319
EYLÜL-EKİM 2004
 
MİMARLIK'TAN

UIA 2005 İSTANBUL’A DOĞRU

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: Mesleğe İlişkin Son Dönemdeki Yasal Düzenlemeler Neler Öngörüyor?

  • PORRO
    Gürhan Tümer

    Prof.Dr., DEÜ Mimarlık Bölümü, Yayın Komitesi Üyesi



KÜNYE
GÜNCEL: “Türkiye’de Mimarlık 2004” Yayımlandı

Editörü Mine Kazmaoğlu ile “Mimarlık Yıllığı 2” Üzerine

Söyleşiler: N. Müge Cengizkan, Tuğçe Selin Tağmat

Mimarlık kamuoyunda eleştiri ortamını kurma araçlarının, sergiler, ödüller, mimarlık ürünlerinin derlendiği basılı ve sanal yayınlar olduğu söylenebilir. Mimarlar Odası’nın onuncusunu gerçekleştirmeye hazırlandığı Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri dışında, Türkiye’de üretilen yapıları güncel olarak derleyen bir yayın ortamı da Koleksiyon Mobilya tarafından oluşturuldu: İlki 2000 yılında “Mimarlık Yıllığı I” ve ikincisi bu yıl yayımlanan “Mimarlık Yıllığı II: Türkiye’de Mimarlık 2004”, sürekli kılınacak, kapsamlı ve titizlikle hazırlanmış yayınlar. Yıllık 2004’ü editörü Mine Kazmaoğlu ve Seçici Kurul’unda yer alan Abdi Güzer ile konuştuk. Kazmaoğlu, Türkiye’deki mimarlık alanının sanıldığından daha verimli olduğunu ve Yıllık’ın “kaliteli” ürünlerden oluşan “gerçekçi” bir çerçeve çizdiğini söylerken, Güzer’e göre Yıllık “çok yönlü okunmaya ve tartışılmaya açık bir zemin” sunuyor.

MiMARLIK: 2000 yılında Mimarlık Yıllığı’nın ilki çıkarken, adının ima ettiği biçimde her yıl yapılacak bir “seçki” olarak mı düşünülmüştü?

MİNE KAZMAOĞLU: Yıllık ilk yayımlandığında, tabii ki her yıl çıkarılması düşünüldü. Ancak, o zaman Türkiye’de bir yılda üretilen “kaliteli” mimarlığın Yıllık’ı doldurmaya yetip yetmeyeceği kuşkusu vardı. Bugün böyle bir kuşkumuz yok. Türkiye’de mimarlık alanı sandığımızdan daha verimli. Neden her yıl yayımlanmadığı sorusunun yanıtı, Yıllık üretiminin zahmetli, zorlu ve pahalı bir iş olduğu, dolayısıyla bu kahramanlığı her yıl göstermenin kolay sayılamayacağıdır. İkinci Yıllık’ın ancak dört yıl sonra yayımlanması ekonomik zorluklardan kaynaklandı. Ancak şimdilik, her yıl ya da iki yılda bir yayımlanmasının bu çalışma açısından yaşamsal önemde olmadığını düşünüyorum. Özünde değişen bir şey yok. Olsa olsa adının neden “Yıllık” olduğu sorulabilir. Bu gibi çalışmaların yayın aralığından öte, kapsadığı zamana ilişkin üretim üzerinden nasıl bir kesit sunduğu, nasıl bir çerçeve ortaya koyduğu önemli. Eğer bu üretimi doğru biçimde yansıtılabiliyorsa, sonuçta bu yayını elinize aldığınızda Türkiye'nin son yıllarda ortaya koyduğu mimarlık üretimi konusunda bir görüşe sahip olabiliyorsanız, Yıllık amacına ulaşmış demektir.

Yıllıkta izlenen yapı seçme yaklaşımını ve ardından gelen süreci sormak, bir antoloji üzerine yapılacak bir görüşmede editöre sorulacak ilk sorulardan birisi sanırım?

