MİMARLIK
385
EYLÜL-EKİM 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: AFET. YA SONRA?

Afet Sonrası Konut İnşasında Yaygın Yaklaşımlar

F. Yasemin Aysan, Dr., Uluslar arası Kızılhaç ve Kızılay Federasyonu (Eski Genel Sekreter Yardımcısı)

Afet sonrası kalıcı konut konusunda birbirinden çok değişik yaklaşımlar çoğunlukla da birarada uygulanmaya devam ediyor. Yaklaşımlar arasındaki en temel ayrım konut elde etme sürecine ilişkin. Bir uçta sürecin kullanıcı tarafından yönetildiği (owner-driven) ve katılımı önplana çıkaran (participatory) yaklaşımlar var. Buna karşın öbür uçta kullanıcının etki ve katkısının sınırlı olduğu bazen mimarlar tarafından tasarlanan ama her zaman müteahhitlere ihale edilme (contractor-built) yöntemiyle inşa edilen konutlar var. Bu iki zıt yaklaşımın değişik karışımları da koşullara uydurularak birbirine paralel olarak uygulanabiliyor. Bu yazıda kullanıcının yönettiği ve katılımcı yöntem örnekleri paylaşılıyor.

KATILIMCI YAKLAŞIMLAR

Pek çok uluslararası kuruluş katılımcı yaklaşımları desteklemeyi tercih ediyor. Bunda katılımın kullanıcı memnuniyetini artırmasının rolü olduğu kadar geçmişte tepeden inme yaklaşımların başarısızlığı da etkili. Kullanıcının pasif ve yardım bekleyen konumda olmasındansa aktif ve katkı veren rol oynamasının aynı zamanda afetin etkilerini iyileştirici bir etkisinin olması da katılımcı yaklaşımları tercih sebepleri arasında.

Ancak ‘katılım’, oldukça geniş bir yelpaze içinde şekillenebilen, biraz da muallak bir kavram. Mimarların ya da yardım kuruluşlarının hazırladığı prototip konutların planı konusunda sosyal ve kültürel uyumluluğu artırmak için kullanıcılara danışılması, afette hemen her şeyini kaybetmiş afetzedelere gelir sağlamak amacıyla basit yapı malzemelerinin üretilmesi ve afetzedelerin vasıfsız işçi olarak yapıların inşasında çalışmaları, malzeme ve teknik yardım verip evlerin kullanıcılar tarafından inşa edilmelerine yardımcı olunması genellikle afetzedelerin katılımını sağlamış sayılıyor. Ancak bu örneklerden hiçbirisinde kullanıcılar konut elde etme sürecinin tümünden sorumlu değiller. Genellikle yardım kuruluşları tarafından yönetilen, tasarlatılan ve müteahhitler tarafından inşa edilen süreçlere fikir verme ya da emeklerini koyma düzeyinde katılmaları bekleniyor.

Örneğin, 1998 yılında Orta Amerika’yı kasıp kavuran, 10 ülkeyi etkileyen Mitch Kasırgası ve arkasından gelen su baskınları sonucu sadece Honduras’da nüfusun % 20’si evsiz kaldığında çok sayıda uluslararası yardım kuruluşu bütçeleri oranında prototip ev projeleri inşa ettiler. En büyük yeniden yerleşme projelerinden birisi İspanyol Kızılhaçı tarafından inşa edilen “Ciudad Espana” (İspanya Kenti) idi. (Resim 1) Projelerin çoğu gibi katılımcı olmayı amaçlayan Ciudad Espana projesi hak sahiplerine gıda karşılığında kendi evlerinin inşasına katılma şartı koydu. Eşitlik prensibi gözetme amacıyla prototip planlarla inşa edilen projede fiziksel planlamada esneklik olmadığı gibi arazinin sınırlı olması nedeniyle evleri büyütmek de pek olanaklı değildi. Eksik olan temel hizmetleri sağlamak, yeni evlerine su ve kanalizasyon sistemlerini kurmak için Ciudad Espana sakinlerinin mücadele etmeleri gerekti ve geçici barınaklarda fazladan bir yıl daha geçirdiler.(Resim 2)Sonuçta 10 ilçeden oluşan 1.000 ev inşa edildi. Yardım kuruluşları, fiziksel planlamanın ötesinde her ilçede işsizlikle mücadele için bir yol bulmak ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi, toplumun ihtiyaçları ile sağlık konularını merkezî hükümetle görüşmek üzere birer temsilci grubu oluşturulmasına öncülük etti.

