418
MART-NİSAN 2021
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KONUT

Ütopyadan Ortak Konuta Kolektif Yaşam Modellerinin Evrimi*

Berkay Oskay, Arş. Gör., İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Özellikle kadın işgücü katılım oranlarının yüksek olduğu İskandinav ülkelerinde, çalışan kesim üzerindeki ev işi yükünü hafifletmek ve böylece kadın emeğini daha verimli hale getirerek ekonomik kalkınmaya entegrasyonunu iyileştirmek amacıyla merkezî mutfak hizmetiyle başlayan kolektif konut uygulamaları, zamanla kullanıcılar arası işbirliğine dayalı ortak konut uygulamalarına dönüşerek hane içi cinsiyet rollerinin eşit dağılımını sağlamak üzere aile strüktürünü yeniden kurgulamayı amaçlıyor. Kolektif konutun geçmişine ve bugününe ışık tutan yazar, İskandinav ülkeleri başta olmak üzere Avrupa ve Kuzey Amerika’daki kolektif konut ve ortak konut uygulamalarının çıkış noktasını oluşturan fikirleri ve süregelen girişimleri irdeliyor.

 Kolektif konut uygulamaları, 20. yüzyıl başlarında özellikle tam istihdam toplumlarının başını çeken İskandinav ülkelerinde gelişen ve 19. yüzyıl ütopyalarından esinlenen merkezî mutfak fikrinden hareketle 1930’larda olgunluk kazananmıştır. 1960’larda ise Danimarka merkezli bir grup öncülüğünde başlayan kavramsal tartışmalar sonucunda işbirliğine dayalı komünite geliştirme ürünü olarak ortaya çıkan ortak konut (co-housing) uygulamalarına evrilmiştir. 1970’lerde ve 1980’lerde çok sayıda ortak konut projesi hayata geçirilmiş, 1990’lara gelindiğinde ise Kuzey Avrupa ülkeleri yavaşlama eğilimine girerken, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da ortak konut uygulamaları yükseliş göstermiştir.(1)

Kolektif konut projelerinin programlarındaki ortak noktalara bakıldığında, kökeninin 19. yüzyıl ütopyalarına dayandığı görülür. Avrupa’da endüstrileşmenin neden olduğu keskin değişimler, 19. yüzyılda eşitlikçi toplum yapısı için bir dizi düşünceyi harekete geçirerek sanayi toplumu ile tarım kültürü arasında bir denge kurmayı amaçlayan ütopya tasavvurlarını ortaya çıkarmıştı. 20. yüzyıl kolektif konut uygulamaları ile 19. yüzyıl ütopyalarının ortak karakteri, merkezî mutfak ve ortak yemek salonunun yanı sıra müşterek kullanıma sahip diğer sosyal donatılar olmuştur.(2) Kolektif eylemler olarak düşünülen dinlenme ve eğlencenin mekânsal düzenlemelerle desteklenmesi, sıklıkla kolektif konut fikrinin orijininin 19. yüzyıl ütopyalarına dayandığı şeklinde yorumlansa da kolektif konut hareketinin örgütlenmesi ütopyalardan farklı olarak, eşitlik ve adaletin tepeden indiği katı fiziksel ve toplumsal düzenlemeler aracılığıyla değil, toplum tabanlı taleplerin örgütlendiği bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir.(3)

Bu çalışma, geçmişten günümüze kolektif konut uygulamalarının 19. yüzyıl ütopyalarından esinle ortaya çıkışını, daha sonrasında ortak konut uygulamalarına dönüşümü ve günümüzdeki uygulamalara dek serüvenini ana hatlarıyla ele almayı amaçlamaktadır. Literatüre dayalı bir derleme ve örneklendirme çalışması olan metnin bölümlerinde sırasıyla, kolektif konut tasavvurunun çıkış noktasını oluşturan ütopya fikirlerine değinilecek; merkezî mutfak fikrinden hareketle kolektif konutun ortaya çıkışı ele alınacak; işbirliğine dayalı bir model olarak kurgulanan ortak konut uygulamaları incelenecek; günümüzde ortak konut uygulamalarının seyri ele alınacak ve son olarak ise genel bir değerlendirme yapılacaktır.

