415
EYLÜL-EKİM 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ÇEVRE DUYARLI MİMARLIK

Gölgeler Üzerine, Gölgeler Üzerinden, Gölgelere Karşı: Heliomorfizm

Gizem Deniz Güneri Söğüt, Öğr. Gör. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

Mimarlık ve kentsel tasarım pratiklerinin pek yakından bağlı oldukları güneş - gölge - ışık odaklı temel ilkeler, kentlinin güneşe dair talep ve arayışları bağlamında mekânsal karşılıklarını bulmayı beklemekte. Bu kapsamda yazar, heliomorfizm kavramı çerçevesinde geçmişten geleceğe kentsel üretim pratiklerini tartışıyor.

 

2015 yılının 8 Kasım günü Central Park oldukça mühim bir protestoya sahne oldu. Gösteri sadece New Yorkluları değil, dünyanın farklı yerlerinde, özgül koşullar altında dahi olsa, yoğun kentlerde yaşayan hemen herkesi ilgilendirir nitelikteydi. Manhattan 57. Cadde’nin batı ucunda toplanan yüzlerce siyah şemsiyeli aktivist cadde boyunca alkışlar eşliğinde yürüdü. Grubun amacı “Milyarderler Sırası” (Resim 1) tabiriyle anılan ve 57. Cadde boyunca yer alması planlanan, içlerinde Christian de Portzamparc, Jean Nouvel, Raphael Viñoly ve Robert A. M. Stern gibi önemli mimarların tasarımlarının da yer aldığı ince ve yüksek gökdelenler dizisinin, inşa edilmeleri halinde, New York’un en geniş, bütüncül ve merkezi yeşil alanı olan Central Park üzerine düşürecekleri muazzam gölgelere karşı durmaktı. Beraberlerinde taşıdıkları siyah şemsiyeler çocuk parklarına, spor sahalarına, yeşil alanlara ve çevredeki caddelere düşecek bu gölgelerin “karartacağı” yaşamları temsil ediyordu.

Gösteri, günümüz mimarlığının (öz)değerlendirme paradigmaları bakımından yeniden ele alınmasının ne denli zaruri olduğunu hatırlatır nitelikteydi. Söz konusu yapıların inşa edildiklerinde çevrelerine düşürecekleri gölgeler sebebiyle topladıkları büyük tepki mimarlık ve kentsel tasarım pratiklerinin geçmişte pek yakından bağlı oldukları güneş - gölge - ışık odaklı temel ilkelere dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Mimarlık tarihinin güneşe yönelim prensipleri ekseninde vuku bulmuş pratikler bakımından oldukça zengin olduğunu biliyoruz. Buna mukabil, bu tarihin güneş - kent - mimarlık çoklu, toplu ve bağıl ilişkileri üzerinden yazılmış kapsayıcı ve toparlayıcı bir dizgisi olduğundan söz edemeyiz. Görünen o ki böyle bir yazın bugün elzem; zira günümüz kentlisinin güneşe dair ihtiyaç, talep ve arayışları mekânsal karşılıklarını ivedilikle bulmayı bekliyor. Bu metin, bu bağlamda, bir yandan yakın gelecekte bu ihtiyaca karşılık ve kentin tasarımcılarına ilham vermesi pek muhtemel birleştirici bir oluşumu -heliomorfizm projesini- müjdelerken, diğer yandan bu yazını bugün, ve özellikle kent mekânı tasarımcıları için önemli kılan bir dizi vukuata dikkati çekmeyi hedefliyor.

GÜNCEL(LENMİŞ) BİR SORU(N) OLARAK GÜNEŞ, KENT VE MİMARLIK

2013 yılının Aralık ayında New York Times gazetesi Manhattan’ın birçok bölgesinde karar(tıl)mış yaşamlar üzerine “Yükselen yapıların gölgesinde, kayıp güneş ışığının mateminde New York”[1] başlıklı oldukça etkileyici bir yazı yayınlamıştı. Cara Buckley’nin bu metnine eşlik eden fotoğrafları çarpıcıydı. Karelerden ilkinde 50 yıldır yaşadığı apartman katı yan parselde yükselen yapıyla gölgelenmiş Ilonna Pederson’a, ikincide ise bol güneş ışığı aldığı için yerleşmeyi tercih ettiği dairesi yakın bir geçmişte inşa edilen çevre yapılar sebebiyle karanlığa mahkum olmuş fotoğrafçı Alice O’Malley’e yer verilmişti. Buckley ve O’Malley hiçbir yönden ünlü New Yorklular değillerdi; yalnızca benzer kaderler paylaşan, güneş ışığı çalınmış mekânlara hapsolmuş binlerce New Yorklunun ortak paydası kasavetten kendilerine düşen payı almış bir ikiliydi. Kaygıları objektife çok derin ve gerçek yansımıştı.

