MİMARLIK
381
OCAK-ŞUBAT 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Ildırı: Yerleşilemeyen Köy
    Ela Çil, Yrd. Doç. Dr., İYTE, Mimarlık Bölümü
    F. Nurşen Kul, Yrd. Doç. Dr., İYTE, Mimari Restorasyon Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
KIRSAL YERLEŞİMLER

Ildırı: Yerleşilemeyen Köy

Ela Çil, Yrd. Doç. Dr., İYTE, Mimarlık Bölümü
F. Nurşen Kul, Yrd. Doç. Dr., İYTE, Mimari Restorasyon Bölümü

Bir yerleşim sözlü tarih yoluyla okunabilir mi? Yazarlar, Erythrai ören yeri içinde kalan Ildırı köyünün sürekli göçlere uğramış, az bilinen tarihini yazılı kaynaklarla destekleyerek yerel halkın belleği üzerinden aktarıyor. Komşusu birçok küçük yerleşimin karşılaştığı turizm dalgasından etkilenerek, sahip olduğu tarihsel ve kültürel varlıkların yok olması tehdidiyle karşı karşıya olan Ildırı, yerleşim tarihi içinde yeni bir göçe sahne olmaya çok yakın.

Bu yazı, önceleri yanında yer aldığı on iki İyon yerleşiminden biri olan antik Erythrai kenti kalıntıları ve arkeolojik kazısıyla tarih meraklılarının ilgisini çeken daha sonra “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı popüler bir televizyon dizisinin bazı bölümlerinin çekildiği yer olduğu için yerli ve yabancı turist akınına uğrayan Ildırı köyünün yerleşim tarihini ulaşılabildiği kadarıyla ele almaktadır. Yazının konu ettiği çalışma, sözlü tarih yöntemleriyle ele alınan ve iki yıla yayılan bir alan çalışmasına dayanmaktadır. Ildırı’da yaşayan en yaşlı kişilerden başlayarak yaptığımız söyleşilerle, mübadele tarihi, Ildırı ve çevresine yerleşme süreci ve o zamandan bugüne kadar gerçekleşen mekânsal ve toplumsal dönüşümler kaydedilmiştir. Elde edilen veriler, ulaşabildiğimiz literatür ile desteklenmiştir.

Yunanca adı Lithri olan Ildırı(1), 1923’te Yunanistan ve Türkiye arasında imzalanan zorunlu nüfus mübadelesinin öncesine kadar Ege’deki pek çok yerleşim gibi Rum-Hıristiyan nüfusun yaşadığı yerlerden biridir. Ildırı gibi az-çok korunarak bugüne gelmiş yerleşimler barındırdıkları mimari yapım özellikleri ve yerleşim dokusunun haricinde tarihsellikleriyle de ilgi çekerler. Özellikle yakınlarında yer alan doğal özelliklerin de katkısıyla, turizm çerçevesinde değerlendirilmeye başlanan bu yerleşimler giderek tek bir döneme gönderme yapan tarihselliğin ve tek bir hikâyeyi dillendiren seçmeci anlatıların görünümleri olarak temsil edilmeye ve giderek şimdiki zamanın koşullarındaki yaşantının gerçekliğinden kopuk algılanmaya başlarlar.(2) Bu nedenle burada aktarılan Ildırı tarihinin böyle olası bir temsil-algıya direnmek üzere de kaleme alındığı düşünülebilir.

AYRILIŞLAR: BİR YERDEN DİĞERİNE

Türkiye’de İstanbul, Bozcada ve Gökçeada Rumlarıyla, Yunanistan’da Trakya Türkleri hariç tutularak Türkiye’deki Rum ve Yunanistan’daki Türk nüfusların yer değiştirmesini zorunlu kılan Lozan Mübadelesi Anadolu’da ve Yunanistan’daki büyük göçlerin başlangıcı olarak kabul edilse de Ege’de Lithri / Ildırı gibi Rum nüfusun yaşadığı pek çok yer, aslında Lozan Mübadelesi’nden çok önce boşalmıştır. Hatta Rumların yerleşimlerini terk edişleri, 1919-1922 savaşının son dönemlerinden, Yunanistan’ın savaşı kaybedeceğinin anlaşılmasından da önce Balkan Savaşları döneminde olmuştur.

