401
MAYIS-HAZİRAN 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: 2018 ULUSAL MİMARLIK ÖDÜLLERİ

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Kırsal Kalkınmanın Arayüzleri Olarak Şeker Fabrikaları

Burak Asiliskender, Doç. Dr., Abdullah Gül Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Birer birer satışı gerçekleştirilen şeker fabrikalarını sadece üretim mekânı olarak düşünmek konunun önemli bir boyutunu ıskalamak olacaktır. Bulundukları kentteki yaşama etkileri ve kültür mirası olan yapılarıyla mimarlık tarihinin bir parçası olmaları ilk akla gelen diğer önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken noktalar. Yazar, fabrikaların ekonomik ve toplumsal kalkınmanın itici güçlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor.

 

Son günlerde, karşı çıkan tüm söylemlere rağmen, her gün bir başka şeker fabrikasının özelleştirildiğine dair bir haber izliyor, okuyoruz. Peki, ekonomik temelleri yirminci yüzyılın başında atılan ve kırsal üretim odaklı bir kalkınma aracı olarak görülen şeker fabrikaları, serbest piyasa ortamında kendilerinden beklenen ekonomik katkıyı sağlayamadıkları için mi özelleştirilmekteler?

Aslında bu sorunun cevabını, 1996 yılında başlatılan çalışmalar sonrası, 1956 tarihli 6747 sayılı Şeker Kanunu yerine getirilen 4634 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 2001 Nisan ayından beri tahmin etmekteyiz.

Avrupa Birliği uyum süreci çalışmaları çerçevesinde yürürlüğe alınan yasa, yurt içi talebin yurt içi üretimle karşılanması gerektiğine vurgu yapmakla birlikte, ithalat ve ihracata yönelik olarak Türkiye şeker rejimini; üretimdeki usul ve esasları, fiyatlandırma, pazarlama şartlarını ve yöntemlerini yeniden düzenlemiştir. Yasa, yurt içi ihtiyacın, yerel üretimle karşılanması gerektiğini açıkça belirterek şeker üretimin ham maddelerini oluşturan (şeker pancarı ve/veya şeker kamışı gibi) bitkilerin ekimini -ve üretimini- desteklemekte birlikte, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren çıkarılan yönetmeliklerle iç pazara son ürün olarak sunulan şekerin miktarını piyasa koşullarına göre belirlenmesini zorunlu kıldığından dolayı, üretime kota uygulanmasına imkan vermekte ve sınırlandırmaktadır.(1)

Her ne kadar serbest piyasa şartları içinde, tüketim dengesini gözeterek üretim planlaması yapmak oldukça adil ve kendi içinde tutarlı bir yaklaşım olsa da, teşvik sistemi üzerinden, şeker üretimi için kullanılacak ham madde bitkisi için bir öncelik sağlanmak istenildiği tahmin edilmektedir. Son ürün olarak şekerin, neden yapıldığına ve yararlarına / zararlarına dair farklı tartışmalar da söz konusudur.

Ülkemiz iç pazarına sunulan şekerin üretimi için yerel kaynakların kullanılması zorunlu olduğuna ve şeker sever bir toplum olduğumuza göre, ne tüketimde ne de üretimde bir sıkıntı söz konusu olamaz. Farklı katmanlardaki ham madde bitkisinin ne olması gerektiğine dair tartışmalar da bir kenarda dursun, tüketim miktarı dikkate alındığında şekerin, piyasa koşulları içinde ekonomik kâr sağlayan nadir bir ürün olduğu açıkça ortadadır. O halde, ekonomik kazanç sağladığı ortada olan bir ürünü üreten fabrikaları, özelleştirmek neden öncelik kazanmıştır?

Benzer politikalarla 1990’lı yıllarda özelleştirme kararı alınan KİT’ler(2) üzerinden yaşananlar, bu yaklaşımın arka planı üzerine ipuçları vermektedir. Kâr / zarar karşılaştırmaları ile serbest piyasa dengeleri içerisinde arada kalan devlet yatırımları, hızla ve çoğu zaman gerekçesi tam olarak anlaşılamadan satılmış ve bir çoğu kent içindeki yüksek rant taşıyan konumlarından dolayı yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Her şeye rağmen ayakta kalmayı başaran sayılı birkaçı, kendilerini kuran düşünceleri ve dönem ruhunun izlerini farklı işlevlerde olsa sürdürmeye devam etmektedirler.

