416
KASIM-ARALIK 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: 2020 ULUSAL MİMARLIK ÖDÜLLERİ

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK TARİHİ

Ayın Karanlık Yüzü: Ölümünün 55. Yılında Le Corbusier Efsanesinin Sonuna Doğru

Ufuk Doğrusöz, Prof. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü ve Nişantaşı Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü

Tartışılmaz bir gerçeklik olan Le Corbusier’nin modern mimarlığa olan katkısının yanı sıra yazar mimarın bastırılmış bir başka yanına dikkat çekiyor: “Fransa’da 1920-1945 arası gelişen ve şehircilik anlayışını da etkisi altına alan aşırı sağcı gruplarla ilişkisi”. İddialı bir söylemle “mimarın yapıtlarındaki bu boyutu ıskalayarak masumane bir okumanın yapılamayacağını” belirten yazar, “Le Corbusier’nin yaşamı ve ‘yapıtları’nda faşizmin ayak izlerini” aradığını belirtiyor, “yapıtları”nı tırnak içine alarak.

3 Eylül 1965 akşamı ünlü yazar ve Fransa’nın unutulmaz Kültür Bakanı André Malraux, Louvre Müzesi’nin “kare avlusunda” 27 Ağustos’ta ölen, Pierre-Edouard Jeanneret-Gris yani Le Corbusier’nin devlet cenaze törenini, sırrını kendisinin bildiği maharetle yönetiyor, Fransa ulusunun saygısını kendi yazdığı lirik bir mesajla ifade ediyordu. Mesajın özü daha sonra bazı basın organlarında tekrar edilerek oturtulmaya çalışılan “dünyanın en büyük mimarı”nın ölümüydü.

Mimarlık tarihinin “yıldız” mimar arketipi Le Corbusier’nin doğumunun 1987’de kutlanışının ardından 2015’teki 50. ölüm yıldönümü etkinlikleri, bir yandan Centre Pompidou’da bir kutsama sergisiyle açılırken diğer yandan (art arda yayımlanan üç kitap[1] -Chaslin 2015, Perelman, 2015 ve Jarcy, 2015- ve bunu izleyen sert tartışmalar, Le Corbusier Vakfı’nın açtığı karşı ateş ve yazarlara karşı karalama kampanyası[2]) mimarın 1920-45 yılları arasındaki faşist ve faşizan kişi kurum ile ilişkisi, çeşitli yayınlar içindeki varlığı ve yazıları, 1940-45 arasında Petain iktidarı süresince aldığı konumlardaki faşizan izler o güne değin en sert ve kanıtlanmış izleriyle ortaya seriliyordu.[3]

Yaşamı süresince sert eleştiriler[4] de almaya alışık olan mimarın özenle gizlemeye çalıştığı -örneğin 1939-45 arası günlüklerini gizlemesi gibi- bir dönemdeki etkinliklerinin ve dostluklarının ortaya çıkışının artık önlenemeyecek bir ivme kazandığı görülmekteydi. Gerçi bu eleştiriler daha önce de aynı oran ve yoğunlukta olmasa da 1965’ten beri[5] düzenli bir biçimde kamuoyu önüne gelmişse de bir yandan 1920-45 arasının politik ortamının yeniden değerlendirilmesi diğer yandan yeni ortaya çıkan (ailesi ve özellikle annesine yazdığı) mektuplardaki ifadeler, anlatılanların geri dönülmez bir yola girmesine ve mimarın bu faşizan eğilimlerinin artık gizlenemez olmasına neden olmuştur.

SORUNLU BİR GEÇMİŞ

Ne mimarlık ne şehircilik eğitimi almamış olan mimar, kendi promosyonunu yaparak ünlü bir mimar olmanın yolunu, çalakalem yazı yazmada bulmuştur. İsviçre banka müdürlerinden bulduğu sübvansiyonlarla kendi “tüm yapıtlarını” yayınlayan ilk kişi değilse de ilk mimardır. LC kendi reklamını yaparak “ünlenmiş” ilk yapay “star”dır. Kendi yaşam öyküsünü dahi çok yakından denetleyerek yazdırmış ve kitap ölümünden sonra yayımlanmıştır.[6]

Yazılı yapıtlarının büyük çoğunluğu, bir tür mimarlık türevi olduğunu kabul ettiği ya da doğal olarak mimarın bir beceri alanı olduğunu savladığı şehircilik ve kent konutu üzerinedir. 1922’de sergilediği Paris Voisin Planı’ndan[7] sonra 1925’te yayınladığı Urbanisme (Şehircilik) kitabı, bu konularda ne eğitimi ne de bilgisi olan bir kişinin nereden bulduğu belli olmayan bir “cüret” ile kaleme alınmış bir dizi seçme gülünç, aforizmalar, karikatürel tezler, çocuksu bilgiçliklerden oluşmaktaydı. Kitap birçok yeni türetilmiş sözcük, slogan, bilimsel olmayan onlarca gerekçe, bir o kadar ilkel öneriyle desteklenmekteydi. “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma”nın bu denli açığa vurulduğu ender yazıların bir başyapıtıdır. Fransa’da ancak 65 yıl sonra ikinci baskısının yapılmasının nedeni, bu çocukça yazım kalitesi[8] ve gerekçelerinin komik olmasıdır. II. Dünya Savaşı sonrası 25 yılda üretilen, yalnız Fransa’da yüzlerce kent dışı konut bölgesinin, dünyada milyonlarca birim konutun ve sosyal etkileri hâlâ süren banliyölerin kuruluş gerekçelerinin sergilendiği ilk yapıtlardır Urbanisme (1925), La Ville radieuse (1935) ve -yazarı belli, telifi tartışmalı- Charte d'Athènes (1942). Bu eserler bir süre sonra LC’nin adını da geride bırakarak modern mimari akımının “kent ve konut doktrini” olarak dünyaya yayılacaktır. Başka bir deyişle faşizmin felsefi etkisi ile mimarın ürettiği tezler ve araçlar, “apolitik” bir kılıf ile evrensel ilkeler halinde uzun yıllar etkin olacaktır. Bu ilkeler ve doktrin yeni kazandığı nötrlenmiş statüsüyle doktrin olarak eleştirilmeye devam edecek ancak arka planı ve felsefi dayanakları unutulacaktı. Artık eleştiriler ve/veya övgüler faşizan bir kent devrimi üzerine değil, bölgeleme ve işlevsel kent tasarımı gibi teknik konular üzerinden yürüyecekti. Bu ilkelerin savaş sonrası acil konut üretimi ile karşılaşan Fransa’da modernizm kılığındaki sözde işlevselliğin, gerçekte kentsel ayrışmanın kuramsal dayanağını oluşturacağı henüz ortaya çıkmamıştı. Fransız orta sınıflarının birkaç yıl içinde terk edecekleri “ışıyan-parlak konut yerleşimleri” ancak yoksul ve dışlanmış topluluklarının kentten uzak “depolama yeri” haline gelecekti. Şaşırtıcı olan ise bu tür ilkel görüşlerin nasıl olup da “yeterince” eleştirilip önünün alınamadığıdır. Elbette propagandanın, reklamın ve algı yönetiminin gücü bilimsel gerekçelerin önünü almıştır.