Jaqueline Kennedy, muhtemel ki New Yorklularca, eşinin trajik ölümüyle anıldığından çok, bu tasa için verdiği savaşla hatırlanır. 2015 yılındaki protestolardan yaklaşık 30 yıl önce benzer, ve hatta yine şemsiyelerin eşlik ettiği bir gösterinin öncüsü Kennedy olmuş, Columbus Meydanındaki meşhur Time Warner Center yapısının şimdiki haliyle, yani Zuckerman tarafından planlandığından çok daha alçak inşa edilmesini sağlayan yasal sureci başlatmıştı. 14 Kasım 1987 tarihli New York Times gazetesi şehir ekinde bu zaferi manşetten müjdelemişti.

Bu başarılı sürece rağmen, geçen bunca sürede New York, 1961’den bu yana yürürlükte olan ve zamanla sermayeyi öncelikli kılar hale gelmiş bölgeleme yönetmeliğinde[2] kapsamlı bir değişikliğe gitmedi. Daha geniş manzara ve daha çok ışık için kıyasıya rekabet eden ve her biri bir öncekinden yüksek olmak için yarışan kuleler yoluyla metalaştırılan hava hakları[3] yaşamlara büyük gölgeler düşürmeye devam ettiler ve ediyorlar. İlginçtir ki, New York’u bir gölgeler şehrine çeviren bu yapılar, olabildiğince gölgesiz kamusal alanlar yaratmayı hedefleyen bir planlama tarihinin son ürünleri.

New York’un ilk bölgeleme kararları, inşası 1913 yılında tamamlanan ve 41 kat boyunca parsel sınırlarından çekilmeden yükselen Equitable Binasının (Resim 2), ızgara plan sistemi üzerinden üremekte olan New York’un ne denli yoğun ve karanlık bir kente dönüşebileceği endişesini tetiklemesi üzerine 1916 yılında yapılandırılmıştı. Sonraları bir yüksek yapı tipolojisine[4] evrilen, New York’un meşhur kaskatlı yapıları, temel ilkesi aydınlık ve havadar sokaklar yaratmak olan bu plan kararlarının ürünleriydi. Burada esas, yükselebilmek için belirli seviyelerden sonra çekmeler yapmaktı. Kurallar yapının üzerinde bulunduğu cadde / sokak genişliği, parsel büyüklüğü ve niteliği gibi bir dizi değişkeni içeren bir formülle tanımlanmıştı. Hugh Ferriss’in 1922 yılında Harvey Wiley Corbett[5] için ürettiği ve 1920’lerin en etkileyici mimari görselleri arasında gösterilen ardışık gökdelen perspektifleri (Resim 3) bu kuralların oldukça ilham verici ve provokatif nitelikte resmedilmiş halleri idi.

Bu görselleri bu denli etkin kılan, tasvirlerinde ne Birleşik Krallığın kadim “Eski Işık Yasası”[6] yahut Alman “Zeilenbau” konut ilkeleri kadar plancı, ne de modernizmin yapı ölçeğindeki egzersizleri kadar mimarlık merkezci görünmemeleriydi. Ferris’in kent - mimarlık ara yüzünü resmedişindeki ustalık bugün hala takdire şayan.

