408
TEMMUZ-AĞUSTOS 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Mryleia Antik Kenti: Tarihin Üzerinde Yapılaşmak
    Defne Benol , Mimarlar Odası Bursa Şubesi önceki dönem MD-ÇED Kurulu Sekreteri
    Kübra Eğri, Mimarlar Odası Bursa Şubesi Mesleki Denetim Görevlisi
    Belçin Balçık, Mimarlar Odası Bursa Şubesi Mesleki Denetim Görevlisi

  • İyi İnsan, İyi Mimar
    Nilgün Fehim Kennedy, Dr., Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Emekli Öğretim Görevlisi

  • Alglerle Yeşeren Cepheler
    Ayça Tokuç, Doç. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü
    Gülden Köktürk, Yrd. Doç. Dr., DEÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü
    Kutluğ Savaşır, Yrd. Doç. Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

Tuhaf Zamanlarda Sanatın Mekânı

Birge Yıldırım Okta, Dr. Öğr. Üyesi, Kadir Has Üniversitesi Mimarlık Bölümü, OKTAA

Venedik Bienali 58. Uluslararası Sanat Sergisi 11 Mayıs tarihinde kapılarını ziyaretçilere açtı. Türkiye Pavyonu’nda bu yıl, sanatçı İnci Eviner'in “Biz, Başka Yerde” adlı yapıtı yer alıyor. Pavyonun mimari projesini üstlenenlerden olan yazar hem Türkiye hem de Fransa, Avustralya, Litvanya ve Filipinler ulusal pavyonlarını inceleyerek mimarinin sanatın mekânını kurgulama / inşa etme hallerini tartışıyor. Bienal 24 Kasım 2019 tarihine kadar ziyaret edilebilir.

 Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi, 1895’ten beri geleneğini yüzün üstünde ulusun katılımı ile sürdüren bir çağdaş sanat platformu.(1) 1972 yılından beri küratörlerin(2) belirlediği bir tema üzerinden ilerleyen Venedik Sanat Sergisi’nin bu seneki teması “Tuhaf Zamanlarda Yaşayasın” (May You Live in Interesting Times). (Resim 1) Küratör Ralph Rugoff’un seçtiği bu tema Çin'de kullanılan ve kökeni 18. yüzyıla dayanan bir beddua. İçinde yaşadığımız kaotik karamsar, kutuplaşmanın yükseldiği bu tuhaf dünyayı adeta betimliyor.(3) Katı olanların buharlaştığı, buharlaşırken yerini yeni katılıklara bıraktığı, ekonomik-iklimsel-toplumsal krizlerin ve iç savaşların eksik olmadığı, akıllı telefonlara hapsolmuş dünyalarda yaşadığımız bir dönem. Fakat küratör bu bedduayı mevcut hal üzerinden gelişen bir dilek / niyet olarak dile getiriyor. Rugoff, toplu yer değiştirmelerin, göçlerin varoluşumuzu yeniden tanımladığı istikrarsız dünyamıza işaret ederken sanatın, nasıl yaşayacağımıza ve düşüneceğimize dair yol gösterici olabileceğinin altını çiziyor.(4) Rugoff yaşadığımız depresif dönemleri, sosyal ayrışmaları, söylemleri öne çıkaran, fakat karamsar olmayan tuhaf zamanlarda yaşama dileğiyle bir diyalektik inşa etmeyi hedeflemiş. Bu tema sanat eseri-sanatçı ve izleyici arasında süre giden ve toplumsal izler bırakan, gündelik gerçeklerimiz üzerine düşündüren bakış açılarımızı esnetmeyi hedefleyen bugüne ait bir kurgu.

“Tuhaf Zamanlarda Yaşayasın” teması, kuşkusuz Venedik Sanat Bienali’ne katılan sanatçılar için belirleyici olmuş. Rugoff’un küratöryel metninde vurguladığı sanatı nesneleştirmeyen, kişiyle diyalog kuran işlerin üretim süreçleri pek çok ülke pavyonunda dikkat çekiyor. Özellikle kişiyle diyaloğa girerek toplumsal ve küresel halleri / aradalıkları haykıran, bağıran, fısıldayan, eserlerin sanatın deneysel mekânını inşa etme çabasında olduğunu gözlemlemek mümkün. Böylesi bir mekânsal deneyimin inşası için pek çok sanatçının üretim sürecine farklı disiplinler eşlik etmiş. Mimarlar, müzisyenler, opera sanatçıları, performans sanatçıları, yönetmenler, edebiyatçılar kalabalık listede sık göze çarpan disiplinler arasında. Bu makale ile ulusal pavyonlar üzerinden sanat eseri ve izleyici arasında kurgulanan ilişkinin mekânsal araçsallığını tartışmak istiyorum. Bu bağlamda ilk önce Türkiye Pavyonu ile giriş yapmak isterim.

