MİMARLIK
381
OCAK-ŞUBAT 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Ildırı: Yerleşilemeyen Köy
    Ela Çil, Yrd. Doç. Dr., İYTE, Mimarlık Bölümü
    F. Nurşen Kul, Yrd. Doç. Dr., İYTE, Mimari Restorasyon Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ÖYKÜLERİ

Mimarlıkta “Asist”in Değeri

Güven Birkan, Mimar

Yapıları ‘dışarıdan’ okuyabiliyoruz, ancak hikâyelerini öğrenebilmek için ‘içeriden’ bir göze ihtiyacımız var. 1980’li yıllarda Çankaya’da yapımına başlanan, Özgür Ecevit’in müellifi olduğu OYAK Konutları’nın proje ekibinde yer alan yazar, başarılı bir proje elde edebilmek için mimarın projesinden, bir diğer deyişle son “vuruş”undan önce gerekli olan yardımcı rollere yani “asist”lere dikkat çekerek, projenin gerçekleşme aşamasında yaşananları bize sunuyor.

Eskiden sadece goller sayılırdı, şimdi artık “asist”lere de değer veriliyor. Henüz asist kralı seçilmese de, futbol gibi bir takım oyununda gelinen bu aşama çok önemli. Savunma oyuncularına da günün birinde sıra gelecek elbet; izleyiciler ve medya hücum hattına dikkat kesildiği için gözlerden uzak kalan o kahramanlara.

Mimarlık eninde sonunda tasarımdır. Ama iyi bir tasarımın önünü açmak ve daha yaşanabilir bir çevrenin oluşmasına dolaylı katkı yapmak da, o tasarımın bir parçası sayılabilir.

Size gerçek bir “asist” hikayesi aktarayım, siz karar verin. Bu hikaye TOKİ dünyasına da belki biraz ışık tutar… 80’lerin başı, ülke yönetiminde askerler etkin. Ankara Belediyesi’nde de asker bir başkan oturuyor. Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) Çankaya’daki arsasında üyelerine sunmak üzere konutlar yaptıracak. Arsa alanı belli, ne kadar çok konut sığarsa o kadar iyi. Bir mevzii imar planı ile olabilecek en fazla yapı hakkı sağlanıyor. Bu planı hazırlayan ekibe, bir de tip apartman projesi hazırlatılıyor. Aslında “tip daire projesi” demek daha doğru. Dördü yan yana gelince kat planı, 9 tanesi üst üste gelince blok kesiti, 25-30 tanesi yan yana gelince site planı oluşuyor. Ve bir ucundan da inşaat başlanıyor, ana yola en yakın konumda belli sayıda konut inşa ediliyor.

Bu arada OYAK yönetiminde, “bu inşaatları neden başka şirketlere yaptırıyoruz, kendi inşaat şirketimizi kuralım” düşüncesi ağırlık kazanıyor ve OYAK İnşaat A.Ş. kuruluyor. Şirketin kurucusu ve ilk genel müdürü, deniz albayı emeklisi bir inşaat mühendisi: Sabahattin Sağıroğlu. Bu görevin kendisine önerilmesindeki başlıca neden, ordudayken, inşaat işlerindeki yolsuzluklarla savaşmış, dürüst ama aynı zamanda becerikli ve çalışkan bir mühendis-asker oluşu. Sağıroğlu, sadece mühendislerden kurulu bir şirketin konut projelerini başarıyla yönetemeyeceğine karar verip, bünyeye bir mimar alıyor. Mimar, Ankara ve İzmir için daha önce hazırlanmış projeleri inceliyor. Ankara’da projenin uygulanmış ve içinde yaşanmakta olan küçük bir bölümünü ziyaret ediyor. Binaların sıkışıklığı, dairelerin bir bölümünün kışın hiç güneş görmeyişi ve oluşmakta olan sitenin tek düzeliği kendisini rahatsız ediyor. Yeni bir anlayışla farklı bir tasarım hazırlanmasını öneriyor. Tasarım deneyimi olmasına ve bu sitelerin tasarımını yapmayı çok istemesine karşın, işin aciliyeti, bir ekibin olmayışı ve iş yükünün fazlalığı gibi nedenlerle, tasarım hizmetleri için bir ihale açılmasını öneriyor ve teklif istenmek üzere, nitelikleri birbirine yakın 8-10 kadar büro adı belirliyor. Bir de şartname hazırlıyor.