Mimarların “ben yazdım oldu” türünden, bilgili olmadıkları alanda, politika, sosyoloji ve ekonomiden arındırılmış türden yazılar üretmesinin arketipidir bu dönemin yazıları. Uzun sürecek bir yanlış alışkanlığın ve kolaycılığın, mimarlık yazınını etkilemiş olmasının da bir sorumlusudur, LC.

MAKALENİN KONUMU VE SORUNSALI

Araştırmamız 1920-45 arası faşizan etkilerin LC’nin yapıtlarında bir yansıma bulup bulmadığı, yansıdıysa hangi tür yapılara, yapıtlara, inşa edilmiş fiziki yapılara ya da çoğu şehircilik ve konut ağırlıklı “kuramsal olma savındaki yazılarına etkilerini sorgulayacaktır.

Makalede ağırlık, bugüne değin çok iyi algılanmayan ve anlaşılamamış olan 1920-45 arası “faşizm”lerin ideolojik yapısına ayrılacaktır. Bunun nedeni, LC’nin kent ve konutla ilgili yazılarının ideolojik ve felsefi altyapısında bulunan “faşizan temellerin”[9] yeterince aydınlatılmamış olmasıdır.

Bu tür bir sorgulama, ilk belirlemede, “yazılı söylem” ile “3 boyutlu kurulu mekân” olguları arasında “epistemik” farkın tartışılmasını da gerektirir elbette. Ancak mimarlık ürünleri ile onları kuran, destekleyen ya da betimleyen “söylemler” ile kent olgusu, proje ve doktrinleri arasındaki söylemler farklı statüdedir. Mimarlık yapıtlarında söylem ile fiziki yapı arasındaki ilişki dolaylı, kent olgusu ve kent projeleri ile onları destekleyen söylemler arasındaki ilişki doğrudandır. Bu nedenle “mimarın” çok sayıda ürün verdiği şehircilik kitapları, daha kolay bir incelemeye olanak vermektedir. Ayrıca bu iki türdeş olmayan üründen -fiziki mekâna karşı söylem ilişkisi- konut mimarisi ve özellikle ünlü konut birimleri (unité d’habitations) üzerine kurulan söylem, doğal bir uzantı gösterdiğinden daha belirgin devamlıklar içermektedir. Kısacası, LC’de kent tezlerinin dışında toplu konut doktrinlerinin de “ideolojik alt katmanlarda” faşizm ile ilintisinin güçlü olduğunu savunmaktayız bu makalenin tezi olarak.

Bu bağlamda yukarıda sorduğumuz temel bir soru hâlâ yanıt beklemektedir. Hangi mekanizmalar hangi yaklaşımlar bu sorgulamanın ve yargılamanın geciktirilmesine ya da “teğet geçilmesine” yol açmıştır? Makalemizin ana konularından birisini oluşturduğundan, bu soruya birkaç varsayımla yanıt verilebileceğini önererek başlayabiliriz:

  • Birinci açıklama “epistemolojik düzlem”dedir. Mimarlık topluluklarının ürettiği, mimarlık söylemlerinin epistemolojik tasalardan azade, morfoloji merkezli özensizliği, bir açıklama varsayımı olarak kabul edilebilir. Mimarlık üzerine söylemler, her türlü söylemin bir şekilde geçerli olabildiği bir alan olarak gelişmiş gibi gözükmektedir.
  • İkinci açıklama “pragmatik düzlem”dedir. Mimarlık tarihçilerinin de bu eğilimi güçlendiren, estetik ve plastik “akımları” sınıflandırarak “tarih” yazması -ve bu şekilde mimarlık eğitimine doğrudan “pragmatik” katkı yapma kaygısı- uzun süren bir geleneksel tarihyazım paradigması oluşturmuş gibi gözükmektedir.
  • Üçüncü açıklama mimarlık disiplininin “doğasının ve sınırlarının tanımlanmasında” karşılaşılan “teorik” düzlem”dedir. Bu alanda sorun, 20. yüzyılda yeni bir bilgi ve profesyonel bir disiplin olarak gerekliliği saptanan “şehirciliğin”, mimarlığın bir ölçek değişimiyle uzantısı ve bir türevi olması savında yatmaktadır. Mimarlık eğitimi 300 yıla yakın bir geçmişe sahip iken, şehircilik disiplini birçok disiplin gibi 20. yüzyılın başında[10] oluşmuştur.
  • Dördüncü sorun “sosyolojik ve politik alan”dadır. Mimarlık ve eğitimcisi “toplulukların”, toplumdaki “özel” ve “ayrıcalıklı” bir meslek grubuymuşçasına kendini apolitik ya da politika üstü olarak konumlandırması bazı alanlarda “körlük” ya da “şaşılık” olgularını güçlendiren bir etmendir denilebilir “varsayım” olarak. Burada genel eğilim, mimarlık ürünlerinin yani “üretilen çevrenin” sosyo-ekonomik ve politik etmenlere olan bağımlılığının göz ardı edilmesidir. Bu da bir önceki noktalarda kendini gösteren “tipo-morfoloji” merkezli yanılsamanın bir sonucudur.

