319
EYLÜL-EKİM 2004
 
MİMARLIK'TAN

UIA 2005 İSTANBUL’A DOĞRU

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: Mesleğe İlişkin Son Dönemdeki Yasal Düzenlemeler Neler Öngörüyor?

  • PORRO
    Gürhan Tümer

    Prof.Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü, Yayın Komitesi Üyesi



KÜNYE
DOSYA: Mesleğe İlişkin Son Dönemdeki Yasal Düzenlemeler Neler Öngörüyor?

İmar Mevzuatına Yönelik Yasama Süreçleri, İmar Yasası ile Sınırlı Tutulamayacak Kadar Çok Boyutlu ve Çok Aktörlüdür

Buğra Gökçe

Y. Şehir Plancısı, Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar Dairesi, Şehir Plancıları Odası II. Başkanı, ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalı Doktora Öğrencisi

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından hazırlanarak arka arkaya düzenlenen tanıtım toplantıları ile kamuoyunun gündemine getirilen “İmar ve Şehirleşme” ve “Kentsel Dönüşüm” Yasa Tasarısı Taslakları, meslek alanımızı biçimlendiren yapısı yanında, kentleri ve kent yönetimini belirleyip, onlardan etkilenen nitelikleri ile de, üzerinde önem ve ciddiyetle durulmasını gerekli kılmaktadır. Ancak, bu yasa hazırlıklarını, kamu yönetimine ve yerel yönetimlere yönelik düzenlemelerden bağımsız olarak ele almak, henüz yürürlüğe giren Büyükşehir Belediye Yasası’nda olduğu gibi kendi içinde ve birbiriyle çelişen ve sorunlarla dolu süreci, “yetki dağılımı” bağlamına indirgeyen dar bir çerçeveden değerlendirmek anlamına gelecektir. Bu nedenle bu yazıda, İmar ve Şehirleşme-Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı Taslakları, kendileriyle çok yakından ilişkili diğer yasa ve yasa tasarıları ile kurdukları dil ve anlayış birliği bağlamında irdelenecek, olası tehlike ve sorunlar üzerinde durulacak, ancak getirilmesi düşünülen yenilik ve değişimlerin objektif bir bakış açısıyla değerlendirilmesine de özen gösterilecektir.

Ülkemiz, 1950’li yıllardan sonra yaşanan hızlı göç ve aşırı nüfus yığılmaları biçiminde gözlenen kentleşme, bu kentleşmeye uyumlu bir biçimde çözümlenemeyen sosyo-ekonomik, kültürel ve mekânsal koşullar, gecekondu-kaçak yapılaşmanın yanısıra imarlı alanlarda dahi güven sorunu yaratan kalitesiz yapı stoku ve afet tehlike-risklerini gözetmeyen yanlış yer seçimi kararları gibi çeşitli nedenlere bağlı çok önemli yapısal sorunlar yaşayagelmektedir. Kentleri ve kentsel yaşamı, doğal, sosyal, siyasal, kültürel açılardan da olumsuz etkileyen bu süreçlere karşı çözümlere gereksinim duyulduğu açıktır. “İmar ve Şehirleşme” ve “Kentsel Dönüşüm” kavramları ve bu kavramları kılgısal içeriğe taşıyacak yasal düzenlemeler, bir yandan ülkenin gereksinim duyduğu yenilik ve değişim anlamında, diğer yandan da dünyada planlama, şehircilik, bilim ve teknoloji bağlamında oluşan değişim ve dönüşümler ile bunların kente / mekâna ve planlamaya etkileri anlamında iyi değerlendirilmelidir. İmar ve şehirleşme anlamındaki temel düzenlemenin, bir yetki dağılımı ve parsel bazında yeni yapı yapılması boyutunda ele alınması ile, kentsel dönüşümün, kaçak ya da niteliksiz yapı stokundan yasal statü kazanmış bir fiziksel çevre yenilemesi-sağlıklaştırılması elde edilmesi amacına indirgenmesi yönündeki öneri ve yaklaşımlarının sağlıklı çözüm önerileri üretmeyeceği de ortadadır.