Şartnamenin ana hatları, farklı büyüklükte daireler, yüksek ve alçak konut kombinasyonu, alçak konutların 4 katı geçmemesi, her bir konutun 22 Aralık günü en az 3 saat güneş görmesi ve bunun diyagramlarla kanıtlanması gibi belirleyici ilkelere dayanıyor. Ayrıca, mevcut imar hakkını koruyan bir çözümün yanı sıra, bu yoğunluğu azaltan iki seçenek daha isteniyor ve bu farklı yoğunlukları gösteren maketler hazırlanması da şartnameye ekleniyor. İlk tepki, inşaat şirketi içinden geliyor; zorla kazanılmış yoğunluğu azaltmanın OYAK’ın yararına olmadığı öne sürülüyor. Buna karşılık, her arazinin kaldırdığı bir inşaat kapasitesi olduğu, bunu aşmanın elde edilecek çevrenin insanca yaşanabilirliğini zedeleyeceği anlatılıyor. Ayrıca alçak konutların, neden her yerde yapıldığı üzere 5 katlı istenmediği tartışılıyor; kendilerine, asansörsüz konutların dört kattan fazla olamayacağı, beşinci kat uygulamasının, çatı katlarını tam kat yapma döneminde yaratılmış, yapsatçıların rantını gözeten yapay bir gelişme olduğu anlatılıyor. Aslında çözümü belirleyecek 22 Aralık konusunun ne anlam geldiği kavranamadığı için kimse bu konuda bir endişe belirtmiyor. Belli bir tartışma süreci sonunda şartname benimseniyor.

Tasarım hizmetini üstlenen mimar Özgür Ecevit, şartnamenin gereklerini tümüyle yerine getiren bir çalışma yapıyor ve sıra, OYAK’ın çok seyrek toplanan en üst yönetim organına projeyi sunmaya geliyor. Maketler diziliyor; diyagramlar asılıyor. Seçeneklerin gerekçeleri anlatılıyor. 22 Arlıkta en az 3 saat güneş alma kuralının sonucu, Ankara ikliminde, her katta uzun kat sahanlıkları olmadan aynı çekirdekten beslenen en çok iki daire yapılabileceği diyagramlarla gösteriliyor. Farklı plan çözümlerinin getirdiği çeşitlilik de önlerine seriliyor ve her katta birbirinin aynı 4 daireli blok çözümünün OYAK üyelerine eşitlik getirmediği, farklı yönlerin ve farklı katların farklı yaşam olanakları sunduğu, dolayısıyla farklılığı başından kabul edip daha yaşanır bir çevre oluşmasına öncelik tanınması gerektiği anlatılıyor.

Sonuç olarak yönetim kurulu, düşük yoğunluklu maketteki ferahlığı reddemiyor ve fazla bir tartışma olmadan yoğunluğun düşürülmesini kabul ediyor. Elinde her tür olanak varken yoğunluk düşüren tek kurum olarak da ülkenin imar tarihinde yerini alıyor, ama bu “tarihi” gerçeği şu anda benden başka belki bir de Özgür Ecevit anımsıyordur.

Ankara, Çankaya’daki OYAK sitesinde, eski ve yeni projenin ürünleri hala duruyorsa iki yaklaşımın farklılığı kolayca görülebilir. Eğer gerçekten daha insani bir yaşam çevresi elde edilmiş ise, bunda proje müellifinin başarısı en başta belirtilmelidir. Ancak,

  • İnşaat şirketinin genel müdürü, konut uygulamalarını yönetmek üzere bünyede bir mimar bulundurma gereksinimini duymasaydı,
  • Mimar işin kolayına kaçıp, hazır elde proje varken ve zaten o güne kadar hep bu tür projeler uygulanmışken, ‘işgüzarlık’ yapıp, yeni bir proje hazırlatılma önerisi getirmeseydi,
  • Ülkedeki askeri yönetime karşın, inşaat şirketi bünyesinde, herkesin görüşlerini ortaya koyup tartıştığı demokratik bir yönetim anlayışı olmasaydı,
  • Mimar “fırsat bu fırsattır, işte elime iki büyük proje yapma olanağı geçti” deyip bir iki kişi takviyeli bir ekip kurmaya ve işi amatörce götürüp mesleki referans hanesini zenginleştirmeye kalkışsaydı,
  • İhale, performans ağırlıklı bir şartnameye dayandırılmasaydı,
  • Teklif istenecek mimarlar belirlenirken, belli ortak bir niteliğe sahip olanların arasına, kayırılacak, deneyimsizler eklenseydi,
  • Proje müellifinin işi şartnameye uygun yürütmesi konusunda titiz davranılmasaydı,
  • Proje müellifi, şartnamenin ilkesel hükümlerinin önemine inanmış olmasaydı,
  • OYAK Yönetim Kurulu’na yapılan sunuş ikna edici olmasaydı,
  • OYAK Yönetim Kurulu’nun yapısı bu sunuştan etkilenecek bir kompozisyona sahip olmasaydı,

Bu yeni proje gerçekleşemezdi.

Mimarlıkta, bir golün atılabilmesi için ne çok “asist” gerektiğine insanın şaşası geliyor.

 

* Görseller, Özgür Ecevit ve Azize Ecevit’in Projeler kitabından alınmıştır. (Ekim, 2013. ISBN: 978-605-125-730-3)

Bu icerik 3355 defa görüntülenmiştir.