412
MART-NİSAN 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE

MİMARLIK'tan

 

Yerel yönetim seçimlerinin öncesi ve sonrası icraatlar anlamında oldukça sakin geçtikten sonra kayda değer bir ivmeyle birçok kentten içimizi ısıtan haberler gelmeye devam ediyor. Kent konseyleri ile başlayan sürecin ardından birçok farklı karar mekanizmasında uzun süredir görmeyi beklediğimiz katılımcı süreçleri yaşamaya başladık. Ülkemizde incelikli dokunuşlardan nasibini alamayan ve genellikle “iyi” davranılmayan kentsel mekânlarımızda yeşillenen umutlar var. Bunlardan belki de en önemlisi Taksim Meydanı’na kurulan “Kavuşma Durağı” idi. Farklı meydanlara taşınarak kentliyle buluşması hedeflenen bu geçici strüktürün, Taksim’deki mesaisi beklenenden çok daha az sürse de bu kamusal deneyimin kısa sürede sahiplenilmesi kentlinin böyle bir dokunuşa ne kadar hasret olduğunu gösterdi. Kente yapılacak müdahalelerin tartışılabileceği bir “durak” olması hedeflenen yapı -şimdilik yerinden edilmiş olsa da- İstanbul’da açılan yarışmaların bir ayağı olarak kurgulanmış. Mimarlık gündemini takip edenler fark etmiştir, her geçen gün yeni bir yarışma haberi daha geliyor. Yerel idarelerin çoğulcu politikalar yürütmeye karar vermelerinin sonucu olarak proje elde etme mekanizmalarında yarışmaların tercih edilmesiyle bir “yarışmalar çağı”na girdiğimizi söylemek yanlış olmaz. Bu “çağ”da üretilecek projelerin, kentli yararını gözeten tasarım kriterleri bağlamında ele alınmasının yanı sıra günümüzdeki çevre sorunlarına dair de bir sözü olması önemli. Nitekim insanın doğaya etkisinin neslin tükenişine kadar bile gidebilecek bir süreç başlattığı savından hareketle isimlendirilen içinde olduğumuz “çağ” Antroposen, gittikçe daha çok konuşuluyor ve bu sayımızda da dosya olarak kendine yer buluyor. “Doğayla Çekişme, Tüketimle İşbirliği: Antroposen” başlıklı dosyada yer alan yazılar farklı bağlamlardan, yaşanan ekolojik kriz odağında tüketmek-üretmek dengesine dair söz söylüyor. Tam bu noktada dergimizin gündemiyle örtüşen, geçtiğimiz günlerde Niall Patrick Walsh’ın ArchDaily’de yayımlanan “Building Bigger Cities Means Digging Deeper Everywhere Else” makalesi önemli bir açılım yapıyor. Daha büyük kentler inşa etmeye devam ettikçe kentlerden uzakta başka noktalarda daha da derine inerek doğal kaynakları tükettiğimize ve kentleri ayakta tutabilmek için harcanan bu çabanın sürdürülemezliğine dikkat çekiyor. Mutlaka okunması gereken yazıya eşlik eden ve bu sayımızın kapağında da yer alan vurucu fotoğraf ise Tom Hegen’e ait. İnsan varlığının dünyadaki ayak izini belgelemeye odaklanan Tom Hegen’in başarılı işlerinden biri olan “The Quarry Series” (Taş Ocağı Serisi) başlıklı çalışmasından seçtiğimiz bu fotoğraf, hammadde ihtiyacını karşılarken dönüştürdüğümüz doğaya farklı bir ölçekten bakış atmamıza olanak sağlıyor. Bu kadar yukarı çıkıp evrende bıraktığımız izin ölçeğini algılayamaz hale geldiğimizde asıl anlıyoruz yaptığımız tahribatın çoktan “ayak” izimizi geçtiğini…

Aslı Tuncer Madge

Bu icerik 565 defa görüntülenmiştir.