ÜTOPYA

Avrupa’da endüstrileşmenin getirdiği sosyal değişimler, tarım toplumunu dönüşüme uğratırken, modernleşen toplumda yoksulluk sorununu yeniden keşfeden Charles Fourier, Robert Owen, Andre Godin gibi isimlerin, sanayici kapitalistlerin yoksulların emeğini sanayinin ihtiyaç duyduğu biçimde yönlendirebilmek için işbirliğine dayalı yaşam ve eşitlikçi toplum tasavvurlarını uygulamak üzere geliştirdikleri projeler, kolektif eylemleri destekleyen sosyal ve mekânsal düzenlemelerle sanayi toplumu ile tarım kültürü arasında bir denge kurmayı hedefleyerek emek verimliliği ve işçi mutluluğu mitleri üzerinde yükselmiştir.

Charles Fourier’in Phalanstère(1825) projesi, mimari açıdan yaşadığı dönem yapılarının en bilinen örneklerinden biri olan Versay Sarayı'ndan esinlenen ve ortak mutfak ve yemek salonunun yanı sıra okul, çocuk bahçeleri, tiyatro, korunaklı kapalı alanlar, bahçeler ve diğer ortak donatıları içeren, tarımsal ve tarım dışı üretimin kolektif bir biçimde gerçekleştirildiği ve her şeyin işçilerin mülkiyetinde olduğu bir “sosyal saray” olarak düşünülmüştür.(4) (Resim 1)

Robert Owen, 1840’larda geliştirdiği Parallelogram projesinde her biri 2.000 yerleşimciye ev sahipliği yapan yerleşkelerde işçilerin kolektif üretimi ile kazanılan artığın onlara geri verildiği bir düzenleme önermektedir.(5) (Resim 2) Mekânsal açıdan Owen’ın ütopyası, tekil konut birimlerinin yanı sıra ortak mutfak ve yemek salonlarına, çocuk bahçelerine, kütüphanelere ve spor alanlarına sahiptir.(6)

André Godin’in sosyalist ütopya fikirlerinden etkilenerek 1858 yılında hayata geçirdiği Familistére projesi, içerisinde fabrika yapısı ve devasa cam çatı altında birbiriyle bağlantılı çok büyük aile konutlarını içeren, işçilerin hem fabrikanın sahibi hem de ortak mutfak ve diğer müşterek kullanıma sahip donatı alanlarının sorumlusu olarak düşünüldüğü, kadınların erkeklerle eşit muamele gördüğü bir topluluk oluşturmayı hedeflense de kadınların fabrikadaki yoğun işgücü gerektiren çalışmaları yürütmekte yetersiz kalmaları nedeniyle çoğunun işsiz kalmasına neden olmuş ve zamanla konutlara tekil mutfaklar inşa edilmesiyle kolektif karakterini kaybetmiştir.(7) (Resim 3)

Yukarıda ele alınan 19. yüzyıl ütopyalarının ortak karakteristiğine bakıldığında, verimlilik odaklı olduğu ve topluluk aidiyeti oluşturmak amacıyla başta ortak mutfak ve yemek salonu olmak üzere müşterek kullanıma sahip donatılarla mekânsal olarak desteklendiği görülmektedir. Sosyalist ütopyaların verimlilik odağıyla ortaya koyduğu mekânsal çözümler, 20. yüzyılın erken dönemlerinde özellikle kadın işgücü katılım oranlarının yüksek olduğu İskandinav ülkelerinde ev işi yükünü azaltarak kadın emeğinin verimliliğini artırmak için konuta entegre edilen merkezî mutfak fikrinin öncüsü olmuştur.