Türkiye Pavyonu’nda İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) koordinasyonunda Sanatçı İnci Eviner’in “Biz, Başka Yerde” (We, Elsewhere) adlı eseri yer alıyor. (Resim 2) Biz, Başka Yerde, Hannah Arendt’ın, 1943 senesinde yazdığı Biz Mülteciler adlı metninin bir anlatısını barındırıyor. “Bize unutmamız söylenmişti; biz de hiç kimsenin düşünemeyeceği kadar hızlı bir şekilde unuttuk.”(5) Arendt’n metni belleğe dair, kişilere dair küresel ve tüm zamanlara ait izler barındırıyor. Eviner Arendt’ın mücadele anlatısına benzer bir deneyimi izleyiciyle buluşturuyor. Sanatçı, eserinde toplu yer değiştirmelere, yitirimlere, yersizlik, hafızasızlık hallerine yer veriyor. Mekânda hiç durmadan yer değiştiren özneler izleyiciyi bir serüvene sürüklüyor. Bu serüveni oluşturan mekânın, mimari tasarımı Birge Yıldırım Okta ve Gürkan Okta’ya ait. Mekân bir sahne olarak kurgulanmış. (Resim 3) Bu sahnede kişi kendini görünmez bir rotanın içinde dolaşırken buluyor. Mimari, oldukça yapısal bir ölçekle duvarlar, rampalar, avlu ve merdivenlerle uzun bir sirkülasyon serüvenine izleyiciyi sürüklüyor. Bu yapısallık Eviner’in katmanlarla izleyiciye yaşatmak istediği hafızaya, belleğe dair çatışmalarla kişinin birebir yüzleşmesini sağlıyor. Tolga Tüzün’ün ses

tasarımını yaptığı pavyonda sesler kişiyi adeta takip ediyor. Mekânda dolaştıkça kulağa ilişen çığlıklar, fısıltılar, ağıtlar, gıcırtılar izleyiciyle çarpışıyor. Ardışık sesler ile mekân yeniden inşa ediliyor. Gülden Arsal Yavuz, Melih Kıraç ve Canan Yücel Pekiçten mekânda sürünerek bedeni ve mekânı yeniden tanımlıyor. Dolayısıyla mimari, figürler, nesneler, beden ve seslerin katmanlaşması ile durmak bilmeksizin yeniden tanımlanıyor. Bu noktada mimarinin nesneleşmemesi önem kazanmış. Neredeyse fotoğraf vermeyecek bir ölçek sunan mimari tasarım izleyicinin kendini kaybetmesi, sesler, figürlerle baş başa kalacağı perspektifler sunuyor. Mimari ölçek her bir figür ve sesi ayrıştırarak ve bazen birleştirerek algılamamızı sağlıyor. Mekân içinde dolaşırken izleyici tüm bu sahneye tanıklık eden bir özneye dönüşüyor.(6) “Biz, Başka Yerde” göçlerin, toplu yer değiştirmelerin birey üzerindeki olumsuz etkilerini araştırırken izleyicinin deneyimini kişisel bir serüvene dönüştürüyor. Pavyon, Eviner’in sanat üretimi için izleyici ile diyaloğa giren düşsel bir mekân olarak kurgulanmış.

Filipinler Pavyonu mekânsal deneyimi ile öne çıkan pavyonlar arasında. Ancak üzerine çıkarak algılayabildiğimiz sonsuzluk adaları, ayakkabılarınızı çıkartarak yürüdüğünüz cam adalar içinde aynalarla yaratılan sonsuzluk algısı ile görünüşün aldatıcı olduğunu vurguluyor. (Resim 4) “Ada hava durumu” (Island Weather) isimli yerleştirme ile sanatçı Mark Justiniani yalnızca hava durumunu değil, dünyanın halini izleyiciye bir yolculukla aktarıyor. Karanlık mekânda aynalar ile yansıyan camlar su kütlelerinde yüzen adaların bir temsili. Adalar içinde yer alan nesneler Filipin takımadalarından bir takım izleri, tarihteki kırılmalarla kişiyle diyaloğa sokuyor. Kişi aynalı cam adaların üzerinde kendini su yüzeyinde hissediyor. Adalar adeta tiyatro sahneleri gibi. Pavyona girdiğinizde çıplak ayakları ile insanların bastıkları yerle kurdukları bağ onları bu yapıtın aktörleri kılıyor. “Ada hava durumu” mekânın doğası, zamanın inşasına dair algısal bir deneyimi barındırıyor.