2017 yılında düzenlenen Chicago Mimarlık Bienali neredeyse bir asır sonra Ferris - Corbett çalışmasıyla büyük benzerlikler taşıyan, aynı temadan hareketle, aynı arayüzde üretilmiş ve benzer ölçüde etkileyici bir dizi modele ev sahipliği yaptı. “Heliomorfik Chicago”[7] başlıklı sergide izleyiciyle buluşan modeller Harvard Tasarım Okulu Kentleşme Ofisi’nin[8] ürünleriydi. Charles Waldheim başkanlığındaki ofis “Chicago Loop” bölgesindeki yapıları “güneşsel” performanslarını optimize edecek şekilde yeniden ele almış ve geriye dönük iki farklı Chicago tahayyülü ortaya koymuştu. Bu iki farklı tahayyül Chicago’nun bir dizi meşhur yapısı üzerinden modellenmiş ve izomorfik maket çiftleri ile görücüye çıkmıştı. Bir yanda enerji optimizasyonunun diğer yandaysa kamunun güneşe ve havaya erişim haklarının yapı hacimleri için ne gibi etkileri olabileceği örnekleniyor ve kıyaslamalı olarak sergileniyordu. Sergi, güncel enerji verimliliği yaklaşımlarının etkin bir eleştirisi ve yeni bir güneşsel ekonomi tartışmasının öncülü olarak ses getirdi.

Ofisin konudaki ilk etkinliği Heliomorfik Chicago sergisi değildi. Eylül 2016’da Harvard Tasarım Okulu’nda düzenlenen “Heliomorfizm Konferansı”[9] ile kolektif kent formu ve güneşe erişim konularının beraber tartışılmasının zamanlı ve oldukça önemli olduğu vurgusu yapılmıştı. Bu konferansı mühim kılan yalnızca teması değildi. Bu etkinlik yeni bir kurumsal yapılanmayı müjdelemesi bakımından da oldukça önemliydi. Harvard Tasarım Okulu, pratik ve akademinin arayüzünde güncel bir tasarım kültürü yaratma hedefiyle kurulan Kentleşme Ofisi’nin açılışını ilk defa bu konferansla duyuruyor ve kutluyordu. Agresif enerji verimliliği hedefleri ve güneşe erişim haklarının aynı çatı altında tartışılmasını olanaklı kılan Heliomorfizm[10] kavramı da, ofisin temel aldığı “Ekolojik Şehircilik” projesine dair yeni bir genişleme ve genleşme alanı önerisi olarak sunuluyordu.

Konferansta, Waldheim’in incelikle seçtiği tartışmasız, iki oldukça önemli açılış konuşmacısı vardı: Thom Mayne ve Jeanne Gang. Mimari tasarım ve araştırma ofisi Morphosis’in 40 yılı aşkın bir tecrübeye sahip kurucusu Mayne, o dönemde Roosevelt adasındaki Bloomberg Merkezi[11] (Resim 4) yapısını henüz tamamlamıştı. Yapı kendi izdüşümünü neredeyse ikiye katlayan ölçülerde fotovoltaik bir kanopi ile örtülmüştü. Bu örtü sayesinde enerji ihtiyacını bütünüyle karşılar hale getirilmiş, net-sıfır enerjili yapı statüsü kazanmıştı. Öte taraftan bu kanopinin yapının cepheleri ve çevresine düşürdüğü gölge muazzam ölçülerdeydi. Gang ise New York’un Meatpacking bölgesinde High Line’in yanı başında yer alan, o dönemde inşasına henüz başlanmamış Solar Carve Tower (Resim 5) projesinin, Mayne kadar kadim bir mimari pratik geçmişine sahip olmayan ve fakat oldukça muhteris mimarı idi.[12] Studio Gang yalnızca kullanıcıları için değil, içinde bulundukları çevreler için de ekolojik yararlar gözeten yapılar tasarlama hedefinden hareketle mimari üretim süreçlerinde sıklıkla “güneş yontusu”[13] kavramından faydalanıyordu. Solar Carve Tower projesi, atıl durumdaki eski bir kent içi demiryolu hattı boyunca kentin farklı bölgelerine nüfus eden ekolojik bir koridor olarak hayata geçirilmiş High Line üzerine düşüreceği gölgeyi minimize ederken fazladan yapılaşma hakları ile ödüllenmişti. Bu bağlamda, tarafları kamusal güneş hakları ve kent mekânı sermaye birikimi olan bir kentsel “pazarlık” ögesi olarak tartışılabilir nitelikteydi.