ÜTOPYADAN KOLEKTİF KONUTA

Avrupa’da endüstrileşmenin giderek yaygınlaşmasıyla başlayan büyük ölçekli üretim çağı, beraberinde teknolojik yenilikler getirmiş ve orta sınıfın değişen yaşam biçiminin etkisiyle, bu kesimler arasında hane içi mutfak kullanımının modasının geçtiği düşüncesi yaygınlaşmaya başlamıştır. 19. yüzyıl orta sınıf aile ideali her ne kadar hane halkı, hizmetli ve çocuk bakıcısı ile bir arada tasavvur edilmiş olsa da bu aileler için hizmetli tutmak çok masraflı olmuştur. Bu nedenle, ailelerin yemek hazırlama görevini işletmelere devrettiği ve bu işletmelerin tekil aile konutlarına sipariş getirmek üzere örgütlendiği merkezî mutfak fikri ortaya çıkmıştır. Bu amaçla, erken 20. yüzyılda, Avrupa’nın merkez kentlerinde merkezî mutfak binaları (central kitchen buildings) olarak bilinen projeler inşa edilmiştir. Bunlardan ilki 1903’te girişimci mimar Otto Fick’in teşebbüsleri ile Kopenhag’ta inşa edilen Fick’s Collective projesidir. (Resim 4) Servis konutları (service houses) olarak da bilinen bu projeyi takiben Stockholm, Berlin, Hamburg, Zürih, Prag, Londra ve Viyana’da benzer projeler inşa edilmiştir.(8)

Servis konutlarına bir diğer örnek, 1905-1907 yıllarında Stockholm’de inşa edilen, mutfaksız 60 daireden oluşan, giriş katında bulunan merkezî mutfaktan dairelere monşarjla yemek servisinin sağlandığı Hemgården projesidir. (Resim 5) Bu tip projelerde temel düşünce, hizmetlilerin kolektif bir çalışma ortamı sürdürmesi üzerinedir. Konut kullanıcılarının kolektif aktivitelere katılımı söz konusu değildir. Konut kullanıcılarına sağladığı avantaj, toplumda kadının hane içi görevi olarak görülen ev işi yükünün hafifletilerek kadın emeğinin ulusal ekonomiye entegrasyonunu verimli hale getirmek olmuştur. Sınırlı sorumlu şirketler tarafından işletilen bu tip projelerin sürdürülebilirliği şirketin devamlılığına bağlıdır. Nitekim, 1918’de Hemgården projesinin işletmeciliğini üstlenen şirketin iflasıyla birlikte dairelere sonradan bağımsız mutfaklar eklenmiş ve kullanım dışı kalan merkezî mutfak, ortak aktiviteler için kullanılmak üzere yeniden işlevlendirilmiştir. Sonrasında İsveç’te bir daha Hemgården benzeri bir proje inşa edilmemiş, fakat gündelik yaşamı kolaylaştırmak bağlamında konut üzerine tartışmalar modernist girişimlere dek devamlılığını sürdürmüştür.(9)

Modernistler, tıpkı ütopyacı sosyalistlerin denemelerinde olduğu gibi, yeni bir konut modeli aracılığıyla daha rasyonel ve daha demokratik yeni bir yurttaş tipi yaratılabileceğini düşünüyorlardı. Toplumda önemli görevler üstlenen öncü modernistler, kolektif konut tartışmalarında örgütlü emek hareketleri arasından yalnızca kadın derneklerinden destek bulmuştur. Kadın emeğini özgürleştirerek aile strüktürünü yeniden kurgulamayı amaçlayan kolektif konut tartışmalarının Kuzey Avrupa ülkelerinde ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden birisi, bu ülkelerde kadın işgücü katılım oranlarının çok yüksek olmasıdır. Mimar Sven Markelius ve sosyal bilimci Alva Myrdal, bu amaçla Profesyonel Kadınlar Kulübü (Professional Women Club) toplantısında bir araya gelerek ataerkil toplum yapısının aile içinde kadına yüklediği rollerin (bulaşık ve çamaşır yıkama, çocuk bakımı vb.) cinsiyetler arası eşit dağılımını sağlamak amacıyla ilk kolektif konut prototipini geliştirmişlerdir. İsveç’te gerçekleştirilen ilk modernist kolektif konut yerleşkesi olan John Ericssonsgatan 6 projesi, 54 daireli, giriş katında merkezî mutfak ve restoranı bulunan, katlara yemek servisinin sağlandığı monşarj, çamaşırhane, küçük bir mağaza ve Alva Myrdal’ın pedagojik ilkeleri etrafında eğitim veren bir kreşi bünyesinde barındırmaktadır.(10) (Resim 6) Böylece, hane içi sorumlulukların kısmen özel sektöre devredildiği, kısmen ortaklaşa gerçekleştirildiği bu tip projelerde, konut kullanıcılarının kolektif aktivitelere katılım düzeyinin görece arttığı söylenebilir.

