339
OCAK-ŞUBAT 2008
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ETKİNLİKLER

YANSIMALAR: “Koruma Alanına Yeniden Bakış” Dosyası Üzerine

DOSYA: Mimarlık ve Eğitiminde “Süreklilik ve Değişim”

MİMARLIK ELEŞTİRİSİ: Turgut Cansever’in Söylemi ve Mimarlığı

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
CUMHURİYET DÖNEMİ MİMARLIĞI

DOCOMOMO_Kayseri Toplantısının Ardından: 20. Yüzyıl ‘Modern’ Mimari Mirası Üzerine Notlar

Burak Asiliskender

Öğr. Gör., Erciyes Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

Ülkemizde, belgeleme ve koruma, tarihin mekân üzerinden okunabilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması amacından çok, yerel -ve merkez- yönetimler ve kurumları ile mimarlık ortamının entelektüel aktörleri arasındaki bir çatışma alanı olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla, 20. yüzyıl gibi -oldukça- yakın geçmişimize ait yapılar üzerinden belgeleme ve koruma tartışmalarını başlatmak ve sürdürmek, çoğu zaman “hamasi” bir tavır olarak görülmektedir. Oysa, yakın geçmişimizi de içeren mimari mirasın çeşitliği ve zenginliği üzerine kurulu bir ortamın oluşturulması, her şeyden önce, köklerimiz ve üzerinde yaşadığımız topraklarda olup bitenler üzerine -kimi zaman mitleştirilerek- yazılmış tarih anlatılarının ötesinde, zamanın gerçek tanığı mekân üzerinden tarafsız bir değerlendirme yapma imkânı sunmaktadır. Ayrıca, mekânın zamanla olan ilişkisine bağlı olarak, bizlerden hem önce varolmuş hem de sonra var olacak yurttaşlarımızla özel bir ortaklık kurmamızı sağlamaktadır.

Diğer taraftan yakın geçmişimizde bu coğrafyada yaşananlar, 20. yüzyıl eserleri üzerine daha yoğun bir ilgiyi gerekli kılmaktadır. I. Dünya Savaşı’nın sebepleri ve sonuçlarına bağlı olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, siyasal olarak bir yeni oluşum olmasının ötesinde, mekânsal ve toplumsal olarak yeni bir yapılanma hedefi taşımaktadır: Aslında, Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan Batılılaşma hareketinin hem bir sürekliği hem de devrimci bir kopuşu olarak gerçekleştirilen Cumhuriyet devrimleri ile toplumsal ve mekânsal yapının yeniden yapılandırılması arayışına girişilmiştir. Dolayısıyla, Türkiye coğrafyasında, 20. yüzyıl mimari mirasının özel bir ilgiye ihtiyaç duyduğu açıktır. Batı Avrupa’da ortaya çıkan ve gelişen ‘modernlik’ olgusu ve modernleşme sürecine ait çağdaş gelişmelerin bu arayışı nasıl yönlendirdiği, hatta kimi zaman ithal edildiği tartışmaları yakın geçmişimize ait değerlendirmelerimize ışık tutmaktadır.

20. yüzyıl modern mimari mirasın belgelenmesi ve korunması sorununa dikkat çekmek için oluşturulan uluslararası bir kuruluş olan Docomomo bünyesinde 2002 yılından bugüne faaliyet gösteren Docomomo_Türkiye Ulusal Çalışma Grubu, 2004 yılında Türkiye’ye özgü bu durumu ve modern mimarlığın bu coğrafyadaki serüvenini ortaya çıkarmak için Türkiye Mimarlığında Modernizmin Yerel Açılımları konulu bir ulusal etkinlik dizisi başlatmıştır. Ankara ve İzmir’in ardından bu etkinlik dizisinin üçüncüsü olarak, 2-4 Kasım 2007 tarihleri arasında Erciyes Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi evsahipliğinde Kayseri’de düzenlenen poster/bildiri sunumu ve sergisi, yakın geçmişimize ait mimari mirasımızın korunması ve belgelenmesi üzerine oldukça ilgi çekici örneklerin sunulduğu ve tartışıldığı bir ortam sunmuştur. Etkinlik kapsamında, 20. yüzyıl Türkiye mimarlığının bugüne kadar belgelenememiş olan örneklerine dikkat çekmesi ve oluşacak yeni bakış açılarıyla dönem mimarlığının yeniden yorumlanacağı bir tartışma ortamı yaratması amacıyla, Adana, Ankara, Artvin, Aydın, Eskişehir, Isparta, İstanbul, İzmir, Kayseri, Sivas, Trabzon ve Gazimağusa kentlerine ait erken 20. yüzyıldan yaklaşık 1970’lerin başına kadar devam eden süreçte üretilmiş olan modern mimarlık örneklerine ait 34 poster ve bildiri sunulmuştur. Sunumlar, eğitim-hizmet ve kamu yapıları, kentsel yaklaşımlar, konutlar ve endüstri mirası ana başlıkları altında dört ayrı oturumda gerçekleştirilmiştir.