Aşikar ki, Mayne ve Gang, Heliomorfik Chicago sergisinde ortaya konan ikilemin temsilcileri, güneş odaklı bir ekoloji ekseninin özünde birbirine zıt olmayan kutupları idi. Anlatıları Waldheim’in “yeni güneş ekonomisi” söylemi ile tartışmaya açmak istediği konunun bir nevi girizgahları oldu. Waldheim, ilk defa bu konferansta güneşe erişim hak ve kazançları üzerinden çok boyutlu olarak evrilen karmaşık ve çelişken yeni bir ekonomiden söz etti, ve bu olguyu kentsel ekoloji tartışmalarının gündemine taşıdı. Bir diğer deyişle, kentsel ekonominin temel ve kadim tevettürü sosyal adalet ve sermaye birikimi gerilimine ilişkin bir tartışmayı güneş ekseninin vadettiği olası denge üzerinden tartışmaya açtı.

Waldheim’in ve temsil ettiği Harvard Tasarım Okulu Kentleşme Ofisi’nin bu bağlamdaki soruları netti: Toplumsal bir hak olarak güneşe erişim ve yeni bir sermaye ögesi olarak güneş (enerjisi) yaklaşımlarının arayüzünde kenti yeniden kolektif bir form ve eylem olarak ele almak ve tahayyül etmek mümkün olabilir mi? Sosyal adalet ve söz konusu bu yeni kentsel sermaye dengesinde otonom bir kentsel üretim düzenine olanak verecek olası yeni bir biyopolitikadan söz edilebilir mi?

GÜNÜMÜZ MEKÂNSAL - KAVRAMSAL BAĞLAMLARINDA GÜNEŞ, KENT VE MİMARLIK

Kolektif bir kent özleminden doğan sorular elbette oldukça kadim. Ancak ofisin sorularını “şimdi”, “yeniden” ve bu çerçevede soruyor olması düşünmeye ve kavramaya değer.

20. yüzyılın özellikle ikinci yarısının yadsınamayacak düzeyde benzer sorularca zengin olduğunu biliyoruz. Bu dönemin, güneşin hem toplumsal ve çevresel sağlık hem de iklimsel kontrol ve mekânsal konfor için taşıdığı önemi kentsel form üretiminin temel ögesi olarak alan yaklaşımlarla öne çıktığını söyleyebiliriz. Buna mukabil, bu yaklaşımların hak ettikleri düzeyde ilgi gördüklerinden söz etmek pek olası değil. Buradan hareketle, Otto Koenigsberger[14]’in sosyo-ekonomik temelli tropik planlama önerileri, Jane Drew ve Maxwell Fry’ın Tropical Architecture[15] (1956-1964) ve Architecture and the Environment[16] (1976) kitaplarında güneşe dair kavramsallaştırmaları, Victor ve Aladar Olgyay’in Design with Climate[17] (1963) kitabında ortaya koydukları bioklimatik yaklaşım, ve pek tabi Reyner Banham’ın, özellikle 1984 yılından ikinci baskısıyla Architecture of the Well-tempered Environment[18] (1969) kitabında bu dönem üzerine kapsamlı okumaları yeni ve güncel yaklaşımlarla ele alınması muhtemel bu döneme ait çok değerli kaynaklardan başlıcaları olarak sıralanabilir.

Bu yaklaşım ve metinlerin hemen hepsinin, özellikle ikinci dünya savaşı sonrası biyolojik, meteorolojik, yönetimsel ve davranışsal birçok bilimsel kavram ve çerçevenin, tasarım yöntemlerine entegre olması üzerine gelişen yeni çevresel yaklaşımların ürünleri olduklarını söyleyebiliriz. Aynı itkilerin etkisiyle mimari yapı odaklı kent modellerinin açık alan kurguları ve kentsel sistemleri anlamaya yönelik modellere evrilmeye başladığı dönemin de aşağı yukarı bu dönemle örtüştüğü tespitinde bulunmak yanlış olmaz. Bir diğer deyişle, postmodernist mimari yaklaşımların modernist ekolojik planlama yaklaşımlarıyla kesişiminde bir disiplin ve mimari tartışmaların yüklerinden arınmış ideal bir kentsel müdahale ortamı olarak peyzaj anlayışının temellerinin de bu dönemde atıldığını söyleyebiliriz.