Balkan Savaşları Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle sonuçlanmış, kaybedilen topraklardaki Müslüman-Türk nüfus, imparatorluğun elinde kalan bölgelere göç etmeye başlamıştır.(3) Tam da bu dönemde Çeşme Kaymakamlığı yapmış Hilmi Uran’ın anılarında aktardığına göre Balkanlardan göçe zorlananların intikamını almak amacıyla kendilerine herhangi bir saldırı yapılabileceğinden korkan birkaç Rum ailesi adalara kaçmış ve bu durum Çeşme Rumları arasında şiddetli bir korku yaratmıştır.(4) Ödeşmek üzere katliamın planlandığına dair bir belge yoksa da Baran’a göre İzmir ve civarında Rumların işlerini sabote etmek ve onları gitmeye zorlamak için ambargo uygulanmış ve o dönemde 150.000 Rum Balkan Savaşı ardından Anadolu’yu terk etmiştir.(5) Uran’ın belirttiğine göre Ege Rumları öncelikle Sakız Adası’na kaçmaya başlamıştır ve Ildırı, Rumların Sakız Adası’na kayıklarla taşındığı iskelelerden biridir.(6) Lithri Rumlarının da kendi köylerindeki iskeleden Sakız’a gittiklerini düşünmek mantıklı görünmektedir, hatta rivayete göre ilk yıllar kalan eşyalarını almak için sessizliğe bürünen köye geceleri gelip gitmişlerdir.(7)

Batı Ege’de Rumlar tarafından boşaltılan yerleşimlere, Balkan Savaşları sonrasında göç eden Rumeli muhacirleri yerleştirilmesiyle birlikte(8) Çeşme’ye de Boşnak muhacirlerin yerleştiği bilinmektedir.(9) Ildırı’nın yaşlıları Ildırı’ya da Boşnakların yerleştirildiğini ifade etmektedirler.(10) Ancak Boşnaklar Ege’de uzun süre yaşayamamış, 1919’da Yunanistan’ın İzmir’i işgal etmesiyle Anadolu’nun daha güvenli iç kısımlarına gitmek üzere Çeşme’yi terk etmişler ve Rumların çoğu İngilizlerin himayesinde eski yerleşimlerine dönmüşlerdir.(11) Lithri Rumlarının da köylerine geri döndükleri Ege’deki kökleriyle ilgili popüler yazıların olduğu internet sitelerinde ifade edilmektedir. Skouloudis Errikos, 1914’te Balkan Harbi sonrasında Ildırı’dan giden ailesinin Yunan İşgalini takiben 1920 yılında geri döndüğünde kiliseleri yağmalanmış, tarlaları bozulmuş ve evleri yıkılmış olarak bulduğunu belirtmektedir.(12) Boşnakların gidişinden Rumların geri gelişine kadar Ildırı’nın bir kez daha sessizliğe büründüğü dönemde köyde bir yıkım olduğu kesindir. Ne ölçekte olduğu tespit edilemeyen bu yıkım, mübadillerin bazıları tarafından Rumların Balkan Harbi sonrasında Sakız’a kaçarken kendi evlerini tahrip ettikleri şeklinde aktarılırken bazıları ise tahribin Rumlar tarafından değil, İzmir’in 1919’da işgaliyle kaçan Boşnaklar tarafından yapıldığı şeklinde aktarmaktadır. Her iki durumda da değişmeyen gerçek, Lozan mübadillerinin Ildırı’ya geldiklerinde bazı evleri yıkılmış halde bulduklarıdır. Savaş sonrası Yunanistan’a göçen Rumlar çeşitli yerlere dağılmışlarsa da, yeni Erythrai (Nea Erythraia), yeni Alaçatı (Nea Alatsata), yeni İyonya (Nea Ionia) gibi yerleşimler kurulmuştur. Atina yakınındaki yeni Erythrai ilçesinde yaşayanlar bugün yıkıntı olarak Akropolde yer alan Aziz Matrona Kilisesi ile aynı isimde yeni bir kilise de inşa etmişlerdir.(13) Ayrıca 1974 öncesinde Ildırı’ya gelip evlerini arayan Lithri Rumlarının akrabaları da olmuştur.(14)

