335
MAYIS-HAZİRAN 2007
 

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY

TÜRKÇE ÖZET

MİMARLIK DÜNYASINDAN

FORUM

YAYINLAR

  • Delik Binalar
    Gürhan Tümer Prof. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü

Mimarlık’tan 335



KÜNYE
DOSYA: KENTSEL YAŞAM KALİTESİ

Sürdürülebilirlik, Yaşanılabilirlik ve Kentsel Yaşam Kalitesi

Derya Oktay

Prof. Dr., Doğu Akdeniz Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Kentsel Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanı

Sanayi devriminden beri dünyanın büyük kentlerinde yaşanan olumsuz değişimlerin ardından alternatif yerleşim alanları arayışı ile kentten kaçış başlamış ve bu doğrultuda kent dışı konut alanları büyük nüfusları kendine çekmiştir. Bu hareketlerin yansıttığı gerçek, kentlerdeki yaşam kalitesinin gittikçe azalmasıdır. Ne var ki, daha iyi yaşam kalitesi ile kent dışına yayılma olgusu beraberinde hem kentin bütünü açısından, hem de konut ve iş alanları ile ilgili yepyeni sorunları gündeme getirmiştir. Bu bağlamda, kentlerin sahipliği yitirilmiş, kentler niteliksiz planlama ve tasarımlara, toplumsal yabancılaşma ve izolasyona ve motorlu trafiğin hakimiyetine terk edilmişlerdir. 21. yüzyılın başı, teknolojideki ve sanayideki gelişmelerin doruğa ulaştığı bir dönüm noktası olurken, ekolojik dengenin bozulması ve doğal kaynakların yok olması bu gelişmelerin bedeli olmuştur.

Ülkemizde de aşırı nüfus artışı ve kırdan kente göçler paralelinde, plansızlık ve denetimsizlik sonucunda ortaya çıkan çarpık kentleşme olgusu, çevrede insanca yaşamaya olanak tanımayan ilkel yerleşimlerin kenti kuşatmasına, merkezde ise var olan dokunun zedelenmesine, tarihsel, kültürel ve doğal değerlerin yokolmasına ve bunların sonucu olarak, yaşam kalitesinin gittikçe azalmasına neden olmaktadır. Çarpık kentleşmenin yarattığı bu sorunlar adeta bir bunalıma dönüşmüş olup, tüm ülke ekonomisini ve toplumsal gönenci olumsuz yönde etkilemektedir. (1)

Bugün, dünyanın büyük bir kısmında, en azından Avrupa Birliği kapsamındaki ülkelerde, nüfusun % 80’inin kentlerde yaşadığı dikkate alındığında, kentsel alanların çevre sorunlarının insanların yaşam kalitelerini en çok etkileyen yerler olduğu kuşkusuzdur. Kentsel alanlar aynı zamanda gerçekleştirilen etkinliklerin yoğunluğu nedeniyle çevre sorunlarının da kaynağını oluşturmaktadır.

Bu gerçeklere koşut olarak, “sürdürülebilirlik” (sustainability), gelişmiş Batı ülkelerinin çoğunda ülke yönetiminin kent planlama sistemine yaklaşımını belirleyen anahtar kavram olarak, ekonomik, çevresel ve toplumsal gereksinmelerin, gelecek kuşakların yaşam koşullarına zarar vermeden karşılanmasını hedefleyen bir dünya görüşü olarak yerini almıştır. (2) Sürdürülebilirlik, gelişmiş bir çevrenin hedeflerine ulaşmaya yönlenen, küresel politik alanda şekillenen bir kavram olup, gerçekleştirilmesi gereken bir koşuldur. Kentsel sürdürülebilirlik sözkonusu olduğunda, kentin kaynak kullanımının ve katı atıklarının azalması, yaşanılabilirliğinin ise artması hedefine odaklanan bir yerleşim düşüncesi egemendir.