Waldheim’a göre peyzaj günümüz kentleri için hem insan algısını, deneyimini ve biyolojik isleyişlerini anlama modeli hem de kültürel bir üretim biçimi. Bunlarla beraber konvansiyonel ve arkitektonik kent üretim taslam ve metaforlarının etkisiz ve yetersiz kaldığı, sistemsel ve sistematik bakış ve yöntemleri elzem kılan sosyal, çevresel, ekonomik sorun ve krizler için etkin ve çok çeşitli müdahale ölçekleri sunan çok disiplinli bir bağlam olarak tanımlanabilir.[19]

Peyzaj şehirciliği diskurunun, doğanın yalnızca pozitivist bir bilimin değil ayni zamanda sosyal ve kültürel bir bağlamın da nesnesi olduğu kabulünden bağımsız düşünülmesi elbette söz konusu olamaz. Yalnızca ve münhasıran ekolojik sistemlerin olgucu incelemeleri üzerine bina edilen peyzaj pratiklerini, doğa ve kültür arasındaki karmaşık yapıları araştırmayı, anlamayı ve anlamlandırmayı ilke edinin yeni bir arayüze taşıyan şüphesiz yukarıda sözü geçen açılımlardı.

Bu çerçevede, peyzaj şehirciliği söyleminin progresif mimarlık kültürü ve popülist çevreciliğin kesişiminde ve neoliberal ekonomiler bağlamında ele alınabilir bir yaklaşım olarak ortaya konduğunu söyleyebiliriz. Kenti form odaklı bir siyasa ve planlama ürünü olarak değil, söz konusu anlayış, sistem ve ekolojilerin otonom isleyişlerinin bir çıktısı olarak ele alan bu yaklaşımı anlamak, peyzajla doğrudan ilintili görünmeyen Heliomorfizm projesinin de neden Waldheim ve önderliğindeki ekip tarafından gündeme getirildiğini anla(mlandır)mak bakımından elbette oldukça önemli.

Peyzaj şehirciliği tartışmalarında Waldheim sıklıkla Alman plancı Ludwig Hilberseiemer’dan söz eder.[20] Bu yaklaşımı anlamak için Hilberseimer’ın öncülük ettiği ilkeleri anlamak elbette elzem. Waldheim’a göre şehirleri açık alanlar ve kentsel sistemler üzerinden ele alan ilk kapsamlı yaklaşımı geliştiren Hilberseimer’dı. Yarım yüzyılı aşkın süre önce ortaya koyduğu radikal planlama yönteminde ağırlıkla ekolojik ve altyapısal mülahazalardan yola çıkmıştı. Bununla beraber kenti sistemsel bir bütün olarak ele alıyordu. Hilberseimer’ın yaklaşımında kentin ya da kent parçalarının mimari formun değil kentsel sistemlerin yeniden düşünülmesi ve tasarlanması yoluyla üretilmesi öngörülmüştü. Bu önermenin temel birimleri yerleşim üniteleri ve bu ünitelerin bir araya gelmeleri ile oluşan yerleşim agregaları idi.

Hilberseimer, bu birim ve agregalar üzerine çözümlemelerinde ağırlıkla güneşe yönelim ilkelerini çalışıyordu. Buna mukabil, elbette Hilberseimer’ın heliomorfizm tartışmaları ile tanımlanan çerçeveyi Ralph Knowles kadar iyi örnekleyebilecek bir figür olduğunu söyleyemeyiz.

Ralph Knowles 20. yüzyılın ikinci yarısında, heliomorfizm tartışmaları bağlamında Hilberseimer’ın kent sistemleri üzerine önermelerini tamamlayıcı nitelikte okunması pek mümkün ve faydalı, yeni ve matematiksel bir kentsel form üretim yöntemi ortaya koymuş, “güneş hacmi”[21] kavramını kolektif bir kent formu üretmenin jeneratif bir aracı olarak öne sürmüştü.[22] Oldukça kapsamlı ve ihtimamlı bir dizi stüdyo ve laboratuvar deneyi sonucu yapılı ve açık tüm mekânlar için güneşe erişimi olanaklı kılan bir yapılaşma kabuğu üretim sistematiği tanımlamıştı. Bu kabuk tekil bir yapı için öngörülebileceği gibi farklı ölçeklerde kent parçaları için de düzenleyici olma potansiyeline sahipti. Elbette konferans afişinde bulunan yegane görselin Knowles’un 1981 baskılı Sun Rhythm Form kitabından seçilmiş olması tesadüf değil.