1930’ların ortalarından 1950’lerin ortalarına dek az sayıda gerçekleştirilen kolektif konut uygulamalarının fazla rağbet görmemesinin en önemli nedenlerinden birisi, ataerkil toplum yapısıdır. Bir diğer nedeni “hippi” tarzı yaşama özendirerek toplumun aile yapısına zarar vereceği yönündeki ön yargılardır. Öte yandan, yemek, temizlik ve çamaşır hizmetlerinin hane bütçesine gerektirdiği yük problem olarak algılanmaya başlamış ve konutta servis desteği fikrinin giderek terk edilmesine neden olmuştur. Ancak, bu gelişmeler konutta gündelik yaşamı kolaylaştırmaya yönelik tartışmaların sonuna değil işbirliğine dayalı yeni kolektif yaşam modellerinin gündeme gelmesine ortam hazırlayacaktır.

KOLEKTİF KONUTTAN ORTAK KONUTA

Ortak konut tartışmaları, toplum tabanlı katılım, eşitlik ve adalet taleplerinin dönemin ruhunu belirlediği 1960’larda Danimarkalı mimar Jan Gudmand-Høyer öncülüğündeki bir grubun bir araya gelerek mevcut konut üretim anlayışına alternatif sürdürülebilir yaşam çevreleri inşa etme imkanını tartışmalarıyla başlamıştır. Aylar süren tartışmaların ardından, topluluk üyeleri senenin sonlarına doğru Kopenhag çevresinde arazi satın alarak, yüzme havuzu ve sosyal donatı alanları etrafında konumlanan teras evlerden oluşan Skovbakken projesini geliştirmişlerdir. (Resim 7) Bu proje her ne kadar yerel otoriteler tarafından desteklense de bölge sakinlerinden aynı ilgiyi bulamadığı için grup herhangi bir inşa faaliyeti gerçekleştirmeksizin araziyi satmıştır. (11)

Jan Gudmand-Høyer, bu girişimin ardından 1968’de yayımladığı “Ütopya ve Tek Aile Konutları Arasındaki Kayıp Bağlantı” (The Missing Link Between Utopia and the Dated One-Family House) başlıklı makalede ekibinin fikirlerini ve projelerini aktarır. Aynı tarihlerde Bodil Grae’nin de aralarında bulunduğu bazı isimler benzer fikirler öne sürmüşlerdir. Grae, 1967 tarihli “Her Çocuğun Yüz Ebeveyni Olmalı” (Children Should Have One Hundred Parents) başlıklı makalesiyle yankı uyandırmış ve elli aile, çocuklarıyla birlikte ortaklaşa bir yaşam sürecekleri bir konut topluluğu oluşturmak üzere bir araya gelmiştir. (12) Bir araya gelen bu iki ortak konut topluluklarının ilki olan, 27 aileden oluşan Sættedammen (13) topluluğu, (Resim 8) 1972’de Kopenhag yakınlarında Skraplanet (Resim 9) topluluğu 1973 sonlarında inşa faaliyetlerini tamamlamıştır. Sonrasında ortak konut uygulamaları hızla yayılmıştır. Örneğin, ortak konut kullanıcıları günümüzde Danimarka toplumunun % 1’ine, yani yaklaşık 55.000 yerleşimciye ulaşmıştır. Ortak konut fikri, 1960’larda Danimarka’da olgunlaşmakla birlikte Danimarka, İsveç, Hollanda ve Almanya’da ağırlıklı olarak gerçekleşmiştir.(14)

