378
TEMMUZ-AĞUSTOS 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Hafıza Mekânları
    Pelin Derviş, Venedik Bienali 14. Uluslararası Mimarlık Sergisi, Türkiye Pavyonu Proje Koordinatörü

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Gelibolu Milli Parkı’ndan, Ranta ve Spekülasyona Meyletmek

İsmail Erten , Mimar

Gelibolu Milli Parkı, yapılması düşünülen yasa değişikliği ile “Milli Park” statüsünden çıkarılıp, yeni kurulacak olan ve sınırsız yetkilerle donatılmış Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı’nın denetimine girecek. Düzenlemeyle “korunması gereken” pek çok sit alanının bulunduğunu bölgenin geleceğinin belirsizleşeceğini vurgulayan yazar, yasa değişikliğinin olası sonuçlarını tartışıyor.

Tam adı “Çanakkale Savaş Alanları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun” olan merkezî hükümet çalışması, birçok hata ve yanlışı içermektedir. Bütün karar süreç ve yetkilerini merkeze çeken bir anlayışla yönetilecek Gelibolu Milli Parkı, koruma statüsünü de kaybedecektir. Hazırlanma süreci bile dar ve “ben yaptım oldu” mantığına dayanan bu yasa, bir taraftan tüm birikimleri yok saymakta, diğer taraftan ise “barış” üzerinden yaratılan bütün değerleri yok etmektedir. En önemlisi de, önümüzdeki dönem bu alandaki ranta dayalı yatırımlar ile spekülasyona açık kararların alınmasının önü açılmaktadır. Biliyoruz ki, mimarlık kamuoyu ve Mimarlar Odası, alanla ilgili tüm gelişmelerde aktif varlık gösterdi. 1940’lı yıllardan 1960’lara kadar süren Şehitler Abidesi mimari proje üretimi ve yapım aşamaları, 1994-1998 yılları arasındaki Gelibolu Yarımadası Barış Parkı Uluslararası Fikir Yarışması, 1998-2004 yılları arasındaki Uzun Devreli Gelişme Planı ve diğerleri... Bu yazıda, hem bu alandaki tarihsel süreci hatırlayalım istedik, hem de bu yasanın eleştirisini yapmayı hedefledik.

BÖLGEYE GEÇMİŞTE VE GÜNÜMÜZDE YAPILAN ÖNEMLİ MÜDAHALELER

1940’lardan başlayan ve 1960’ların ortalarına kadar uzanan Şehitler Abidesi yapımı, ulusal ölçekte bölgenin bilinir hale geldiği ve simgesel bir anıtın oluştuğu dönemdir. 1970’de başlayan ve 1973’de sonlanan Türkiye'deki önemli tarih, kültür ve doğa alanlarının “Milli Park” statüsüne alınması süreci yasalaştırılmış ve ilk Milli Parklardan birisi olarak Çanakkale Savaş Alanları’nın önemli bir bölgesi “Gelibolu Milli Parkı” adı ile ilan edilmiştir. Ayrıcalıklı bir statüye kavuşan ve korunan bu alan, Orman Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve onun yerel teşkilatlarıyla yönetilmiştir.

1980 askerî darbesi ve sonrasında özellikle Kültür Bakanlığı eliyle, bu alana çok sayıda anıt, heykel dikilmiş, şehitlik düzenlemesi yapılmıştır. Bu tür anıt ve düzenlemelerin içeriği ve algısı, diğerine üstünlük kuran, ötekileştiren, savaş yanlısı bir tutumu yansıtmaktadır. Aynı dönemde Orman Bakanlığı eliyle bölgede çok sayıda ağaçlandırma girişiminde bulunulmuş, bölgenin maki bitki örtüsü ağırlıklı ekolojisi değiştirilerek topografyadaki savaş alanlarının gerçek doğasının algısı zedelenmiştir.

1994 yılı Temmuz ayında Milli Park alanında yaşanan yangın sonrası, bu bölgenin hem uluslararası taraflarla birarada planlanması, hem de evrensel değer ve ilkelerle yeni bir müdahale şeklinin oluşturulması gerekliliği anlaşılmış ve süreç başlatılmıştır. 1995 yılında alınan kararla, uluslararası fikir projesi yarışması açılması, savaş alanlarının "barış parkı" olması ve bu isimle anılması konularında mutabakat sağlanmıştır. 1998'de Norveçli ekibin mimari projesi birinci olmuş, akabinde Prof. Dr. Raci Bademli başkanlığındaki ODTÜ’lü bir ekip tarafından Uzun Devreli Gelişme Planı (UDGP) hazırlanmış ve 2003 yılında onaylanmıştır. 2003-2004 yıllarında bu planın stratejisi, uygulanma öncelikleri, politikaları ve ayrıntılı alt projelerinin çalışmaları yapılarak bütüncül yaklaşımlı, bilimsel ve evrensel ilkelerle donatılmış bir teorik belge ortaya çıkmıştır.

