339
OCAK-ŞUBAT 2008
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

ETKİNLİKLER

YANSIMALAR: “Koruma Alanına Yeniden Bakış” Dosyası Üzerine

DOSYA: Mimarlık ve Eğitiminde “Süreklilik ve Değişim”

MİMARLIK ELEŞTİRİSİ: Turgut Cansever’in Söylemi ve Mimarlığı

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY
TÜRKÇE ÖZET
YAYINLAR



KÜNYE
YANSIMALAR: “Koruma Alanına Yeniden Bakış” Dosyası Üzerine

Dosya Üzerine Bazı Düşünceler

Güngör Kaftancı

Y. Müh. Mimar

MİMARLIK dergisinin 338. sayısının (Kasım-Aralık 2007) dosya konusu, özellikle dosya editörü Sayın Emel Kayın’ın “Modern Bir Kurgu Olarak Koruma Paradigmasının Dönüşümü ve Modern Mimarlık Mirası” makalesi, önceki yıllarda oldukça tartışılan bir konuda görüşlerimi yinelememe neden oldu.

 

Sayın Kayın, geniş bilgisi, sezgisi yanısıra, velut yazarlık deneyimi ile kendi dalının yetkin kültürel birikimini de yansıtan bu makalesinde, kuşkusuz yadsınamaz doğruları dile getiriyor.

Kendisinin ve referans verdiği diğer yazarların da kabul ettikleri bir gerilimin çözümlemesini deniyor. Yazının tümü, farklı bir amaca yönelik olarak, koruma ve modernite kavramlarına yeni, uzlaştırıcı tanımlar getirmek istiyor olabilir.

 

Ben, yazarın:

Bu açılıma eklemlenen diğer tartışma izleği ise, 20. yüzyıl boyunca birbirleri ile ilişki kurmaya pek eğilimli olmayan, birbirlerinden uzak durmayı seçen, hatta çok uca gidildiğinde birbirlerini tehdit olarak algılayan ‘modern mimarlık’ ve ‘koruma’ olgularının günümüzde yan yana gelmiş olması kapsamındadır. Gerilimli bir geçmişi olan modern mimarlık ve koruma alanlarının güncel birlikteliğine yönelik meşru bir zemini tesis etmenin zorlukları açıktır. […] Koruma düşüncesi yaygınlaşana kadar modernin birçok coğrafyada sadece mevcut anlayışları değil, kendinden önceki mimarlıkların maddi varlığını da belirli bir oranda ortadan kaldırdığı bilinmektedir. […] Harvey de […] daha önce yapılmış pek çok şeyi yıkmadan yeni bir dünya yaratılamayacağına değinir.

tümcelerinden, “modern mimarlık” ile koruma alanları arasında varolan gerilimin çözümlenmesine dönük bir makalesi olarak algıladım.

 

Bu noktada çok ciddi itirazlarımın olduğunu peşinen söylemeliyim. Konunun evrensel boyutları ve farklı alanlardaki yorumlarını bir yana (şimdilik) bırakarak ülkemizde ve mimarlık özelindeki tartışmaları anımsatmak isterim:

 

Hızlı kentleşme ve yapılaşmanın olağanüstü yoğunlaştığı 50’li ve 70’li yıllar aralığında,

büyük kentlerimizde nice mimarlık mirasının korunamadığı gerçeği ortadadır. Ancak bu olayın sorumluluğu o yıllarda toplumun, giderek mimarların, koruma bilincinden yoksunluğunun yanısıra, asıl, kentin yağmalanması ve bunu gerçekleştiren erklerin olağanüstü gücüdür. O dönemde modernitenin bilinçli olarak ve mimari bir üslup kaygısıyla yıkım ve yok olmaya seyirci kaldığından sözedilemez . Bu nedenle “modernin [...] kendinden önceki mimarlıkların maddi varlığını da belirli bir oranda ortadan kaldırdığı” tümcesiyle, çoğu zaman olduğu gibi benim kuşağım mimarlarına ciddi bir haksızlık yapıldığı kanısındayım.
Sonraki yıllarda bu hunharca yıkıma karşı reaksiyonun da etkisiyle koruma konusundaki tartışma, bilinçlenme yurdumuzda olağanüstü ve olumlu bir yol katetti. Örneğin, burada Oktay Ekinci’nin çabalarını anmalıyız. Bu çabalar, postmodernist akımlar, Ağa Han Mimarlık Ödülleri ve başka etmenlerle, ülkemiz toplumu eski yapılara karşı ciddi bir ilgi duymaya başladı.
 