Hollanda’nın ilk ortak konutları (centraal wonen) 1970’lerin ortalarında inşa edilmiştir. Günümüzde Hollanda’da yüzden fazla centraal wonen (TR: yaşayan topluluk, ENG: living community) projesi vardır. Burada 5-10 arası birimden oluşan grupların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan özel tip bir ortak konut yapılanması görülür. Her bir grubun kendi ortak birimleri ve yeni üyelerini seçme hakkı vardır, ayrıca toplantı ve parti benzeri aktiviteler için ortak kullanılan büyük bir yapıya sahiplerdir. Hollanda’da yaklaşık 300 kadar gelişmiş ortak konut topluluğu (groepswonen van ouderen) bulunmaktadır. Almanya’da ise yapı grupları (baugruppen) modeli, ortak konut anlayışında erişim kolaylığı açısından kayda değer bir gelişmeye yol açmış ve yalnızca Berlin’in bulunduğu bölgede 150’den fazla ortak konut projesi ile Berlin dünya çapında yükselen bir ortak konut merkezi haline gelmiştir.(15)

Ortak konut uygulamaları bugün Fransa, İspanya, Belçika ve İtalya gibi Avrupa’nın farklı bölgelerinde de gelişme göstermektedir. Kuzey Amerika’da ise Danimarka dilindeki yaşayan topluluk (bofællesskab)terimi, Amerikalı mimarlar Kathryn McCamant ve Charles Durrett tarafından 1990’larda ortak- konuta uyarlanmıştır.(16) Amerika’daki ilk ortak konut topluluğu olan Muir Commons projesinin birkaç yıl süren planlamanın ardından 1991 yılında yerleşimi tamamlanmıştır. (Resim 10) 45 yetişkin ve 35 çocuğa ev sahipliği yapan yerleşke, birkaçı kiracı olmak üzere ağırlıklı olarak ev sahipleri tarafından kullanılmaktadır. Yerleşkede yer alan 26 tekil konutun her birinin mutfağı ve özel avluları bulunur. Projenin merkezinde yer alan ortak konutta büyük bir ortak mutfak ve yemek salonunun yanı sıra çocuk oyun alanları, spor salonu, şömineli oturma alanları, dinlenme odası, ofis, çamaşırhane ve misafirhane bulunmaktadır. Diğer ortak kullanım alanları ahşap atölyesi, otomotiv dükkânı atölyesi, jakuzi, park alanları ve bisiklet kulübeleridir.(17) Muir Commons’un tamamlanmasından günümüze toplam 25 ülkede 160’ın üzerinde topluluk kurulmuştur ve bugün 125’in üzerinde topluluk da gelişim sürecindedir.(18) Kuzey Avrupa ve ABD’nin yanı sıra ortak konut girişimleri Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya gibi dünyanın farklı ülkelerinde artan bir ilgi görmeye başlamıştır.(19)

Ortak konut uygulamaları, ağırlıklı olarak orta ve üst-orta kesime hitap eden bir konut üretim biçimi olmuştur. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, bir araya gelen ortak konut topluluğunun projelendirme ve inşaat maliyetlerini karşılayabilmeleri için belli miktarda birikime sahip olma ya da kolay kredi çekebilme gerekliliğidir. Öte yandan, 1990’lardan itibaren ortak- konut uygulamaları ABD ve Kanada’da yükselişe geçerken Kuzey Avrupa ülkelerinde düşüş eğilimi göstermiştir. Bunun en önemli nedeni, mülkiyet kaygısıdır. Neoliberal doktrinlerin dayatıldığı toplumlarda, ortak donatılar için bireysel mülkiyetten kısmi fedakarlık yapma gerekliliği giderek sorun olarak algılanmaya başlamıştır.

ORTAK KONUTUN BUGÜNÜ

Avrupa ülkelerinde ve ABD’de yaşanan demografik gelişmeler günümüzdeki ortak konut uygulamalarına da yansımaktadır. Yaşlı nüfus artışı ve genç işgücü ihtiyacının yükselmesiyle birlikte, bu kesimin kısıtlı zamanını verimli kullanarak ekonomik gelişmeye daha aktif bir şekilde katılımı önem kazanmaktadır. Kadın işgücü katılım oranlarının yüksek seviyelerde olması, ailedeki çocukların bakımı ve hane halkıyla birlikte yaşaması zorlaşan yaşlı bireylerin barınma sorununa işaret etmektedir. Yaşanan demografik gelişmelerin ortak konut uygulamalarının seyrini belirlemesi kaçınılmazdır.(20)