“Yaşanılabilirlik” (livability) ise kesin ve evrensel tanımı olmayan çoklu bir kavramdır; dünyanın bir yerinde yaşanılabilir olarak nitelenebilen bir yaşam çevresi, bir başka yerinde bu şekilde algılanmayabilir. Kentsel yaşanılabilirliğin anlamı yere, zamana, değerlendirmenin amacına ve değerlendirmeyi yapanın değer sistemlerine göre değişir. Ne var ki, yaşanılabilirlik kavramı yine de tüm durumlarda gücünü korumakta ve farklı paydaş gruplarının ortak kamusal politika hedefi olabilmektedir.

“Yaşanılabilir kent” kavramı Platon’dan beri bazı kuramcılar tarafından nüfus ve büyüklük ile, Yunan uygarlığı döneminde ise kent halkının tümünün yüz yüze gelebildiği etkin bir katılımla kenti yönetebilmesi ile ilişkilendirilmiştir. Yaşanılabilirliğin çağımızdaki anlamı ise genellikle sağlık, iş olanakları, gelir durumu, iyi konut alanları, okullar, alışveriş ve eğlence etkinlikleri, erişilebilirlik, kamusal mekânlar ve topluluk kavramları ile eşleşmektedir. (3)

Yaşanılabilirlik kavramı ile bağlantılı olarak son yarım yüzyıl içinde gelişmiş ülkelerde araştırmacıların ve kent yöneticilerinin gündemine giren bir diğer kavram “kentsel yaşam kalitesi”dir. Kentsel yaşam kalitesi, ilk olarak 1960’larda Sosyal Göstergeler Hareketi (Social Indicators Movement) içinde ortaya çıkmış ve ekonomik ve sosyal iyilik ile bireysel ve toplumsal iyilik arasındaki ilişkilere dair varsayımları sorgulamayı hedeflemiştir. (4) Burada söz konusu olan kalite, hem doğal hem de yapılı çevre özellikleriyle ilgilidir; ve sürdürülebilirlik arayışına odaklanan kaliteden farklı olarak, doğal kaynakların korunması, iklim, ekoloji vb. gibi değişmez ögelerle değil, kentsel donanım ve konfor (amenities) ögeleri ile ilişkilidir; ve yer ve aidiyet duygusu (sense of place and belonging), okunaklılık (legibility), ortak bellek (collective memory) vb. gibi kolay ölçülemeyen öznel yanları vardır. Bunların dışında, doğal olarak, kentsel ekonominin belirlediği yaşam standartları kentteki yaşam kalitesine yansır. (5)

Son çeyrek yüzyıldır kentler, kentsel yaşam kalitesi kavramı ışığında yaşam kalitelerine göre sınıflandırılmakta, bu kavram karşılaştırmalı ve yarışçıl bir değerlendirmenin temel ögesi olmaktadır. (6) Bu da önce kentlerdeki yaşam kalitesinin ölçülmesini, zaman içinde yaşam kalitesindeki değişimlerin anlaşılması ve değerlendirmede kullanılacak ölçütlerin/göstergelerin belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Kentsel yaşam kalitesine olan yoğunlaşma kentsel ve çevresel bağlamda karmaşık bir takım verilerin kolay anlaşılır, sistematik bir düzene yerleştirilmesini ve sistemin çeşitli bileşenleri arasındaki ilişkiler setinin aydınlanmasını sağlamıştır.