Mimari projesi Diogo Passarinho tarafından geliştirilen, Fransa Pavyonu’nda Sanatçı Laure Prouvost kim olduğumuzu, nereye gittiğimizi ve nereden geldiğimizi sorguluyor. “Deep See Blue Surrounding You” isimli projede oluşturulan likit ortam bir su altı sahnesini anımsatıyor. (Resim 5) Sürrealist bir kurgu ile geliştirdiği ütopik mekân, ideal olana izleyiciyi sürükleyen kendini temsil, kimlik, nesiller üzerinden var eden bir yolculuk. Küratör Martha Kirszenbaum serginin paylaştığımız gerçekliklerin tutarsızlıkların, ilişkisellikleri temsil eden akışkan ve küresel dünyanın bir temsili olarak tarifliyor. Paris’ten Marsilya’ya oradan Venedik’e uzanan bu seyahat, pavyonda kişisel bir yolculuğa dönüşüyor. Pavyonun girişinde havaya salınan su kabarcıkları ile

oluşturulan sis, 2002 İsviçre Pavyonu’nda Didler Scofidio’nun “Blur” projesini anımsatıyor. Hava asılı su kabarcıklarının kışkırtıcılığı ile pavyonun önünde uzun kuyruğu aşarak içeriye girmek gerekiyor. Laure Prouvost’un nesiller arası kurgusal keşif gezisi, yerleştirmenin merkezini oluşturuyor. Bu video kişiye bir seyahat, bir rüya deneyimi yaşatıyor. Bu deneyim Diogo Passarinho tarafından tasarlanan mekâna da yansımış durumda, yapışkan, akışkanlık hissi veren yumuşak döşeme, girişte içinden geçtiğimiz su kabarcıkları Prouvost’un filminden mekâna karışıyor. Mekân bir su altı rüyasına kişiyi yavaş yavaş taşıyor. Sisin içinden geçerek mekâna arka kapıdan giriliyor. Bodrumda İngiliz ve Fransız Pavyonları arasında kazılması planlanan bir çukurun molozları ile karşılaşıyorsunuz. Üst kata ise tamamen likit bir dünya var. Deniz mavisi zeminli parlak beyaz odadan geçerken filmin ipuçları yer alıyor. Video, yerleştirmeler, objeler, molozlar, su imgesi farklı mekânlara ait. Bu parçalar sadece bütüne dair ipuçları barındırıyor. İzleyiciler Prouvost’un gizemli ütopyasından ideal bir dünyaya uzanan kalıntılar ile ayrılıyor.

Altın Aslan Ödülü’ne layık görülen Litvanya Pavyonu ise kumsalda sıradan bir günü sahneleştiriyor. İzleyicileri kuş gözü bir bakışla mekâna dahil eden pavyonda mekân tek malzeme ile inşa edilmiş: Kum. Kumla ve ışıklarla elde edilen yapay plaj, operadan yükselen sesler ile mekânsallaşıyor. Didaktik olmadan, bir distopik felaket senaryosuna dönüşmeden iklimsel değişikliklere işaret ediyor. Kumsalda uzanan bir adam Noel’de hiç kar yağmamasından şikayet ediyor. (Resim 6) Yaşlı kadın kimsenin çöpleri veya köpek dışkılarını temizlememesine bağırıyor. Opera ile kurgulanan bu sahnede yirmi opera sanatçısı gündelik hali ince bir romantizmle seslendiriyor. Antroposen Çağı’nda ötrofikasyondan, mayolara yapışan alglerden şikayet ediyorlar. Rugilė Barzdžiukaitė, Vaiva Grainytė ve Lina Lapelytė’nin kurguladığı bu yapay mekân kendini müzik ile yeniden inşa ederken bireylerin gündelik deneyimlerini ve onların küresel ekosistemlerle, etkileşimlerini sorguluyor.

