412
MART-NİSAN 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA PROGRAMI: NEZİH ELDEM

Zihnin Ellere Akışı

Sevinç Hadi, Mimar

8 Ekim 2019’da İTÜ Taşkışla 109 no.lu Nezih Eldem Konferans Salonu’nda gerçekleşen Anma Programı 2018-2020: Nezih Eldem ve Mekânı Örgütlemek etkinliğinin konuşmacıları arasında yer alan yazar, konuşması ile aynı başlığı taşıyan bu metninde “mimarlığın uç beyi” olarak tariflediği Nezih Eldem’in, kişiliğini ve mimarlığını yakından tanımamıza olanak sağlıyor.

 

Prof. Nezih Eldem bir seçkin mimar, mimarlık eğitimcisi olmanın yanı sıra mimarlığı konuşmuş ve yaptığı mekânları adeta konuşturmuştur. Prof. Nezih Eldem'i farklı ortamlarda tanıdım; önce öğrenciliğimde, sonra birlikte çalışırken daha sonra mesleki ortamda ve aile ortamında. Bundan 64 yıl önce 1956 yılında önce öğrencisi oldum. Sonra tasarlamak ve tasarladığını gerçekleştirmek üzere ilk tecrübelerimi Prof. Nezih Eldem'in yanında edindim. 1963 yılıydı, Nezih Bey söyledi, ben çizdim. Ardından şantiye şefi oldum. Birlikte Taşkışla'da İnşaat Fakültesi Kitaplığı projesini yaptık. Kendisi daha önce Taşkışla'da Mimarlık Fakültesi Kitaplığı'nı tasarlamıştı.

Mimarlıkla ilgili sözleri olan şair İlhan Berk, Şeyler isimli şiir kitabında 'Evde her şey içerisi için vardır, oda bir dünyadır, dünyayı önüne alan penceredir, merdiven evin iç yolculuğudur ve balkon uzam avcısıdır.' derken duvar için de "Jacques Péret gibi söylersek duvarı ancak üstüne bir şey astığımızda görürüz", dediğini hatırlatıyor ve kendi diliyle, "asıl da başımızı vurduğumuzda elbet, sonra hemen unuturuz" diyor. Bu şiirsel anlamların dışında, Nezih Eldem de kitaplık raflarını aslında zemine yük vermemek amacıyla duvarlara asmış oldu.

Nezih Eldem'in mekânlara içgüdüsel bir yaklaşımı var. Eldem'le birlikte Taşkışla'da zemin katta, 10 metreye 20 metre boyutlu dikdörtgen salonun 7 metre yükseklikli kavi duvarları arasında kalan mekânı İnşaat Fakültesi Kütüphanesi olarak projelendirdik ve inşa ettik. (Resim 1-4) Bu projede sağır duvarlar üzerinde bir uçtan bir uca yerden tavana kitapları yerleştirmek için demir aksam kuruldu. (Resim 5-7) Duvara düşey yönde bir parmak çapındaki 75cm aks aralıklı demir borular ankre ediliyor. Değişik yükseklikte raf aralıklarını temin edebilmek için bütün borular üzerinde 5cm'de bir karşılıklı delik açılıyor ve raf taşıyıcı sac köşebentler de o noktalara bağlanıyor. Dört korniyer haçvari birleşerek kolon görevi görüyor, döşeme yalın olarak kullanılan ahşap gürgen türünden. (Resim 8) Boğaziçi'nin izlendiği köşede denize ve peyzaja bakan cephede pencerelerden gelen doğal ışık okuma masalarını aydınlatıyor. Bugün yapılsaydı yine aynı sadelikte olurdu belki. Malzeme az ve çıplak. Duvardaki ve önündeki kitap raf dizileri hep birlikte bir açık raf kitaplığı ögesi olarak mekânın anlamını vurgulamakta. Bitişikteki mevcut tuvalet için 7 metre hacim yüksekliği gerekmediğinden, üstte +5 kotunda kitaplık 2. katı ile bağlantılı depo yapıldı. İnşasından sonra biraz değişiklik olduğunu, tuvalet iptal edilerek yerinde kütüphane ofisi yapıldığını görüyoruz. Projede 1. ve 2. kat döşeme ucundaki korkuluk, kitap rafları ile oluşuyordu. 1. katta konsol ucundaki boydan boya uzanan mavi levha tasarıma dahil değildir. Metal konstrüksiyonun rengi kırmızı siyah karışımıyla elde ettiğimiz mat pas rengi idi. Şimdi ise siyah ve parlak.