Sosyal ve altyapı konularında pek çok ilerleme kaydedilse de Ciuda Espana’da sürdürülebilir hiçbir gelir kaynağı yok, sanayi teşvikleri ve gelişme yardımı sağlanamıyor. Yeni kentin nüfusunun büyük bir kısmı afet öncesindeki başkent Tegucigalpa’da afet riski çok yüksek nehir kenarlarında, altyapısız derme çatma gecekondularda yaşayıp, kent nüfusuna temizlik, çamaşırcılık, sokak satıcılığı ve inşaat işçiliği gibi gündelik işlerle geçiniyordu. Yeni kurulan kent, iş olanaklarının olduğu başkente 40 km uzaklıkta ve başkente ulaşımın maliyeti ortalama günlük gelirin dörtte üçü. Kavuştukları su, elektrik gibi hizmetlerin bedelini ödeyecek gelirleri yok. Afetzedeler her ne kadar daha kaliteli, daha az riskli ve daha önce sahip olmadıkları altyapıya kavuşmuş olsalar da işsizlik özelikle de genç nüfusta ciddi sosyal sorunlar yaratıyor. Sonuçta fiziksel planlamaya katılım, daha iyi bir fiziksel çevre ve hatta temsil komiteleri yaşam kalitesini artırmaya yetmiyor. Bu örnek bir kez daha afet sonrası planlamanın sadece fiziksel planlama; katılımın da sadece inşaat sürecine katılım olmadığı, çok daha entegre ve kapsamlı, sosyal ve ekonomik faktörlerin de göz önüne alındığı ve kullanıcılarla tartışıldığı bir planlama olması gerektiğini gösteriyor.

FİNANSAL YARDIM ODAKLI YAKLAŞIMLAR

Yeniden inşa sürecinin tamamen kullanıcı tarafından yönetildiği, dışarıdan gelen yardımın finans ve teknik destekle sınırlı olduğu yaklaşımlar (cash for housing / reconstruction) son 10 yılda özellikle de Dünya Bankası’nın önderliğinde gelişmekte olan ülkelerde, özellikle de kırsal bölgelerde, afet sonrası yeniden konut inşasında yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Gelişmiş ülkelerin çoğunda ise afet sonrası kalıcı konut inşası zaten büyük ölçekte sigorta şirketleri ya da devlet tarafından verilen kredilerle finanse ediliyor ve hak sahiplerince inşa ettiriliyor ya da hak sahipleri tamir / yeniden ev yaptırma sürecini yönetiyor. Gelişmekte olan ülkelerde uluslararası yardım genellikle bağış olarak, ülkenin gelişmişlik düzeyi yüksekse Dünya Bankası, Asya ve Latin Amerika Gelişme Bankaları gibi Uluslararası Finans Kuruluşları (IFIs) tarafından devlete uzun süreli borç olarak veriliyor.

Yardımı finansla sınırlamak, afetzedelerin bulundukları yerde kalabileceği ve kalmayı tercih ettiği, aynı zamanda konut elde etme yöntemlerini bildiği varsayımına dayanmaktadır. Yapı malzemeleri ve kalifiye işçiliğin de var olduğu, ancak satın alacak paranın olmadığı durumlarda bu yaklaşım en etkili müdahalenin “eksik olanı tamamlama”, yani ihtiyacı olanlara finans veya kolaylaştırıcı kredi sağlamak gerektiğini savunuyor. Fikir, paralel ve dışarıdan yönetilen programlarla müdahaleden ziyade toplum tarafından bilinen, benimsenen ve yönetilen süreçleri geliştirmeye benimsiyor.