Ildırı’ya Yunanistan’dan Lozan Mübadelesi süreciyle yerleşen Müslümanlar, Pella Vilayeti, Vodina (Edessa) kazasına bağlı Karacaova bölgesi olarak adlandırılan ovada birbirine komşu köylerden gelmektedir.(15) Bunlar içinde Karlat / Kırlat / Karladovo (Milia), mübadillerin hikayelerinde en çok adı geçen köydür. Tamamı Kaymakçalan dağlarının çevrelediği Karacaova’nın verimli topraklarında bulunan bu köyler hakkında Ildırı’da söyleşi yaptığımız hemen herkes zengin su kaynaklarından bahsetmektedir.(16) Bu toprakları bırakmak zorunda kalan mübadiller 1924 Eylülünde Gülcemal adlı bir gemiyle Selanik limanlarından Ege kıyılarına hareket etmişlerdir. (Harita 1)

VARDIKTAN SONRA

Mübadillerin Ege kıyılarındaki ilk durağı Urla Karantina Adası olmuştur. Burada herhangi bir salgın hastalık riskine karşı on gün kadar bekletilen mübadiller daha sonra asıl yerleşim yerlerine götürülmüşlerdir. Bugün Ildırı’daki yerleşik nüfusun çoğu aslında Köste / Dalyan ve Alaçatı’ya yerleştirilen mübadillerin çocuklarıdır. Dalyan’a yerleştirilen mübadiller üç ay kadar sonra Ildırı’ya göç ederken Alaçatı’ya yerleştirilenlerin bir bölümü de on-yirmi yıl kadar sonra Ildırı’ya gelmişlerdir. Aslında Dalyan’da yaşamaları planlanmış olan mübadillerin Dalyan’ın iklim şartlarına uyum sağlamakta zorlandığı, Karacaova düzlüğünün durgun iklimi ile karşılaştırıldığında Dalyan’ın sürekli ve sert esen rüzgârını yadırgadıkları da düşünülebilir. Üstelik Çeşme Yarımadası’nın sunduğu tarım olanakları, verimli Karacaova topraklarıyla karşılaştırıldığında oldukça sınırlı kalmıştır. Yetiştirilen ürünler, alıştıklarından farklı, yetiştirmesi zahmetli ve uzun süre aldığı gibi ayrıca farklı bir bilgi birikimi ve beceri gerektirmektedir.(17) Geçimlerini tamamen tarımla sağlayan ve daha farklı uğraşıları olmayan mübadiller için bu sınırlı tarım olanakları içinde yaşam sürmek çok zordu. Ancak, mübadilleri yeni bir yer aramaya iten önemli nedenlerden biri Dalyan’da akarsuyun olmayışı olarak ifade edilmektedir. Karacaova’nın sulak topraklarına alışmış mübadiller için oldukça önemli olan bu eksiklik mübadilleri akarsuya yakın yeni bir yer bulmaları gerektiğini düşündürtmüştür.