Son yıllarda, çok sayıda araştırmacı çağdaş ortak konut uygulamalarının demografik değişimler sonucu ortaya çıkan yeni yaşam biçimlerine yönelik pragmatik bir çözüm olduğuna işaret etmektedir. Ortak konut, artık yalnızca enerji / etkin yaşam ve sosyal entegrasyon gibi amaçlara hizmet etmekle kalmayıp konut maliyetini ve fatura giderlerini azaltmayı, emeklilik sonrası yalnızlaşmanın önüne geçmeyi ve genç orta sınıf ailelerin kısıtlı zamanlarını etkin bir şekilde organize edebilmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.(21) Ortak konut kuruluşlarının yayımladıkları bildiri ve tüzükler ele alındığında, pek çok Avrupa kentinde sosyal uyum, yaşlı nüfusun bakımı, küreselleşme etkisi altındaki yerel kimlikler, sağlıklı ve çocuk dostu çevreler, yerel ekonomi, katılımcı planlama gibi kentsel politika hedeflerine yönelik somut girişimler olarak karşımıza çıkmaktadır.(22)

Ortak konut uygulamalarının yaygınlık kazandığı ülkelere bakıldığında, dikkat çeken iki ortak nokta kadın işgücü katılım oranlarının yüksek düzeyde olması ve yaşlı nüfusun artışıdır.(23) En köklü kolektif konut geleneğine sahip olan İskandinav ülkelerinin demografik verilerine bakıldığında, bu oranların en yüksek düzeylerde seyrettiği görülür. Türkiye’de kadın işgücü katılım oranları her ne kadar bu ülkelere kıyasla oldukça düşük olsa da, (24) ilerleyen yıllarda yükselme eğilimi göstermesi beklenmektedir. Öte yandan, Birleşmiş Milletler nüfus tahminlerine göre, yaşlı nüfus günümüz Türkiye’sinde diğer ülkelere kıyasla düşük seviyelerde olsa da,(25) 2050 tahminlerinde bu oranlarda kayda değer bir artış yaşanması, 2100 tahminlerinde ise nüfusun yaklaşık % 27,4’lük bir dilimini oluşturması beklenmektedir.(26) Yaşlı nüfus artışı ve kadınların ulusal ekonomiye katılımı birlikte değerlendirildiğinde, yaşlı nüfusun hane halkıyla birlikte barınması giderek bir problem haline gelecek ve barınma ihtiyacını ortaya çıkaracaktır. Ayrıca, kadın işgücü katılımının giderek yükselmesiyle, hane içi rollerde paylaşım ihtiyacının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu verilerden hareketle, ortak konut uygulamaları, öngörülen sorunların aşılmasında alternatif bir konut üretim modeli olarak umut vaat etmektedir.

DEĞERLENDİRME

Komünite geliştirme odaklı olup iş birliğine dayalı bir organizasyona sahip olan ortak konut uygulamaları, karar alma süreçlerinde hiyerarşik olmayan yatay örgütlenme şemalarına sahip, hane içi iş yükünün eşit dağılımını öngören, tasarım, inşa ve yönetim süreçlerinde demokratik ve katılımcı süreçleri içeren sürdürülebilir bir yaşam modeli olarak günümüz konut anlayışına karşı oldukça güçlü bir alternatif sunmaktadır. Ülkemizde örneğine rastlanmayan ortak konut uygulamaları, günümüzde Avrupa ülkeleri ve ABD’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinde de yaygınlık kazanmaktadır.

Konut üretim modeli olmanın yanı sıra toplumsal bir model olma özelliği taşıyan ortak konutlar, barınma nesnesi olarak piyasa mekanizmalarının sunduğu mevcut konut uygulamalarının ve mülkiyet modellerinin sorgulandığı, toplumsal ayrışmayı önlemeye yönelen iyileştirici yaşam çevrelerinin oluşturulmasını hedeflerken, bunu 20. yüzyıla dek gerçekleşen ve insanlar arasındaki kişisel farklılıkların göz ardı edildiği ütopyalardaki yaklaşımların aksine, demografik çeşitliliği ve mekânsal açıdan özel alanla ortak donatıları bir arada sunarak gerçekleştirir.