Yıllığın seçme yöntemi ve yaklaşımı çok yalın ve açık. Yıllık’ta yayımlanacak yapıların seçiminde, üyeleri her yayın döneminde değişen bir Seçici Kurul görev yapıyor. Farklı üyelerden oluşan seçici kurulların tercihlerinde de farklılıklar olması çok doğal. Bununla birlikte, çalışmanın sürekliliği içinde aktarımı sağlamak açısından önemli bulduğumuz bir uygulama olarak, her yeni Yıllık çalışmasında, bir önceki Seçici Kurul’da bulunmuş editör dışında bir isim ikinci kez yer alıyor.

Her seçim, o yayın döneminin Seçici Kurulu tarafından varılan bir uzlaşmaya dayanıyor ve elbette belli değerlendirme ilkeleri gözetiliyor. Yapı türü çeşitliliği, coğrafi dağılım gibi temel birtakım tercihlerin yanısıra söylenebilecek tüm diğer yaklaşımlar, o dönem Seçici Kurulu’na özgü ve oluşturulacak her yeni kompozisyonda değişmesi doğal karşılanacak durumlar olarak görülmeli.

Seçme işlemi ise şöyle yürütülüyor: Çalışma öncesinde basın duyurularının yanısıra telefon, faks ve e-posta aracılığıyla ulaşabildiğimiz mimarlardan ve mimarlık bürolarından belirli bir süre içinde tamamlanmış yapılarına ilişkin künye bilgilerine ek olarak birkaç fotoğraf, çizim ve kısa bir tanıtım metni istiyoruz. Bu malzeme toplama aşamasında öyle büyük ve kapsamlı bir sunuş beklentimiz yok. Katılımı artırmak için mimarlardan onları zorlayacak kadar ayrıntılı ürün tanıtımları talep etmiyoruz. Çalışmaya katılmak isteyenlerden gelen bu bilgiler yazı işleri kadrosu tarafından öncelikle yapı türü ve il bilgilerine göre sınıflandırılarak, her yapı için eşdeğer dosyalar oluşturuluyor. Seçici Kurul bu dosyaları ve dijital bir görsel sunumu temel alarak bir değerlendirmede bulunuyor ve o yayın dönemine ilişkin Antoloji oluşturulmuş oluyor. Seçilmiş bu yapılar, Haziran 2004’ten bu yana www.mimtoloji.com adresinde yer alan antolojilerde künye bilgileri ve fotoğraflarıyla kamuoyuna sunuluyor; isteyen inceleyebilir.

Antoloji’de yer alan tüm yapıların Yıllık’ta yayımlanması en azından teknik nedenlerden dolayı mümkün olmadığı için, Seçici Kurul bunlar arasından yapı türlerine ve illere göre yoğunlaşmaları göz önünde bulundurarak bir seyreltme yaparak temsil edici bir panorama çizmeye çalışıyor. Başka bir deyişle, bu belirli zaman aralığında Türkiye’de inşa edilmiş yapıların hangi tasarım tutumlarını, hangi yönelim seçeneklerini yeğledikleri örneklenmek isteniyor. Yıllık’a girecek yapılar belirlendikten sonra, mimarlarından daha detaylı bilgiler isteniyor. Tasarımcılardan gelen yapı tanıtım metinleri ve çizimler yine yazı işleri kadrosu tarafından aynı dile getiriliyor. Özellikle çizimler baskıya uygun hale gelmeleri için yalınlaştırılıyor ve hatta kimi zaman yeniden çizilmeleri gerekebiliyor. Bu arada tüm yapılar bizim tarafımızdan özel olarak tek elden fotoğraflandıktan sonra, grafik tasarım aşaması da sürekli bir iletişim içinde sürdürülüyor. Son olarak baskı kalitesi de üzerinde titizlikle durduğumuz bir konu. Sonuçta Yıllık’ın belki klasik bir sunumu oluyor, ama biz elimizden geldiğince bütün yapıları eşdeğer bir biçimde tanıtmayı hedefliyoruz.

“Tasarım kurgusu”, “inşa biçimi”, “malzeme kullanımı”, “yere ve biçime ilişkin kaygılar” gibi her alanda temsili nitelikte olanları seçmeye çalışan bir “seçki” gibi duruyor dışarıdan bakılınca. Bu da, ölçütleri daha önceden belirlememenin hem sonucu, hem de nedeni sanırım?