Yine Taşkışla zemin katta Prof. Nezih Eldem 109 no.lu Fuat Külünk Laboratuarı'nı da konferans salonu olarak düzenlemiştir. Bu salon da 7 metre tavan yüksekliğinde ve altı toprak zemin. Bitişikte var olan geniş merdivenin sahanlık kotları ona yol göstermiş belki de... Zemin kat kotunun 3 rıht üstündeki sahanlıktan konferans salonuna, 20 rıht üstündeki sahanlıktan da konferans salonunun galerisine giriliyor.

Galeri bir betonarme çanak; tamamen özel, Nezih Eldem'in coşkun katmanları izleniyor her açıdan. Galerinin ağır yükü benzersiz iri kesitli görecelik kazandırılmış kendine özgü kolonlar ile alttaki toprak zemine indiriliyor. Bu kez galeri duvardan ayrık. (Resim 9) Taşkışla duvarları ile bir birleşimi yok.

Duvarlar yük taşımıyor artık. Toprak zemin üzerinde döşeme konferans salonunun gerektirdiği meyille basamak basamak sahneye doğru iniyor. Sahne hep yapılagelmekte olan düz hatlarda değil, değişik kotlar, yönelmeler ile salonun karşısına özgün bir şekilde yerleşiyor. Seyirciler konuşmacının etrafını adeta sarıyor. 3. boyutta ayaklı bir çift kare ekran, tavana serbest asılı ahşap akustik panolar ile seyirciler arasındaki projeksiyon kürsüsü ve betonarme galeri tekil, işlevsel, birbirinin işini tamamlayan elemanlar olarak Taşkışla'nın sade duvarları arasında yer almış. (Resim 10) Hani neredeyse kalk gidelim dense başka yerde de aynı işi görecek bu takılı elemanlar. Ayrıca sıra dışı ışıklı tavan da bu konferans

salonuna özel bir kimlik kazandırıyor. Panolardaki ahşap, betondaki grilik ve zemindeki renk birlikteliği bir sadelik yaratıyor. Salonun basamaklarını kaplayan halı, seyirci koltuklarının altına destek olsun diye yapılmış, yerinde dökme betonun sürekli çıkıntıları üstünde de dolanarak az malzeme, az renk fakat çok sade ile çok huzur gibi bir fark taşıyor. Birçok koltuğun endüstriyel ayaklarının yerinde çok özel bir çözüm görülüyor. Mekân dışına yönelen projeksiyon olanağı ile konuşmacı kürsüsü arkasındaki "takla atan" ekran Nezih Eldem'in özel yaratısıdır ve tekniğe ne kadar hakim olduğunun ifadesidir. Nezih Eldem dış çevre ile ilişkiler açısından Taşkışla yanındaki ön bahçeyi konferans salonuna bir giriş avlusu olarak kullanmak gerekliliğinden bahsetmişti.

