356
KASIM-ARALIK 2010
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • İstanbul
    Murat Belge, Prof. Dr., Bilgi Üniversitesi

  • İstanbul Dekorlaşıyor
    Çiğdem Şahin, Fener-Balat-Ayvansaray Mülk Sahiplerinin ve Kiracıların Haklarını Koruma Derneği (FEBAYDER) Genel Sekreteri, İstanbul S.O.S Oluşumu Kurucu Üyesi

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: KÜRESELLEŞEN İSTANBUL

İstanbul Dekorlaşıyor

Çiğdem Şahin, Fener-Balat-Ayvansaray Mülk Sahiplerinin ve Kiracıların Haklarını Koruma Derneği (FEBAYDER) Genel Sekreteri, İstanbul S.O.S Oluşumu Kurucu Üyesi

Topkapı Sarayı’nı, Ayasofya’yı, Yerebatan Sarnıcı’nı, Fener Patrikanesi’ni, Fener-Balat Evleri’ni, Kapalıçarşı’yı, Süleymaniye’yi görmek için her yıl binlerce turist İstanbul’u ziyaret etmektedir. Bu insanlar neyi merak edip gelmektedir, hiç düşündünüz mü? Sadece o eserlerin görünüşünü mü, yoksa oradaki tarihsel mekânların ruhunu, atmosferini mi?

O mekânları ortaya çıkaran tarihsel olguyu, o dönemde yaşayan insanların estetik duygusunu, sanata bakışını, bunu yaşadıkları mekânlara nasıl yansıttıklarını, ne tür araç ve gereç kullandıklarını, inanç ve değer sistemlerinin mekânlarla olan ilişkilerini nasıl belirlediğini, hangi tür tasarım ve dekorlar kullandıklarını, ne tür tekniklerden yararlandıklarını, bunları meraktır aslında insanları tarihî mekânlara çeken...

Kimimiz tarihe ilgi duyduğumuz için, kimimiz sanat tarihî öğrencisi, mimarlık, şehir planlama bölümü öğrencisi olduğumuz için, kimimiz restorasyonla, dekorasyonla ilgilendiğimiz için bu alanlar aynı zamanda bir laboratuar, bir deneyim sahası, bir okuldur bazılarımız için...

Tarihî yapıları kendi atmosferinde, kendi özgün halleriyle, yüzlerce, binlerce yıla direnerek bugüne taşıdıkları yapı unsurlarıyla görmek heyecan vericidir... Tabi o heyecanı duyabilenler için!

Aynı zamanda toplumların hafızasıdır tarih... Yaşanmışlıklarıyla, anılarıyla değerlidir tarihî mekânlar, evler, binalar... Her birinin bugüne kadar dayanarak gelmiş dokusu, tavan işlemeleri, duvar resimleri, estetik unsurları, yıkılmadan ayakta kalmış kolonları, cumbaları, balkonları, kapı kolları, pencere kanatları, kirişleri özeldir, değerlidir bu değerlerden anlayabilenler için...

Bize cazip gelen nasıl göründükleri değil, ne kadar yıl öncesinden geldikleri ve o günden bugüne neler taşıyabildikleridir aslında... Hangi kültürden, hangi dil ve gelenekten ne kadar çok insan elinin değdiği; içlerinde ne kadar çok insanın soluk alıp verdiği, ne kadar çok olayın ve anının buralarda yaşandığıdır...

Yıkılıp yeniden yapılan bir binada geçmişe ait bir yaşam hayal edebilir misiniz? Bir yaşanmışlık izi görebilir misiniz yenilenmiş binalarda... Adı üstüne yeni yenidir; el değmemiştir, içinde eskiye dair iz yoktur. Anılar birikmemiştir henüz...

Yeni yapılmış bir şeyin eskiyi temsilen yapılsa bile bir ruhunun olması, tarihînin olması, geçmişten bir şeyler hatırlatması, hissettirmesi mümkün değildir. Bir dekordan başka bir şey değildir yıkılanın yerine yapılan...

Tarihîn yenisi, yenilemesi olamaz; yenilenirse tarih olmaz zaten. Tarihîn modernize edilmesi, çarpık, sağlıksız, cahilce bir yaklaşımdır. Günümüzde tarihî mekânların taklitleri yapılmıyor değil; doğru yapılıyor belki ama bunların aslının yerini tutabildiğini kim iddia edebilir ki…

İnsanların Mısır piramitlerini, Topkapı Sarayı’nı, Eiffel Kulesi’ni yerinde görme şansları yoksa, dekorlarını gezmeyi ilginç bulabilirler, ziyaret edebilirler; ama bunun o tarihî mekânın özgün halini gezmekle aynı hazzı vereceğini, aynı etkiyi, duyguyu yaratabileceğini kim söyleyebilir ki. Geçtiğiniz her koridorda atılmış sultanların, padişahların, vezirlerin, cariyelerin adımlarını, duvarlara sinmiş gizli sesleri hissetmeniz mümkün olabilir mi yeni inşa edilmiş bir binada. Hayal kurmanız için gerçekten bir zamanlar o kişilerin o koridorlardan geçmiş olduğunu, bir zamanlar oralarda bir yaşam olduğunu bilmeniz gerekir; o gizemi, o heyecanı duymanız gerekir...