Bazen toplumsal ve politik tasavvurların bir ürünü olarak, bazen gündelik yaşamın ihtiyaçlarına yönelik pragmatik bir çözüm olarak hayata geçirilen ve ağırlıklı olarak kapitalist enstrümanlarla işleyen konut uygulamalarını içeren ortak konut repertuvarı, günümüzde demografik değişimlerin etkisiyle barınma açısından dezavantajlı grupların (yaşlılar, öğrenciler ya da çeşitli disfonksiyona sahip bireyler gibi) bir arada yaşadığı modelleri de bünyesine dahil ederek bir sosyal içerme aracı olarak da işlev görebilmektedir. (Resim 11, 12)

Bu çalışmada kolektif konut / ortak konut uygulamaları Batı dünyasının perspektifinden değerlendirilmektedir. Ancak, ileri araştırmalar için Sovyetler’de kolektif konut deneyiminin, İsrail’de kibbutz olarak bilinen, kökeni Filistin’in Deganya bölgesindeki “kevuzot”lara uzanan uygulamaların (27) konuya yeni bir soluk getireceğini öngörmek mümkün. Öte yandan, 16. yüzyılda Osmanlı Kahire’sinde ticaret kesimi tarafından gerçekleştirilen ve rab’ adı verilen kolektif konut alanları,(28) 19. yüzyılda Osmanlı’da yine ağırlıklı olarak ticaret kesimi tarafından inşa edilen ve aile konutları olarak bilinen(29) kolektif konut uygulamaları üzerine yapılacak incelemelerin de kolektif yaşam kültürünün konut alanındaki yansımalarına yönelik yeni ufuklar açacağına inanıyorum.

* Bu makale, 2017-2018 Güz yarıyılında Yıldız Teknik Üniversitesi Şehircilik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Zekiye Yenen yürütücülüğünde gerçekleşen SBP 5013 Konutun Evrimi yüksek lisans dersi kapsamında yazar tarafından hazırlanan çalışmalardan üretilmiştir.

NOTLAR

1. Vestbro, Dick Urban, 2000, “From Collective Hoausing to Cohousing- A Summary of Research”, Journal of Architectural and Planning Research, cilt:17, sayı:2, ss.164-178, http://www.jstor.org/stable/43030534 [Erişim: 29.10.2017]

2. Vestbro, Dick Urban, 1992, “From Central Kitchen to Community Co-Operation- Development of Collective Housing in Sweden”, Open House International, cilt:17, sayı:2, ss.30-38.

3. Erdem, Evren, 2005, “Tarihte Ütopya ve Mimarlık İlişkisi”, Mimarist, sayı:18, ss.78-83.

4. Baridon, Laurent, 2017, “The Fourierist Phalanstére: Building a New Society through Architecture?”, Companion to the History of Architecture, (ed.) H.F. Mallgrave, John Wiley & Sons, New Jersey, ss.1-20.

5. “Los familisterios y la no utopia”, https://enlacearquitectura.com/los-familisterios-y-la-no-utopia/ [Erişim: 03.02.2016]

6. Polanyi, Karl, 2016, “Sefalet ve Ütopya”, Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri, (çev.) Ayşe Buğra, İletişim Yayınları, İstanbul, ss.158-167.

7. Owen, Robert, 1858, “Report To The Committee of the Associatıon for the Relief of the Manufacturing and Labouring Poor”, A Supplementary Appendix to the First Volume of the Life of Robert Owen, Effingham Wilson, Londra, cilt: l. I.A, Appendix I. sayı: 1, 1817,  http://urbanplanning.library.cornell.edu/DOCS/owen_17.htm [Erişim: 21.06.2020]

8. Lallement, Michel, 2012, “An Experiment Inspired by Fourier: J.B. Godin’s Familistere in Guise”, Journal of Historical Sociology, cilt: 25, sayı: 1, ss.31-49.

9. Vestbro, Dick Urban, 2010, “Living Together- Cohousing Ideas and Realities Around the World”, Proceedings From the International Collaborative Housing Conference, (ed.) Dick Urban Vestbro, Div of Urban and Regional Studies, Stockholm, Royal Institute of Technology in Collaboration with Kollektivhus NU, ss.42-55.

10. Rudberg, Eva, 2017, “Sven Markelius and Uno Åhrén”, (ed.) Anna Lindberg, Royal Swedish Academy of Engineering Sciences, Stockholm, ss.17-21.