Eskiden Taşkışla'da kürsüler üç odalı idi. Profesör, doçent ve asistan için tavanlar yine 7 metre yükseklikte. Nezih Eldem bu kez bu yükseklikleri dikeyde yatay olarak üçe böldü, ancak pencerelerin yatay doğrama hizalarına denk getirerek. Eskiden çatı arası olarak gizlenen yerde en üste olma durumunu değerlendirerek Nezih Eldem ışığı içeri alma tavrı ile çatı arası stüdyolarını semavi ışığa kavuşturmuştur. (Resim 11)

Harbiye Mektebi'ne yeni bir müze hayatı kazandıran projenin konferans salonunda oturma yerleri sahneyi ve çevreyi çok rahat izleyecek bir eğimle düzenlenmiş. Seyircilerin karşısında sahne, yükseltisiz geniş bir yüzey olarak karşımıza çıkıyor. Konuşmacılar, ekranlar hepsi bir arada geniş bir mekân boşluğunda yer alıyor. Bu alanın ardındaki hareketli düşey düzenek bir anda açılıyor. Mehter takımı aynı kottaki bahçeden bu mekâna gür sesi ve tempolu melodisi ile iki ileri, bir geri adım adım akıyor. Coşkulu ve sıra dışı dramatizasyon. Ne muhteşem an, ne heyecan verici gösteri ve ne büyük ustalık...

Nezih Eldem, yere, olaya, zamana ve mimaride iç ve dış mekân sürekliliğine anlamlı yorumları ile kıymet katıyor. Nezih Eldem yaptığı mimarlık eğitimini, çizimleri, anlatıları, tasarladığı ve uyguladığı mekânlarla taçlandırıyordu.

Şimdi de Nezih Eldem'in bir anda elinden çıkan çizimleri için biraz aile ortamından bahsetmek istiyorum. Eşi Eda Hanımla Prof. Nezih Eldem'i Tuzla'daki evimizde birkaç gün ağırlamak mutluluğunu yaşamıştık. Ev yeni bitmişti. Yani sınav verecektik. Nezih Bey kalemleri, kağıtları ve sulu boya takımı ile gelmişti. Sabahleyin odasından çıktı. Galeriden aşağıya baktı. Merdivenden inerken burası bir yaşam platformu diye nitelendirdiği masa başında (1.30m / 2.40m) sabah çayından sonra Tülin Hadi, İmre Hadi ve Şandor Hadi'nin karakalem portrelerini çizdi. (Resim 12-14) Daha sonra, evin etrafında şöyle bir dolanıp her gün öğleden sonra saat 3'te, belirlediği tipik noktada çizdiklerini suluboya ile tamamladı. Resim evimizi aksettiren çok değerli bir eser oldu. (Resim 15, 16)

Bir başka özel anı daha, mimari derken pasta süslemesine uzanıyoruz. Nezih Bey, Tuzla'da resimlerin yanı sıra bir başka el becerisi olarak kağıt helvayı kelebek kanadı, badem tanelerini papatya taç yaprağı gibi işleyerek pastayı süsledi. (Resim 17-19) Zeki ve esprili bir insandı. Gülmeyi ve güldürmeyi severdi. Yine Tuzla'da, bitişikteki ablam Özcan Tütüncü, çıplak tuğla duvarların beyazlığının yanında, dolap kapağı, raf, sedir, doğrama gibi yerlerde kullanılan çıralı çamın yer yer salondaki tavanda da devam etmesini istiyordu. Çıralı çam kirişlerin taşıyıcı gibi görünmesine karşın üste betonarme tavan aslında taşıyıcıydı. Bu kirişler monte edilirken Nezih Bey de oradaydı. "Ne dersiniz bu duruma?" diye sordum. Nezih Beyin cevabı: "Bir eski şaire sormuşlar ben nedir? diye, ben bilirsiniz yüzde siyah noktalardır, 'gerekli değildir ama güzellik yaratır demiş.'" (Resim 20) Bunu duyan ablam Özcan Tütüncü de "Güzellik de bir fonksiyondur." diye cevap vermişti.

Bir başka anı daha… Şandor Hadi, "Unutma misafire kahve değil, fincan ikram edilir. Ona göre seçim yap" dediğinde Nezih Bey de kalburüstü lokantalarda pırasanın yeşil kısmından çok dolgun beyaz kısmının müşteriye sunulduğunu söyledi. Verilen bu dersle de hayat dile getirilmişti.