Bu mümkün değildir; çünkü tarihî eserler tamamen özgününe uygun olarak restorasyon geçirmiş olsalar bile, yeniden yapıldıkları andan itibaren içlerinde barındırdıkları her türlü tarihî unsuru, yaşanmışlık duygusunu, geçmişe dair izleri kaybetmektedirler. Dolayısıyla artık tarihî nitelikleri kalmamaktadır.

Bu yüzden tarihî binaları yıkarak yeniden yapmak aslında tarihsizleşmektir, tarihin içini boşaltmaktır... Geçmişin izini yok etmek, hafızasız bir toplum haline gelmektir. Hafızasız toplumların hatırlayabilecekleri bir geçmişleri yoktur...

Ya geçmişi bugün AKP iktidarının yapmaya çalıştığı gibi kendi elleriyle silmişlerdir; ya da gerçekten geçmişe dair hatırlayabilecekleri ciddi bir tarihleri yoktur; aynen Amerika örneğinde olduğu gibi. Bu yüzden Amerikalılar tarihî zenginliği olan ülkeleri müthiş kıskanır, hem gizli bir hayranlık duyarlar, hem de kendilerinin sahip olmadığı bir şeye sahip oldukları için içten içe haset çekerler... Hele de İstanbul sözkonusuysa... Bir İstanbul’ları olsa neler yaparlardı kim bilir. Olmayan tarihlerinde ne tarihî eserler ve suni tarihî mekânlar çıkardıkları düşünülürse... Ama Amerika'nın yarattığı suni tarihî mekânlar sadece taştan, binadan, kapıdan, duvardan ibarettir; ruhları yoktur o mekânların, anıları yoktur, onlarca medeniyetin aynı mekânda yaşamasından doğan tarihsel zenginliği yoktur... 

Bütün bunları üzülerek, acı çekerek anlatıyorum... Çünkü dünyanın en güzel tarihî şehirlerinden biri olan, en eski medeniyetlerin beşiği olan İstanbul gözlerimizin önünde günden güne tarihsizleştiriliyor. Tarihin içi boşaltılıyor; tarihî mekânlar yıkılarak yerine tarihî görüntü veren dekorlar yapılıyor...

İstanbul Dekorlaşıyor!

İstanbul’un Tarihî Yarımadası çeperindeki alanlar “yenileme alanı” ilan edilerek bütün tarihî semtlerin yeniden yıkılıp yapılması tasarlanıyor: Sulukule, Tarlabaşı, Fener-Balat, Ayvansaray, Süleymaniye, Yedikule, Yenikapı aklınıza gelen ne kadar tarihî semt varsa; bütün İstanbul bir şantiye haline getirilmek isteniyor...

Bütün bu yenileme projeleriyle ruhsuz, anısız, tarihsiz, tarihî binaların yıkıntıları üzerinde eski birkaç binanın birleştirilmesi yoluyla yapılmış geniş, çok katlı, altı otoparklı, modern, büyük alışveriş merkezleri ve yedi yıldızlı otellerin bulunduğu, sadece cumbalı dekorlarla tarihî görüntünün verildiği ve bu dekorlar dışında hiçbir tarihî özelliğin kalmadığı, karaktersiz, kimliksiz, gudubet Tarihsiz Bir Yarımada yaratılmak isteniyor İstanbul'un Tarihî Yarımadası’nda!

İnanmıyorsanız, bakın Tarlabaşı Yenileme Projesi’ne; Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi’ne. İstanbul yıkılarak dekorlaştırılmak isteniyor gerçekte de bu projelerle... 

Eğer uyanmazsa İstanbul halkı; eğer üç maymunu oynamaktan vazgeçmezse mimarlarımız, aydınlarımız, üniversitelerimiz ve en önemlisi İstanbul sevdalıları, çok yakında İstanbul tamamen elden gidecek; yerinde yeller esiyor olacak İstanbul’un… 

Yıkılan her tarihî binayla birlikte geçmişin izleri, İstanbul’un hafızası silinecek…

 

Peki tüm bunlar kimin işine yarayacak? İstanbulluların ya da Türkiye’nin çıkarına olmadığına göre bu işten kimler kazançlı çıkacak? İşin aslı şu, hani hep bir masal anlatılır ya filmlerde İstanbul’un taşı toprağı altın diye, iktidar şimdi bu masalı gerçekleştiriyor: İstanbul'un taşını toprağını ranta dönüştürüyor, özel firmalar ya da yandaşlar için. Her karış arazisini, vakıf, orman, tarihî eser, SİT alanı, her köşe bucağını inşaat alanına dönüştürüyor İstanbul'un...

Yeni masal kahramanları İstanbul prensleri yaratılıyor bu projelerle. Ama bu masalın iyileri kötüleri karışmış birbirine... Prensler, krallar kötü bu masalda; çünkü gerçek sahiplerini evlerinden ederek, yerlerinden sürerek kuruyorlar prensliklerini, krallıklarını. Halka rağmen prens için, kral için evleri, semtleri, tarihi yok ederek, yıkarak yeni bir Şehr-i İstanbul inşa ediyorlar. Gerçekten güzel İstanbul’umuzun üzerinde kara bulutlar dolaşıyor...

Bu icerik 3323 defa görüntülenmiştir.