Kentlerdeki yaşam kalitesi, sürdürülebilirlik ve yaşanılabilirlik kavramları, 2005 yılında İsveç Çevre ve Mekânsal Planlama Araştırma Konseyi (FORMAS) öncülüğünde Göteborg’da gerçekleştirilen ve farklı disiplinlerden 400 bilim adamı ve uygulamacının bilgi ve deneyimlerini aktardığı “Kentsel Peyzajda Yaşam” temalı Uluslararası Kentsel Bilgi ve Uygulama Bütünleşmesi Konferansı’nın da ana temalarını oluşturmuştur. (7) Kentsel yaşam kalitesinin artırılmasını sağlayabilecek yeni kent kuramlarının oluşturulmasına zemin hazırlayan toplantıda öne çıkan tartışmalar, kentlerin yerel politik liderliğe olan gereksinmesi, yönetişim (governence), katılımcılık, çeşitlilik, kentin herkese açık bir kullanım alanı oluşturması, kent ekolojisinin, kimliğinin ve mirasının sürdürülebilirliği, disiplinlerarası yaklaşımların önemi vb. olmuştur. Konferans sunuşları içinde en büyük yansımayı gerçekleştiren ise, davetli konuşmacılardan Bogota (Colombia) eski Belediye Başkanı ve Kentsel Tasarımcı Enrique Penalosa olmuştur. Penalosa, kısa bir süre öncesine kadar bir sefaletler kenti olan Bogota’da insanı ön plana alan doğru politikalarla ve tümüyle yerel olanaklarla, büyük bir kararlılık ve azimle üç yıl içinde (1998-2001) gerçekleştirdiği sosyal ve fiziksel değişimleri aktardığı sunumunda, kentin çok sayıda binadan oluşan, teknik önlemlerle sorunları çözülebilecek salt bir fiziksel oluşum değil, “insanın yaşam biçiminin aracı” olduğunu, ve sürdürülebilir kent düşüncesine odaklı değişimin her zaman her yerde olanaklı olduğunu kanıtlamıştır. (8)

KENTSEL YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRMA HEDEFİ DOĞRULTUSUNDA GERÇEKLEŞTİRİLEN UYGULAMALAR

Sürdürülebilirlik, yaşanılabilirlik ya da kentsel yaşam kalitesi kavramlarının her biri bilim ve politika çevrelerinde büyük bir ilginin hedefi olmuş ve dünyanın çeşitli yerlerinde bu hedefle gerçekleştirilen çalışma ve uygulamalar sonunda umut verici değişimler yaşanmıştır. Bunlar içinde en iyi sonuç alınanlar Kopenhag (Danimarka), Portland (ABD), Toronto (Kanada) gibi gelişmiş ülke kentlerindeki ve Bogota’dan çok daha önce değişimini tamamlayan Curitiba’daki (Brezilya) uygulamalar olmuştur.

Kopenhag , cazibesi, canlılığı, yüzülebilen ve çevresinde hoşça vakit geçirilebilen limanı, düzenli parkları, hayat dolu mahalleleri, kozmopolit kültürü, kafeleri ve coşkulu halkıyla Paris ve Amsterdam ile yarışan bir kenttir. Kent, dünya çapında yapılan ve politik, toplumsal ve çevresel etmenlerle ilgili 39 ölçüte dayanan bir yaşam kalitesi araştırmasına göre (Mercer Human Resource Consulting), dünyanın yaşam kalitesi konusunda en iyi 8. kenti olarak belirlenmiştir. Kentte çocuklar okullarına yalnız başına ve yürüyerek gidebilmekte, ülkenin kraliçesi bile çok az koruma ile alışverişe çıkabilmektedir. Toplu taşıma yeterli, genel altyapı son derece gelişmiş olup, trafik karmaşası çok nadir görülen bir olgudur. Kentin bu mükemmelliği tesadüfi olmayıp, gerçek yaşamın kentsel koşullarına duyarlı düşüncenin ve uğraşın sonucudur.

Kopenhag’ı yayalar için çekici kılmayı ön plana alan, araç kullanmayı ise zorlaştıran planlama yaklaşımı, kentin genelinde duyumsanan rahatlatıcı ortamın en önemli nedenidir. 1962’de kent merkezinde ilk kez bir caddenin trafiğe kapatılmasından beri her yıl birkaç kent adası yaya bölgesine eklenmiş, park yerleri kaldırılmış ve taşıt yolları bisiklet yollarına dönüştürülmüştür. Yazın işe geliş-gidişlerin yarısı, kışın ise Kopenhag’ın soğuk ve yağışlı iklimine rağmen üçte biri bisikletle gerçekleşmekte ve bu yoğun kullanım halkın tüm kesimlerini (iş adamları, şık giyimli kadınlar, yaşlılar, öğrenciler, çocuklu anneler vb.) kapsamaktadır.