Bu olumlu atmosferin giderek yeni yapıların mimarlık anlayışında bir üslup sorununu da birlikte getirdiğini gözlemledik. Ülkemiz kamuoyunun, gelişmiş ülkelere kıyasla mimarlığa ilgisinin sınırlılığı ortada olduğu halde, ayakta kalabilmiş eski yapılara karşı duyarlılığı, sevgisi, yeni yapılarda onların taklitlerine karşı talebi artırdı. Giderek taklit işinin, mimari kimlik sorunu ile karıştırıldığına şahit olduk. Birçok mimarın yanısıra, ülkemiz entelektüellerinin, düşünür ve yazarlarının büyük bölümü mimarlık yerine, mimarlık tarihini ikame ettiler. Örneğin, mimarlık şöyle dursun, kentleşme konularında bile biraraya gelemeyen valiler, belediye başkanları ve yöneticiler, tarihî kentlerle ilgili heyecanlı toplantılar yaptılar, hep birlikte eski yapılarına övgüler gönderip onların korunmasında gösterdikleri titizlikle öğündüler. Bu olumlu heyecan dalgası içinde bölgelerindeki yeni yapılarından pek söz etmediler. Özellikle Anadolu’muzun birçok kentinde, yeni yapılardaki düzeysizlik ve özensizlikler de onları haklı çıkarmakta ve kamuoyundaki taklit özleminin pekişmesine neden olmaktaydı.
 
Benim gibi uygulamanın içinde olan mimarlar, taklit olgusunun yanlışlığını ve tehlikesini ortaya koymaya çalıştık. Bize göre çağdaşlık topyekûn bir dünya görüşüdür; taklitçilikten kaçınarak, insanlığa yeni değerler kazandırmaya çalışmanın her mimarın başlıca görevi olması gerektiğini savunmak zorunda kaldık. En az eski ve korunması gerekli yapılar kadar yeni yapıların, yani mimarlık eyleminin gündeme gelmesi gerekliliğini vurguladık. Mimarlığın yapılı çevreye uyum konusunda da tıpatıp benzerliğin, taklitçiliğin çağdışılık olduğunu, bunun kimlik arayışı ile ilgili olamayacağını anlatmaya uğraştık. Ne yazık ki bu çabalar, bazılarınca, eski yapılara ilgisizlik ve koruma kavramına karşıtlık gibi de yorumlandı, algılandı.
 
Kısacası, ülkemizde ‘modernite’ ile koruma ‘paradigmaları’ arasında bir gerilimden sözetmenin yanlışlığını vurgulamak istiyorum. Kuşkusuz yazarın, akademisyenlere özgü bir üslupla, böyle bir kabulden sonra, kavramların soyut anlamları arasındaki ilişkilere göre düşünce üretmesini de doğal karşılıyorum. Konunun evrensel ölçülerdeki tartışmalarında da,
örneğin “daha önce yapılanların yıkılmadan yenisinin yapılamayacağı” gibi savların mimarlık gibi somut sonuçları olan olgular için ileri sürülmediğini sanıyorum. Felsefi ve soyut düzeyde ‘çağdaşlık’ ile ‘eski’ arasında bir karşıtlıktan sözedilebilir olsa da, mimarlık gibi somut sonuçları olan bir olayda, bunun çözümlenmesi gereken bir gerilim olduğu ancak abartma olabilir. Başka ülkelerde de mimarlıkta modernizmi savunup geliştiren mimarlar arasında, eski yapıların (belirli bir zorunluluk yoksa) korunmaması gerektiğini ileri sürenlerin bulunabileceğini sanmıyorum.
 

Bu icerik 858 defa görüntülenmiştir.