Ildırı’nın nasıl seçildiğine ilişkin iki farklı anlatı vardır. Birinci anlatıya göre, mübadiller Dalyan’da iken Ildırı’da değirmen olduğunu duymuşlar ve buranın yerleşmeye uygun olup olmadığını tespit etmeleri için üç kişilik atlı bir ekibi Ildırı’ya göndermişlerdir.(18) İbrahim Mete, bu üç kişinin Ildırı’ya geldiklerinde gördükleri manzarayı “evler boş, kapılar kapalı” sözleriyle anlatmaktadır.(19) İkinci anlatıda ise, Dalyan’da oluşturulan ekip çevre köyleri dolaşarak su olan bir yer aramakla görevlendirilmiştir.(20) Bu ekip farklı yerler arasında Ildırı’yı beğenmiştir: Sert rüzgarlardan korunaklı oluşu, tarıma olanak sağlayacak tatlı suyun varlığı ve köyün, mübadillere Karacaova’daki köylerini hatırlatan eğimli arazisi bu seçimde etkili olmuştur. Ildırı’nın yerleşmek için uygun olduğuna karar verilmesi üzerine Çeşme Kaymakamı’na dilekçeyle başvurularak Dalyan’dan Ildırı’ya transfer edilmek istediklerini belirtmişler ve bunun üzerine dönemin kaymakamı bir tekne ile mübadilleri Ildırı’ya taşımıştır.(21) İbrahim Mete, Ildırı’ya yanaşır yanaşmaz herkesin aceleyle tekneden inerek köye dağıldığını ve kendilerine en uygun evi seçmek için birbirleriyle yarıştıklarını aktarmaktadır. Hatta köye daha önce gelen ekip kendi oturacakları evleri seçmiş ve diğerleri geldiğinde yerleşmesinler diye seçtikleri evleri işaretlemişler. Muharrem Mete, Ildırı’ya yerleşim sırasında denize yakın evlerin rutubet gerekçesiyle çok tercih edilmediğini belirtmektedir.(22) Yine kendisinin aktardığına göre, birisi de kendi anne-babası olmak üzere bazı aileler birkaç ev değiştirdikten sonra yaşayacakları evlere karar vermiştir. Ne yazık ki mübadillerin Ildırı macerası sadece beş yıl sürebilmiştir. 1929 yılında bir sıtma salgını baş göstermiş, neticesinde yeni bir göçü de beraberinde getirmiştir. Köyde hayatta kalan herkes vali tarafından göçe zorlanmıştır. Mübadillerin bir kısmı Alaçatı’ya bir kısmı da mübadele sürecinde Bursa Celalköy ve İzmit Köseköy’e yerleştirilmiş olan akrabalarının yanına gitmişlerdir. Ildırı’da ise sadece Ali Değirmenci, Mehmet Mete ve Ragıp Yavuz gitmeyi reddederek kalmıştır.

Mübadiller 1937 yılında köydeki evlerin satılmaya başlandığı haberinin gelişiyle birlikte Ildırı’ya dönmeye başlayana kadar köy üçüncü kez derin bir sessizliğe gömülmüştür. Bu sessizliğe bu seferki oldukça kapsamlı olan yeni bir yıkım eşlik etmiştir. 1937 yılında Ildırı’ya dönenler neredeyse bütün evleri yıkılmış halde bulmuşlar, evlerin kapı pencere gibi mimari elemanlarının, çatı kiremitleri, çatıda ve döşemede yer alan strüktürel ahşap elemanların, kaplama tahtaları gibi yapıdan sökülebilen bütün değerli yapı malzemelerinin olmadığını görmüşlerdir. Bu yıkımın biçimi ve gerekçesine ilişkin iki farklı anlatı vardır. Birinci anlatıya göre mübadiller Ildırı’dan gidince Çeşme Kaymakamlığı evleri satmaya başlamıştır ve çevre köylerde oturanlar yapı malzemelerini kullanmak için evleri satın almıştır. Ancak çoğu defa sadece bir ev için para ödenmiş olmasına rağmen Ildırı’ya geldiklerinde dört-beş evi söküp malzemelerini götürdükleri ifade edilmiştir.(23) Diğer bir anlatı ise mübadillerin gidişinden sonra çevre köylülerin gelip evleri yağmaladığı şeklindedir. Her iki durumda da köyün tamamen terk edildiği düşünülmüş olmalıdır. 1937 yılında köye ilk dönen aileler, sadece 14 yapının çatısı durduğu için “içine girip” yerleşebilmişlerdir. Bu 14 binanın her birinin içinde oturan ailelerin isimleriyle tek tek hatırlanıyor olması yıkılmış yapıların arasında ne denli etkileyici göründüklerinin ispatı olarak kabul edilebilir. Bugün, bu 14 yapının zaman içinde farklı değişikliklere maruz kaldığı görünmektedir. (Resim 1, Harita 1 ve 2)