Afetten zarar gören konutların onarımı ve inşası için finansman mevcut olduğunda (ki pek çok büyük afetten sonra konut için dış finans bulunabiliyor) böyle bir yaklaşım, varolan başa çıkma mekanizmalarını kullanmaya yardımcı oluyor ve toplumun çabalarını destekliyor. Böylece yardım müdahaleleri toplumun kendi çabalarıyla yarışmak yerine örneğin afete dayanıklı konut standartlarını yaymaya, teknik danışmanlık vermeye ve sorunları çözmeye odaklanabiliyor.

Afet sonrası konut inşasında hak sahiplerine finansal yardım yaklaşımı yaygın olarak ve çok büyük sayıda hak sahibini kapsayacak ölçekte ilk defa 2004 de Hint Okyanusu’ndaki ülkelerde büyük hasara yol açan tsunamiden sonra Dünya Bankası tarafından Sri Lanka’da kullanıldı. Daha sonra 2005 yılında Pakistan’ın Kaşmir bölgesinde 400.000 konutun yıkıldığı depremin yaralarını sarmak için kırsal alanlarda ana yaklaşım olarak yine Dünya Bankası tarafından başlatıldı. Her iki programda da finansal yardım yoluyla çok sayıda konut kısa sürede hak sahiplerince inşa edildi. (Resim 3)

SRI LANKA ÖRNEĞİ

20 yıldır süren bir iç savaşın etkilerinin üstüne gelen tsunami bölgede en çok Endonezya (Resim 4) ve Sri Lanka’da hasara neden oldu. Sri Lanka’da 120.000 civarında ev etkilendi ve bunun 70.000’i tamamen yıkıldı, 800.000 kişi yerinden oldu. Kayıtlara göre 258 ulusal ve uluslararası yardım kuruluşu konut inşa edeceğini bildirdi. Sonuçta bu sayıya erişilemese de çok sayıda kuruluş, çoğunlukla da küçük konut gruplarının yapımını üstlendi.

Sri Lanka hükümeti ikili bir model benimsedi. Eski yerleşmelerinde kalabilen gruplar için Dünya Bankası’nın desteklediği finansal yardım modeli temel yaklaşım olarak uyguladı. Afet riski ya da mülkiyet sorunları nedeniyle başka yere taşınması gereken yerleşmeler genellikle müteahhitler ve katılımcı yaklaşımların karışımından oluşan programlarla yardım kuruluşları tarafından yaptırıldı. İki farklı yaklaşım adil olmak amacıyla aynı yerleşimde ve aynı topluluk için birarada kullanılmadı.

Finans modeli Dünya Bankası ve Sri Lanka hükümeti tarafından bir süredir çatışma nedeniyle yerleşmelerini terk etmek zorunda kalan nüfusa konut vermek için kullanılan programdan adapte edildi. Çatışmanın olduğu Tamil bölgesi de tsunamiden çok zarar gördüğü için yine adil olmak amacıyla çatışma ve afet sonrası konutta aynı program standartları korundu. Ancak 2008 yılında çatışma durulduğunda pek çok kuruluş ellerinde kalan fonları daha önce güvenlik nedeniyle ulaşamadıkları Tamil bölgesine kaydırdı. Fonlar sadece afet için toplandığından afet konutlarına daha fazla finans sağlandı ve eşitlik bozuldu. Arazide görüştüğüm, çatışma nedeniyle konut yardımı alanlar bozulan eşitsizlikten şikâyetçi olmadı. Sanırım bunun en önemli nedeni çok zor şartlardan sonra nihayet yeniden yerlerine dönüp konut sahibi olabilmeleri ve benzer zorluklar yaşayan afetzedelere duydukları empatiydi. Sonuçta her iki grup için de hayatlarını yeniden kurabilmek, konutlarındaki farklılıklara odaklanmaktan daha önemliydi.