1996-1997 yılında ortaya atılan 1/25.000 ölçekli Gelibolu Yarımadası Çevre Düzeni Planı, gündemde olan Çanakkale Boğaz Köprüsü’nün Kilitbahir Kalesi ile Çimenlik Kalesi üzerinden geçebilmesinin, köprüye bağlanan ve Milli Park içinden geçen otoyol, viyadük ve tünellerin yasalaşmasının bir belgesi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak başta yerel itirazlar olmak üzere, diğer ulusal ve uluslararası tepkiler sonucu bu plan iptal olmuştur.

2002 yılındaki genel seçimler sonrası iktidara AKP gelmiş ve Gelibolu Milli Parkı’nda yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemde, ulusalcı ve evrensel dili tercih eden anlayışların yerini, maneviyatçı ve İslami değerleri öne alan anlayışlar almıştır. Milli Parka gelen ziyaretçilere gerçek dışı birçok hurafenin anlatıldığı ortaya çıkmıştır. Anlatılarda uluslaşma ve vatan savunmasının yerine, Müslüman birlikteliği ve Osmanlı bütünselliğinin öne çıkartıldığı gözlenmiştir. Bu tür anlatı ve hurafelerin önüne geçmek için, UDGP'nin de önemli bir kuralı olan alan kılavuzluğu sistemi uygulanmaya başlanmış ve şu an 700 kişilik bir alan kılavuzu havuzu oluşturulmuştur. Ayrıca 500 kişilik ilave kontenjan için yeni dönem kurs ve sınav hazırlıkları sürmektedir. Bu sistem, bir taraftan alan kılavuzlarının üst yönetimlerinde iktidar kavgası yaşanmasına neden olmuş, diğer taraftan ise ulusal ve uluslararası rehberler ile sürekli olacak gerilimli bir sürecin başlangıcı olmuştur.

2002 yılından günümüze kadar bölgede çok ciddi yatırımlar ve fiziki düzenlemeler yapılmıştır. Bu yatırımların ve fiziki müdahalelerin, UDGP çerçevesinde olduğu veya aksini içermediği tespit edilebilir. Ancak, ana tema olan “barış” konusunun yerini başka ruhani değerlerin aldığı, tüm düzenlemelerde “barış” temasının yok sayıldığı tespit edilebilir. Alana yapılan yatırımların bütçesel karşılığı çok yüksek değerlerde olup, bunun sevk ve idaresi genellikle yerel dışı ve Ankara merkezli gerçekleşmiştir. Tartışma, “Bu fiziki müdahalelerin bölge için gerekliliği ve tahrip gücü ne olacaktır” üzerine yoğunlaşmaktadır.

2002 sonrası AKP iktidarının özendirmesiyle, ulusal ölçekte yaratılan ziyaretçi taşıma politikaları 3 milyon kişi / yıla varan rakamlara ulaşmıştır. Bu ziyaretçi taşıma politikasına CHP’li ve MHP’li belediyeler de katılmış ve özellikle ilkbahar, yaz başlangıç dönemlerinde otobüslerin hareket edemez hale geldiği, ziyaretçilerin bölgenin her tarafını doldurduğu bir sıkışıklık oluşmuştur. Gelen ziyaretçilerin bölge gezisi sonrası “ne tür bir edinim” oluşturduğu hiç tartışılmamıştır. Yapılan tespitlerde, bu edinimlerin bölgeye ait olmaktan çok turistik gezi üzerine yoğunlaştığı ve ırkçı-savaşçı algının güçlendirildiği ifade edilmektedir.