“CIAM”LARIN MORFOLOJİK KENT VE KONUT DOKTRİNİ

Modern mimarlık akımı genel paradigması içinde yer alan ve Le Corbusier’nin -akıllıca içinde yer aldığı CIAM grubuna mal ettiği, ancak/ve- büyük ölçüde tek başına oluşturduğu “yeni şehircilik doktrini”, yalnızca kendi epistemik kurgusu üzerinde yapılan tartışmalar tutarlılık / tutarsızlıkları ile ve diğer rakip doktrinlerle olan karşılaşmasından oluşacak değerlendirmelerle yetinilmeyecek karmaşık bir olgudur. Tüm insanlığın yerleşme, barınma ve yaşam çevresini oluşturma amaçlı kuramsal ve aksiolojik -etkinliğin yön ve amacını belirleyen değerler- gibi şehirlerin kuruluşu gelişmesi üzerine oluşturulan düşünce çerçeveleri, kuram, doktrin ve eylem planları, belli felsefi dayanaklar üzerinde yükselir. Bir kent ve konut kuramı/doktrini bu amaçla en derin katmanlarıyla çözümlendiğinde gerçek yapısıyla açığa çıkar.

Çok disiplinli bir yapısı olan şehircilik disiplini bağlamında incelendiğinde, “modern mimari akımının şehircilik doktrini”nin ne denli sığ ve “ilkel” bir yapısı olduğu ortaya çıkacaktır. Bu doktrinin her şeyi “biçime indirgeyen yapısının yanında ve en derin kuramsal katmanlarında LC’nin uyarlaması ile oluşan bir kurgunun, faşizan ve totaliter kuram ve felsefi dayanakları” olduğu ortaya çıkacaktır. Ancak sorun, içlerinde LC ve Terragni gibi açık/gizli anti-demokratik görüşlü, anti-hümanist faşistler olduğu gibi büyük çoğunluğu hümanist, ilerici, demokrasi yanlısı mimar ve şehircinin bulunması, bu akımın tezlerinin ve önerilerinin daha önce ve kararlı argümanlarla deşifre edilmemesini sağlamış gibi gözükmektedir. Yukarıda anılan genel meslek çevresinin de modern mimari akımına katılımı, bu gecikmeyi açıklayan bir etmendir.

ÇAĞININ İNSANININ “ÇAĞININ” YENİDEN ÇÖZÜMLENMESİ VE TARİHYAZIMINDA PARADİGMA DEĞİŞİKLİKLERİ

Le Corbusier’nin yazılı ürünlerinin “yeniden okunması” ve değerlendirme perspektiflerinin değişimi önündeki son engel ise mimarın Fransa yaşamının ilk 30 yılında nasıl ve ne türlü ilişki ve etkilerle faşizan bir kent doktrini geliştirebildiğini açıklayacak olan 1920’li 1930’lu yıllarda Fransa’da faşizmin gelişmesi ve ideolojik temellerini ortaya koyan teorilerin varlığıdır. Pacquot ve benzeri tarihçilerin söylediği gibi LC “çağının insanı” ise o çağın nasıl bir çağ olduğunu açıklayan bir kurama gereksinim olduğu kesindir. Sorun aslında da tam buradadır: LC ve çağı “faşizmin etkisinin marjinal oluşu” tezi ile okunduğunda, sonuçlar bugüne kadar olduğu gibi çift inkar ve körlük ile “malul” olmaktadır. Bizim benimsediğimiz ve açıklama gücü artık tartışılmayan tez ile ise mimar kaçınılmaz bir biçimde “deşifre” olabilmektedir.

Son beş yılda, mimarın faşizm etkisinde olması kesin kanıtlarıyla ortaya çıktığı andan itibaren mimarlık tarihçisi ve siyaset bilimcilerin çabası, iki savaş arasındaki faşizan hareketlerin marjinaliğinin etkilerinin sınırlılığını kanıtlamaya yönelmiş ve zaten II. Dünya Savaşı resmî tarih yazımlarında oluşan “Fransa’nın faşizme bağışıklı ve alerjik olması” paradigması yeniden dolaşıma sokulmuştur. Ancak özellikle anglo-sakson tarihçilerin katkısıyla canlanan yeni paradigmalar, bu dönemde gelişen faşizan hareketlerin yaygınlığı ve önemini kanıtlar gibidir.

1920-45 ARASI FRANSA’DA DÜŞÜNSEL İKLİM ORTAMI VE KÖKENLERİNE DAİR PARADİGMALAR

Fransa’da 1920-30’lu yıllarda güçlü bir faşizm ikliminin oluştuğu savı 1980 sonrası gelişen tartışmalarla iyice su yüzüne çıkmıştır. Bu dönemin faşizmin gelişme[11] dönemi olarak nitelenmesi, özellikle 1970’lerden sonra anglo-sakson araştırmacıların gerek Vichy (1940-44) döneminin gerekse iki dünya savaşı arası politik ortamın yeniden yorumlaması ile oluşmuştur. Bu yeni tarih yazımı, bizim resmî tarih görüşü terimi ile açıkladığımız, Fransa genelinde o güne değin genel kabul görmüş görüşü tamamıyla yanlışlamaktaydı. Bu yeni paradigma sadece bu dönemde gelişen güçlü bir faşist ideoloji oluşumunu değil daha I. Dünya Savaşı öncesinden başlayarak gelişen derin bir “proto-faşizm” döneminin varlığını da kanıtlamaya çalışıyor ve bu iki dönemi, düşün tarihi açısından süreklilikleriyle ortaya koyuyor, organik olarak bağlıyordu. Zeev Sternhell’in 1983 yılında yayımlanacak kitabı[12] Ni droite, ni gauche, l’idéologie fasciste en France (Ne Sağ Ne Sol, Fransa’da Faşist İdeoloji) bu konuda bir dönüm noktasıdır. Araştırmalarını, Fransız aşırı sağ ideolojisinin, Barrès, Maurras ve Sorel gibi ideolojik kökenlerini kuranlar üzerine yoğunlaştıran Sternhell’in birçok araştırması Fransa’daki iki dünya savaşı arası faşizan düşüncelerin yapısını betimleyen “resmî görüşün” yıkımını hızlandıracaktır.[13] LC ve faşizan içerikli şehircilik tezlerinin gereken derinlikte incelenmeyip sümenaltı edilmesi bu alandaki en önemli teorik engel olmuştur düşüncesindeyiz.