Herkesin tahmin edebileceği gibi, birbirinden alabildiğine farklı türde mimarlık ürünlerini aynı parametrelere yaslanan ortak bir değerlendirme zemininde irdelemek zor. Hep yinelediğim gibi, bu bir yıllık, yarışma değil. Dolayısıyla, bizim ölçütlerimiz “tasarım kurgusu”, “inşa biçimi”, “malzeme kullanımı”, “yere ve biçime ilişkin kaygılar” gibi sıralanamaz. Amacımız Türkiye'nin güncel mimarlık üretiminin bir kesitini almak. Bunu yaparken, her şeyden önce bize sunulan ürünler arasından bir seçim yapıldığını unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla, ürünler bize ulaşmadan belli birtakım kriterler ortaya koymak ve bunların dayatması altında bir seçimde bulunmak doğru değil. Her yapı türünden, her bölgeden ürüne yer vermeye çalışıyoruz. Bu da doğal olarak çeşitliliği sağlamak adına, bir seyreltme yapılmasını kaçınılmaz kılıyor. Değerlendirmeye sunulan 300 yapı içinde 150 konutun olması, Antoloji’de ya da Yıllık’ta konutların ağırlığının yarı yarıya olmasını gerektirmiyor. Bu şekilde yapılacak bir değerlendirme, diğer yapı türlerinden birçok örneği dışarıda bırakmak demek. Belki çok belirsiz bir parametre olarak, “sıradan olmayanlar”ın belirlendiği söylenebilir. Çok basit bir anlatımla, “Bunun gibiler zaten Türkiye’nin her yerinde yapılıyor,” denemeyecek yapılar seçiliyor. Ancak, burası için sıradan olmayan kimi ürünler, çok zengin ve çok gelişmiş başka bir ülkede sıradan sayılabilir elbette. Bu gerçeği de gayet normal karşılamak gerekiyor. Hepsinden önemlisi, ölçütler (neyse onlar) baştan belirlenseydi de, Yıllık’ın çok farklı bir yapı bileşimi ortaya koyacağını sanmıyorum. Hangi ölçütlere göre seçilirse seçilsin ve Seçici Kurul bileşimi ne olursa olsun, bize ulaşan, önerilen ürünler arasından Yıllık’ta sunulmak üzere belirleneceklerin sonuçta çok da değişmeyeceği kanısındayım.

Abdi Güzer, “mimarlık tartışmalarının kurumsallaştığı ve eleştiri kültürünün medyatik işlerlik kazandığı” bir ortamda ikincil bir katkı olabilecek “Yıllık”ın, birincil bir kaynak olarak algılandığını belirtiyor. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri gibi, Türkiye’de az sayıdaki / kısıtlı “biraraya getirme ortamları”, taşıdığı iddianın çok mu ötesine oturtuluyor sizce? Ya da tersinden gidersek, alınan tepki ve eleştirilerin kaynağı bu kısıtlılık olabilir mi?

Kanımca, hangi mecranın birincil, hangisinin ikincil olacağı o mecranın sıfatıyla tanımlanamaz. Yıllık’ın ikincil, serginin birincil, ya da derginin birincil, web veri tabanının ikincil olduğunu söylemek kolay değil; doğru da değil. Neyin birincil, neyin ikincil olacağı, o mimarlık ortamında yarattığı etki, neden olduğu tepki ve tartışma zemini, söylediği sözün içeriğinin derinliği ya da sığlığı gibi gerçeklerin bir sonucudur. Yani, sözün nerede söylendiği önemlidir, ama söylenenin ne olduğu daha da önemlidir. Kısacası, Yıllık ortama birincil bir katkı da yapabilir. Ama asıl sorun burada değil, Türkiye mimarlık ortamının bu gibi mecraları nasıl anlamlandırdığında yatıyor. Öncelikle, Türkiye’de tartışmalar sürekli olarak sansasyonel bir merakla yürütülüyor. Eleştirilerin “seçici kurulun kimlerden oluştuğu”, “bu kurulun seçimini hangi ölçütlerle gerçekleştirdiği” üzerinde yoğunlaşması verimsiz tartışmalarla zaman harcanmasına yol açıyor. Bu şekilde, dikkatler yapılan işin içeriğinden uzaklaşmaya başlıyor. Böyle bir çalışmanın zaten bilindik örnekler arasından bir değerlendirmede bulunması beklenirken, yapması gerekenin bir adım önüne geçerek, şimdiye kadar gündeme gelmemiş yapıları mimarlık ortamına dahil ettiğini bile söyleyebiliriz.

