MİMARLIK
381
OCAK-ŞUBAT 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Ildırı: Yerleşilemeyen Köy
    Ela Çil, Yrd. Doç. Dr., İYTE, Mimarlık Bölümü
    F. Nurşen Kul, Yrd. Doç. Dr., İYTE, Mimari Restorasyon Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNDEM

Meslek Alanını ve Örgütlülüğünü Tahrip Eden Politikalara Direneceğiz

Eyüp Muhcu, Mimarlar Odası Genel Başkanı

12 yıllık AKP iktidarı döneminde öngörülen “merkezî / otoriter rant politikalarının” hayata geçirilmesi amacıyla kentsel dönüşüm uygulamaları ve bütün ülke topraklarının yağmaya açılması stratejik bir hedef olarak konmuştur. Kamu yararı yerine “özel yararı” gözeten, bilim, hukuk, demokrasi ve insan haklarını yok sayan bu politikaların hayata geçirilmesi için radikal adımlar atılmış ve önünde engel olarak görülen bütün kurum, kuruluş ve kesimlere açık bir savaş ilan edilmiştir. Bu anlayışla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kendi içinde tutarsız, çelişki ve belirsizliklerle dolu; yasa yapma mantığı ile bağdaşmayan ve işin ehli olmayan kişilerce hazırlandığı anlaşılan, 13 kanunda değişiklik öngören “yasa taslağı” gündeme getirilmiştir. “Torba Yasa” niteliğindeki düzenlemelerle esas olarak, imar, çevre ve yapı denetiminde değişiklikler içeren, TMMOB ve Odalara müdahaleyi kapsayan yeni bir girişim başlatılmıştır.

12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu ile “yağmanın ve hukuksuzluğun” sınırsız bir şekilde önünün açılması ve ardından 12 Haziran 2011 genel seçimleri sürecinde TBMM dışlanarak çıkarılan çok sayıda kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) “ranta dayalı sermaye birikim politikaları” yeni bir boyut kazanmıştır. Yapılan değişikliklerle 2003 yılından itibaren genellikle merkezî düzeyde Toplu Konut İdaresi (TOKİ) aracılığıyla kentlere ve bütün çevreye yapılan müdahalelerde yeni ve kapsamlı bir merkezî organizasyona gidilerek, 644 ve 648 sayılı KHK’ler ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde “sınırsız bir yağma özgürlüğü” merkezîleştirilmiş ve kurumsallaştırılmıştır. Bu sürecin devamı olarak çıkarılan yasa, torba yasa, yönetmelik, düzenleme ve fiili uygulamalarla “doğa ve kültür” değerlerinin yok edilmesi ve kentlerin sağlıksız / hastalıklı büyümesi, İstanbul’a 3. Köprü, 3. Havalimanı, AOÇ’ye “Kaç-Ak Saray” yapılması ile zirve yapmıştır. Bu yapılan değişikliklerle, ilerleyen günlerde Kanal İstanbul ve nükleer santral projelerinin gerçekleştirilmesi, büyük ölçüde tahrip edilen kıyıların, orman / tarım alanlarının talan imara açılması ve bütün yaşam alanlarının betonlaştırılması, Cumhuriyet mimari mirasının ve tarihî kent merkezlerinin yok edilmesi gerçekleştirilebilecektir.

Yağmanın “rant sınıfı yaratılmasını ve diktatörlüğün finanse edilmesini” besleyen bir kaynağa dönüştüğü ve devlet eliyle sistemli bir şekilde yürütüldüğü koşullarda, bunun önünde engel olarak görülen yargı, kamu kurumları, meslek örgütleri, demokratik-özerk kuruluşlar, duyarlı tüm kesimler ve toplumsal muhalefetin hükümetin operasyonları dışında kalması mümkün değildi. Bu anlayış çerçevesindeki AKP hükümeti, “özerk ve kamusal” kimliğe sahip TMMOB ve bağlı Odalara yönelik “işlevsizleştirme” girişimlerini 12 yıl boyunca sürdürmüştür.

2007 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “hukuksuz talimatı” ile Devlet Denetleme Kurulu (DDK) tarafından Odalara yönelik yapılan denetim ve hazırlanan rapor, müdahale sürecini hızlandırmıştır. Daha sonra 2011’de çıkarılan KHK’lerle Odaların asli işlerini yapma yetkisinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmesi, kamu denetimi yapmalarının engellenmesi, mimar, mühendis ve plancıların müelliflik ve telif haklarının sınırlandırılması, Oda yöneticilerinin yurtdışına çıkışlarda dahi izin alma zorunluluğu getirilmesi gibi “hukuk ve demokrasi normları” ile bağdaşmayan yasal düzenlemeler yürürlüğe sokulmuştur. “Rant ve otorite” tutkusu ile yapılan bu “çağdışı operasyonlar” yetmemiş, paralel olarak 2013 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından TMMOB Yasası’nın değiştirilmesi gündeme getirilmiş, ülke çapında düzenlenen yoğun protesto kampanyaları sırasında aynı bakanlıkça yasa taslağı geri çekilmişti.

