418
MART-NİSAN 2021
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Kentsel Mekânın Biçimlendirilmesi Sürecinde Katılım Gereksinmesine Yeniden Bakmak

Ruşen Keleş, Prof. Dr., AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi, ODTÜ, Kapadokya Üniversitesi

“Katılımın bir başka yönü de, başta TMMOB ve ona bağlı meslek odalarının, Anayasanın 135. maddesindeki düzenleme çerçevesinde, hem kendi uzmanlık alanlarında hem de özgül sorumluluk konularıyla bir bütünsellik içinde olduğuna kuşku bulunmayan genel toplumsal, ekonomik, kültürel ve çevresel sorunlarda her zaman görüşlerine başvurulması zorunluluğudur. Yükselttikleri seslerin siyasal iktidarlarca hoş karşılanmadığı durumlarda, yasal, hatta anayasal statülerinde değişiklik yapılmasının gündeme getirilmesi gibi tehditler ne demokrasiyle ne de hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşır.” “Etik kurallar çerçevesinde üzerinde kısaca durulmasında yarar olan bir konu da, mimar, mühendis, kent plancısı ve peyzaj mimarı gibi uzmanların meslek alanlarındaki yetkilerini kullanırken kendilerine ve görüşlerine başvurulmaksızın yukarıdan verilen buyruklar karşısında alacakları tavırlarla ilgilidir. Meslek etiğinde yer alan kuralları göz ardı ederek devletin, belediyenin ya da işverenin yetkili temsilcilerinin buyruğunu olduğu gibi yerine getirmenin kişiye, mesleğe ve ülkeye çok şeyler kaybettireceği unutulmamalıdır.”

 

Yaşam ortamlarımıza insan onuruna yaraşır bir biçimde çağdaş ve yaşanabilir nitelikler kazandırmak, kuşku yok ki, yerleşim yerlerinin ve yerel toplulukların yönetiminden ve planlanmasından sorumlu olanlara düşen bir görevdir. Ne var ki, yönetim kavramı artık buyuranla buyurulan arasındaki ikili bir ilişki olma niteliğini çoktan yitirmiş, karar süreçlerinde, yöneticilerin yanı sıra, toplum içindeki her kesimin temsilcilerinin, bir başka deyişle, ilgili tüm tarafların, paydaşların, kısaca yurttaşların ve kenttaşların da görev almasını kaçınılmaz duruma getirmiştir. Bu zorunluluk, Abraham Lincoln’ün tanımıyla, “halkın, halk için ve halk tarafından yönetimi” anlamına gelen demokrasinin olduğu kadar, temel insan hak ve özgürlüklerinin de özünde var olan değerlerden kaynaklanmaktadır. Son yıllarda, dilimizin yapısına uygun düşmemekle birlikte sıklıkla duymakta olduğumuz “yönetişim” kavramıyla anlatılmak istenen de, yönetimin buyuranla buyurulan arasındaki ikili ya da tek yönlü bir ilişki olmaktan çıkarılmasıdır. Hegel ve Gramsci gibi ünlü düşünürlerin, siyasal toplum kurumlarının karşısına sivil toplum kuruluşlarını yerleştirmek istemelerinin nedeni de, devleti içi boş bir kavram olmaktan çıkararak, ona toplumsal, kültürel ve demokratik bir içerik ve anlam kazandırmaktı.

Bu bağlamda, ülkemizin 70 yıldır yaşamakta olduğu hızlı kentleşme süreci içinde, ulusal, bölgesel, kentsel ve yapısal düzeydeki karar aşamalarında sivil toplum örgütlerinin, meslek, kuruluşlarının ve genel olarak halk katmanlarının görüş, öneri ve istemlerini bildirme olanağına sahip kılındıklarını ne yazık ki görebilmiş değiliz. David Harvey kent hakkını tanımladıktan sonra, mekân üzerindeki hakların somut olarak sağlanmasının, yalnız devletin ve yerel yönetimlerin değil, aynı zamanda yurttaşın ve kenttaşın örgütlü ya da örgütsüz olarak görev almaları gereken bir süreç olduğunu vurgulamaktan geri kalmamıştır.