FAŞİZMİN İDEOLOJİK KÖKENLERİ VE FELSEFİ KAYNAKLARI: NE SAĞ NE SOL VE HEM SAĞ HEM SOL

Faşizm kavramı ve terimi, günümüzde özellikle nazizm ve İtalyan faşizmlerinin uygulamaları üzerinden II. Dünya Savaşı sonrası kazandığı anlam bütünüyle kavranmaktadır. Ancak aşırı sağ ideolojilerin ideolojik temellerinin kavranması için bu modeller çok yetersiz kalmaktadır. Düşünce tarihi ve felsefesi yöntemleriyle incelendiğinde, faşizm, benzer çekirdek fikirlere temellenerek tekil değil, çoklu ideolojik kurgular üreten ve bu kompozit yapılar nedeniyle, çoğul olan ve birçok alanda (ki şehircilik bunlardan biridir) etkisi dolaylı ya da gizli olan bir yapı olarak önümüze serilecektir. Sternhell’in “ne sağ ne sol” diye sloganlaştırdığı “aşırı sağ-faşist” oluşumlar, gelişme dönemlerinde hem kuramsal fikir babalarının[14] siyasal yelpazedeki konumları hem de düşüncelerinin evrimi açısından “hem sağ hem sol” olarak da nitelenebilirler. Düşünsel planda ilk faşizmler, iki çelişkili kutuptan beslenir: sağcı milliyetçilik ve devrimci sendikacılık. Faşizmin doğuşu bu iki kutbu tek bir ideolojik çerçeveye oturtacak -tutarlılığı ve rasyonalitesi[15] tartışılır olsa da- dönüşümler sağlayarak oluşacaktır.

Faşizm düşüncesinin en derin kaynaklarından olduğu konusu artık kabul edilen Georges Sorel, 1880’lerdeki anarko-sendikacılıktan devrimci sendikacılığa, oradan da 20. yüzyıl başında aşırı dinci monarşist sağcı milliyetçi ve antisemit Action Française hareketine doğru evrilmiştir. Sorel’in -Gramsci’nin dediği gibi karmaşık, tutarsız, çelişkili ama sorgulatıcı boyutlarıyla yabana atılmayacak- düşünceleri, Mussolini gibi sosyalizmden faşizme kayan bir kişinin ve İtalyan faşizminin ideolojik yapılanmasının sentezinde önemli bir rol oynayacaktır. Sentezi oluşturan düşünce ise sistem karşıtlığı, burjuvazi ve kapitalizmin yıkılışı ve onun politik düzeninin devrilmesi temelindedir. Sistemin kurduğu “düzen” hem aşırı sağ hem de aşırı sol için “çürümüş”, çökmekte olan (dekadan) bir düzendir. Savaş öncesi kurulan ve faşizmin ilk ideolojik yeni sentezini oluşturan “Proudhon Çevresi”nin (Le Cercle Proudhon) önde gelen ismi G. Valois ise savaş sonrası LC’nin en çok etkileneceği ideolojik kaynakların başında gelmektedir. Yeni ideolojik kurgu, kapitalist sisteme karşıtlık, onu destekleyen ekonomik ve politik liberalizme ve parlamenter rejim karşıtı olmak[16] gibi bir dizi çekirdek gerekçeden oluşacaktır.

URBANISME VE LA VLLLE RADIEUSE’ÜN FAŞİZAN DÜŞÜN KAYNAKLARI

LC’nin “Urbanisme”inde ve “La Ville Radieuse”ünde, “Mimarlık ve/veya Devrim’de[17] hem dolaylı hem dolaysız -Paris örneğindeki gibi- bu ‘düzenin’ -cumhuriyet ve kurumlarının- hastalıkları ve çürümüşlüğü nedeniyle yıkılması gerektiği ve yıkılacağı” anafikri vardır. Urbanisme’deki “diktatör” masum bir yönetici değil, “antidemokratik” totaliter bir rejimin gerçek bir ulusal diktatörüdür. La Ville Radieuse ise (ışıyan / gözkamaştıran - sınıfsız kent), 3 milyonluk, sonsuz uzunlukta sıra beton bloklar, ekonomik olarak nötralize olmuş bir faşist toplumu düzenlemek için tasarlanmıştır. LC’nin “armoni” içinde yaşayacağını öngördüğü toplum sınıf ve üretim ilişkileri çelişkisinden “arındırılmış” bu çelişkileri çözmüş bir toplumdur. Bunun oluşumu ise “idealist milliyetçiliğin” bütünleştirici gücünü gerektirir. Bu sayede kapital, burjuvazi ve işçi sınıfı bütünleşecek ve ortak hedeflere beraberce yürüyecektir. Bu, sınıflar arası uzlaşı ile kurulan yeni faşist -milliyetçi ve sosyalist- “toplum” ise, tümüyle çürüme nedeni olan parlamenter demokrasi yerine, tüm toplumu dengede tutacak bir devlet ve onu tek elden yönetecek bir şefe gereksinim duyacaktır.