Bu anlamda, yasalaştığı 1985 yılından sonraki 19 yıllık döneme bakıldığında, 3194 sayılı İmar Yasası’nın uygulanmasında önemli sorun ve açmazların yaşandığı, imar mevzuatını oluşturan konularda pek çok yeni gelişme olduğu, ve yasanın revizyonu ya da yeni bir şehircilik mevzuatı hazırlanmasının ciddi bir gereksinim haline geldiği anlaşılmaktadır. Bu gereksinimlerin, içerisine imar mevzuatında eksik olan uygulama araçlarının en etkin ve verimli bir biçimde koyulmasından, dünyada değişen plan tanım ve gereklilikleri uyarınca stratejik bir yaklaşım üzerine biçimlenen planlama mekanizması tanımlanmasına, sembolik katılım mekanizmaları yerine aktif kentli-yurttaş bilinci oluşturarak kentlinin süreç yönetim mekanizmalarının içine tüm aktörleri ile etkin bir biçimde katılmasından, esnek, devingen, kentlerin sadece gelişme alanlarını “imara açma” sığlığından kurtulan ve kentsel yerleşik alanlardaki sorunları önceliğine alarak nitelikli, sosyo-mekânsal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla biçimlenmiş bir “kentsel dönüşüm” siyasasını da içeren anlayış derinliğine kadar yeni ve kaçınılmaz gereklilikler olduğu ifade edilebilir.

Adı bir çok kez değişen, yeni İmar Yasası Tasarısı incelendiğinde, amaç ve kapsam maddelerinin mevcut imar düzeninden fazla uzaklaşmadığı, kentleşmeyi fiziksel planlama ve yapılaşma temelinde ele alan bir yaklaşımı olduğu izlenimi edinilmektedir. Buna karşın, tasarının genel esasları, yasanın adında yer alan “şehirleşme” kavramıyla uyumlu hükümler de içermektedir. Taslağın genel esasları, şehircilik çerçevesinde kurgulanmış, planlama ve yapılaşma eylemini “imar” kurgusundan uzaklaştıracak hükümlerin yer aldığı bir tasarı hazırlandığını düşündürmektedir. Dolayısıyla, genel esasları temelde geçerli gerekçelere dayanan tasarının bütününü ilgilendiren ve hedefi olması gerektiği düşünülen “şehircilik anlayışı”nın, daha da belirginleştirilerek, zenginleştirilmesi, amaç ve genel esasların bu ilke üzerine uyumlu bir biçimde kurgulanması, kemikleşen kentsel sorunların çözümü için temel yaklaşım olarak ön plana çıkarılmalıdır.

İmar ve Şehirleşme Yasa Tasarısı, tanımladığı planlama kademeleri ve sektörel bazlı yetki dağınıklığına karşı getirdiği düzenlemeler açısından meslek kamuoyunun bazı beklentilerine cevap verir nitelikte görünmekle birlikte, önlemini sadece geleceğe dönük yasal düzenlemeler ile sınırlamak yaklaşımı ile belirlemekte, kentlerin yerleşik alanlarında her geçen gün içinden çıkılmaz hale gelen sorunlara ilişkin gerekli ve önemli açılım ve önerileri ortaya koymakta oldukça çekingen davranmaktadır. Oysa, geldiğimiz noktada birçok açıdan kaçınılmaz olarak öncelikli hale gelen gerçek kentsel müdahale alanları göz ardı edilerek, kentlerin sorunlarının çözümlenmesi olanaklı olamayacaktır. Öte yandan, kentlerin yaşayan yerleşik alanlarındaki temel sorunların çözümlenebilmesi anlamında uygulama araçlarının ve dönüşüm olgusunun tartışmaya açılması ilkesel olarak olumlu yorumlanabilir. Ancak, dönüşüm olgusu ve içeriğinin de özellikle tartışılmaya muhtaç olduğu da ortadadır.

Bu bağlamda, ülkemizde yasaların kentsel dönüşümü-yenilemeyi sağlama açısından boşlukları bulunduğu ve imar yasalarının bu vurgudan öte, yeni plan ve yapıların yapılması bağlamına oturageldiği söylenebilir. Bu süreçte kamuoyu gündemine oturan “Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı” ise, sağlıklı kentsel dönüşümleri sağlayabilecek derinlik ve açılımlardan çok, mevcut yasa dışı yapıların “yasallaşması”na yol açacak bir af niteliği taşıyor görünmektedir. Bu nedenle, ülkemiz koşullarında (Planlama konusunda yasal ve yönetsel açıdan mevcut çok başlılığın getirdiği sorunları da dikkate alarak) koruma, yenileme, afet, dönüşüm olgularını bir bütün olarak ele alan, geniş kapsamlı bir “Kentleşme / Planlama Yasası”nın oluşturulmasının, dar kapsamlı bir Kentsel Dönüşüm Yasası’ndan çok daha anlamlı olacağını belirtmek gerekir. Bu gereklilik ve kuşkuların şu aşamada, kentsel dönüşümün, af niteliğinden arındırılacak ve planlama sistematiğinden koparılmayacak bir biçimde İmar ve Şehirleşme Yasa Tasarısı içerisine girmesine yol açtığı söylenebilir.

