339
OCAK-ŞUBAT 2008
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ETKİNLİKLER

YANSIMALAR: “Koruma Alanına Yeniden Bakış” Dosyası Üzerine

DOSYA: Mimarlık ve Eğitiminde “Süreklilik ve Değişim”

MİMARLIK ELEŞTİRİSİ: Turgut Cansever’in Söylemi ve Mimarlığı

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
YANSIMALAR: “Koruma Alanına Yeniden Bakış” Dosyası Üzerine

Modernleşmenin Sarsıntılı Düzleminde Korumayı Tartışmak

Emel Kayın

Yrd. Doç. Dr, DEÜ Mimarlık Bölümü; MİMARLIK 338. sayı “ Koruma Alanına Yeniden Bakış” dosyası editörü

 

MİMARLIK dergisinin bir önceki sayısında yayımlanan ve editörlüğünü üstlendiğim “Koruma Alanına Yeniden Bakış” konulu dosya kapsamında, “Modern Bir Kurgu Olarak Koruma Paradigmasının Dönüşümü ve Modern Mimarlık Mirası” konulu bir makalem yer almıştır. Sözkonusu makale, modernite bünyesinde biçimlenen koruma paradigmasının 21. yüzyılın gelişmeleri paralelinde dönüşmesi gerekliliğini “modern olma” sorunu ile ilişkilendirerek tartışmakta ve bu kapsamda modern mimarlık mirasının korunması konusuna odaklanmaktadır. Makale, “modern mimarlık” ve “koruma” olgularının modernitenin geliştirici arka planını paylaşmalarına rağmen, 20. yüzyıl boyunca gerilimli bir ilişki yaşadıklarını öne sürmekte ve günümüzdeki yüzyüze gelmişlik durumunu her iki alan için de bir fırsat olarak değerlendirmektedir. (1)

 

Akademik dünyada yer almadan önce, kendisiyle çalışma olanağını bulduğum için, gerek mimarlık mesleğine, gerekse modern mimarlığa olan güçlü sevgisini ve ortamın meselelerine olan duyarlılığını herkesten iyi bildiğim Sayın Güngör Kaftancı, bu makale ile ilgili bir görüş yazısı yazmış ve sözkonusu yazıyı benimle de paylaşmak inceliğini göstermiştir. (2) Ortak bir konuyu tartışan ardıl yazıların, farklı dergi sayılarında yayımlanması gelenek olmakla birlikte, gerek editörü olduğum dosyanın koruma konusunda geniş katılımlı bir tartışma açmayı amaçlaması, gerekse sözü edilen yazı dahilindeki düşünceleri irdeleme olasılığının koruma alanı için yararlarını gözönünde bulundurarak, bir an önce yol almak üzere paralel bir yazı hazırlama eğilimini benimsemiş bulunuyorum.

 

Öncelikle Sayın Kaftancı’ya, özünde “koruma alanının kuramsal zemininin güncel konuları da içine alacak şekilde gelişmesini, farklı tartışma kanallarıyla zenginleşmesini ve tartışmaların korumacılar olarak nitelenen kesimin sınırlarından çıkarak tüm mimarlık alanına yayılmasını öneren bir dosya” ile ilgili olarak, bir görüş yazısı yazmak duyarlılığını gösterdiği için teşekkür ederim. Sayın Kaftancı yazısının bazı bölümlerinde modern mimarlık-koruma geriliminin varolmadığını ifade etmiş olsa da, benim yazısının tümünden algıladığım düşüncelerimizin hemen hemen paralel olduğu, ancak birbirimizi anlamakta bir zorluk içinde bulunduğumuzdur. Böyle bir inanıştan dolayıdır ki bu yazı, Sayın Kaftancı’ya cevap verme endişesinin dışına çıkarak, ortamı oluşturan aktörlerin daha iyi anlaşabilmelerini ve tartışmanın geliştirilebilmesini önemseyen açıklamaları ortaya koymaya çalışacaktır.