Finansal yardım ilk etapta tamamen yıkılan evlerin yerine çekirdek ev (core house) inşasının maliyetini karşılamak için 2.500, tamir gerektiren evler için 1.000 dolar olarak tespit edildi. Ancak, çok sayıda kuruluşun bağımsız olarak konut inşa ettirmesi, hükümetin yerleşim kararlarını geciktirmesi gibi nedenlerle yapı malzemesi ve nitelikli iş gücüne gelen yüksek talep inşaat fiyatlarını artırınca tamamlanamayan evlere ikinci defa 2.500 dolar ek finans verildi. Para hak sahiplerine, temel atma, duvarlar, çatının kapanması ve en az bir odanın oturulur hale getirilmesi olarak 4 etapta verilmek üzere planlandı. (Resim 5) Gerekli seviyeye ulaşan hak sahipleri yerleşmenin bağlı olduğu yerel yönetimdeki sorumlu ofise önceden dağıtılan etap kartlarını bırakarak kontrol ekiplerini çağırarak süreçte ilerledi. Herhangi bir model tasarım, plan, büyüklük ya da malzeme şart koşulmadı. Evlerin büyüklüğü, tasarımı tamamen hak sahiplerinin tercihine bırakıldı. Kendi birikimlerini ve çoğu zaman emeklerini kullanarak istedikleri kalitede ve büyüklükte ev yapma esnekliği fiziksel çevreye çeşitlilik getirdi ihtiyaç, bütçe ve zamanlamaya uyumu sağladı. Başlangıçta paranın başka ihtiyaçlar için kullanabileceği endişesi olmasına karşın yapılan iki bağımsız denetim, hak sahiplerinin paranın tümünü evin inşası için kullandıkları gibi mücevherlerini bankaya rehin bırakarak (Sri Lanka da yaygın bir borç alma yolu) ortalama 1.000-1.500 dolar da kendilerinin inşaata eklediklerini ortaya çıkardı.

Sri Lanka da kız çocuklarına çeyiz olarak ev verme geleneği nedeniyle aileler yapı sürecini yönetme konusunda oldukça tecrübeli. Bu nedenle nakit eksikliği karşılandığında kolayca inşa sürecini örgütleyebildiler. Böylece dışarıdan yardım, hak sahipliliğinin tespiti ve kaydı, şikâyetlere çözüm aramak, etapların tamamlanması ve inşa sürecinin izlenmesi (monitoring), nakit transferi, inşaat kalitesini kontrol, özellikle de afete dayanıklılık konusunda hak sahiplerine ve ustalara teknik destek verilmesiyle sınırlı kaldı. İnşa sürecine dışarıdan dâhil ya da müdahil olunmadı. Dolayısıyla program sınırlı sayıda teknik ekip ve yöneticiyle yürütülebildi. Konut fonunun çok büyük bir kısmı doğrudan hak sahiplerine kullanıldı. Örneğin, programa destek sağlayan gruplardan birisi olan İsviçre Gelişme Örgütü (Swiss Development Cooperation) fonunun sadece % 9,7’sini kurumsal destek, % 90’ını ise evlerin inşası için hak sahiplerine kullandı. Hak sahiplerinin inşa sürecinin tümünü üstlenmesi konutların maliyetini ciddi ölçüde düşürdü. Bir kıyaslama yapmak gerekirse müteahhitlerin yaptığı evler (yardım kuruluşlarının maliyeti dâhil) 2-3 misline mal oldu, her proje küçük sayıda ev inşa edebildi ve süreç genellikle uzun sürdü. Örneğin, ünlü mimar Shigeru Ban'in prototipini tasarladığı, global gayrimenkul servisi şirketi Collier International’ın finanse ettiği ve lokal bir müteahhit firmasının inşa ettiği 100 evlik Müslüman balıkçı köyünde evler 12.000 doların üstüne mal oldu ve 2010 da ancak 30 tanesi bitirilebilmişti.

Yalnız ve çocuklu annelerin geri kalabileceği düşünülürken geniş ailelerin de yardımıyla inşaatın üstesinden geldiler ve bütçelerini çok daha iyi kullandılar. (Resim 6) Program pek çok afette hak sahibi olamayan kiracılar ve topraksızları da olabildiğince dâhil etmeye çalışarak ev sahibi yaptı. Program on iki bölgede uygulandı ve sonuçlar her bölgeden sorumlu kuruluşun destek kalitesine göre farklılıklar gösterdi. Örneğin, Dünya Bankası sadece parayı hükümete transfer edip teknik desteği yönetmezken, İsviçre hükümeti en verimli ve en etkili desteğe sahip programı en küçük kadroyla yürüttü.