Türkiye, Anayasasına göre, hem hukukun üstünlüğü kuralını benimsemiş hem de başta Birleşmiş Milletler Örgütü karşısında ve Avrupa ülkeleri arasında uluslararası yükümlülükler üstlenmiş bir ülkedir. Avrupa Konseyi’nin 1992 yılında kabul ettiği ve 2008’de “Yeni Bir Kentlilik İçin Manifesto” adıyla gözden geçirdiği belgedeki “katılıma” ilişkin kural Türkiye için de bağlayıcıdır. 1992’de onaylayarak taraf olduğumuz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda da yerel düzeyde katılıma ilişkin kurallar vardır. Şart, yerel yönetimlere verilmiş olan yetkilerin kural olarak yerel meclisler, yani karar organları eliyle kullanılması kuralını koymuşsa da; bunu bile yeterli görmeyerek halk oylaması, kent parlamentosu, kent senatosu, semt meclisi gibi değişik adlarla anılan “doğrudan demokrasi” araçlarının her zaman halka açık bulundurulması yoluyla, “temsili demokrasinin” güçlendirilmesi tercihini yapmıştır. Konsey bunlarla da yetinmeyip 2009 yılında bir ek protokol kabul ederek katılım hakkını genişletmiştir. Bu bağlamda, katılım hakkının Avrupalılık kültürünün ortak değerlerinden biri olduğuna dikkat çekildikten sonra, üye devletlerin, sınırları içinde yaşayan herkese yerel yönetimlerin karar süreçlerine katılma hakkını tanıması gereğinden söz edilmektedir.

Özellikle kent halkını çok yakından ilgilendiren imar planlarının hazırlanması sürecinde halk katılımını zorunlu sayan bir kural imar yasalarında yer almamıştır. Yalnız, Stratejik Planlamaya İlişkin Usul ve Esaslar adını taşıyan 2019 tarihli bir yönetmelik (m.5) stratejik planın hazırlanmasında “kent halkının ve sivil toplum örgütlerinin” görüşlerinin alınmasını zorunlu saymıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda, katılım yönünden yarar sağlayabileceği söylenebilecek kimi kurallar yok değildir. Örneğin, Kenttaş (hemşehri) Hukuku başlıklı 13. maddede, “Belediye, kenttaşlar arasında, toplumsal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerekli çalışmaları yapar. Bu çalışmalarda, üniversitelerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşları ve uzman kişilerin katılımını sağlayacak önlemler alınır” denilmektedir.

Ayrıca, bir sivil örgütlenme türü olarak Belediye Kanunu’nda yer almış olan (m.76) kent konseylerinin görev alanlarına ve organlarının oluşumuna kısaca göz atılması da meslek kuruluşlarının, sendikaların, sivil topum örgütlerinin ve benzeri kuruluşların yerel düzeydeki katılımından yarar beklendiği izlenimini vermektedir. Kent konseylerinin özellikle “kentin görünümünün ve kenttaşlık bilincinin geliştirilmesinde, kentli haklarının korunmasında, sürdürülebilirlik ilkesinin ve çevre duyarlılığının güçlendirilmesinde” önemli roller oynayabileceği kuşkusuzdur. Kent konseyleriyle ilgili yönetmelikteki, a) katılımı yaygınlaştırmak, ortak yaşam biçimini geliştirmek, çok ortaklı yönetim anlayışını benimsetmek; b) kentin tarihsel, kültürel ve doğal değerlerine sahip çıkmak gibi amaçlar konumuz açısından önem taşımaktadır. Belediye hizmetlerine gönüllü katılımın da (m. 77) Belediye Kanunu’ndaki iyi niyetli düzenlemelerden biri olduğunu belirtmekte yarar vardır.

Bütün bunlara karşın, unutmamak gerekir ki, katılım yolları kendisine açık tutulan kentlinin gerçek bir katılım istek ve güdüsüne sahip olması kentsel katılımın önde gelen koşullarından biridir. İkinci koşul da, katılım için çağrı yapan yönetim kurumlarını temsil edenlerin, katılımın yararına gerçekten inanmış ve bu konuda kararlı kimseler olmalarıdır. Bu koşul, örgütün başında bulunan kimseler kadar hizmet birimlerini yönetenler için de söz konusudur. Ayrıca, unutmamak gerekir ki yasalarla bir zorunluluk getirilmiş olmasa da, yasaklanmış olmadıkça, karar mekanizmalarında söz sahibi olan yetkililerin katılım yollarını tüm ilgililere açık bulundurmalarında yasal bir sakınca yoktur.