ARTIK VAR OLMAYANLARLA

Köye yeniden yerleşimin ardından onarım gerektiren yapılar, daha yıkık durumda olan ya da ikamet için tercih edilmeyen yapılardaki malzemelerden devşirilerek tamamlanmıştır.(24) Özellikle denize dik inen üç sokakta ikamet için tercih edilmemiş yapılardan bugün hiçbir iz kalmamıştır.(25) Aktarılanlara göre bu sokaklardaki yapıların hemen hepsi, tipoloji olarak köyün diğer kısımlarındaki konut yapılarından farklı ve zemin katında dükkanlıdır.(26) Mübadele öncesinde çevre köylerde yaşayanlar, babalarının Ildırı / Lithri’ye değirmenlerde un öğütmeye ve pazara geldiğini, o günlerde bu sokakların çok kalabalık olduğu belirtmektedir. Lithri’nin 20. yüzyılın başında Urla Yarımadası’nda etkin bir yer olmaya başladığını Ekrem Akurgal ile birlikte ilk Erythrai kazılarını yöneten Cevdet Bayburtluoğlu da ifade etmekte, kazılar sırasında çevre köylerdeki yaşlıların Lithri Rumları için "O kadar zengin kişilerdi ki yanı başlarında İzmir, karşılarında Sakız gibi büyük şehirler bulunduğu halde en basit ihtiyaçlarını Avrupa'dan temin ediyorlar, devrin modasını günü gününe takip ediyorlardı." dediklerini aktarmaktadır.(27) (Resim 3)

Bugün, eskiden kalabalık olan o sokaklardan birinin başında, kitabesinden 1880’de tamamlandığını okuduğumuz köy çeşmesi, deniz tarafında ise köy ilkokulu vardır ve yol kenarı boyunca dizili servi ağaçlarıyla anlatılan Ildırı’nın zihnimizde canlanan atmosferinden çok uzaktır. Bu sokakların eskiden sahip olduğu mekânsal ölçeği çağrıştıran birkaç yapı gene de vardır. Köye serpişmiş yıkıntıların arasında eski heybetini çağrıştıran konutlar olduğu gibi tamamlanış yılının 1901 olduğunu kitabesinden anladığımız, eski zeytinyağı imalathanesi de bunlardan biridir. Aslında köyde iki zeytinyağı imalathanesi bulunduğu aktarılmıştır. Hâlen mevcut olan işliğin mekanizması pompalı iken, eskiden paralel sokakta yer alan yıkılmış işliğin mekanizması ise insan gücüyle çalışmaktaymış. Bugün var olmayan işliği imleyen bir baskı makinesi sokakta yer almaktadır. Her iki sokağın ortasında bulunan dar yapı adasında 1960’lardaki depremde zarar gören ev sakinlerini yerleştirmek için yapılan 16 deprem konutunun on biri bulunmaktadır. Yapıların arka cephelerine bakan parsel sınırlarında eskiden var olan yapıların duvar kalıntıları görünmekte ve parsel sahipleri bahçelerindeki kuyuları anlatmaktadır. (Resim 4)

Mevcut köy camisi inşaatına Seyfettin Yırtıcı taşeronluğunda 1958’de başlanmış parasızlık nedeniyle ancak 1969’da tamamlanabilmiştir.(28) Köy ilkokulu ve köy kahvesi de aynı dönemde ve aynı yapı ustası tarafından inşa edilmiştir. Hakkı Güvercin, ilkokulun 1954-1960 arasında İzmir Valiliği yapmış olan Kemal Hadımlı ve 1948’de köyü ziyaret etmiş olan Celal Bayar’ın desteğiyle yapılabildiğini aktarmaktadır.(29) Söyleşi yapılan tüm Ildırılıların aktardıklarına göre, bugün caminin bulunduğu yerde eskiden zemini tuğla döşeli dört yapı vardır ve bunlar da diğer kıyıya dik inen sokaktaki yapılarla aynı zamanda yıkılmıştır.