YENİ YASA VE DEĞİŞİKLİKLER / TEHDİTLER

  • Gelibolu’nun “Milli Park” statüsü kaldırılmaktadır. Bu alan koruma anlamında içinde çeşitli sit alanlarının bulunduğu sıradan bir bölgeye dönüşmektedir.
  • Yönetim biçimi değişmektedir. Yeni yönetim, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan alınarak Kültür Bakanlığı’na devredilmektedir. “Bakanlık, genel müdürlük, yerel müdürlük” şeklindeki yönetim teşkilatı, tamamen merkezî yapıdaki oluşumlarla yönetilecek olan “başkanlık, daire başkanları, personel” şekline dönüşmektedir.
  • İlgili bakanlık müsteşarları ile Çanakkale Valiliği’nden oluşan yine merkezî bir koordinasyon kurulu istişare ve genel karar erki olarak oluşturulmaktadır.
  • Gelibolu Milli Parkı’nın 100 yıllık birikimi yeni önermede kendisini göstermemektedir. Özellikle, 1994-2004 yılları arasında çok yoğun emekler, bilimsel / evrensel değerlerle yapılan planlama çalışmaları ve sonuç politikaları yok sayılmaktadır.
  • Son 20 yılda toplumsal yaygınlığa oluşan ve yasal-hukuki mevzuata giren “barış” ve “barış parkı” kavramları taslaktan tamamen çıkartılmıştır.
  • Alan kılavuzları sistemi iptal edilmiştir. Yerelin hakları büyük çoğunlukla yok edilmektedir.
  • Yıllardır ifade edilen ve ilgili her kesimin uzlaştığı “koordinasyon eksikliği”, müzakere, diyalog ya da dayanışmayla çözülmek yerine, otoriter bir merkezî yapının örgütlenmesine karar verilmiştir. Bu, bölgedeki ilgili resmî / merkezî kurumları sürecin dışına atan, yerel hiçbir kurum, kuruluş, STK ve toplumsal kesimi sürece katmayan bir merkezî / otoriterleşme önerisine dönüşmüştür. Bu durum, sözkonusu belgenin yerel katılımcılığı ve çağdaş demokratik yönetim biçimlerini ret eden bir tasarı olduğunu bizlere göstermektedir.
  • Son yıllarda bölgeye ‘pompalanan’ ziyaretçi akımı sonrası ortaya çıkan altyapı eksiklikleri yine herkes tarafından ifade edilmektedir. Bu durum kullanılarak önerilen karar erki, “yatırımcı kuruluşa” dönüştürülmüştür. Ulaşım sisteminin bir parçası olan yol, otopark; dinlenme / yeme-içme mekânları olan kahve, restoran, konaklama tesisi, otel ve benzeri; hatta WC eksiklikleri gibi eksiklikler bahane edilerek yaratılan yeni yatırımcı kuruluş, ucu açık yetkilerle donatılmıştır.
  • Bu yetkiler, yandaş ve keyfi kararların tek yanlı ve müzakeresiz alınmasına olanak tanıyacak, ayrıca bölgede oluşabilecek olası bir çok ranta dayalı spekülatif yapılanmanın önünü açacaktır. Tespit edilmektedir ki, sözkonusu değişiklikler taslağının varlığı bile, bölgede spekülasyonu hareketlendirmiştir. Büyük / küçük ölçekli yatırım amaçlı arazi sahipleri ile kaçak, yasadışı olan bir çok yapı sahibi harekete geçmiş, rant temelli beklentilerini açığa çıkartır bir tutum içerisine girmiştir.
  • 2015 yılının bölge için önemi ortadayken ve savaşın 100. yılına yaklaşırken sürenin gittikçe azalmasına rağmen ciddi bir politikanın oluşturulamadığı, ilgili herkes tarafından ifade edilen bir başka konudur. Görülmektedir ki, bu durumu da yasayla ve acelecilikle çözme girişimi bulunmaktadır. Alanda yapılacak her türlü eylem ve etkinlik, önerilen merkezî ve otoriter yapıya devredilmektedir. Konuyla ilgilenen yerel ve ulusal kesimleri süreçten dışlamak, önerme ve katılımla oluşacak süreçleri bertaraf ederek düzenlenen bir 100. yıl kutlamasının meşruiyeti de olmayacaktır. Aynı durum, her yıl kutlanan 18 Mart, 10 Ağustos, 24-25 Nisan gibi kutlama günlerindeki eylem ve etkinlikler için de sözkonusu olacaktır.
  • UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde geçici olarak yer alan Gelibolu Milli Parkı ve Çanakkale Savaş Alanlarının, yakın bir sürede asıl listeye girmesi beklenmektedir. Bu süreç izlendiğinde, ilgili ülkelere ek olarak uluslararası düzeyde meseleye aktif desteğinin olduğu görülmektedir. Yeni bir koruma statüsünün oluşma sürecinde, bölgeye ait “merkezî, otoriter, yatırımcı, katılımı ve müzakereyi dışlayan” bir yapıyı öneren yasa önermesi, çelişki ve yanlışlıklar yaratmaktadır. Bu durum, uluslararası platformlar ve bu bölgeyle ilişkili ülkelerin ilgilileri tarafından da yadırganarak izlenmektedir.

SONUÇ

Bu yasa çok ciddi hata ve yanlışları içermektedir. Dolayısıyla, yeniden bir yasal düzenleme yapılmalı ve katılımcı, müzakereci platformlarda, özellikle yerel kesimleri de içine alacak bir tartışma süreci yaratılmalıdır. Bu tartışma sürecine, bölge hakkında kapsamlı bilgi birikimine sahip yerel ve sivil aktörler, ulusal ve uluslararası uzman meslek örgütleri, akademisyenler katılmalıdır. Bu kişi ve örgütler, zaten her zaman gönüllü olarak katkı vermeyi ve sürece yapıcı katılmayı deklare etmektedirler.

Bu icerik 4630 defa görüntülenmiştir.