Taşıt kullanımı sınırlaması, aslında Avrupa’daki kentlerin çoğunda görülen bir uygulamadır. Ne var ki, Kopenhag’da yenilikçi toplumsal planlama ile bu sınırlamanın yaratabileceği zorlukların üstünden gelinerek bir farklılık yaratılmıştır. Burada, kent merkezini yeniden canlandırma politikaları ile taşıt trafiği ulaşımı için altyapı inşa etmeme ve diğer ulaşım seçeneklerini geliştirme politikaları arasında yakın bir bağlantı söz konusudur. Gehl ve Gemzøe (9) tarafından vurgulandığı gibi, Kopenhag’da bu bağlantı sonucunda 20 yıl içinde ekonomik ve sosyal açıdan ortaya çıkan olumlu tablo sürdürülebilirliğin anlamlı bir politika olduğunu kanıtlamaktadır. (Resim 1)

Portland kenti, toplumsal gereksinmelerin, ekonomik gelişmelerin ve çevresel gereksinmelerin dengelenme şekliyle ve çevre geliştirme projeleriyle uluslararası düzeyde haklı bir üne sahip olmuştur. Çevresel sorunların çözümüne olan yoğunlaşma maddi kazanımların ötesinde önemli ekonomik getirilere neden olmuş ve kent Money Magazine tarafından düzenlenen oylamada ABD’de yaşanılabilecek en iyi yer olarak seçilmiştir. (10) Kente çoğu kez “yürünülebilir kent” ve “çocuk dostu kent” tanımlaması atfedilmekte ve öğrenim görmek için ideal yer olarak gösterilmektedir. Portland’da yaşanan pekçok olumlu değişime karşın daha fazla gelişme potansiyelleri araştırılmakta ve kent LEED (11) Değerlendirme Sistemine öncülük etmektedir.

Toronto , 30 yıldan az bir süre içinde Amerikan kentlerindeki gibi otomobile odaklı bir kent iken, uygulanan geliştirme programları ile bugün transit ulaşımı temel alan, kent merkezi canlandırılmış, kentsel yayılması yoğunluk artırılarak denetim altına alınmış ve dünyanın çok çeşitli kültürlerinden farklı etnik gruplara mutlu bir yaşam çevresi sunan yaşanılabilir bir kent haline gelmiştir.

Toronto’da yaşanan bu önemli değişimler, kentsel tasarım kuramı ve kentsel ekoloji üzerinde en büyük etkiyi yapan ve The Death and Life of Great American Cities başlıklı yapıtın (1961) yazarı olan Jane Jacobs’ın yönlendirmeleriyle gerçekleşmiştir. (12) Jacobs Toronto’nun geliştirilmesi ile ilgili olarak, kent halkının kentin organik bütünlüğüne saygı göstermesi gerektiğini, kentsel karakterin - yapısal ve işlevsel yoğunluğa bağlı olarak - artırılmasının önemini, kent merkezinin ve kamusal mekânların yeniden keşfedilmesi gerektiğini, otomobili temel alan planlamanın tehlikelerini ve transit-yönelimli ulaşımın yararlarını ve kentsel topluluk (urban community) kavramının önemini vurgulamış ve bu hedeflere yönelik kamu hareketleri başlatmıştır. Onun özellikle eski konut alanlarını ezerek geçirilmesi planlanan yeni otoyolun (Spadina Expressway) inşaatına karşı duruşu, kentteki önceliklerin toplumsal yaşam ve bütünleşme yönündeki değişiminin ana belirleyicisi olmuş, Jacobs kent toplumunu etkilemenin ötesinde politikacıların da daha bilinçli bir çizgiye gelmelerini sağlamıştır. Kentin sadece gündüz etkin olan bir iş merkezi kimliğindeki çekirdeğine yeni konut alanlarının uyarlanması yollardaki sabah trafiğini büyük ölçüde rahatlatmış, yayılma ile birlikte boşlukları artan kent dokusunu yeniden bütünleşik ve belirgin hale getirmiş ve merkezde canlı ve güvenli bir yaşam çevresinin oluşmasını sağlamıştır. Toronto bugün kuzey Amerika’daki en yaşanabilir ve en dinamik kentlerden biri olup, kıtadaki diğer büyük kentlere örnek gösterilmektedir. (Resim 2-5)