Nezih Bey mimariyi yaparken usta olduğu gibi konuşurken de söz ustasıydı. Yıl 1994 Ekim ayında Milli Reasürans Binası Sanat Galerisi açılışının ilk sergisinde Milli Reasürans Binası projeleri sergilenirken yapılan panele Prof. Nezih Eldem, Prof. Utarit İzgi ve ben katılmıştık. Bu panelde Nezih Eldem mimar ve mimari hakkında düşüncelerini şöyle belirtiyordu:

- Mimar neyin peşinde olduğunu bilecek yaşamsal doğrularını takip edecek ve biçimsel reçetelere başvurmayacak,

- Bir yaşamsal çevreyi yaratırken, yaşamı koşullandıracak, bir çevrenin tüm doğrularını açıklayacak soruları eksiksiz soracak, bunların yanıtlarını değerlendirirken her zaman kaçınılmazlıkların peşinde olup kılı kırk yaracak,

- Mimar yaşamsal senaryonun öyküsünü ve kurgusunu, bütün iç ilişkileri ve çözümlemeleri kurmak için göz önüne alacak, sokaktaki insan ve komşuyu da bu senaryonun içine katacak,

- Mimar insandan ve yaşamdan yola çıkarak, yeterince tasalı olacaktır, diyor.

- Çağdaş olmak, açılar, derinlikler ve perspektifler, doğrultular kazandırmak, nereden dışarı bakılacaksa orada delinme, nerede bol ışığı derinlere taşıma gerekiyorsa orada hemen bütünüyle şeffaflaşmış bir dış kabuk yapacak,

- Her kararda olasılıkları, kaçınılmazlığa dönüşünceye kadar soru sormaya devam etmek, umutsuzluğa düşmeden bunu yapabilecek kadar yürekli ve soluklu olacak,

- Tarihî yapıyla yan yana gelirken birlikteliğin gerekliliklerini yerine getirmek, bugünün de tarih içinde 'belli bir yer olduğunun bilinci içinde davranmak" gibi çok ciddi konulara işaret ediyor.


Tarihe, malzemeye, hayal gücüne dayanan, değişimlere derinden duyarlı olan Carlo Scarpa ile bir benzerlik görüyorum. Nezih Eldem:

- Tek defalık çözüm, sürprizli mekân, iç dış bütünleşmesini temel alan

- Detaya yönelecek analiz ve keşif, ayrıntılar ustası

- Tekniğe hakim, malzemeye aşina, merak sahibi

- Söz ustası, kökenlere saygılı, sabırlı, dayanıklı, inatçı, azimli, pes etmeyen, kibirsiz, tevazu dolu

- "Hiç keşke demedim" demişti, demek ki yaptıklarından hoşnut

- Sorun çözmekten çok, sorun arayan

- Dilinden düşürmediği kelimeleri: Elverişlilik, yaşantısal mekân, boşluklar düzeni

Nezih Bey için her şeyi at, sadece bir kelimesini seç deseler 'Elverişlilik' derim.

- Nezih Eldem adı üzerinde, nezih bir insan. Kişiliğine bağlı bir yaşam görüşüne sahip. Nesli tükenmiş bir İstanbul efendisi, zeki, mizah gücü yüksek, şakacı. Hiçbir maddi çıkar gözetmeyen, hatta bunu bana yaptırdıkları için asıl ben onlara ödemeliyim diyebilen. Pir aşkına çalışan birisi...

- Sanatkar, elinden düşmeyen kalemiyle parmaklarından sızan zeka ve biraz da kendi döneminin ifadesiyle "ehli hıref" yani hüner ustası. Resim, seramik, tipografi, afiş gibi farklı alanlarda da usta. (Resim 21)

Şair İlhan Berk'e "şiirin uç beyi" diyorlar. Ben de Nezih Eldem'i "mimarlığın uç beyi" olarak görüyorum.

Bu icerik 584 defa görüntülenmiştir.