2005 yılında Pakistan’ın Kaşmir bölgesinde depremden 450.000’in üstünde konut hasar gördüğünde Sri Lanka’daki finansal yardım deneyimi yine Dünya Bankası tarafından ülkeye yeniden inşaya bir yaklaşım olarak sunuldu. Bu örnekte deprem riskinin ciddiyeti programın yerel ve yeni inşaat malzeme ve tekniklerinin afete dayanıklı hale getirilmesi, usta ve kullanıcıların eğitilmesi gibi konulara daha çok zaman ve kaynak ayırmayı gerektirdi. Ayrıca bazı yapı malzemelerinin eksikliği yine program tarafından karşılandı. Ancak finansal yardım ve hak sahiplerinin sürecin tümünden sorumlu olması programın temel prensibi olarak benimsenmeye devam etti. 3 yıl içinde 170.000 konut tamir edildi ve 400.000 ev bu yaklaşımla yeniden inşa edildi. (Resim 7) Dağlardaki yerleşimlere ulaşım zorlukları, çok uzun ve karlı geçen ağır kış koşulları ve muson yağmurlarının inşaat sürecine olumsuz etkileri düşünüldüğünde bu rakamlara erişebilmek gerçekten bir başarı.

Örneklerden de görüldüğü gibi konuta finans sağlama yaklaşımının pek çok avantajı var:

  • Konutların büyüklüğü, planı, malzemesi kullanıcının ihtiyacına, kültürüne ve tercihlerine göre şekillenebiliyor.
  • Hak sahipleri kendi emeklerini de kullanabildikleri ve aileden yardım alabildikleri için maliyet düşüyor ve iş yaratılmış oluyor.
  • Kullanıcı riskli bir arazi olmadığı takdirde kendi yerinde kalabiliyor ve komşuluk ilişkileri sürüyor.
  • Eski yerleşmedeki temel sosyal ve fiziksel altyapı onarılıp kısa sürede servis verebiliyor.
  • Yapının kalitesinden kullanıcı sorumlu oluyor, ustaları başında durarak denetleyebiliyor, malzemeyi seçebiliyor.
  • Konutun tamamlanma hızı, zaman içinde doğan ihtiyaçlara göre büyütülmesi kullanıcının tercihine kalıyor.
  • Aracı kuruluşlar en az düzeyde olduğu için yardımın büyük bir kısmı doğrudan hak sahiplerince kullanılıyor.
  • En önemlisi, kullanıcı sürecin tümünü yönetiyor, bu da çabuk bitirebilme motivasyonunu artırıyor. Güç, yardım kuruluşundan kullanıcıya geçiyor, hak sahibi pasif yardım bekleyen mağdur yerine “sürücü koltuğunda” aktif bir rol alıyor.

Bu yaklaşım elbette her türlü afet sonrası konut ihtiyacına deva değil. Başarılı olmasının belli koşulları var:

  • Hak sahiplerinin kendi konutunu inşa ettirme / etme sürecine aşina olması.
  • Hak sahibinin konutu yapacağı arazinin kendi arazisi olması. Genellikle dahauygun bir yaklaşım olan bu durumda, öncelikle hak sahibinin arazisinin ciddi afet riski olmaması ya da riskin kontrol edilebilir olması gerekiyor. Bunlar olmadığında ise tercihen aynı topluluğun yeni bir araziye birarada yerleştirilmesi ve arsa tapusunun hak sahibine verilmesi daha uygun.
  • Yerel düzeyde aktif bir inşaat pazarının sürdürülebilir olması. Kısacası yeterli vasıflı iş gücü, yapı malzemeleri, ulaşım ve taşımacılık altyapısı ve benzerinin varlığına karşılık yeniden inşa sürecine başlamak için bazı grupların en temel eksiğinin bunlara ulaşacak finansal kaynaklarının olmaması.
  • Nakit transferi için gerekli geleneksel veya modern finansal altyapı, alternatif enstrümanların kullanılır olması. Örneğin, Concern adlı yardım kuruluşu afet sonrası Kenya’da mobil telefonla transferde, Save the Children adlı kuruluş ise Swaziland’de ATM kartı dağıtarak nakit transferinde başarılı oldu.
  • Nakit harcamak ve taşımak için ortamın güvenli olması. Örneğin, Sri Lanka’da bankanın Tamil bölgesinin dışında olduğu yerlerde yerleşmeden bir kişinin öbür bölgeye geçip vekaletle diğerleri adına para çekmesi gerekiyordu.
  • Malzeme ve iş gücüne yoğun talep nedeniyle enflasyon ve fiyat artışı riskine karşı finansta esneklik ve arzın az olduğu kalemleri pazar koşullarını alt üst etmeden devletçe ya da yardım kuruluşlarınca sağlanabilmesi.
  • Devlet, yerel yönetim ve yardım kuruluşlarınca programı organize edebilme kapasitesi. Özellikle de hak sahipliği kriterlerinin belirlenmesi, hak sahipliği veri tabanının oluşturulması, teknik yapı desteği, süreci izleme ve benzeri alanlarında.

Kullanıcının yönettiği bu süreçte mimarın ve mühendisin rolü artık geleneksel tasarlayan, planlayan, inşa eden önderlik değil, konut elde etmeyi kolaylaştırmak (facilitating role), varolanı izlemek, eksikleri görmek ve desteklemek oluyor.

 

KAYNAKLAR

Adams, Lesley; Harvey, Paul., 2006, “Learning from Cash Responses to Tsunami: Cash and Shelter”, HPG issue paper 4.

Aysan, Yasemin; Davis, Ian (ed.), 1992, Disasters and the Small Dwelling, Earthscan, New York.

Aysan, Yasemin, 2006, “Swiss Consortium Cash for Repair and Reconstruction Project Evaluation Report Commissioned by the Swiss Consortium of SDC”, Swiss Solidarity, HEKS ve Swiss Red Cross.

Aysan, Yasemin, 2008, “External evaluation of the Swiss Consortium’s Cash for Repair and Reconstruction Project in Sri Lanka 2005-2008”, Değerlendirme Raporu, SDC, Swiss Solidarity, HEKS ve Swiss Red Cross, Bern.

Barakat, Sultan, 2003, “Housing Reconstruction after Conflict and Disaster”, Network Paper, sayı:43, Humanitarian Practice Network, Londra.

Christoplos, Ian, 2006, Links between Relief, Rehabilitation and Development in the Tsunami Response, TEC, Helsinki.

Davidson, Colin H.; Johnson, Cassidy; Lizarralde, Gonzalo; Dikmena, Nese; Sliwinski, Alicia, 2007, “Truths and Myths About Community Participation in Post-Disaster Housing Projects”. Habitat International, cilt:31, sayı:1, ss.100-115.

Duyne Barenstein, Jennifer, 2006, “Housing Reconstruction in Post-Earthquake Gujarat: A Comparative Analysis”, Network Paper, sayı:54, Humanitarian Practice Network, Londra.

Flinn, Bill, 2013, “Changing Approaches to Post Disaster Shelter”, Humanitarian Exchange Magazine, sayı:58.

Harvey, Paul, 2007, Cash Based Responses in Emergencies, HPG Report 24, Overseas Development Institute, Londra.

Jha, Abbas K.; Duyne Barenstein, Jennifer; Phelps, Priscilla M.; Pittet, Daniel; Sena, Stephen, 2010, Safer Homes, Stronger Communities A Handbook for Reconstructing after Natural Disasters, The World Bank, Washington.

Telford, John; Cosgrove, John, 2006, Joint Evaluation of the International Response to the Indian Ocean Tsunami: Synthesis Report, TEC, Londra.

 

Bu icerik 893 defa görüntülenmiştir.