İzmir Türk Koleji, Isparta Cumhuriyet İlköğretim Okulu, Kayseri Şehit Nazım İlkokulu, Kayseri Namık Kemal İlkokulu ve KTÜ Akademik Merkezi ve Elektrik-Makine Bölümleri ile Kayseri Tren İstasyonu, Kayseri Arkeoloji Müzesi ve Eskişehir Kılıçoğlu Sineması gibi hizmet yapıları; Gazimağusa Maraş Bölgesi, Kayseri Gültepe Parkı, Adana’da Güneş Kırıcı Elemanlar gibi kentsel örnekler; Ankara, İstanbul, İzmir, Kayseri, Sivas kentlerinden konut örnekleri ve Silahtarağa Elektrik Santrali Makine Binası, Kayseri Tayyare Fabrikası, Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası Elektrik Santrali ve Döküm Atölyesi ile Adana YİDAŞ Binaları gibi endüstri yapıları etkinlik kapsamında konu edinilmiştir.

Kayseri Namık Kemal İlkokulu ile Eskişehir Kılıçoğlu Sineması Apartmanı ve İşhanı, yakın zamanda yıkılma/yok edilme tehdidi altında olan -bilinen- iki örnek olarak, belgeleme ve koruma sorununun önemine dikkat çekmiştir.

Aslında Cumhuriyet sonrası, başta başkent Ankara olmak üzere Anadolu yerleşimlerindeki modernleşme serüvenini dikkate aldığımızda Kayseri kenti, kendine has deneyimi ile Türkiye’de modernizmin yerel açılımlarını gündem edinmek için oldukça özel bir öneme sahiptir. Yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahip olan Kayseri’de, Cumhuriyet sonrası modernleşme deneyimi, ekonomik kalkınma odaklı sanayileşme hareketine bağlı, mekânsal ve sosyal olarak yeniden bir yapılanma süreci olarak değerlendirilebilir. Ancak Kayseri özelinde, sanayileşme/modernleşme ülküsünün daha hassas bir okumaya ihtiyaç duyduğu açıktır. Kentin güneyinde 1926 yılında ülkenin ilk ağır sanayi yatırımı olarak inşa edilen Tayyare (uçak) Fabrikası ile başlayan sürecin, 1935 yılında kentin kuzeyinde devlet tarafından kurulan ve işletilen ilk sanayi tesisi olan Sümerbank Bez Fabrikası ile farklı bir deneyime dönüştüğü söylenebilir. Özellikle bu iki tesisle birlikte inşa edilen okul, sinema, havuz, spor alanları gibi sosyal-kültürel mekânlar ve lojmanlar, hem Kayseri’nin hem de çevresindeki yerleşimlerin mekânsal ve sosyal gelişimini yönlendirmiş ve arzulanan modernleşme ülküsünü hayata geçirmiştir.