YENİ TOPLUM İÇİN ESKİ “ÇÜRÜMÜŞ” DÜZENİN “ŞİDDET” UYGULANARAK “YIKILMASI”

Faşizm, düzenin genel olarak “çürümüşlüğünü” her fırsatta dile getirir. Demokrasinin, parlamenter düzenin, insanların, kentlerin, kısacası her şeyin çürümüşlüğü, -dekadans- faşizmin ana argümanlarından biridir: “Bu çürümüş, düşkün, kişiliğini, medeniyetini yitirmiş toplum yıkılmayı haketmektedir”. Ancak “düşkünlük” -dekadans- tezi ve onu izleyecek olan “yıkım” tezi kendi başına faşizme yetmez. Faşizm aynı zamanda bir dönüşüm projesi ve yeni bir toplum vaadidir. Dekadans tezi mevcut düzeni yok etme teziyle bir bütündür. Yıkma tezi ise devrimci sendikacılıktan sağa aktarılmış bir tezdir. Bu tez idealist sağcılar tarafından “devirmeci şiddeti”[18] olarak formüle edilir. Yıkma ve temizlenme faşizan sağ için bir mitos. Nietzche’nin üstün insanının “güç istenci” “sonsuz yıkım ve yenilenme projesinin faşizme destek oluşu bu negatif diyalektikte uygulama alanı bulacaktır. 1930’lu yılların faşist yazar ve aydınları Celine, Brazillac ve özellikle Drieu La Rochelle bu “ideali” çok önemseyeceklerdir.

LC’nin Paris’i nasıl böylesi kolay “yıkmayı” tahayyül ettiğini merak eden “naif” mimarlık tarihçi ve kuramcıları, Urbanisme ve La Ville Radieuse de bu mitoslara dair yeterince gerekçe bulacaktır. LC’nin faşizm esintili “yıkma yeniden yapma” tezini ise en çarpıcı bir biçimde Cezayir projesi kanıtlar. Projenin sadece içeriği değil, ismi de felsefi referansı ile uyumludur: Plan Obus, yani bomba (ile yıkılacak kent). LC’nin gözünü kırpmadan Paris’i yerle bir etmesini tasarlaması ile on yıl sonraki Cezayir projesi tümüyle tutarlılık içindedir.

“ŞİDDETİN ESTETİĞİ” TEZİNİN GÜNCELLİĞİ VE LE CORBUSIER’NİN “YENİ PARİS”İ

Faşizan düşüncelerin son aşaması, “temizleyici şiddetin” gerekliliğine inandırıcı ve “kitle enerjisini” oluşturan mitos, -destansı- söylem ve imgelerin gerekliliğidir. Mussolini’nin faşizmin “fütürist”[19] mitosların -teknik, üretim, hız- yetersizliğini saptadıktan sonra “Roma” imge ve mitosun yeniden canlandırması bu tür bir işlev yüklenir. Bu düşünceler, Sorel’in “ürkütücü” -estetik şiddet, heyecanlandırıcı yıkım, yeniden canlandırıcı doğuş / palingenetik- tezlerinden beslenir.

Sorel’in tezlerinin en “saf” halini uyarlamaya koyulmuş Valois ve faşist Le Faisceau Partisi, LC’nin Paris planlarının, çürümüş Paris’i “şiddetle” “yıkarak”, yeniden “rejenerasyon” - palingenetik[20]- yoktan var edercesine tasarlamasını ilk kutlayanlar arasında yer alacaktır. Gerçekte Valois ve partisi için Urbanisme ve Voisin Planı’ndaki Paris, bir faşizm simgesi ve imgesidir. Geleceğin faşist toplumunu, hem amaçları hem de araçları ile görsellerle anlatmaktadır LC. Bunun tam da bir faşizm mitosu olarak kullanılabileceğini en iyi Georges Valois anlamıştır. Betimlenen bu kent bir ütopya değil,[21] hem faşist bir sosyo-politik mekân projesi hem de gerçek dışılığıyla faşist bir “yaratıcı enerji simgesi”dir.

LE CORBUSIER’NİN FRANSA’DA 1930’LU YILLARDA FAŞİST ÖRGÜTLENMELERLE İLİŞKİLERİ

Faşizmin ideolojik repertuarındaki farklı yaklaşımlar, 1920-45 aralığındaki onlarca küçüklü büyüklü, faşist ve faşizan birlik (ligues), parti, grup ya da basın organı etrafında kümeleşmeleri doğuracaktı. LC’nin bu hareketlerden hiçbirine tam üye olmamasına karşın Valois ve Dr. Winter’in faşist partilerine yakınlığı ve “Plans”, “Prélude” ya da “Homme Réel” gibi dergilere düzenli katkı vermesi, Fransa’daki en ciddi faşist kalkışma olarak nitelendirilen 6 Şubat 1934 gün ve gecesinde annesine yazdığı mektuba “bizimkiler” diye işleyerek onlarca faşist grubu desteklemesini tesadüfün ötesine taşımaktadır.

GELENEKSELÇİ VE MODERNİST FAŞİZMLER

Fransa’da, iktidara gelemediği için birleşemeyen faşist ideolojiler, bizi ilgilendiren alanlardaki yansımalarıyla iki büyük ideal tip altında gruplanabilir. Bunlardan ilki, aşırı sağın, gelenekselci, aile, vatan, “milli devrim”[22] değerlerine sarılan, bir yanı ile mistik, idealist anti-materyalist, anti-rasyonalist ve Sorelci şiddet yanlısı akımdır. Diğer akım ise, sistemin çürümüşlüğü ve yıkımını öngörse de yeniden kurulacak toplumun gelinen teknolojik seviye ile daha çok üretim, mekanizasyon, otoyollar, yollar, hız, uçak, beton ve çelik vb. ögeleri öne çıkarır iktidar projesinde. Birincinin estetiği, eski mitoslar ve gelenekselci taklitler, ikincinin ise fütürist, pürist ve modernist plastiktir. Birincisi antikite, gotik ya da barok çağdan ve vernaküler mimarlıktan referanslar alırken ikincisi ya her şeyi yıkarak yepyeni modernist bir estetik dağarcık arar ya da yeni imgesel mitoslar yetersiz kaldığında ara yüzyılları silerek[23] geçmiş bir referansı mutlaklaştırır ve yeniyi en eski ile birlikte kurar. Harp malulü gaziler ve Petain’in faşist estetiği, köylü, esnaf zanaatkar beğenisine; Mussolini ve LC faşizminin estetiği ise fütürizm, modernizm ve modern mimarinin brütalizmine eğilimlidir.