Asıl anlamlı olan, bir mecranın (hangi mecra olursa olsun) mimarlık üzerine nasıl konuştuğudur. Bu konuşma kalitesi, seçilen yapıların tekil kaliteleri kadar, görsel malzeme niteliklerini de, seçilenler üzerine yapılan yorumları da, sunumun grafik tasarım kalitesini de içerecek kapsamda düşünülmeli. Öte yandan, bir mecranın “taşıdığı iddianın ötesine oturtulması” bence sorun değil. O mecranın nasıl bir iddia taşıdığı, o iddianın mütevazı olup olmayışı çok da önem taşımıyor. En iddiasız bir mecra bile, birileri onu önemsiyorsa sonuçta iddia kazanır. Çünkü, bana öyle geliyor ki, bir mecranın iddiası kendisi tarafından değil, onu algılayanlar tarafından belirlenir.

Bu arada alçakgönüllülüğü bir yana bırakarak, üzerinde çok düşünülmüş, emek harcanmış, kaynak tahsis edilmiş bir ürün olarak, bu Yıllık’ın amaçladığını büyük ölçüde başardığını söyleyebilirim. Yıllık, ciddi bir ekip çalışmasının sonucu olarak ortaya çıkıyor. Eleştiri aldığımız bazı noktalar olduğu doğru; ancak şunu da belirtmek gerekiyor ki, alınan bu eleştirilerin çok daha fazlası çalışmadan duyulan memnuniyeti ve devamına ilişkin iyi dilekleri içeriyor. Ayrıca, tüm bu işlerin bağımsız, özerk ve hatta doğrudan mimarlık alanının dışında bir kuruluş tarafından yapılmasının Yıllık’ın başarısında büyük payı var. Ama, bu arada, neden mesleki bir örgüt tarafından yapılmadığı türünden anlamsız eleştirilere de göğüs germek gerekiyor.

Yıllığa giriş yazınızda, bir yıllık hazırlayabilmenin yöntemi olarak “uçtakileri elemek” ve kurulun üzerinde uzlaşabildikleri üzerinde durmaktan söz ediyorsunuz; “uçtakiler” hangi anlamda uçta ve sizce bu yapılar neden böyle bir yıllığın içerisinde kendine yer bulamıyor? Anladığımız anlamdaki bir “uç” söz konusu ise, onların da kapsanması daha çoğulcu ve gerçekçi bir resim vermeyecek mi?

Benim söylemek istediğim, aslında bizim yapageldiğimiz anlamda her tür seçme etkinliğinin böyle temel bir açmazı olduğuydu. Bu gibi seçmelerde seçiciler iki uçtakileri, yani en olağan, en bildik saydıklarını ve en çizgidışı bulduklarını kolay eleme eğilimindedirler. Yıllık’ın bu uçlardan ilkini kapsamasını herhalde kimse beklemiyor. En olağan, en bildik, en “orta karar” olanlar her ülkede çok geniş bir çoğunluğu oluşturduklarından, Yıllık’ın kısıtlı hacmi içine zaten alınamazlar. Seçicilerin en çizgidışı, en aykırı olanların üzerinde uzlaşması ise çoğu zaman zordur. Ancak, Türkiye’de (ve artık belki en gelişmiş ülkelerde de) çizgidışı ve aykırı olanlar öyle az üretiliyor ki, böyle bir örnekleme şansı neredeyse yok. Dolayısıyla, Yıllık özelinde çoğulculuk, “orta karar” ve çizgidışı olmayanlar arasında kalan bir ürün yelpazesinin içindeki çoğullukla sınırlı oluyor. Gerçekçiliği ise, tüm ülkenin mimari üretimindeki çeşitliliğin belirli bir oran dahilinde temsil edilmesine değil, orta karar ve aykırı (yani her iki uçta da) olmayan azınlığın “doğru” bir temsiline dayanıyor. Öte yandan, Türkiye’de de radikal biçimde aykırı ürünlerin var olduğunu, ama bizim onlara ulaşamadığımızı düşünsek bile, bence onlara ulaşmış ve kapsamış olmak Yıllık’ı yine de daha gerçekçi kılmazdı.