İnsanlar tarafından yıkılan yapılar sadece ikamet edilmeyen konutlar değildir. Ildırı’daki Akropol tepesinde yer alan ve 19. yüzyıl sonunda inşa edilen Matrone Kilisesi(30) ve köyün akropol sınırında bir mevkide bugün yerinde yeni üç yapının olduğu Zoodochos Pigi Kilisesi 1948’de dinamitlenmiştir. Matrone Kilisesi tam olarak yıkılmadığından, kalıntıları özgün durumuna dair bilgi vermektedir. Ancak, Aziz Matrona Kilisesi’nden daha büyük olduğu ifade edilen Zoodochos Pigi Kilisesi’nden hiçbir iz kalmamıştır. Bu kilisenin yıkılmasından önce özellikle çocukların oyun alanı olarak çok gözde bir yapı olduğu ve bazen hayvan damı olarak da kullanıldığını belirtilmektedir. “İki kat galerili, mermer direkli, biri aşağı yoldan diğeri yukarından iki kapılı, içinde kurukafalı”(31) diye yapıyı anlatan Mükerrem Deniz’le beraber Cevriye Dolma, kiliseyi “Sarı mavi yıldızlar arasında Meryem Ana’nın resmi vardı, mermer teras, mermer kolonlar, giriş, sapsağlamdı. Şimdi evler olan yerdeydi, orta yol yoktu ve bahçesi aşağı yola kadar uzanıyordu”(32) diye anlatmaktadır. Anlatılarda köyün içinde ve çevresinde birçok şapel olduğu ifade edilmektedir, ancak köy içerisinde iki örnek vardır: Haralambos Şapeli, antik tiyatro ve agora arasındaki düzlükte, Nikola Şapeli ise köy yerleşiminin dışında deniz kenarında tarlalara yakın konumlanmaktadır.(33) Aziz Matrona Kilisesi gibi onlar da acil ilgi beklemektedir.

Aslında tarihî ve kültürel öneme sahip yapıların, arsa sahipleri ya da kullanıcıları tarafından mülkiyet ve kullanım hakkını kaybetmeye yönelik bir tehdit olarak algılandıkları anlaşılmaktadır. Kiliseler ideolojik ya da değerli inşaat malzemesi için dinamitlenmiş olsalar da, Aleon Deresi’nin üzerine, akarsuyu yapılara alan kanallarla beraber yapılmış olduğu anlaşılan su değirmenlerinin 1970 sonlarına kadar sapasağlam ayakta olmalarına rağmen el değiştirdikten hemen sonra yıkılmış olmaları tescil korkusuyla yıkılmış olabileceklerini düşündürmektedir. Ildırı’nın Ege’de 1922’lerde terk edilip kalan pek çok yer gibi olmayıp mübadillerin köy ve çevresini kendilerine yer olarak seçmelerine neden olan su değirmenleri, köye 1974’te elektriğin gelişi ile işleri bitmiş, sessiz ve yıkıntı halindeki anlatı kahramanlarıdır. (Harita 3, Resim 5)

Ildırı’ya otoyol, Ekrem Akurgal’ın kazılara başladığı yıl olan 1964’te gelmiş, aynı yıl da Orta Doğu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üye ve öğrencileri yaz stajı için köye gelerek Ildırı için müze ve misafirhane binası inşa etmişlerdir.(34) Köy kahvesine bitişik parsele köyün kullanımı için yapılan bu yapı, birkaç yıl sonra balıkçılara kiraya verilmiş, daha sonra da köy imamına lojman olarak tahsis edilmiş ve içinde değişiklikler yapılmıştır. 1984’te cami lojmanı olarak yeni yapının yapılmasıyla ODTÜ öğrencilerinin tasarlayıp inşa ettiği bu yapı, altı konut üstü sağlık ocağı olarak dönüştürülmek istenmiş, ancak sadece çatısı sökülerek inşaat halinde yarım bırakılmıştır.(35) Bugün diğer yıkıntılardan ayırt edilemeyecek bir durumdadır. (Resim 6)

Bunların dışında köy içinde gezdikçe algılanan kuyular ve özel parsellerin içinde yer alan sarnıçlar bulunmaktadır. Antik Erythrai yerleşimine yakınlaştıkça yapılardaki devşirme malzeme kullanımı ayrıca dikkati çeker. Gene de Rumların yaşadığı dönemde Lithri’nin nasıl bir yer olduğunu bugün mevcut olanlardan ve anlatılardan çıkarsamaya çalışsak da köyün 20. yüzyılın ilk on yılında yaşadığını tahmin ettiğimiz parlak dönemini tam olarak aktarabilmek için daha çok bilgiye ve görsel malzemeye ihtiyaç vardır.