Faşizmi politik (anti-demokratik, anti-parlamentarist, totaliter, -toprak ve kan- milliyetçiliği, ırkçı ve ayrımcı ve doğal olarak anti-marksist) ve felsefi (anti-materyalist, idealist, sezgiselci, aydınlanma karşıtı) ana temalarının ortak çekirdeğinin etrafına örülen uygulama farklarıyla da tanımlayan bu iki ideal tipin varlığı, modern sanat ve mimarlığın da faşizmin bir aracı olabileceğini saptamaya olanak verir. Ancak açıkladığımız türden bir düşünce tarihi ve felsefesi yöntemleriyle okunduğunda, modern mimarlığın ve sanatın da faşizme uygun olabileceği anlaşılır.

BUNDAN SONRA LE CORBUSIER’Yİ NASIL OKUYABİLİRİZ?

LC üzerine yazılan binlerce kitap -kendi yazdıkları ve yazdırdıkları dahil- mimarın “faşist geçmişini” hiç dikkate almadan ya da alamadan üretilmiş ürünlerdir. Eleştirel pozisyonlar aslında hiç de yabana atılamayacak kadar çok olsa da parçalı ve zamana yayılmıştır. Faşistlerle ilişkilerinin -gerek faşizan dergilerdeki merkezî rolünün ortaya çıkışı ile anlamlanan makaleleri ve kitaplarının yazılma ve yayınlanma bağlamı gerek yakın çevresindeki kişilerle ilişkilerinin- ortaya çıkışı[24] ise neredeyse 30 yıla yaklaşırken, artan ölçüde yeni kanıt öyküyü yeni bir boyuta çekmiş gözüküyor. Giderek artan eleştirileri komplo tezine kadar götüren savunma cephesinin çabalarına karşın giderek artan sayıda yayın aynı yöne işaret ediyor. Mark Antliff bu niteliksel gelişmeyi[25] Correspondance (Yazışmalar) isimli kitabın son cildinin getirdiği bilgi bütünleşmesine bağlar. Elbette daha hâlâ bulunamayan ya da yok edilmiş defterler ve gizlenen bilgiler vardır ancak artık cin şişeden çıkmıştır. Şimdiye dek yayımlanan ve mimarın bu yönünü bilmeden üretilmiş tezler, kitaplar, konferans bildirileri, dersler ve ders kitapları yığınının “ataleti” yabana atılmayacak bir engeldir. Hayranlığın ötesinde LC’den ekmek yemiş, kariyer geliştirmiş geçmiş ve mevcut binlerce mimar, mimarlık tarihçisi, kuramcısı ve yayıncısı vardır.

Genel bir revizyonun yılları alacağını kestirmek zor değildir. Mimarın önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalarla tüm kent ve konut tezleri yeniden ele alınarak gerçek yerine konumlanabilecektir. Hatta paradigma değiştiğinde okumaların nasıl biçim değiştirdiği ve okuma farkları konusu ilginç bir epistemoloji ve bilgi felsefesi alanı açabilecektir. Burada ek bir kuramsal sorun, mimarın şehirci kimliği ile mimar kimliğinin üst üste gelmediği salt mimarlık ürünlerinin, bu yeni değerlendirmenin dışında kalıp kalamayacağıdır.

Ancak cin belki de o konuda da şişeden çıkmıştır. Françoise Choay gibi mimarlığını değerli bulan kuramcılar dahi açık bir biçimde iki reformu işaret etmektedir;

  • LC’nin mimarlığında gerçek müelliflik ve yaratıcı ilk eskizlerin kimlere atfedileceği konusu bunlardan biridir.[26]
  • Yine Choay’ın yıllardır üstünde durduğu, mimarın “kötü” bir inşaatçı olduğu, teknik detayları çok zayıf olduğundan yapılarının zamana dayanmayacak kadar kötü tasarlandığı ve çürümeye bırakılması gerekirken kamu parasıyla yapay bir şekilde ayakta tutulmaya çalışılmasının gereksizliği konusudur.[27]

Ancak en önemlisi bu makalenin hedeflediği çalışmalardır elbette. Sonuç olarak, bilim tarihi perspektifinden bakıldığında, varsayımlarını sunduğumuz yeni bir araştırma anlayışı[28], eski tarihyazımının oluşturduğu araştırma programını, varsayım ve sonuçları ile rekabet etmekte ve eski tezler yeni program tarafından sarsılıp çürütülüp yok olmaya doğru gitmektedir.

SONUÇ: LE CORBUSIER’Yİ “UNUTMAK” MI?

Le Corbusier’yi, ne “o da zamanının insanıydı” ne “insan ile yapıtı arasındaki fark” ne “azımsama” ne de “büyük mimar ama kötü şehirci” olarak niteleyen tezler artık geçerlidir. Gün gerçek Le Corbusier’yi yeni gözlükler ile okuyup sonuçlarına katlanma günüdür ki bir daha asla hangi kılıkta olursa olsun faşizmler olmasın.

* Resimlerin hepsi Weber, Nicholas Fox, 2008, Le Corbusier a Life, Alfred Knopf e Book, New York kaynağından alınmıştır.


[1] Chaslin, François, 2015, Un Corbusier, Seuil, Paris. Perelman, Marc, 2015, Le Corbusier: Une Froide Vision du Monde, Michalon, Paris. de Jarcy, Xavier, 2015, Le Corbusier: Un Fascisme français, Albin Michel, Paris.