Piyasa ekonomisinin istikrarını sağlamak için birbirinin benzeri kentler ve kentliler yaratma özlemine dayalı yaklaşımlar, farklılığı ve farklılık üretebilecek tüm yaşam biçimlerini, birer zararlı organizma olarak işaret göstermekte ve izlerini ortadan kaldırmak istenmektedir. Çünkü kalkınma, ekonomik bir hedef değil, ekonomiyi yaratan gücün bizzat kendisi olarak algılanmaktadır. Bağlamından soyutlanarak, bir mühendislik eylemi olarak ele alınmaktadır.

Bu bakışla, yakın geçmişimizi incelediğimizde, ülkemizde kalkınma ve ekonomik refah içerikli politika arayışlarının, kır ve kırsal yaşam ile üretim biçimleri üzerine odaklandığını kolayca kavrayabiliriz: Kenti ve kentsel yaşamı önceleyen söylemler içerisinde, toprağa dayalı üretim biçimleri -öncelikle ekonomik- kalkınmanın önünde ciddi bir engel olarak görülmüştür. Üstelik bu tip üretimler “sistem” içerisinde istikrar sağlamanın önemli birer aracı ol(a)madığından olsa gerek, hastalıklı ve hiç zaman kaybetmeden kurtulmak gereken birer “ur” gibi de algılanmışlardır.

Oysa -daha geriye gitmeden- 1950 sonrası politikalar incelendiğinde devletin, ekonomik kalkınma hedeflerini sağlamak için şeker fabrikası başta olmak üzere yatırımlar yaptığı izlenmektedir. 1927 İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlara bağlı olarak 1930 ve 1940’lı yıllarda hayata geçirilmiş kent merkezli iç pazar ekonomisi yaratma hedefine bağlı sanayileşme hamlesi benzeri bir yaklaşım, 1950 sonrası şeker fabrikaları özelinde kırsal üretim üzerine odaklanarak yaratılmak istenmiştir. 1923 yılında özel teşebbüsle kurulan ancak 1926 yılında üretime başlayabilen Uşak Şeker Fabrikası ile aynı yıl üretime başlayan Alpullu Şeker Fabrikası’na, 1930’larda Eskişehir ve Turhal Şeker Fabrikaları eklenmiş, ama 1950’lere kadar başta bir yatırım söz konusu olmamıştır. 1950 sonrası devlet desteğiyle 11 fabrika daha ilave edilmiş ve ülkemizde şeker üretimi yapan fabrika sayısı 15’e çıkarılmıştır. Tüketime bağlı olarak yatırımlar devam etmiş 1990’lar başında fabrika sayısı 26’a ulaşmıştır. 2000’li yılların başında ise ülkemizde özel şirket yatırımları ile birlikte 33 şeker fabrikası hizmet vermektedir.(3) Geçtiğimiz aylarda, Türkiye Şeker Fabrikaları A. Ş. şemsiyesi altında yer alan 25 fabrikanın, ilk etapta aralarında ülkenin ilk şeker fabrikalarından olan Alpullu ve Turhal fabrikalarının da yer aldığı 14’ü özelleştirme kapsamına alınmıştır. 2018 yılı sonuna kadar hepsinin satışının tamamlanması planlanmaktadır.

Özelleştirme kapsamına satılan -ve satılacak- tüm bu fabrikalar için üretim şartı söz konusu olsa da uzun vadede sürecin nasıl ilerleyeceği belirsizlikler barındırmaktadır. Öncelikli olarak ekonomik kaygılar, şeker fabrikalarına ham madde sağlayan çiftçiler ve kurmuş oldukları kooperatifler üzerinde odaklanmaktadır. Ham madde için tercih ettikleri ve üzerine yatırım yaptıkları bitkinin üretimine ne kadar devam edebilecekleri şüphelidir, ürünlerinin pazar payı risk altında görünmektedir. Bu durum mevcut kırsal yaşamın sürdürülebilirliğinde risk yaratmaktadır.