Ancak, yağma süreci var olan hukuksuzluğa ilave olarak şiddet politikaları ile desteklenmeye başladı. Olmayan Topçu Kışlası’nın tarihî Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’na yapılması için fiziki girişim 2013 Haziran’ında bütün yurtta ortaya çıkan Gezi Direnişi ile durdurulmuştu. Bu sırada demokratik gösteri hakkını kullanan yurttaşlara şiddet kullanılmış ve insanlar hayatını kaybetmişti.

YASA TASLAĞI

Bu anlayış çerçevesinde çevre ve kültür değerlerini tahrip eden, yerel yönetim yetkilerini ve yurttaş haklarını gasp eden, yapı üretim sürecinde kamu denetimini tamamen ortadan kaldıran, mesleki hakları yok sayan, TOKİ müteahhitlerinin taleplerini karşılamayı amaçlayan, TMMOB ve Odaları işlevsizleştirmeyi, İktidarın emrinde kuruluşlar haline getirmeyi isteyen “3194 sayılı İmar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” gündeme getirilmiştir. Taslakla kentsel dönüşüm ile ilgili çıkarılan torba yasa ve yasalardaki boşlukların tamamlanması ve kentsel dönüşüm uygulamalarının hızlandırılmasının amaçlandığı, TMMOB ve Odalardan intikam alınmak istendiği açıkça görülmektedir. Bu nitelikteki “taslak” pek çok açıdan sakıncalar taşımaktadır.

“İMAR BORSASI”

Yasa taslağı ile Afet Riskli Altındaki Alanlar ve Kentsel Dönüşüm Alanları ilanı, imar planları ile oluşan değer artışı, kamulaştırma, kamu ortaklığı payı, resen parsel birleştirmeleri, yapılaşması sakıncalı alanlar oluşturulması kararları ve bina yıkımı ile yurttaşların mülklerine el konabilmektedir. İmar hakkı transferi ve gayrimenkullerin “sertifika belgesi” aracılığı ile “menkul” hale dönüştürülerek “imar borsası” kurulmaktadır. Bu değişikliklerle yurttaşların barınma ve mülkiyet hakları “rant” amacıyla yok edilmekte, gayrimenkulleri menkul hale getirilerek kurulan “imar borsası”nda riske sokulmaktadır.

MERKEZÎLEŞME POLİTİKALARI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bütün planlama sürecinde yetkilendirilmesi, il müdürlükleri aracılığı ile ruhsat ve kullanma izni verebilmeleriyle; imar, planlama, yapı üretim sürecinden yerel yönetimler dışlanmaktadır. Planlamaya bağlı değer artışlarında kamuya aktarılması öngörülen % 40 bedelin istisnalar dışında Bakanlığa aktarılması merkezîleşmeye kent üzerinden yeni kaynak transferi sağlamakta ve böylece gelirleri yetersiz olan belediyeler zayıflarken merkez güçlenmektedir. Ayrıca, yapı denetimi alanında yerel yönetimlerin saf dışı edilmesi teknik müşavirlik şirketleri ile ilgili uygulamalarda bakanlığı yetkilendirilmesi bir başka merkez müdahalesidir.

MESLEKİ HAKLARIN GASPI

Kurum ve kuruluşların “Fenni Mesul”lük üstlenmesi, muvafakat olmadan yapılarda cephe değişikliği ve tadilat yapılabilmesi, yapı denetimi, şantiye ve benzeri işlerde mimar ve mühendislik alanlarında başka kadroların istihdam edilebilmesi gibi düzenlemelerle mesleki haklar gasp edilmekte, niteliksiz ve denetimsiz mimarlık ve mühendislik hizmetlerine ortam hazırlanmaktadır.

İDEOLOJİK YAPILAŞMA VE KİMLİKSİZLİK

Taslakta, “ideolojik yapılaşma ve kentleşme” anlayışı doğrultusunda, mimari yaratıcılığa aykırı bir şekilde yapı cepheleri tipleştirilmesi, Osmanlı / Selçuklu karması kopya cepheler yapılması şart koşulabilmesi için kurallar getirilmiştir. Yarışma kültürünü yok sayan, özgün mimari tasarımları göz ardı eden bir yaklaşımla estetikten yoksun yapılı çevreler ve kimliksizlik dikte edilmektedir.