[2] Brott, Simone, 2017, “The Le Corbusier Scandal, or, was Le Corbusier a Fascist?”, Fascism, sayı:6, ss.196-227, https://eprints.qut.edu.au/114569/8/114569.pdf

[3] Türkçe ve İngilizce olan şu iki kaynak konuyla ilgili tartışmaları en iyi yansıtanlardır: Aydın, Uraz, 2019, “Bastırılanın Geri Dönüşü: Le Corbusier ve Faşizm Tartışması”, skopbülten, 12.03.2019 e-skop.com/skopbulten/bastirilanin-geri-donusu-le-corbusier-ve-fasizm-tartismasi/4665 ve Brott, 2017.

[4] Örneğin şu yayınlarda: Mumford, Lewis, 1956,  From the Ground Up, Mariner Books, Boston; Francastel, Pierre, 1956, Art et Technique, Minuit, Paris.

[5] Örneğin şu yayınlarda: L'Architecture d'Aujourd'hui’nin 1965 yılındaki (no.51) Le Corbusier özel sayısındaki Claude Parent’in yazısı; Perelman, Marc, 1986, Urbs ex machina: Le Corbusier, Le passion, Montreuil; Le Couédic, Daniel, 1988, “les fondements idéologiques du planisme de Le Corbusier”, Urbanisme, sayı:223, ss.56-63; Urbanisme’nin 1995 yılındaki (no: 282) Le Corbusier özel sayısındaki Daniel Le Couédic, Remi Baudoui, Thierry Pacquot ve Françoise Choay’nin yazıları; Antliff, Mark, 1997, “La Cité Française: Georges Valois, Le Corbusier, and Fascist Theories of Urbanism”, Fascist Visions: Art and Ideology in France and Italy, Princeton University Press, Princeton, ss.134-170.

[6] Petit, Jean, 1970, Le Corbusier lui-même, Rousseau, Genève. Nicholas Fox Weber, yayımlanan 3 ciltlik LC’nin mektuplar-yazışmalarından hareketle kaleme aldığı Le Corbusier: A life isimli kitabının 910. sayfasında bu ilişki için şöyle der: “Le Corbusier, kendi hakkındaki Jean Petit’in -aslına bakarsanız kendi hakkındaki kendi- kitabının taslağını düzeltirdi.”

[7] Peugeot ve Citroen’in patronlarının reddetmesinden sonra “uçak” üreticisi Voisin’e finanse ettirilen yayın ve sergi.

[8] Burada psikolojik tablo, megalomani ile “kifayetsiz muhterislik” arasında bir yerlerde yer almaktadır.

[9] LC araştırmalarında bir diğer önemli eksiklik, mimarın, Protestanlığın en özel biçimlerinden biri olan Kalvinizmin egemen olduğu Cenevre ve Jura gibi bir yörede ve ailede yetişmiş olmasının onun yalnızca kendi yaşamında değil, diğer insanların hangi tür konutlarda ve “nasıl yaşamasına dair” yürüttüğü sorgulamalardaki etkisidir. Çok önemli olduğunu düşünmemize karşın bu makale çerçevesinde bir hatırlatmanın ötesinde bu konu ele alınmayacaktır.

[10] Fransa’da Frederic Le Play ideolojisinin sürdürücüsü olarak kurulan düşünce kuruluşu Musée Social’in önemli bir kolu, kent ve konut sorunları üzerinde çalışmaktadır 20. yüzyıl başında. Mimarların ağırlıklı olarak üstlendiği bu türevlerden şehircilik, mesleki alanda mimarlığın bir uzantısı olarak kurulmuştur. Buna koşut olarak, yüksek kent araştırmaları okulu (l’École des hautes études urbaines), 1919’da kurulacak ve günümüze kadar varlığını sürdürecek olan Paris Şehircilik Enstitüsü’ne evrilecektir (l’institut d’urbanisme de l’université de Paris) 1924’te. Bir yandan üniversiter disiplin olarak şehirciliğin gelişmesi diğer yandan mimarların, bu kurucu rolü 1950’lere değin sürdürmesi (Prost, Agache, Bardet vb gibi) şehirciliğin mimarlık merkezli ancak mimarlığın ötesinde çok disiplinli bir bilgi-beceri alanı olarak gelişmesine olanak vermiştir. Buna LC’de en olumsuz örneğini gördüğümüz gibi daha birçok modern mimarlık ekolünün içinde gelişen mimar (özellikle bir kısım CIAM katılımcısı) için şehircilik, ek bilgi, beceri ve disiplin katkısı gerektirmeyen ve her mimarın kentler ve konut konusunda söz söyleyebileceği “sıradan” bir alandır.

[11] Robert Soucy’nin bu dönemi ikiye bölerek anlatan tezi giderek kabul görmüştür. Soucy, Robert, 1989, Le Fascisme français, 1924-1933, PUF, Paris. Soucy, Robert, 2004, Fascismes français, 1934-1939, Autrement, Paris.

[12] Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ünlü tarihçi Rene Rémond’un danışmanlığında hazırladığı doktora tezinin genişletilmiş bir biçimidir yayımlanan bu kitap. Ancak kitabın ana fikri o güne değin Fransa’da sağ politik hareketlerin 200 yıllık gelişimini üç ana akıma ve onların dönemlere göre türevlerinin oluşumuna bağlayan ve bu 3’lü modelde “faşist” sağa yer vermeyen politika tarihçisi Remond’un tezini kökten çürütmektedir.

[13] Sternhell, Zeev, 2012, Ni Droite ni Gauche, L’idéologie fasciste en France, Gallimard, Paris.

Sternhell, Zeev, 2000, Maurice Barrès et le Nationalisme Français (La France entre le Nationalisme et Fascisme Tome I), Fayard, Paris. Sternhell, Zeev, 2000, La Droite Révolutionnaire Les origines françaises du fascisme ,(La France entre le Nationalisme et Fascisme Tome II), Fayard, Paris. Sternhell, Zeev, 1994, Naissance de l’idéologie fasciste, Gallimard, Paris.

Sternhell, Zeev, 2010, Les Anti Lumières, Gallimard, Paris.