Antolojide yine tanıdık isimlerle karşılaşıyoruz; ebeveynlerini tanıdığımız yeni kuşak mimarların dışında yeni isimler çok da göze çarpmıyor. Sanal yayım ortamında –mimtoloji- yer alan yapıların mimarları ile, basılı olarak antolojide yayımlanan yapıların mimarları arasındaki seçim kıstası ne idi?

Henüz tanınmamış mimarların yapılarına yer vermeyi biz de çok istiyoruz. Yıllık’ta pek çok yeni ada rastlıyorsak da, elbette yine tanıdık isimlerle karşılaşıyoruz. Bunun en önemli nedeni, Türkiye’de medyatik olanakları ve mimarlığı kamusallaştıran mecraları kullanma becerisinin yeni yeni oluşuyor olması. Gelişmiş kapitalist ülkelerde mimar emeğinin ya da mimari büroların çabalarının önemli kesimini basın ve halkla ilişkilere ayırdığını biliyoruz. Oysa, Türkiye’de bu alışkanlık ve bunun özgül teknikleri henüz çok küçük bir azınlık tarafından bilinip kullanılıyor. Kaldı ki, mimarlık bürolarının çoğu küçük sermayeli, az çalışanlı, az uzmanlaşmış birimler olduklarından, bu gibi halkla ilişkiler etkinliklerine kaynak ve zaman ayıramıyor; sonuçta, ürünlerini kamusallaştırmak, ortamla paylaşmak isteseler bile, bunu kolay kolay yapamıyorlar. Ancak, asıl söylemek istediğim şu: Bize ürünlerini gönderen hiçbir mimar, aile bağlarıyla, kamuoyunda görmüş olduğu itibar ve statüsüyle, geçmişte yapmış olduğu işleriyle değerlendirilmiyor. Yıllık’ta esas olan tasarımcı adı değil, ürün niteliğidir. Mimar değil, yapı seçiyoruz. Tanıdık isimler olması doğal. Adı üstünde, bu bir Yıllık. Yıllık, yeni adlar ve ürünler keşfetmez, zaten keşfedilmiş, zaten bilinen, hatta çoğu zaman zaten yayımlanmış olanı biraraya getirir. Ötekini dergiler yapmalıdır. Biz bu Yıllık’ta başlangıç iddiamızın dışına çıkmıyoruz.

Her iki antoloji kapsamında, 600 yapılık bir arşivin 238 yapılık kısmı izleyiciye sunuluyor. 600 yapılık bir yapı listesi, son dönem Türkiye mimarlığının önemli bir kesitini sunan bir döküm olarak oldukça kapsamlı görünüyor. İleride, bu arşivin değerini ve olanaklarını yansıtabilecek / kullanabilecek farklı yayın ortamları ya da yeni projeler düşünülüyor mu?

Yıllık’ın yayımlanması sonrasında, yeni çalışma dönemine kadar olan dönemde elimize ulaşan tüm yapılara ilişkin düzenli bir arşiv kurmayı amaçlıyoruz. Böylelikle kayda geçilen tüm işlerin bir belgelik olarak değerlendirilmesi mümkün olabilecek. Elimizdeki bilgilerin yeni üretimlere olanak sağlayacak biçimde nasıl kullanılabileceği konusunda açılımlar düşünüyoruz. Bunun ilk adımı olarak gündemimizde bir sergi çalışması var. Ayrıca www.mimtoloji.com adresinde yer alan “Mimtoloji – 2000 Sonrası Türkiye'de Mimarlık Antolojisi” adlı web sitemizin içeriğinin genişleyerek bir başvuru kaynağı haline gelmesini ve daha interaktif bir nitelik kazanmasını da istiyoruz. Bu arada, talep edenlere güncel Türkiye mimarlığı ile ilgili belge-bilgi sunmayı amaçlıyoruz. Ancak, şimdilik bunu kısıtlı ölçüde yapabiliyor, örneğin isteyenlere fotoğraf sağlayabiliyoruz. Fazlası, kurumsallaşmada yol alarak ve daha geniş olanaklar kullanarak olabilir, diye umuyoruz.

Bu icerik 3146 defa görüntülenmiştir.