Kayseri kentinin, 20. yüzyıl mimari mirasını üzerine gündem kurmak üzere özgün kılan bir diğer özellik ise Docomomo_Türkiye Ulusal Çalışma Grubu’nun, ülkedeki ilk tescilleme girişimini Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası ve Lojmanları ile gerçekleştirmiş olmasıdır. 2003’ün Aralık ayında işletme binaları ve iç lojmanlar, 2004 yılının Ocak ayında ise, işletme arazisinin doğusunda bulunan üç tip lojman daha tescillenmiştir. 1999 yılında işletmeye kapatılan fabrika, dönemin Dışişleri Bakanı ve Kayseri Milletvekili İsmail Cem’in girişimleri sonucu, hem kent kültündeki hem de milli kimliğin kurulmasındaki önemlerinden dolayı, 1999 yılında -özelleştirilmek yerine- kamulaştırılarak Erciyes Üniversitesi’ne devredilmiştir. Ancak, kapanan işletmeye ait borçlardan dolayı, futbol, tenis ve basketbol sahaları ve yüzme havuzunun bulunduğu kısım bu devir sürecinin dışında bırakılmıştır. Erciyes Üniversitesi, devrin ardından işletme binasını bünyesinde yeni açacağı fakülteler için eğitim amaçlı yeniden düzenleme girişiminde bulunmuştur. Ancak bu girişim, bir restorasyon projesi üretilmeden, sadece bölgesel onarımlar adı altında döşeme, duvar gibi eklemeler yapılmış, çoğu kullanılır durumda olan doğramalar aslından bağımsız biçimde pvc esaslı elamanlar ile değiştirilmiştir.

Diğer taraftan, tescil sürecinin gerçekleştirildiği günlerde, ülkede nadir görülen bir örnek olan ve işletmede çalışan bekarların barınması için inşa edilen Bekar Apartımanı (1935), çevresinde bulunan Sümer İlköğretim Okulu, Orta Okulu ve Lisesi’nin bulunduğu alana hizmet etmek üzere Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Büyükşehir Belediye’sinin girişimleri ile Gençlik Merkezi olarak yeniden düzenlenmiştir. Yapıya, aslında bulunmayan bir çatı eklenmiş, giriş şeması tahrip edilerek yeniden düzenlenmiştir.

2005 yılının son aylarında Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü, Sümerbank Yerleşkesi’nin Dış Lojmanları’ndan bir kısmını, 1935 tarihli Dış Usta Evleri’nin hepsi ve 1942 tarihli Dış Vazife Evleri’nin bir kısmını Kayseri Emniyet Müdürlüğü’ne devretmiştir. Emniyet Müdürlüğü ise ilk olarak, tescilli lojmanların çamaşırhanelerini güvenlik sorunu oluşturuyor bahanesi ile yıkmıştır. 2006 Şubat ayı başında ise, Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi arasında, işletmenin bulunduğu arazinin belediyeye devrini ve 600 yataklı bir araştırma hastanesi yapılmasını içeren bir protokol anlaşması imzalanmıştır. Büyükşehir Belediyesi ve Emniyet Müdürlüğü, tescilin iptali için yeni bir dava açmış, ancak bilirkişi raporları sonucu iptal gerçekleşmemiştir. Ancak, itiraz ve iptal davası sürecinin sona erdiği söylenemez. Özellikle, fabrika arazisi dışında bulunan iki tip lojmanın, neden korunması gerektiği bu kurumlarca hâlâ tartışma konusudur!

Bu lojmanları sadece, bir sanayi tesisinin sosyal konut uygulamaları olarak değerlendirmek yetersizdir. Devlet, lojmanlar ve sosyal tesisleri özelinde, -o dönemde- ulaşmaya Batı kentlerinin bir örneğini inşa etmiştir. 1930’lar Türkiye’si için bir ilk olan bu lojmanlar, aynı zamanda ülkenin ilk toplu konut uygulamalarından birisi olarak da değerlendirebilir. Diğer taraftan bu lojmanlar, sosyal donatılarıyla birlikte Kayseri kentinin -aynı zamanda yeni ülkenin de- mimari hafızası için mekânsal bir devrim tanımlamaktadır. Lojmanları oluşturan konut bloklarının düzenlemeleri ise, kentin ilk şehircilik uygulamasıdır. Her şeyden öte bu konutların önemi, o dönemde, köylerinden gelen birçok işçi ailesinin, kentle, kentsel ve 'modern' yaşamla buluşmasını sağlamış olmasındadır.

Sümerbank Kayseri özelinde tartışılan belgeleme ve koruma girişimleri ve tescil sürecinden sonra açılan -ve hâlâ süren- tescil iptali ve temyiz davaları, başta yerel yönetimler olmak üzere mimari mirasa ve kentleşme kültürüne verilen önemi yansıtmaktadır. Ardında, Kayseri kentini -ve neredeyse tüm ülkeyi- sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda yeniden vareden bu anıtı hiçe sayarak, sadece konumlandığı araziyi kentin içinde kalmış önemli bir rant alanı olarak görme düşüncesi olan bu yaklaşımlar, hem bu ülkeyi kuranlara, hem de bugün bu kentte gerek sanayileşmeyi gerekse de kentleşmeyi Sümerbank Fabrikası’ndan öğrenen Kayseri halkına karşı yapılmış büyük bir saygısızlıktan öte bir şey değildir.