Yakın gelecekte, bu fabrikaların işlevlerine bulundukları konumlarda devam edip etmemelerine bağlı olarak, yapı stoku olarak nasıl değerlendirilecekleri, barındırdıkları mimari kimlikleri ve bulundukları konumlarda çevreleri ile kurdukları ilişkiler gibi durumlar üzerinden farklı tartışmaların da ortaya çıkması olasıdır. Bu fabrikaların, tasarım yaklaşımları ve nitelikleri üzerinden, mekânsal ve kültürel süreklilikleri üzerine tartışmalarla birlikte, yerleşke büyüklükleri dikkate alındığında kentsel ölçekte niyet edilecek dönüşüm süreçlerinin mimarlık gündemimizi meşgul etmesi söz konusu olacaktır.

Kent ve kırsal yaşam arasında kurdukları ilişkiler dikkate alındığında şeker fabrikaları, özgün yaklaşımlar barındırmaktadır. Birçoğunun planlama yaklaşımları incelendiğinde, barındırdıkları konut ve sosyal-kültürel mekânlarla modernleşme sürecine katkı sağladıkları kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bulundukları bölgenin, kentsel gelişimine de destek olmuşlardır.

Şeker fabrikalarını daha da özel kılan ise, yarattıkları taleple kırsal üretimle elde edilen bir ürünün, piyasa ekonomisine kazandırılmasına imkan sağlamalarıdır. Küresel anlamda kaynakların azalmasına bağlı olarak, şeker üretimi için gerekli ham madde bitkilerinin veriminin ve üretim kalitelerinin artırılması için tarım teknolojileri üzerine yatırımlar yapmayı zorunlu kılmaktadır. Bu teknolojileri kullanabilecek ve tarım yapabilecek nitelikli iş gücü talebi yaratmakta; çiftçi ve çiftçilik mesleğinin gelişmesine imkan sağlamaktadırlar.

Küresel sorunların arttığı ve yere bağlı üretimin her geçen gün önem kazandığı günümüzde, şeker fabrikaları merkezli tarım üretim sisteminin sürdürülebilir olması, hem kısa hem de uzun vadede sadece ekonomik değil sosyal ve kültürel olarak da önemli katkılar sağlayacaktır. Birlikte çalışmak ve üretmek, kent yaşamının yoğunluğu içinde gün geçtikçe belirginleşen toplumsal birliktelik algısını güçlendirecek, kültürel sürdürülebilirliğe katkı sağlayacaktır. Kırsal ortam, yeniden çekim merkezi olabilecek; altyapı yatırımları taleplerine bağlı olarak mekânsal kalitesi artacaktır.

Bir miktar -çevre- duyarlılığı olan herkes, kolayca küresel sorunlara / felaketlere bağlı olarak su ve toprakla ilgili meselelerin oldukça önemsenmesi ve üzerinde ortak akılla üretilerek tedbir alınması gereken konular olduğunda birleşecektir. Bu bağlamda teknolojik olarak desteklenmiş kırsal üretimin, serbest piyasa ekonomisine dahil ve sürdürülebilir olması zorluklarla dolu ama olasıdır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği Uyum Yasalarında yer alan yerelin önceliğine yapılan vurgu ve ekonomik kalkınmanın kültürel ortamın sürdürülebilirliği ile var olabileceği ilkesi göz önünde bulundurulmalıdır.

Küresel sorunlara bağlı olarak kırsal alanlara ve üretimlere ilginin hızla arttığı bir dönemde şeker fabrikaları, tarım teknolojilerinin yardımıyla kırsal kalkınmanın arayüzleri olabilme potansiyeli barındırmaktadır. Kırsal yaşamın sürdürülebilirliğinin önemli aktörleri olan şeker fabrikaların sürdürülebilirliğinin sağlanması, ülke ekonomisi başta olmak üzere, toplumsal ve mekânsal ortama şüphesiz katkı sağlayacaktır.

NOTLAR

1. Erdal Himi, 2005, “Türkiye Şeker Sanayinin Yapısı ve 4634 Sayılı Şeker Kanunun Değerlendirilmesi”, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi FBE, Tokat.

2. Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) kapsamındaki fabrika yerleşkeleri içerisinde yer alan konutlar, okullar, lokal ve sinema gibi mekânlar, bu tesislerin sadece birer üretim merkezi olmasının ötesinde, bireyin kimliğinde ve toplumsal yapıda değişimlere yol açmışlardır.

3. Erdinç, Zeynep, 2017, “Türkiye’de Şeker Sanayinin Gelişimi ve Şeker Sanayinde İzlenen Politikalar”, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 17, Sayı 3, ss.9-26.

Bu icerik 317 defa görüntülenmiştir.