 

Öncelikle bu tartışma dahilinde kavramsal bir anlaşmazlık sözkonusudur. Tartışma konusu olan makale, incelediği konu itibarıyla bilinçli olarak, mimarlık kuramcılarının özellikle de modern mimarlıkla ilgilenen kuramcıların tercih ettiği bir dili ve anlatım biçimini kullanmaktadır. Disipliner dil temelde ortak gibi görünse de, farklı alanlarda çalışanlar, öznel ihtiyaçlarına göre değişen anlatım biçimlerini tercih edebilmektedirler. Koruma ile ilgilenen kesimlerin çoğu, biraz uğraşılan işin gerekliliğinden, biraz da toplumla kolay ilişki kurmak sorunuyla yüz yüze oldukları için, bazen fazlasıyla teknik, bazen da fazlasıyla popüler bir dili kullanmayı gelenek haline getirmişlerdir. Koruma uğraşısının “teknik, popüler, akademik vb.” farklı dillere egemen olmayı gerektirdiğini bildiğim ve kendi kullandığım dil de farklı durumlara göre değişebildiğinden, bu saptama asla olumsuz bir işaret taşımamaktadır. Ancak toplumun koruma alanının gündelik diline alışmış olmasının bir açmaz yarattığı da vurgulanmalıdır. Koruma, daha çok gündelik hayatın diliyle, daha çok bir şikayetler-mücadeleler anlatısı olarak, daha çok teknik bir irdeleme biçiminde söze dökülmektedir. Oysa kuram ve ona bağlanan eylem alanının gelişmesi için, bazen gündelik hayatın içinde ve onun dilini kullanarak, bazen de düşünsel dünyanın dilini ve onun zeminlerini kullanarak yol alınması gerekmektedir. Özellikle paradigma-eylem alanlarında bir tıkanıklık yaşandığı zaman, tartışmanın farklı düzlemlerde yürütülmesi zorunludur. Kuram, tarih boyunca daima bir üst çerçeve olarak şekillenmiş, daha sonra popüler hale getirilmiştir. Korumada popüler bir dil kullanmak, tartışmanın yaygınlaşması açısından önemli bir araç olsa da, düşünsel üretimde konunun evrensel terminolojisini ve referanslarını kullanmanın gereği de ortadadır.

 

Olasılıkla yukarıda ifade edilen dil anlaşmazlığından dolayıdır ki, makalem içerisinde “modernite”, “modernlik”, “modern mimarlık” ve “koruma” olgularına atadığım konum, Sayın Kaftancı tarafından yanlış algılanmıştır. Makale kapsamında “modernite”, Çiğdem’e referansla “15. ve 20. yüzyıllar arasında yaşanan entelektüel, kültürel, toplumsal, estetik dönüşümün bir sonucu ve devam eden bir süreç” olarak tanımlanmaktadır. (3) Berman referanslı “modernlik” tanımı ise “serüven, güç, gelişme, bireyi ve dünyayı değiştirme olanakları ile birlikte sahip olunan her şeyin yokolma tehlikesini içeren bir ortam” biçimindedir. (4) “Modern” kavramı Cevizci’ye referansla “düşüncelerdeki açıklık, özgürlük, otoritelerden bağımsızlık, en yeni düşünceler konusunda bilgi” vb. olgularla ilişkilendirilmektedir. (5) “Modern mimarlık” kavramı, Tanyeli’ye referansla “Geç 19. yüzyıl ve 20. yüzyılda üretilmiş bazı ortak karakteristikler gösteren yapılar, bunların gruplaştığı farklı davranış-akım-yönelimler ve onları vareden düşünsel arka plan” kapsamı içerisinde açıklanmakta ve “çağa karşı duyulan sorumluluk” bu mimarlığın en önemli etik ilkesi olarak belirlenmektedir. (6)

 

Makale, “koruma” kavramını, modern bir üst yapı çerçevesinde bakıldığında muhafaza etmekle ilgilenen bir alanın muhafazakâr olması gerektiği düşüncesinin derin bir yanılgı olduğu öngörüsü çerçevesinde kullanmaktadır. (7) Tüm bu kavramların birbiriyle içiçe geçmesi sözü edilen terminolojinin kavranmasını zorlaştırsa da, özetle şu üç tespiti yapmak mümkündür: Birinci tespit, modernitenin farklı alanlardaki modernlik durumunu varettiğidir. İkincisi, modern mimarlık ve koruma paradigmalarının modernite dahilinde geliştiğidir. Üçüncü tespit ise, modernlik durumunun, paradokslar-gerilimler içerdiği ve bu olgudan modern mimarlık gibi koruma alanının da kaçınmasının mümkün olamadığıdır.