Bunlara ilaveten, kente dair yönetim ve kenti biçimlendirme kaygısı-vurgusu taşıyan yasal düzenleme arayışlarının, sadece kendi bağlamında biçimlenip, diğer yasalarla bütünsellik kurmamasının, demokrasi, haklar, yönetim ve planlama anlayışlarının geldiği noktada kabul edilebilir olduğunu söylemek olanaklı değildir. Bu arayışı önemsiyor görünen İmar ve Şehirleşme Yasa Tasarısı, yerel yönetimler, kentleşme ve planlama alanında oldukça kapsamlı bir alanda düzenleme getirmeyi hedeflemekte ancak kamu yönetimi alanında gündemde olan düzenlemelerle ise ilişkilendirilmemektedir. Oysa gelinen noktada, Büyükşehir Belediye Yasası’nın yürürlüğe girmesi ile, tasarının yerel yönetimlere ilişkin ortaya koymaya çalıştığı bir çok yenilik ve açılım, işlevsizleşme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. İmar ve Şehirleşme Yasa Tasarısı’nın sonuçlandırılma aşamasına getirildiği bir süreçte, bu yasa tasarısında ortaya koyulan tüm yenilik ve çağdaş yaklaşımların, söz konusu yenilikleri uygulayacak büyükşehir belediyelerinin yönetimini belirleyen yasada gözardı edilmesi, kentlerin planlanıp yönlendirilmesi açısından önemli güçlükler yaratacak, bu anlamda yapılacak yeniliklerin şimdiden önünü tıkayacaktır. Birbiriyle bütünleşmeyen böylesi parçacı yasama süreçleri kentlerimizin, kentsel gelişme, planlama ve afet riskleri açısından özel önem taşıyan yönetim, planlama ve şehircilik sorunlarını çözebilecek derinlik ve ufuk genişliği yaratmaktan uzak görünmektedir.

Bu bağlamda, kente yönelik yapılaşma süreçlerinin sadece İmar Yasası ile kurgulanmaya çalışılması da, bunu uygulayacak süreç ve kent yönetimi mekanizmaları ile bütünleştirilmediğinde yetersiz kalacağı gözden kaçırılmamalıdır. Kentleşme ve planlamaya ilişkin süreçlerin çok boyutlu ve çok aktörlü yapısını çözümleyemeyen, bu yapıyı ilgili tüm aktörlerinin katılımına olanak sağlayacak biçimde yenileyemeyen, bu süreç yönetimini ilgili tüm yasalarla birlikte ele alarak dil-anlayış birliği oluşturamayan, parçacı ve kavramların içeriklerini “duruma göre” doldurarak kullanan düzenlemelerin, reform olarak nitelenemeyeceği açıktır. Ayrıca bu düzenlemeler uygulanmaları halinde, bir çok açıdan kentlerin mekânında, kurumlarında ve sosyo-ekonomik yapısında da telafisi güç sorunların yaşanabilmesi tehlikesini beraberinde getirecektir.

Diğer taraftan, kentsel süreçleri biçimlendirmekte İmar Yasası’ndan bağımsız ele alınamayacağı açıkça ortada olan, kamu yönetimi ve yerel yönetimlere yönelik düzenlemelerde en temel vurgu ise “yerellik” olarak ön plana çıkmaktadır. İmar Yasası’nı uygulamasında da çok büyük öneme sahip bu vurgu, kente dair yönetim süreçlerinde yerelleşme yerine büyükşehir ölçeğinde bir merkezileşme tanımlayarak kendi içinde çelişki yaratmıştır. Yerellik tanım ve kavramının temel gereklerinin yerine getirilmesi, Büyükşehir Belediye Yasası ile, il ve büyükşehir ölçeğine indirgenmiş, imar mevzuatında bu bağlamda yapılabilecek katılım ve yerelleşmeye yönelik tüm açılımların uygulamasına yönelik kent yönetimi süreçleri eksik ve sorunlu bir biçimde tanımlanmıştır. Oysa kamu ve kent yönetimi süreçlerinin, katılımı odağına alan yenilik, açılım ve mekanizmaları tanımlaması beklenmektedir. Bu kapsamda, en yerel birimler olan apartman, mahalle, semt, belde, ilçe ölçeklerinin yerellik unsuru olarak yönetim süreçlerine en etkin katılabileceği büyükşehir yönetim süreçlerinin tanımlanması, imar ve şehirleşme yasalarının katılımcı modellerle işleyişi için de, kaçınılmaz bir gereklilik olarak görünmektedir.