SONUÇ YERİNE: YER VE MÜLKİYET

Günümüzde köy içinde ikamet edilen 131 parsel vardır, ancak köydeki taşınmazların yüzde otuz beşi hazine arazisidir. Mübadillerin taşınmazları sahiplenmesi 1937 yılında devletin terkedilmiş evlerin satışıyla başlamıştır. Daha sonra 1965’de ikinci bir satış olmuştur, ancak mübadillerin sadece yarısı bu satışlarda mülk edinebilmiştir. Mülk almayanlar ise hazineye ait taşınmazları kullanmaya devam etmekte ancak işgal bedeli olarak ecrimisil ödemektedirler.


1978’de sur içi arkeolojik kazı alanını, 1981’de tüm köyü içeren arkeolojik sit kararlarına bağlı olarak koruma kuralları bağlamında kullandıkları yapılara ek yapı yapma imkânı olmayan Ildırılılar büyüyen hane halkı ile mevcut yapılarda yaşamakta zorlanmaktadırlar. Büyüyen nüfusun bir bölümünü yerleştirmek üzere çözüm olarak planlanan yeni yerleşim uzun yıllardır hak sahipleri arasında bölüştürülmesi ve yapımı beklenmektedir.(36) Yerleşimin bugün için ancak 80 dönüm alanda 124 hane için parselasyonu yapılmış ve suyu getirilmiştir. Köy halkı, konutların yapım maliyetinden ve yeni yerleşimin denize uzaklığının büyük bölümü balıkçılığa dayanan ekonomilerini sekteye uğratacağından korkmaktadır.

Alaçatı’nın son on yılda yaşadığı dönüşüm gözönüne alındığında Ildırı, pek çok kişi ve kurum tarafından hızlı ekonomik kazanca imkân veren bir yer olarak algılanmaktadır. Bu algı, koruma kararlarının köyün gelişmesine engel olarak görülmesine de sebebiyet vermektedir. Ancak, tüm köyün turizm endeksli dönüşümü, yeni ve geri dönüşü mümkün olmayan dördüncü yerinden edilmeleri beraberinde getirecektir. Böyle bir durumun ardından bu makalenin ne yazık ki başlığı değişmeden devamı yazılacaktır.

 

* Ildırı’yla akademik anlamda bizi tanıştıran Zeynep Aktüre’ye, alan çalışmasında kolaylıklar sağlayan Ankara Üniversitesi Erythrai kazıları başkanı Ayşe Gül Akalın Orbay’a ve bizimle görüşmeyi kabul eden tüm Ildırılılara teşekkür ederiz. Kendi çabalarımızla başlamış olduğumuz Ildırı’nın mekânsal ve toplumsal dönüşümünü anlamaya yönelik çalışmalarımız, 17 Haziran 2014 tarihinden itibaren 2014-İYTE-34 numaralı ve “Ildırı Yerleşim Tarihi: Erythrai Arkeolojik Alanına Bitişik Bir Mübadele Köyünün Mekânsal Değişimlerinin Analizi” başlıklı Bilimsel Araştırma Projesi (BAP) olarak desteklenmektedir. Çalışmalarımızı desteklemeye değer gören İYTE BAP Komisyonuna teşekkürlerimizi sunarız.

 

NOTLAR

1. 2000’lerin başından beri köyün adı resmen Ildır olarak değişmiş olmakla birlikte hâlen gündelik dilde kullanımı Ildırı’dır.

2. Boyer, Christine, 1994, The City of Collective Memory, The MIT Press, Cambridge Massachusetts, s.6.

3. Halaçoğlu, Ahmet, 1994, Balkan Harbi Sırasında Rumeli’den Türk Göçleri (1912-1913), Türk Tarih Kurumu, Ankara, s.133.

4. Uran, Hilmi, 2007, Meşrutiyet, Tek Parti, Çok Parti Hatıralarım (1908-1950), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, s.63.