 

Tartışma konusu olan makalede “modern mimarlık” ve “koruma” alanları arasındaki bir gerilimden sözettiğim doğru olmakla birlikte, Sayın Kaftancı’nın vurguladığı üzere, “modernite” ile “koruma paradigmaları” arasındaki bir gerilime işaret ettiğim doğru değildir. Tam tersine makale, korumanın modernitenin geliştirici ortamında varolduğunu özellikle vurgulamaktadır. Makalenin öngörüsü, gerilimin “modernlik durumunun hayat bulma biçimlerine” bağlı olarak geliştiğidir. Bu kapsamda makale, “modern mimarlık” ile “koruma” alanları arasında bir gerilim olduğunu öne sürmenin yanısıra, dolaylı olarak “modern koruma” ile “muhafazakâr koruma” arasındaki bir başka gerilimden de sözetmektedir.
 
Sayın Kaftancı’nın sözünü ettiği ve benim de karşı olduğum taklit ve replika sorununu kuşkusuz yukarıdaki çerçeve ile kolayca ilişkilendirmek mümkündür. Yeni mimarlığı modern bir kavrayışla geliştirmek yerine taklitle şekillendirmek gibi, tarihî mimarlığın orijinalini korumayıp replikasını yapmaya kalkışmak da, açık bir modernlik sorunudur. “Modern olma” durumunun moderniteyi ithal etmiş toplumlarda bir türlü özümsenememesi ve yerleşememesi çok yönlü tartışılabilecek bir konuyu oluşturmaktadır. Koruma alanının da, mimarlık alanının da bu gerçeklikten kaçınabilmesi kuşkusuz mümkün değildir. Zaten Sayın Kaftancı da, hem çarpık kentleşme, rant temelli yağma vb. olgulardan sözeden bu yazısında, hem de başka yazılarında, kent, mimarlık, toplum vb. her alanda modern olamayışımızı modern bir aydının duruşuyla eleştirmektedir. Benzer biçimde ben de, koruma paradigması ve eyleminin modernlik durumunun sürmekte olup olmadığını sorgulayan bir yazı yazdığımdan dolayıdır ki, Sayın Kaftancı ile aynı kaygıları paylaştığımızı seziyorum. Ancak benim makalem, korumanın ülkemizdeki öznel gelişimine ya da geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca yeterince tekrarlanmış sorunlarına odaklanmayı tercih eden bir çizgi izlememektedir. Onun yerine koruma paradigmasını evrensel varoluş mantığı içerisinde tartışmaya çalışarak görüş açısını genişletmeyi denemekte ve yeni ufuklara ulaşmanın umudunu böyle bir yola bağlamaktadır. Herkesin sürekli şikayet ettiği, farklı aktörlerin birbirini suçladığı ve ne yeni, ne de tarihsel mimarlığa yararı olan bitimsiz döngüleri kırabilmek, ancak yeni görme-sorgulama-düşünme biçimlerinin geliştirilmesi ile mümkün olabilecektir.
 