[14] Aşırı sağ hareketlerin ve düşüncelerin kaynaklarının oluştuğunu gördüğümüz dönemde faşist olarak adlandırılabilecek kişilerin bir bölümünün sol akımlardan beslenen düşünceleri evrilterek sağ akımlarla sentezleyecek gelişmelerin içinde buluruz. Bu evrimi, kişilerin politik alandaki gelişmelerinde de görmek olanaklıdır. Şaşırtıcı olsa da proto-faşizmlerde sağdan ve soldan gelen nitelikler ve karşıt niteliklerle dönüştürülerek “garip” alaşımlar üretilebilmiştir. Fransa’da Georges Sorel, Fernand Pelloutier, Hubert Lagardelle, Édouard Berth, İtalya’da Arturo Labiola gibi siyaset kuramcıları, devrimci sendikacılık ilkelerini faşizme doğru evrilmesini sağlayan belli başlı ideologlardır.

[15] Aslında rasyonalite faşizm için bir önemli bir ölçüt değildir, zira faşizmin felsefi temelde “irrasyonaliteyi” ve idealizmi ana değer olarak savunmaktadır. Burada derin katmanlarda Nietzche’yi bulmak olanaklıdır.

[16] Kapitalizmin toplumsal desteği olan burjuva sınıfı ve finans kapital sistemi, finansın arketip sahipliğinin sembolik temsilcisi Musevilere olan karşıtlık -antisemitizm- bu mantıksal çıkarıma dayatılmaya çalışılır. Burjuvaziyi besleyen parlamenter rejime karşıtlık, parlamenter politikacının, özellikle orta sol ve orta sağın büyük hareketi radikal parti politikacısının arketipi olarak da masonlara düşmanlık da faşizmin bileşenlerinden biridir. Bunun sonucu diğer toplumsal gruplar gibi masonlar da Vichy tarafından düşman ilan edilecektir.

[17] Brott, 2017 kaynağında LC’nin mimarlık ve devrim kavramlarının birbiriyle ilişkisini tanımlamak için bir dönem “ve” bir dönem “veya” kullanımı üzerinden tartışmalar yürütmektedir.

[18] Marksizmin son tahlilde felsefi olarak eşitlik ilkesini ahlaki bir kuruluş gerekçesi olduğunu önererek bu “ahlaki-moral” boyutundan kalkarak, tüm Marksizmin revizyonuna soyunmuştur. Bu ahlaki felsefe mevcut toplumsal statükoyu “şiddet uygulayarak” devirmeyi haklı ve gerekli göstererek, “genel grev” ya da başka biçimlerde “şiddet” kullanarak yıkmanın “ahlaki” gerekliliğini savunur hale gelir. Burada durmayan yazar bu eylemde estetik bir boyut olduğunu da ısrarla savunur.

[19] Mimarlık ve plastik sanatlarda fütürizm akımı uzun süre İtalya faşizminin hem imge hem mitos üretmesinde birincil rolü oynayacaktır. Yeni İtalyan toplumunun “modernizmin en son akımlarından” fütürizmle birlikteliği, Faşizmi salt gelenekselcilik ve tutuculuk ile özdeş tutan “kaba görüşü yanlışlayan en önemli göstergedir. Marinetti gibi bir figürün bu konudaki katkıları tekrar tekrar incelenmeye değer niteliktedir.

[20] Palingenesis tezi, yukarıda sayılan 1- çürümüşlük-hastalık- haline gelmiş bir toplumu / mekânı, 2- bir doğal ve toplumsal “şiddet” oluşumu -yangın, deprem, savaş- ile yıkılması üzerine, 3- yeniden tümüyle ve farklı bir şekilde üretilmesi tezidir. Tez Sorelinkilerle yaşama geçecek antik bir tezdir. Sorel’in ise bu tezi Nietzche okumalarından aldığı “sonsuz geri dönüş-oluşum”un bir adaptasyonu olduğu düşüncesi oldukça güçlü bir tezdir.

[21] LC’nin faşizan kenti, en yaygın olan deformasyon tezine göre masum ve apolitik bir “ütopya”dır. Arkasındaki yanılsamayı sezen bir başka kent kuramcısı ve tarihçisi Yannis Tsiomis, pek yeni bir argüman getirmese de bu projeye, “atopya” denmesini önerecektir Urbanisme’nin 1995 yılında yayımlanan 282. sayısında yer alan makalesinde.

[22] Vichy Hükümeti başı Petain’in Fransa projesine verdiği ad.

[23] Bu nedenle LC’nin Rönesans eserlerine burun kıvırması ve çocukça diyerek küçümsemesi yerine kaynaklarını bilerek önemsemek gerektir.

[24] Ki bu makalenin sınırlı yapısında, sözü edilen 2015 kitaplarında açıkça ortaya konulan ilişkilere isteyerek değinilmedi. Savunmacıların ad hominem saldırı diye niteledikleri ya da arkadaşının suçunu mimara mı yükleyeceğiz diyen hukuki savunma pozisyonları, faşist yayın organı ve parti kuran Philippe Lamour, Dr. Winter, Hubert Lagardelle, Alexis Carrel, Georges Valois ve Vichy’deki dostlarından hiç söz edilmedi. Kaynak kitaplar bunları yeterince incelediler.

[25] Bakınız Simone Brott, 2016, “The Ghost in the City Industrial Complex: Le Corbusier and the Fascist Theory of Urbanisme”, Journal of Architecture and Urbanism, cilt:40, sayı: 2, ss.131– 142;

[26] Pierre Jeanneret ve Xenakisin önemli tasarımların kaynağı olduğu yönündeki tezler ağırlık kazanan konulardır.

[27] Bunlarda Villa Savoye, Kurtuluş Ordusu, sığınma evi ve bazı Unité d’Habitationlar gerçekten birer mimarlık tektonik skandalıdırlar.

[28] Lakatos bilim felsefesi kuramına göre, çürüme yolunu tutan eski bilimsel araştırma programı, verilerini, bulgularını yeni programa terk ederek yok olur.

Bu icerik 186 defa görüntülenmiştir.