5. Baran, Tülay A., 1996-1997, “Balkan Savaşından Sonra İzmir’de Rumların Göç Hazırlığı”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, cilt:2, sayı:6-7, ss.169-182.

6. Uran, 2007, s.64.

7. Deniz, Mükerrem, 7 Aralık 2012. Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı. Mükerrem Deniz, annesinin komşu köylülerden duyduklarını aktarmaktadır.

8. Söylemezoğlu, Galip Kemali, 1946, Canlı Tarihler, Hatıralar: Atina Sefareti (1913-1916), İstanbul s.107’dan aktaran: Yılmaz, Mehmet, 2001, “Balkan Savaşından Sonra Türkiye’den Yunanistan’a Rum Göçleri”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sayı:10, ss.13-38.

9. 1914, Le Moniteur Oriental, sayı:9476, 3 Temmuz 1914’dan aktaran: Yılmaz, 2001, ss.13-38.

10. Mete, İbrahim, 1 Mart 2013, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı. Güvercin, Hakkı, 8 Mart 2013, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı.

11. Yılmaz, 2001, ss.13-38.

12. erythrealithri.blogspot.com.tr [Erişim: 23.03.2014]

13. orthodox-world.org/en/i/20979/Saint_Matrona_Orthodox_Church_Nea_Erythraia?osCsid=sd2td0da8t62cn3oje03n7q142 [Erişim: 23.03.2014]

14. Değirmenci, Adnan, 1 Mart 2013, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı.

15. Türkçe Yunanca isim karşılıkları için bakınız: Güvenç, Sefer, 2010, Kuzey Yunanistan Yer Adları Atlası, Lozan Mübadilleri Vakfı Yayınları, İstanbul, ss.56-59.

16. Değirmenci, 2013.

17. Uran, 2007, s. 65.

18. Değirmenci, 2013.

19. Mete, 2013.

20. Timuçin, Nebahat, 23 Kasım 2012, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı.

21. Mete, 2013.

22. Mete, Muharrem, 21 Aralık 2012, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı.

23. İbrahim Mete “Çeşme’de bir ev için para ödüyor, burada jandarmaya para yedirip 5 ev söküyorlar” demektedir. Mete ayrıca, 1940’lı yıllarda Ilıca’nın kaldırımlarını inşa etmek için de köyden taş “çekildiğini” eklemektedir.

24. Güvercin, 2013.

25. Mete, 2012.

26. Annesinden duyduklarını aktaran Mükerrem Deniz de Ildırı’ya ilk gelindiğinde köyün özellikle deniz tarafında güzel, iki katlı, altı dükkân yapılarla dolu olduğunu, zamanla az ev kaldığını belirtmektedir. Deniz, Mükerrem, Şubat 2013, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı. Yıkıntılardaki molozları inşaatlarda kullandığını belirten başka bir Ildırılı da bu sokaklardaki yapıların köyün genelinden karakteristik olarak farklı olduğunu ifade etmiştir. Deniz, 2012.

27. Bayburtluoğlu, Cevdet, 1975, Erythrai, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s.17.

28. Yırtıcı, Cevdet, 14 Şubat 2014, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı.

29. Güvercin, 2013.

30. Akurgal, Ekrem, 1979, Erythrai: An Ionian Ancient City, İzmir, s.2.

31. Deniz, 2012.

32. Dolma, Cevriye, 7 Aralık 2012, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı.

33. Diğer şapellerin belgelenmesine yönelik çalışmalarımız kazı başkanı Ayşe Gül Akalın Orbay ile birlikte sürmektedir.

34. İmamoğlu, Vacit, 2007, “Tekin Akalın”, METU JFA, sayı:1, s.5.

35. Köyde farklı dönemlerde muhtarlık yapmış olan Adnan Değirmenci ve Seyhan Mete tarafından aktarılmıştır. Değirmenci, 2013. Mete, Seyhan, 14 Şubat 2014, Söyleşi: Ela Çil ve F. Nurşen Kul, Ildırı.

36. Mete, Seyhan, 20 Nisan 2012, Söyleşi: Ela Çil, Ildırı. Mete, 2014.

Bu icerik 5483 defa görüntülenmiştir.