11. Larsen, Henrik Gutzon, 2019, “Three phases of Danish cohousing: tenure and the development of an alternative housing form”, Housing Studies, cilt:34, sayı:8, ss.1349-1371.

12. Sargisson, Lucy, 2012, “Second-Wave Cohousing: A Modern Utopia?” Utopian Studies, cilt:23, sayı:1, ss.28-56.

13. Bendixen, Eva Lise; Dilling, Lisbeth; Holten, Christian; Illeris, Sven; Illeris, Gerd; Bjerre, Britta; Rasmussen, Bent, 1997, Sættedammen i 25 år, Hillerød, Sættedammen.

14. Scanlon, Kath; Arrigoitia, Melissa Fernández, 2015, “Development of New Cohousing: Lessons from a London Scheme for the over-50s”, Urban Research & Practice, cilt:8, sayı:1, ss.106-121.

15. “Observations of Dutch Centraal Wonen and Woongroep Projects”, http://bit.ly/3reeuNy [Erişim: 20.08.2020]

16. Fromm, Doritt, 2000, “American Cohousing: The First Five Years”, Journal of Architectural and Planning Research, cilt:17, sayı:2, ss.91-93, http://www.jstor.org/stable/43030529 [Erişim:  31.10.2017]

17. Durrett, Charles, 2009, “Feasibility: Do We Have a Project?” The Senior Cohousing Handbook: A Community Approach to Independent Living, New Society Publishers, Kanada, ss.83-98.

18. Jarvis, Helen, 2015, “Towards a Deeper Understanding of the Social Architecture of Co-Housing: Evidence from the UK, USA and Australia”, Urban Research & Practice, cilt:8, sayı:1, ss.93-105.

19. Kuroishi, Izumi, 2008, “Regeneration and Appropriation of the Idea of Traditional Community in a Suburban Town and Collective Housing Development in Japan from the 1920s to the Present”, Traditional Dwellings and Settlements Review, cilt:20, sayı:1, Interrogating Tradition: Epistemologies, Fundamentalisms, Regeneration, and Practices: Twentieth Anniversary Conference of the International Association for the Study of Traditional Environments, 2008, United Kingdom: Conference Abstracts (Fall 2008), ss.44.

20. Scotthanson, Chris; Scotthanson, Kelly, 2004, “Marketing and Membership”, The Cohousing Handbook: Building a Place for Community, New Society Publishers, Kanada, ss.203-228.

21. Tummers, Lidewij, 2015, “Understanding Co-Housing from a Planning Perspective: Why and How?”, Urban Research & Practice, cilt:8, sayı:1, ss.64-78.

22. Bresson, Sabrina;  Denéfle, Sylvette, 2015, “Diversity of Self-Managed Co-Housing Initiatives in France”, Urban Research & Practice, cilt:8, sayı:1, ss.5-16.

23. Vestbro, Dick Urban, 1997, “Collective Housing in Scandinavia- How Feminism Revised a Modernist Experiment”, Journal of Architectural and Planning Research, cilt:14, sayı:4, ss.329-342, http://www.jstor.org/stable/43030435 [Erişim: 31.10.2017]

24. “OECD Labor Force Statistics”. https://stats.oecd.org/Index.aspx?DataSetCode=lfs_sexage_i_r [Erişim: 30.06.2020]

25. “United Nations World Population Prospects Graphs/Profiles (Turkey)”,  https://population.un.org/wpp/Graphs/DemographicProfiles/Pyramid/792 (Erişim: 30.06.2020]

26. “United Nations Population Division World Population Prospects”. https://population.un.org/wpp/Download/Standard/Population/ [Erişim: 30.06.2020]

27. “Kibbutz Degania”, http://degania.org.il/en/ [Erişim: 30.06.2020]

28. Raymond, André, 1980, “The Rab': A Type of Collective Housing in Cairo During the Ottoman Period”, Architecture as Symbol and Self-Identity, Proceedings of the Seminar, ss.55-61.

29. Öncel, Ayşe Derin, 2010, “Apartman: Galata’da Yeni Bir Konut Tipi”, Kitap Yayınevi, İstanbul.

Bu icerik 340 defa görüntülenmiştir.