Curitiba , son yıllarda rastlanan en başarılı sürdürülebilir planlama örneği olup, gelişmekte olan ve yoğun sorunların yaşandığı bir ülkede yüksek yaşam kalitesine erişmeyi başardığı için tüm dünya kentlerine örnek gösterilmektedir. Slav, Alman ve İtalyan göçmenlerin gözdesi olan Curitiba’da son 20 yılda yaşanan büyük nüfus artışı nedeniyle, sosyal, ekonomik ve çevresel sorunlar en üst sınıra dayanmış iken, doğru liderlik, bütüncül ve çok yönlü kent planlama, olumsuz değişimleri kader olarak kabul etmeyen bir halk, ulaşım, atık yönetimi ve sektörler arası bütünleşme sayesinde çok iyi sonuçlar alınmıştır.

Curitiba modeli olarak adlandırılan planlama kapsamında, sürdürülebilir ulaşım düşüncesinin, iş piyasasının kalkınması, yol altyapısının geliştirilmesi ve yerel topluluğun kalkındırılması ile başarılı bir şekilde bütünleştirilebileceği kanıtlanmıştır. Kentin 1965’de şekillendirilen ilk gelişme planının (master plan) hedeflerine uygun olarak merkezî alan büyümesi sınırlandırılmış, ticaret ve hizmet sektörünün merkezden başlayarak güney-kuzey yönünde uzanan iki ulaşım arteri üzerinde yoğunlaşması sağlanmıştır. Plan aynı zamanda sanayi bölgelerinin oluşturulmasıyla kentsel gelişmeye ekonomik destek sağlama ve kentin tüm semtlerine yeterli eğitim, sağlık hizmetleri, rekreasyon ve park alanları kazandırarak yerel topluluğun kendi kendine yeterliliğini teşvik etme hedeflerine de ulaşmıştır.

Curitiba’da uygulanan gelişme planının kentin gelecekteki tasarımının başarılı olmasını sağlayan en önemli ilkesi, hareket ve alan kullanımının birbirinden ayrılamaz olduğu düşüncesiyle yönlendirilmesidir. Planın tüm halka erişilebilirlik sağlanması hedefi doğrultusunda hedeflerine ulaşabilmesi için ana ulaşım arterleri zaman içinde toplu ulaşıma en yüksek önceliği vermek üzere yeniden düzenlenmiştir.

SONUÇ

Dünya nüfusunun büyük bir kısmının kentlerde yaşadığı 21. yüzyılın başındaki bu önemli zaman eşiğinde, kentlerdeki yaşam kalitesinin yükseltilmesi kentli insanın mutluluğunda önemli bir etmen olacaktır. Yukarıda açıklanan örnekler göstermektedir ki, kentlerde daha yüksek bir yaşam kalitesine ulaşmak için dev bütçeler gerekmemekte, sistematik ve yenilikçi yaklaşımlarla ve yönetim düzeyindeki kararlılıkla istenen olumlu değişimler yaratılabilmektedir. Pacione (13) ve Marans’ın (14) vurguladığı gibi, çevresel kalitenin anlamının daha iyi kavranması, çevresel ögelerin nesnel (objektif) ölçümleri ile insanların kendi çevrelerine algısal tepkileri arasındaki ilişkilerin sistematik olarak araştırılmasını gerektirir. Bu nedenlerle, yaşam kalitesinin, öncelikle yerel çevre koşullarının ve kullanıcıların dikkate alındığı, hem doğal hem de yapılı çevre değerlerini kapsayan bir çerçevede, uygun yöntemlerle ölçülmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu araştırmalar sonunda elde edilen göstergelerle kent halkının daha iyi bir yaşam kalitesine kavuşturulması hedefine yönelik kararların alınması, kentsel donanımların kurulması ve güçlenmesi, yüksek kaliteli kamu hizmetlerinin sunulması, vb. konularında karar alma sürecinde gerekli bilgiler kullanıma hazır hale getirilmiş olacaktır.