Tartışma konusu olan makale, yukarıda açıklanan duruşu nedeniyledir ki, Kaftancı’nın kuşağının korumayı benimsemediği gibi bir suçlamayı aklından bile geçirmemiştir. Çünkü yazıda modernlik durumu devam eden bir süreç olarak ele alındığından, belirli bir kuşak değil, kendimin de dahil olduğu çeşitli kuşaklar tartışmanın kapsamının içine alınmaktadır. Örneğin ben de modern bir mimarım. Sadece koruma ile uğraşıyorum ve makalemden de anlaşılacağı üzere Kaftancı kuşağının ürettiği mimarlığın korunması sorununun gündeme gelmesi için çalışıyorum. Kendime bir ev inşa edecek olsaydım, modern bir mimarlık dilini benimseyeceğimi de rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten makalemde de korumacıların ayrı bir kategori olmadıkları, ortamdaki ayrıksılığın yapay olduğu ve iletişimi-gelişmeyi önlediği vurgulanmaktadır.
 
Ayrıca tartışma konusu olan makalede mimarların tarihî yapıların yıkımının sorumlusu olduklarına ilişkin tek bir kayıt bile yoktur. Politikacılar, müteahhitler, sosyologlar, bilim adamları vb. farklı aktörlerin sorumluluğu da konu edilmemektedir. Çünkü sözkonusu yazı, suçlu aramaya değil, durumu tespit etmeye yönlenmekte; bu kapsamda da koruma düşüncesi yerleşene kadar geçen süreçte, modern mimarlığın tarihî olanın yerini aldığı ifade edilmektedir. Peki, yalnızca bizim ülkemizde değil, dünyanın çeşitli coğrafyalarındaki çeşitli kentlerde de, 20. yüzyıl boyunca, tarihî yapılar değişen oranlarda yerlerini modern yapılara bırakmamış mıdır? Koruma alanına yeni ufuklar açabilmek için, suçlu bulmaktan ve onu teşhir etmekten daha önemli olan, meseleyi doğru irdelemektir. Mesele doğru irdelendiğinde de, bazı suçlular bulunabilecek olmakla birlikte, suçlu sanılan bazı kişilerin de aslında suçlu olmadıkları, sadece bilgisiz, öngörüsüz, yanlış yönlendirilmiş, uzağı göremeyen vb. sıfatlarla nitelenebilecekleri anlaşılacaktır. Gerçekten de kendi inşa ettikleri mimarlığın bile yıkılmasını öneren fütüristler gibi uç örnekler bir yana, modern tavrı benimseyen hemen hemen hiçbir mimar tarihe ait olanın yıkımını açıkça savunmamıştır. Çoğu modernist mimar, koruma da modern bir paradigma olduğundandır ki, bu alanı benimsemiş ve geliştirmiştir. Ancak, bazılarının ise koruma alanına uzak durmayı seçtiklerini, bu konuyu dikkate almadıklarını, zaman zaman da öznel üretimlerine yer açabilmek için özellikle sivil örneklerin yokolmasına göz yumduklarını söylemek mümkündür.
 
Benzer bir tespit politikacılar ve kent yöneticileri için de geçerlidir. Rantla uğraştıkları ya da çıkar peşinde koştukları için tarihî yapıların yıkımına neden olan politikacılar ve kent yöneticileri bulunduğu gibi, önlerine paket olarak konulmuş ve içselleştiremedikleri bir modernlik ülküsünü hayata geçirmek için geçmişin izlerini yok etmeye çalışmış bulunan yöneticiler de vardır. Bir başka anlatımla 20. yüzyıl, “geleneksel-modern” ya da “muhafazakârlık-modernlik” gerilimlerinin açmazlarını pek çok alanda en sarsıntılı biçimde yaşamıştır. Modernlik durumunun parçacı çözümlerle ve sürekli statükoyu koruyarak sağlanamadığı gerçeği, sadece bizim ülke tarihimizde değil, sayısız coğrafyanın tarihinde, üstelik bazen da acıtıcı süreçler dahilinde defalarca kanıtlanmıştır.
 
Yukarıdaki kapsam içinde bakıldığında “gerilimin varlığı”nı irdelemek, korkulası bir çözümlemenin çıkışı değil, modernleşme süreçlerinin doğası ve iyi yönetildiğinde verimli gelişmelere çanak tutabilecek bir olgudur. Bu kapsamda vurgulanması gereken bir nokta, mimarlık ortamının ciddi kuramsal tartışmalar açabilen bir kesiminin, mimarlığın birçok farklı konusunu ele aldıkları halde, koruma alanından belirgin biçimde uzak durmuş olmasıdır.
 