Avustralya Pavyonu’nda sanatçı Angelica Mesiti “Assembly” ile polifoni, kakofoni, uyumsuzluk ve uyum arasında üç kanallı bir video yerleştirmesi ile sözü müziğe mekânı performansa dönüştürüyor. (Resim 7) Dairesel bir amfi tiyatrodan yola çıkan mekân, kamusal alan ve birey arasında bir diyalog geliştiriyor. Demokrasiyi gündelik hayata ve mimariye tercüme eden bu mekân kozmopolit bir tiyatro. (7) İzleyicileri performansın aktörüne çeviren bu karanlık forum, demokrasinin farklı sesleri ve farklı sözleri bir araya getirme zorluğunu vurguluyor. Assembly,

öznenin toplum önünde açığa çıkacağı bir ortam olarak, öznenin kendi var oluşuyla, öteki öznelerle, toplumsal gruplar ve bizzat mekânın kendisiyle çarpışarak inşa edilecek toplumsal bir sahneyi canlandırıyor. Sahne herkese ait. Bir başka deyişle herkes bu sahnenin aktörü. Sirküler amfi kurgusu ile yatay ve katılımcı bir mekân yaratıyor. Katılımcılar mekânın öznesine dönüşüyor. Sözleri seslere, mekânı kolektif bir performansa, izleyicileri aktörlere dönüştürerek demokratik, yatay bir örgütlenmenin mekânsal kurgusunu oluşturuyor. Mesiti’nin sözsüz iletişim ile kurguladığı bu tema Hannah Arendt’ın kaybolmuş politik özneyi diyalog ile tekrar sahneye çağırışını anımsatıyor:(8) “Dünyadaki şeylerden ne denli etkilenirsek etkilenelim, bunlar bizi ne denli kavrarsa kavrasın, ancak başka insanlarla onlar hakkında konuştuğumuz zaman bizim için insanlık kazanırlar. Dünyada ve kendi içimizde olup bitenleri yalnızca onlar hakkında konuştuğumuz zaman insanileştiririz ve ancak bu konuşma süreci içinde insan olmayı öğreniriz.”(9)

Hannah Arendt’ın diyaloğa çağıran bu metni, Rugoff’un “Tuhaf Zamanlarda Yaşayasın” teması ile ve bu tuhaf zamanlarda sanatın diyalektiğine dair pek çok söz barındırıyor. Türkiye, Filipinler, Fransa, Litvanya, Avustralya Pavyonları mekânı araçsallaştırarak bireyle iletişime geçiyor. Tuhaf zamanlarda yaşama hallerimizi mimari kurgu ile sahneleştirerek dışavuruyor. Belki de Rugoff’un “Tuhaf Zamanlarda Yaşayasın” çağrısı bu sene mimarinin araçsallaşmasını, çok disiplinliği zorunlu kılmış. İçinde bulunduğumuz halleri bireyle diyaloğa girerek bir deneyime dönüştürmek üzere pek çok pavyonda sanat için kurgulanan sessiz / öne çıkmayan mimari tasarımlara mimarlara rastlamak mümkün. Sessiz mimari kurgular adeta sanat yapıtlarının altyapılarını oluşturuyor. Sanatçılar bu alt yapıları konuşur kılıyor ve izleyicinin bu aygıta dahil olmasını sağlıyor. Bu bağlamda Rugoff’un “Tuhaf Zamanlarda Yaşayasın” temasının gündelik hayatımızın hallerini tartışmayı sürdürürken, tuhaf zamanlarda yaşayan bizlere umut vaadeden sanat ve mekân üretimlerine yol açtığını düşünüyorum.

NOTLAR

1. Moreno, Valentine, 2010, “Venice Biennale and Canada Pavilion: Politics of Representation in the Gardens of Art”, Faculty of Information Quarterly, cilt:3, sayı:1.

2. Antonio Marazzi, 2014, “An Encyclopedic Art Biennale in Venice”, Visual Anthropology, sayı:27, ss.276–301.

3. URL1. “May You Live in Interesting Times, Statement by Ralph Rugoff”, universes.art/en/venice-biennale/2019/may-you-live-in-interesting-times/ [Erişim: 15.06.2019]

4. URL1.

5. Arendt, Hannah, 1943, “We Refugees”, The Menorah Journal, cilt:31, sayı:1. Erdem Üngür tarafından “Biz Mülteciler” olarak çevrilen metne ulaşmak için: https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2017/04/29/biz-multeciler [Erişim: 15.06.2019]

6. 2019, İnci Eviner - Biz Başka Yerde / We, Elsewhere, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

7. URL2. “Australian Pavilion to Present Angelica Mesiti’s Solo Exhibition Assembly”, australiacouncil.gov.au/news/media-centre/media-releases/australian-pavilion-to-present-angelica-mesiti-s-solo-exhibition-assembly

8. Yılmaz, Selbin, 2017, “Kaybolan Anlamı Ararken: Arendt’in Düşüncesinde Öznellik”, Mülkiye Dergisi, cilt:41, sayı:4, ss.29-53.

9. Arendt, Hannah, 1968, Men in Dark Times, Mariner, Florida, ss.24-25.

 

Bu icerik 393 defa görüntülenmiştir.