Aşikar ki, Waldheim’a göre günümüz bilgisayar ve bilişim teknolojileri yardımıyla yeniden ve çok yönlü olarak ele alınması olası benzer bir güneş odaklı jeneratif sistem Harvard Tasarım Okulu’nun özellikle son yıllarda peyzaj şehirciliği ve hemen sonrasında ekolojik şehircilik tartışmaları bağlamlarında hassasiyetle altını çizdiği parçada üretilen kent ve siyasada üretilen kent ikilemine anlamlı bir arayüz olabilir. Form odaklı olmayan ve fakat kolektif bir kent formu üretme gücüne sahip Heliomorfizm projesi kuvvetle muhtemel ki bu sebeple ofis için bu denli önemli ve zamanlı.

Hiç şüphesiz, Heliomorfizm Konferansı’nın vurguladığı ve evrilmekte olan yeni bir güneş hakları rejiminin sermaye üzerindeki olası kontrol edici gücü ve bunun kolektif bir kent formu olasılığı üzerine vadettikleri tartışmaya değer. Bu noktada, Charles Waldheim’in, Harvard Tasarım Okulu geleneğinden hareketle, yakın bir gelecekte bu önerme için onat ve düzgüsel bir tarihsel yazım yapacağını öngörebiliriz. Zira, pratikte ve teoride yine, yeniden, çok yeni ve çeşitli biçimlerde vuku bulan bu heliomorfik projenin örneklerinin ortak bir zemine oturtulması, söz konusu potansiyellerin ortaya çık(arıl)ması bakımından oldukça elzem.

Bugün gelinen noktada, bu örnekler yoluyla sınanması mümkün ve toplumsal bir hak olarak güneşe erişim ve yeni bir sermaye ögesi olarak güneş (enerjisi) dengesinde kurulması muhtemel, otonom ve sürdürülebilir yeni bir kentsel üretim düzenine olanak verecek, radikal bir biyopolitik dönüşümün, yakın geçmişte olduğundan çok daha olası göründüğünü söylemek yanlış olmaz. Çevresel kriz ve afetlerde, özellikle son yıllarda gözlemlenen artışların kentleri anksiyete ve kaos odakları olarak ön saflara taşıdıkları tartışmasız. Bu durumların, bir yanda (çevresel) etik - politik sorumluluklara dair mütekabiliyetler, diğer yanda ise kent epidemiyolojileri üzerine düşündürdüklerinin, yakın gelecekte, kentsel üretim pratikleri için köklü değişiklikleri tetiklemesini bekliyoruz. Bu noktada, güncel(lenmiş) anlamları ve boyutlarıyla kentsel sermaye ve hakların, tipomorfolojiler üzerinden tartışılması bakımından eşsiz bir düşün ekseni sunan Heliomorfizm projesinin, önerdiği yeni ve alternatif kentsel mekân üretim rejimi üzerinden, mekâna dair söylem ve pratiklerde önemli yerler ve yansımalar bulması kuvvetle muhtemel görünüyor.

 



[1] Buckley, Cara, 2013, “In the Shadow of Rising Towers, Laments of Lost Sunlight in New York”, The New York Times, 19 Aralık 2013, s.26, https://www.nytimes.com/2013/12/20/nyregion/in-the-shadow-of-rising-towers-laments-of-lost-sunlight-in-new-york.html [Erişim: 20.08.2020]

[2] “1916 New York City Zoning Resolution”: Yapı ve kamusal alanların, güneşe ve havaya erişim haklarını koruma altına alma ilkesinden hareketle belirlenmiş, yapı kullanım, yükseklik ve kütle biçimlenişlerine dair tanım ve kuralları içeren, New York’un ilk kapsamlı bölgeleme kararları. (Bkz: Board of Estimate and Apportionment of the City of New York, 1916, Zoning Resolution of the City of New York, New York City.)