Modern mimarlık ve koruma alanları arasındaki gerilim, sadece yıkma eylemleri üzerinden değil, ihmal etme, ilgilenmeme, yok sayma vb. durumlar üzerinden de okunmaktadır. Eğer bir gerilim yoksa, uzak duranların uzaklığı hangi argümanlarla açıklanabilecektir? Ancak koruma alanının dışından bakanlar için belki de, böyle bir okumayı yapabilmek zorlayıcıdır. Üstelik tartışmaya konu olan makale, koruma alanının kendi içinde de bir gerilim olduğundan sözetmektedir. Koruma alanında yer alanların bir bölümü bile, henüz modern mimarlık mirasını, korunması gereken bir değer olarak algılamamaktadırlar. Son dönemde modern mimarlığın bazı önemli yapıtlarının ardı ardına yıkılmasında, koruma kurullarında çalışan mimarların rollerinin olmadığını söylemek mümkün değildir. Eğer bir gerilim yoksa, koruma alanının bu kesimi, modernliğin bir gereği olan dönüşme ihtiyacına neden çabucak uyumlanamamış ve inşasının üzerinden yarım yüzyıldan fazla zaman geçmiş olan bazı mimarlık örneklerinin artık bir koruma nesnesi haline gelmiş olabilecekleri düşüncesini, neden kolayca benimseyememiştir?
 
Modernlik duygusunu ortak bir kavrayışla paylaştığımıza inandığım Sayın Kaftancı’ya, tartışmayı biraz daha derinleştirme olanağı veren duyarlı yazısı için yeniden içtenlikle teşekkür ederim. Tartışma konusu olan makalemde, modern mimarlık paradigmasının “çağına karşı dürüstlük” öngörüsünü, koruma alanına yön gösterebilecek bir ilke olarak benimsediğim gözönünde bulundurulursa, Sayın Kaftancı’nın çağdaşlığın topyekun bir dünya görüşü olduğu fikrini de el üstünde tutacağımı rahatlıkla söyleyebilirim. Bu kapsamda, modern mimarlık-koruma geriliminin varolup olmadığı verimli bir tartışma konusu olmayı sürdürmekle birlikte, “koruma”yı “modernleşmenin sarsıntılı düzleminde gelişen bir paradigma, bir disiplin, bir eylem alanı” olarak irdelemek, gelecek zamanlar açısından daha önemli gibi görünmektedir.
 
 
NOTLAR
1. Kayın, 2007, ss.25-29.
2. Kaftancı, 2007.
3. Çiğdem, 2004, s.67; Kayın, 2007, s.25.
4. Berman, 1994, s.27; Kayın, 2007, s.26.
5. Cevizci, 2000, ss.650-651; Kayın, 2007, s.27.
6. Tanyeli, 1997, ss.1286-1287; Kayın, 2007, s.25.
7. Kayın, 2007, s.25.
 
KAYNAKLAR


Berman, Marshall, 1994, Katı Olan Herşey Buharlaşıyor, Çev. Ü Altuğ ve B. Peker, İletişim Yayınları, İstanbul.


Cevizci, Ahmet, 2000, Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul.


Çiğdem, Ahmet, 2004, Bir İmkân Olarak Modernite, Weber ve Habermas, İletişim Yayınları, İstanbul.


Kaftancı, Güngör, 2007, “Koruma Alanına Yeniden Bakış Dosyası Üzerine Düşünceler”, Mimarlık, Sayı: 339.


Kayın, Emel, 2007, “Modern Bir Kurgu Olarak Koruma Paradigmasının Dönüşümü ve Modern Mimarlık Mirası”, Mimarlık, Sayı: 338, ss.25-29.


Tanyeli, Uğur, 1997, “Modern Mimarlık”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, 2, Ed. Z. Rona ve M. Beykan, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, ss.1286-1289.


 

Bu icerik 1945 defa görüntülenmiştir.