YAPI DENETİMİNDE TEKELLEŞME

Yapı denetiminin sermaye şirketi niteliğinde “teknik müşavirlik kuruluşları” aracılığıyla yapılması ile kamu denetimi ortadan kaldırılmaktadır. Bu şirketlere tanınan “yıkım işleri, proje ve yapı denetimi” yetkileri verilmesi, ayrıca riskli yapı tespiti yapabilmeleri, yıkım raporu hazırlamaları, yapı sahibi adına vekalet üstlenmeleri sonucunda küçük ve orta ölçekli yapı denetim kuruluşlarının tasfiyesi, denetimin tekelleşmesi, var olan denetimsizlik sorunlarının daha da büyümesi ve giderek yapı denetim alanının yabancı müşavirlik şirketlerine açılması sözkonusu olabilecek.

ÖZELLEŞTİRMEDE YENİ AŞAMA

Kamu varlıklarının satışı ve kamulaştırma marifetiyle özelleştirmeye hız kazandırılmaktadır. Kamu arazilerinin, yurttaşlara ait gayrimenkullerin ayrıcalıklı şirketlere transferi, imar borsası oluşturulması ve hatta mezarlıkların özelleştirilmesi “hizmet ve değerlerin metalaşması ve rant sınıfı yaratılması” açısından yeni bir düzeyi göstermektedir.

TMMOB VE ODALARA MÜDAHALE

Kuruluşundan bu yana 60 yıldır kamu yararı ve bilimin rehberliğinde çalışmalarını sürdüren, mesleğin niteliğin gelişmesi için çaba gösteren, sağlıklı ve güvenli çevrede yaşama hakkını savunan ve ülke demokrasisinin en önemli güvencelerinden olan TMMOB ve Odaların “yağma ve diktatörlük” sürecinde sessiz kalması beklenemezdi. Nitekim bu tarihsel ve kamusal sorumlulukların yerine getirilmesi için çalışmalar özveri içersinde sürdürülmektedir. Buna karşın hemen hemen hiçbir siyasi iktidar tarafından takdir edildiklerine tanık olunmamıştır. AKP iktidarı döneminde ise takdir edilmek bir yana Odalar, tarihin en büyük saldırıları ile karşı karşıya kalmıştır. Sözkonusu “yasa taslağı” ile Odalara son bir darbe vurulmak ve tamamen teslim alınmak istenmektedir.

Taslağın, geçmişte yapılan işlevsizleştirme operasyonları ve yetki gasplarının devamı olarak hazırlandığı anlaşılmaktadır. Düzenleme ile TMMOB’un parçalanmakta, Oda bütünlüğü zaafa uğratılmakta ve Oda iç hukuku yok sayılmaktadır. Oda Yönetmeliklerinin Bakanlığın direktifleri ve programları doğrultusunda hazırlanması zorunluluğu getiriliyor. Ayrıca Odaların dava açamaz, kamu denetimi yapamaz ve meslek alanını düzenleyemez hale gelmeleri, üyelerle ilişkilerin zayıflatılması, mesleki hakların ve üye hizmetlerinin güvence altına alınmalarının engellenmesi gibi düzenlemeler “taslak”ta yer almaktadır. Bütün bu değerlendirmeler ışığında “yasa taslağı”nın önerilerle, revizyonlarla, şu veya bu şekilde yapılacak değişikliklerle hiçbir şekilde düzelme olasılığı dahi sözkonusu değildir, bu nedenlerle geri iade edilmeli ve gündemden kaldırılmalıdır.

TMMOB ve Odalar yağmaya ve baskılara asla boyun eğmeyecektir. Meslek Odaları, taşıdığı tarihsel misyonu ve sorumluluklarına bağlı olarak; bilimden, hukukun temel ilkelerinden, mesleğin özünden ve toplumsal dayanışmadan aldıkları güçle İktidarın bütün bu yağma, talan, mesleğin ve meslek alanının tahrip edilmesi, mesleki örgütlülüğün yok edilmesi ve diktatörlüğün kurumsallaşması politikalarına her alanda direnmekte kararlıdırlar. Bu kapsamda doğal ve kültürel değerlere, kamu ve insan haklarına, mesleğe ve mesleki haklara, TMMOB ve Oda örgütlülüğüne, ülkenin özgür ve demokratik bir geleceğine sahip çıkmak için direnişimiz büyüyecek. Demokratik tepkilerimizi, taleplerimizi ve hak arayışımızı bütün ülkeye yayacağız. Dayanışmamızı uluslararası ortama taşıyacağız.

Her yerde mimarlık, her yerde direniş!

Her yerde TMMOB ve Odalar, her yerde direniş!

Bu icerik 3888 defa görüntülenmiştir.