Kentlerin planlanıp, yapılandırılmasını kente ilişkin yönetim ve süreç tasarımı yaklaşımlarından kopartmama gerekliliği, kentleşme ve kent yönetimi yasalarının aynı dili konuşması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Dünyada ve ülkemizde yaşanan sosyo-ekonomik, kültürel ve mekânsal değişim süreçlerinde çok büyük önem kazanan ve yönetilip, yönlendirilmeleri ayrı bir süreç yönetimi ve anlayış gerektiren kent yönetimlerinin; imar, şehircilik ve planlama konularındaki yenilik ve açılımları yakalamaktan uzak, bu anlamda gerçekleştirilmeye çalışılan düzenlemelere kulağını tıkayan, sembolik katılım mekanizmaları ile aktif kentli-yurttaş katkısını dışlayan, yerellik vurgusunu sadece il ve büyükşehir ölçeğine indirgeyip, gerçek yerellikleri göz ardı eden, denetimden ve şeffaflıktan uzak, ancak kendisine gereğinde denetlediklerinin tüm yetkilerini de devralma yetkisinin verildiği bir yaklaşımla çağdaş, eşitlikçi, toplum ve kamu yararına bir nitelik kazanamayacağı görülmelidir. Ayrıca, kentlerimizin karmaşıklaşan sorunlarının da, birbirinden bağımsız, dil ve anlayış birliği tanımlamayan, yenilik ve değişimleri kaçınılmaz gereklilikler yerine, karar alma süreçlerini kolaylaştıracak, sembolik katılımlar tanımlayarak çözmeye çalışan bir anlayışla aşılamayacağı ve bir kentleşme, kent yönetimi, kentsel yenileme-dönüşüm siyasası tanımlanmaksızın ortaya koyulan önerilerin gerekli, nitelikli ve kalıcı çözümleri tanımlayamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.

Sonuç olarak, ülke kaynaklarının, ülke kalkınmasını ve kamu yararını sağlamak üzere bilimin gerekleri doğrultusunda kullanılmasına olanak verecek, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarını ve kentsel çelişkileri en aza indirecek, kentlerdeki yaşam kalitesini arttıracak, kapsayıcı-aktif katılımı odağına alan bir kamu yönetim sisteminin kurulması, böylesi bir sistem içinde merkezi ve yerel yönetim birimlerinin tamamlayıcılık ve bütünlük ilkeleri uyarınca çalışmalarının sağlanması ve bu kent yönetimi süreci içerisinde planlama ve şehirciliğe ilişkin işlemlerin de, temel kent yönetimi ve süreç tasarımı yaklaşımları bağlamında, kent yönetimlerini biçimlendirecek yasama çalışmaları ile birlikte ele alınması, ülkemizin ve kentlerimizin en önemli gereksinimlerindendir. Oysa gerek kent yönetimi için yürürlüğe giren ve girmeyi bekleyen yasalar ve gerekse, imar mevzuatını yeniden biçimlendirmek üzere tasarlanan yasa taslakları, bu dil-anlayış birliği ve gereksinimleri karşılamaktan uzak görünmekte ve halen yaşanmakta olan eşitsizlik sorununu daha da çeşitlendirmek ve derinleştirmek tehlikesi taşımaktadırlar. Bu anlamda İmar ve Şehirleşme Yasa Tasarısı’nda yapılması düşünülen yenilikleri şimdiden ipotek altına alan Büyükşehir Belediye Yasası’nın, umulandan ve kamuoyunun algıladığından çok daha önemli ve sorunlu olduğu söylenebilir.

Bu nedenle öncelikle yapılması gereken, kent ve kent yönetimine ilişkin süreçleri belirleyecek tüm yasal düzenlemelerin, kentsel süreçlerin çok boyutlu ve çok aktörlü yapıları bağlamında birbiriyle bütünleşebilecek bir kurguda, dünyada şehircilik-planlama ve kent yönetimi anlamında ortaya koyulan değişimlerin farkına varan, ülkemiz gereklerine uyumlu, katılımcı, esnek, kendini ve “kentlerimizi” sağlıklı bir biçimde yenilemeye uygun biçimde yapılandırılmasıdır. Bu değişim ve gereklilikler göz ardı edilerek gerçekleştirilen yasal düzenlemelerin kentleşme ve kent yönetimi bağlamına oturan sorunları, daha da karmaşık hale getirebileceği unutulmamalıdır.

Bu icerik 1061 defa görüntülenmiştir.