Katılımın bir başka yönü de, başta TMMOB ve ona bağlı meslek odalarının, Anayasanın 135. maddesindeki düzenleme çerçevesinde, hem kendi uzmanlık alanlarında hem de özgül sorumluluk konularıyla bir bütünsellik içinde olduğuna kuşku bulunmayan genel toplumsal, ekonomik, kültürel ve çevresel sorunlarda her zaman görüşlerine başvurulması zorunluluğudur. Yükselttikleri seslerin siyasal iktidarlarca hoş karşılanmadığı durumlarda, yasal, hatta anayasal statülerinde değişiklik yapılmasının gündeme getirilmesi gibi tehditler ne demokrasiyle ne de hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşır. Bu bağlamda, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerimize sadece biçimsel olarak yasalarda yer vermek kesinlikle yeterli sayılamaz. Katılım konusu da dahil olmak üzere, bu kuralların gereklerinin uygulamada yerine getirilmesi devletlere kaçınılması olanaksız bir etik sorumluluk da yüklemektedir.

Etik kurallar çerçevesinde üzerinde kısaca durulmasında yarar olan bir konu da, mimar, mühendis, kent plancısı ve peyzaj mimarı gibi uzmanların meslek alanlarındaki yetkilerini kullanırken kendilerine ve görüşlerine başvurulmaksızın yukarıdan verilen buyruklar karşısında alacakları tavırlarla ilgilidir. Meslek etiğinde yer alan kuralları göz ardı ederek devletin, belediyenin ya da işverenin yetkili temsilcilerinin buyruğunu olduğu gibi yerine getirmenin kişiye, mesleğe ve ülkeye çok şeyler kaybettireceği unutulmamalıdır.

Uzmanların ve yetki sahibi kişilerin kendilerine tanınmış olan yetkileri kullanırken hem hukukun hem de etiğin kurallarıyla bağlı olduklarını unutmamaları gerekir. Bu açıdan, birkaç yıl önce Çamlıca Tepesi’ne yerleştirilen devasa caminin karar ve yapım süreçleri dikkat çekici özellikler taşımaktadır. Çamlıca Tepesi’ne o caminin yerleştirilmesi bir imar planı değişikliği gerektirdiği ve kent planında bu amaçla değişiklik yapma yetkisi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin yasal yetki sınırları içinde olduğu halde, plan değişikliği belediyeye “yukarıdan” verilen buyrukla gerçekleştirilmiştir. Böyle bir buyruk karşısında sesini çıkarmayan, İstanbul halkının o günkü temsilcisi olan Belediye Başkanı, kısa bir süre sonra “metal yorgunluğu” gibi ne anlama geldiği pek anlaşılmayan ve yasalarda da yeri olmayan bir gerekçeyle görevden ayrılmaya zorlandığında, konumunun gerektirdiği sorumluluğu gecikmeyle de olsa anımsayarak “adam yerine konmadık” demekle yetinmiştir. Oysa görev başındaki yetkililere düşen, bu türlü fırsatların genç kuşaklara iletilebilecek demokrasi dersleri olarak değerlendirilmesinden kaçınmamaktır. Sayılarını artırmakta pek de zorlanmayacağımız bu tür örnekler, mekânın biçimlenmesi sürecinde dolaylı ya da dolaysız olarak görev alan herkesin, elindeki yetkileri kullanırken demokrasinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin, temel hak ve özgürlüklere saygı kuralının geleceğimiz açısından ne denli önemli olduğunu hiç hatırdan çıkarmamaları gereğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

*Eleştirel bir diyalog zemini oluşturması hedeflenen bu metnin ışığında, Mimarlık dergisinin önümüzdeki sayılarında mimarlık alanındaki katılımcılık modellerine, tasarım ve kentle ilişkisine ilişkin bir dosya hazırlanacaktır. Çeşitli disiplinlerden bakış açılarına yer verilecek olan dosyaya ilişkin açık çağrıda bulunuyor, katkılarınızı bekliyoruz.

Bu icerik 267 defa görüntülenmiştir.