NOTLAR

1. Oktay, 2001b.

2. WCED, 1987.

3. Pacione, 2005; Newman ve Kenworthy, 1999.

4. National Research Council, 2002.

5. Perloff, 1969; Tekeli ve diğerleri, 2004.

6. Bu araştırmaların en önemlilerinden biri Michigan Üniversitesi merkezli ve dünyanın değişik kent ve metropollerindeki yaşam kalitesinin araştırıldığı, Robert W. Marans tarafından koordine edileen “The Quality of Life in World Cities at the Beginning of the Millennium” temalı uluslararası proje olup, bunun kapsamında Türkiye’den İstanbul (Yürütücü: Handan D. Türkoğlu), Kıbrıs’tan ise Gazimagusa (Yürütücü: Derya Oktay) partner kent olarak yer almışlardır. DAÜ KENT-AG bünyesinde gerçekleştirilen “Gazimagusa’da Kentsel Yaşam Kalitesinin Ölçülmesi” başlıklı proje TÜBİTAK tarafından desteklenmektedir (01.09.2006 – 01.05.2008).

7. International Conference for Integrating Urban Knowledge and Practice: Life in the Urban Landscape, Gothenburg, Sweden, 30 Mayıs - 4 Haziran 2005.

8. Penalosa’nın yönetim süresi içinde Bogota kenti yoktan var edilen bir ileri hızlı transit otobüs ulaşım sistemine kavuşturulmuş, yüksek nitelikli yaya alanları ile birlikte 300 kilometrelik bisiklet ulaşım ağı oluşturulmuştur. Bunların yanında, Bogota’nın en fakir mahallelerinde 52 yeni okul ve anaokulu inşa edilmiş, 3 ana kütüphane ve 11 küçük kütüphane ile gelişmiş bir kütüphaneler sistemi oluşturulmuş ve 1.000 adet park inşa edilmiş ya da yenilenmiştir (Penalosa, E. 2005, “Social and Environmental Sustainability in Cities”, Opening Speech, International Conference for Integrating Urban Knowledge and Practice: Life in the Urban Landscape, Göteborg, İsveç, 30 Mayıs - 4 Haziran, 2005).

9. Gehl ve Gemzøe, 1996.

10. Pitts, 2004.

11. US Green Building Council tarafından hazırlanıp öncülüğü gerçekleştirilen LEED (The Leadership in Energy and Environment Design – Green Building Rating System) programı, çevresel performansı tüm yapı perspektifinden (sürdürülebilir yapı alanı, su yeterliliği, enerji ve atmosfer, çevresel kalite, malzeme ve kaynaklar, tasarımda mükemmellik) açısından değerlendirirken, sürdürülebilir/ekolojik yapı için standartlar oluşturur.

12. Jane Jacobs, 1960’lı yılların sonlarında New York’tan Toronto’ya taşınmış ve burada tüm enerjisini bu kentin kaliteli bir yaşam çevresine kavuşmasını hedefleyen çalışma ve eylemlere harcamıştır. Jacobs’ın kentlere yaklaşımı New York Times tarafından kitabının basılmasından 30 yıl sonra “kent planlama tarihindeki en etkili tekil çalışma” olarak betimlenmiş, ne var ki Jacobs pek çok kentte hâlâ aynı hataların sürdürüldüğünü gördüğü için bunu reddetmiştir. (Newman ve Kenworthy, 1999) Jacobs tarafından ortaya konan düşünceler on yıllardır kentsel eylemcilerin, yakın geçmişten beridir de sürdürülebilir kent hareketinin ilham kaynağı olmuştur.

13. Pacione, 1982.

14. Marans, 2003.

KAYNAKLAR

Carmona, M. ve diğerleri, 2003, Public Places - Urban Spaces: The Dimensions of Urban Design, Architectural Press, Oxford.