Ankara Havagazı Fabrikası’nın yıkımında yaşananlar, Türkiye’de Modernizmin Yerel Açılımları başlıklı bir etkinlikte, modern mimari mirasın korunması ve belgelenmesi sorununda Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası örneğinin özel olarak gündem edinilmesi gerekliliğini gösterdiği için önemsenmiş, açılış konuşması ve tartışmalarını yönlendirmiştir. Yaşanan sürecin belgeler ile yansıtılması ve işletmenin kente kattığı deneyime bağlı olarak, kentte 1950 sonrasında gelişen sanayi tesislerinin vurgulanmasının, bu yapılar özellinde 20. yüzyıl mimari mirası üzerine yeni bir bakış açısı kazandıracağını düşünülmektedir.

Bir kenti yaşamak, kültürü ile bütünleşmeyi ve içeriğini oluşturan her değeri içselleştirmeyi gerektirmektedir. Kenti oluşturan mimari ögeler ise bu içselleştirme sürecinin mekânsal deneyim merkezleridir. Bu bağlamda, Cumhuriyet’in ilanının ardından kentleşme ve modernleşme sürecini sağlamış olan 20. yüzyıla ait mimari mirasın, korunması, belgelenmesi ve kullanılarak yaşatılması önemsenmelidir. Konumlandıkları arazilerin günümüzde kazandığı değerler, bu yapıların önemsenmesi gereken eserler olduğunun birer örneğidir. Zamanın etkilerine bağlı olarak bu yapılarda oluşan yıpranmışlıkların giderilmesi ise, bu yapıları ortadan kaldırarak yol açılacak mekânsal sürekliğin bozulmasıyla ortaya çıkacak yanılgılar karşısında oldukça kolaydır. Elbette, korumak sadece onarımlar yaparak, kullanılmayan ve anlamsız boşluklar yaratmak anlamına gelmemektedir. Önemli olan, yakın zamana kadar kentsel yaşamın içinde yer almış bu yapıların yıpranmışlıklarının giderilerek yeniden kentin sosyal ortamına dahil edilmelidir. Bu aslında, bir anlamda çağdaş bir kentli olarak herkesin, yaşadığı kentin tarihi ile yüzleşmesi, yakın veya uzak geçmişimizdeki yapıları, onlarla mekânsal paylaşımlar kurarak onurlandırmasıdır.
Bir anıtın korunması, sadece fiziksel değil, aynı zamanda işlevsel de olmalı ve böylece mekânsal deneyimin ve kimliğin sürekliliği sağlanmalıdır. Modernleşme deneyiminin kentlerimize, sosyal ve mekânsal ortamımıza kazandırdığı en etkili değerler, sürekli gelişme, yenilenme ve değişim içinde olmaktır. Ancak, gelişme, yenilenme ya da değişim, bir öncekini yok ederek yeni olanı ortaya çıkarmaz. Yeninin ve gelişmişliğin kendini tanımlayan varlığı, mekânsal ve kültürel süreklilik içinde ortaya çıkar. Bir başka anlatımla, değişim ancak süreklilik içinde yaşanabilir. Mekânsal ve toplumsal olarak mimari mirasın belgelenmesi ve korunması, yaşanılan değişimin algılanması ve anlamlandırılması için önemlidir. Bu bir anlamda, toplumsal yapıyı oluşturan kimliğin sürdürülmesidir. 20. yüzyıl mimari mirası, yakın geçmişimizdeki gelişmeleri, yaşadığımız mekânsal ve toplumsal kimlik değişimini yansıttığı için önemlidir. Bu yapılar, bizden sonra bu topraklarda yaşayacaklara, yaşanan değişimi, özdeksel varlıkları ile doğrudan aktaracaktır. Cumhuriyetin, modernleşme ülküsü ile ortaya çıkardığı kırılmanın, tarafsız olarak değerlendirmesine imkân sağlayacaktır.

Bu icerik 5377 defa görüntülenmiştir.