[3] “Air rights”: Tanımlı bir alanın / yapının, belirli bir yükseklik üzerindeki (devredilebilir) hava kullanım ve kontrol haklarını tanımlayan terim. Bkz: Schnidman, Frank; Roberts, Cameron, 1983, “Municipal Air Rights: New York City's Proposal to Sell Air Rights over Public Buildings and Public Spaces”, The Urban Lawyer, cilt:15, sayı:2, ss.347-378.

[4] Eliel Saarinen’in Chicago Tribün Kulesi (Chicago Tribune Tower) yarışmasına sunduğu ve büyük ses getiren önerisi, inşa edilmemesine rağmen bu yapıların bir tipolojiye dönüşmesinde rol oynayan en etkileyici örneklerden olmuştur.

[5] Yüksek ofis yapıları ile tanınmış Amerikalı mimar Corbett bu dönemde New York Bölgesel Planlama Komitesine başkanlık ediyordu. İllüstratör olarak da çalışan mimar Ferris 1916 Bölgeleme Kararları ile tariflenen hacimsel yapıyı örnekleyen ardışık perspektif çizimlerini Corbett’nin siparişi üzerine üretmişti.

[6] “Ancient Lights Law”: Birleşik Krallık genel hukukunda, en az 20 yıl süresince engelsiz güneş ışığı almış yapı açıklıklarının, yeni inşa edilen / edilecek komşu yapılarca engellenmesi olası güneş erişimlerinin korunmasına ilişkin irtifak hakkı yasası. Bkz: Davis, Howard, 1989, “The Future of Ancient Lights”, The Journal of Architectural and Planning Research, cilt:6, sayı:2, ss.132-153.

[7] Eng: “Heliomorphic Chicago”

[8] Eng: “Harvard Graduate School of Design Office for Urbanization”

[9] “Heliomorphism: The Inaugural Conference of Harvard GSD Office for Urbanization”

[10] Latince kökenli helio (güneşsel) ve morfizm (biçim verme) kelimelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bu yeni sözcük ve atfedildiği kavram, Ekolojik Şehircilik projesinin ağırlıkla karasal (terrestial) bağlantısallıklara dair fikirsel ve fiziksel egzersizler yoluyla evrilegelmiş mevzularına paralel ve tamamlayıcı nitelikte, mimari öncülleri mevcut, olası yeni bir aerografik açılıma dikkat çekmeyi hedefliyordu.

[11] Eng: “Bloomberg Center”

[12] Gang 2019 yılında Time dergisi tarafından yılın en etkili mimarı seçildi.

[13] “Solar carving”: Yapı kabuğunun güneş ışınları aracılığıyla ve kamusal alanlarda güneşe erişim öncelikleriyle biçimlendirildiği mimari form bulma metodu. Bkz: Solar Carve Tower, https://studiogang.com/project/40-tenth-ave [Erişim: 5.06.2020]

[14] Koenigsberger, 1954 yilinda Architectural Association’da Tropik Mimarlık bölümün açılmasına öncülük etmiş bölümün mimar olan ilk öğretim elemanlarından biri olmuştur. Hijyen disiplini bağlamındaki tartışmaların da mimari bir zemine taşınması bu yolla olmuştur.

[15] Drew, Jane; Fry, Maxwell, 1964, Tropical architecture in the dry and humid zones, Batsford, Londra.

[16] Drew, Jane; Fry, Maxwell, 1976, Architecture and the Environment, Allen & Unwin, Londra.

[17] Olgyay, Aladar; Victor Olgyay, 1963, Design with Climate, Princeton University Press, Princeton.

[18] Banham, Reyner, 1969, Architecture of the Well-tempered Environment, The University of Chicago Press, Chicago.

[19] Waldheim, Charles, 2016, “Introduction: Figure to Field”, Landscape as Urbanism, Princeton University Press, Princeton.

[20] Hilberseimer, Ludwig, 1949, The New Regional Pattern. Industries and Gardens. Workshops and Farms, Paul Theobald, Chicago.

[21] Eng: “Solar Envelope”

[22] Knowles, Ralph, 1985, Sun, Rhythm, Form, The MIT Press, Londra.

Bu icerik 239 defa görüntülenmiştir.