EU Committee of the Regions, 1999, Evaluating Quality of Life in European Regions and Cities, Office for Official Publications of the European Union, Luxemburg.

Gehl, J. ve L. Gemzøe, 1996, Public Spaces - Public Life, The Danish Architectural Pres, Kopenhag.

Grayson, L. ve K. Young, 1994, Quality of Life in Cities: An Overview and Guide to the Literature, The British Library & London Research Center, London.

Gülersoy, N. Z. ve diğerleri, 2003, Proceedings of International Conference on Quality of Urban Life: Policy versus Practice, İTÜ Urban Environmental Planning and Research Center, Cenkler, İstanbul.

Hitchcock, D. “Curitiba, Constraints and Creativity: Lessons from the Developing World”. http://www.pacifier.com/~axis/S19Curitiba.html

Jacobs, J. 1961, The Death and Life of Great American Cities, Random House, New York.

Keleş, R. ve C. Hamamcı, 1998, Çevrebilim, İmge, Ankara.

Marans, R. 2003, “Understanding Environmental Quality Through Quality of Life Studies: The 2001 DAS and Its Use of Subjective and Objective Indicators”, Landscape and Urban Planning, Cilt: 65, Sayı: 1-2 , ss.73-83.

Moser, G. ve diğerleri, ed., 2003, People, Places and Sustainability, Hogrefe & Huber, Göttingen.

National Research Council, 2002, Community and Quality of Life: Data Needs for Informed Decision Making, National Academy Press, Washington DC.

Newman, P. ve J. Kenworthy, 1999, Sustainability and Cities: Overcoming Automobile Dependence, Island Press, Washington DC.

Oktay, D., ed., 2006, Inquiry into Urban Environment: Issues Concerning Urban, Housing, and the Built Environment, EMU Urban Research & Development Center, EMU Press, Gazimagusa.

Oktay, D. 2005, “Kent Bilimdeki Gelişmeler Işığında Kentlerimiz ve Mimarlık”, Mimarca, KTMMOB Mimarlar Odası Yayını, No: 72, ss.34-38.

Oktay, D. 2004, “Urban Design for Sustainability: A Study on the Turkish City”, International Journal for Sustainable Development and World Ecology, Cilt: 11, Sayı: 1, ss.24-35.

Oktay, D. 2001a, Planning Housing Environments for Sustainability: Evaluations in Cypriot Settlements, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul.

Oktay, D. 2001b, “Kentsel Tasarımın Kuramsal Çerçevesine Güncel Bir Bakış: Kentlerimiz, Yaşam Kalitesi ve Sürdürülebilirlik”, Mimarlık, Sayı: 302, ss.45-49.

Pacione, M. 1982, “The Use of Objective and Subjective Indicators of Quality of Life in Human Geography”, Progress in Human Geography, 6, ss.495-514.

Pacione, M. 2005, Urban Geography: A Global Perspective, Routledge, New York.

Penalosa, E. 2005, “Social and Environmental Sustainability in Cities” (Opening Speech), International Conference for Integrating Urban Knowledge and Practice: Life in the Urban Landscape, Göteborg, İsveç, 30 Mayıs - 4 Haziran 2005.

Pitts, A. 2004, Planning and Design Strategies for Sustainability and Profit, Elsevier & Architectural Press, Amsterdam.

Tekeli, İ. ve diğerleri, 2004, Yaşam Kalitesi Göstergeleri: Türkiye İçin Bir Veri Sistemi Önerisi, TUBA Raporları, 6.

Walter, B. ve diğerleri, ed., 1992, Sustainable Cities: Concepts and Strategies for Eco-City Development, Eco-Home Media, Los Angeles, Ca.

World Commission on Environment and Development (WCED), 1987, Our Common Future (Brundtland Report), Oxford University Press, Oxford.

http://www.environicfoundation.org/cases/curitiba.html

Bu icerik 19950 defa görüntülenmiştir.