin içi mekânı arasında sınırları belirsiz bir geçiş sağlıyor. Tapınak bölümünün tavanını oluşturan ve gökyüzünde hareket eden bulutlara gönderme yapan heykelimsi beton kıvrımlar, yarattıkları doğrudan ve dolaylı ışık etkileriyle bu kutsal mekânın daha yoğun olarak hissedilmesini sağlıyor.

Skagen Doğa Merkezi, Danimarka, 1999-2000

Jørn, Kim ve Jan Utzon’un beraber tasarladığı bu yapı, Skagen bölgesinin kendine özgü doğal çevresini sergilemek üzere “kum”, “su” ve “ışık” temalarıyla ilgili olarak düzenlenen kalıcı sergilere ve bunun yanında belirli sürelerle yer alacak insan ve doğa temalı sergilere ev sahipliği yapmak amacıyla kurulan merkezi içeriyor. Payandalarıyla kaleye benzer bir görünüme sahip 4 metre yüksekliğinde bir duvarla çevrelenen merkez, yürüyüş yollarıyla birbirine bağlanan pavyonlardan oluşuyor. Piramit şeklinde çatılar ve periskop formundaki çatı ışıklıklarına sahip olan pavyonların arasında, avlular ve dinlenme, çevreyi gözleme ve oyun oynama gibi etkinliklerin gerçekleştirilebileceği alanlar bulunuyor. Diğerlerine göre büyük bir ölçekte tasarlanan ve diyagonal olarak yerleştirilmiş iki katlı kafe pavyonu ise, izleme kulesiyle peyzaj ve denize doğru daha geniş bir bakış açısı sunuyor. Utzon, tasarım fikrini, duvarların dışındaki hareketli peyzajın tam tersine içeride sakin, korunaklı ve samimi bir ortam yaratmak olarak açıklıyor.

Not:

Bu yazıda, ödül süreci ve jüri görüşleri ile ilgili olarak, www.pritzkerprize.com; mimarın hayatı ve yapıları ile ilgili olarak da, www.pritzker.com, www.utzon.dk, www.romerhusene.dk, www.designarchitecture.com, www.toppenafdanmark.dk, architecture.about.com’dan (Haziran 2003) yararlanılmıştır.

Bu icerik 5150 defa görüntülenmiştir.