401
MAYIS-HAZİRAN 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: 2018 ULUSAL MİMARLIK ÖDÜLLERİ

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Seçim Öncesinde İnşaat Sektörü ve Mimarlığa Bakış

Doğan Hasol, Dr., Y. Müh. Mimar

“‘Dünyada üretilemeyen tek şey topraktır’ denir. Bizde bunun da çözümü bulundu: Arsaya verilen imar hakları artırılınca, alanı da görece artırılmış oluyor. Örneğin, yapılaşma hakkı ikiye katlanınca, arsanın değeri de katlanıyor. Artan değerden, kamu hiç pay almıyor, tümü arsa sahibinin oluyor.” “Yaşanan olumsuzlukların mimarlık kesimine yansımaması beklenemezdi. Özel kesimde durum böyle. Kamuda da mimarlara iş verme düzeni değişmiş bulunuyor. Eskiden iş, mimarlara yaptırılan projelere göre müteahhide ihale edilirdi; oysa bugün önce girişimci ya da müteahhit devreye giriyor ve mimarını kendi hedefleri doğrultusunda seçiyor. Kamu ihale yasası da nedense, sık sık değiştiriliyor.” “‘Ülke Mimarlık Politikası’nın bir an önce benimsenip yürürlüğe konması tek çare gibi görünüyor.”

 

Türkiye yine bir erken seçimle karşı karşıya. Nedenlerini sorgulamak bu yazının amacını ve sınırlarını aşar. O tartışmaları siyasilere bırakıp biz burada inşaat sektörünün ve mimarlığın sorunlarına eğilelim.

Son yıllarda ısrarla sürdürülen plansız ekonomik programların başarısızlığı, varılan sonuçlarla ortaya çıkmış bulunuyor. Ekonomik kalkınma için seçilen yol, inşaat yoluyla büyümekti. Sanayi, tarım ve başka alanlarındaki üretim yerine inşaat üretimiyle kalkınma gibi, örneği pek görülmemiş bir ekonomik model seçildi. Sonuç, bütün çıplaklığı ile çarpıcı bir şekilde ortada.

Kamu desteği ve teşvikleri, tarımsal, teknolojik ve sınai üretim yerine, gösterişli, kredi kaynaklı mega projelere ve kentlerde nüfus patlamasını da tetikleyen arsa spekülasyonuna aktarıldı.

“Dünyada üretilemeyen tek şey topraktır” denir.  Bizde bunun da çözümü bulundu: Arsaya verilen imar hakları artırılınca, alanı da görece artırılmış oluyor. Örneğin, yapılaşma hakkı ikiye katlanınca, arsanın değeri de katlanıyor. Artan değerden, kamu hiç pay almıyor, tümü arsa sahibinin oluyor. Böylece, bilimsel planlama ilke ve yöntemleri dışlanarak kentsel toprağın spekülatif değerinin köpürtülmesiyle inşaat üretimine dayalı kalkınma modeliydi benimsenen. Oysa ekonomistler, böyle bir modelin geçerli ve sürdürülebilir olamayacağını defalarca ısrarla vurgulamışlardı.

Evet, inşaat sektörü, lokomotif ve sünger sektör özellikleriyle bilinir; pek çok sanayi dalının çekici-itici gücüdür; bir yandan da işsizliği emer. Ne var ki şu anda arz fazlası nedeniyle konut, işyeri ve benzeri gayrimenkul satışlarında ciddi bir stok ve kaygı verici bir durgunluk var.

2016 yılında yüzde 5,4, 2017’de yüzde 8,9 büyüme gösterdiği halde inşaat sektörü sıkıntıda.

Yaşanan olumsuzlukların mimarlık kesimine yansımaması beklenemezdi. Özel kesimde durum böyle. Kamuda da mimarlara iş verme düzeni değişmiş bulunuyor. Eskiden iş, mimarlara yaptırılan projelere göre müteahhide ihale edilirdi; oysa bugün önce girişimci ya da müteahhit devreye giriyor ve mimarını kendi hedefleri doğrultusunda seçiyor. Kamu ihale yasası da nedense, sık sık değiştiriliyor.

Ülkede her kesimdeki plansızlık, kentlerde hızlı ve aşırı nüfus artışına neden olmakta ve nüfus baskısı, kentsel planlamayı da işlemez hale getirmektedir. Kentsel tasarım ise zaten göz ardı edilmiş durumda. Kentsel planlama alanında bir yandan da tam bir kargaşa sözkonusu: Belediyelerin yanı sıra bazı bakanlıklar ile birçok kamu kurum ve kuruluşu plan ve plan değişikliği yapma konusunda yetki sahibi. Koruma kurullarının kararları çoğu kez emir-komuta hiyerarşisine göre biçimlenebiliyor. Hatta kimi zaman bazı yapılaşmalara engel olabileceği düşünülerek ÇED uygulaması da devlet müdahalesiyle gereksiz sayılabiliyor.

Kısacası kararlar, plan bütünlüğü ve disiplini yerine çoğu kez parsel bazında noktasal olarak veriliyor. Ortaya çıkan sonuçlar da yöneticilerce sürpriz olarak hayretle karşılanıp “Silueti bozdu!” diye yakınma konusu olabiliyor. Yitirilen yalnızca siluet değil, ölçek ve kimlik kaybı da sözkonusu.

Yoğun inşaat hacmine ve yapılaşmaya karşılık sonuç, önemli bir mimari başarıyı yansıtmıyor; tek tek başarılı örnekler de kentsel kargaşa içinde görünmez oluyor.

Bugünkü mimarlığımızı zorlayan bir başka konu da kamu yöneticilerinin Selçuklu-Osmanlı’ya dönük öykünmeleriyle, tarihselci mimarlık dayatmaları… Her sanat dalında olduğu gibi, mimarlıkta da taklit değersizdir, mimarlık etiğine aykırıdır. Ünlü düşünür-şair Ahmet Haşim o tür yaklaşımın ürünü olan tarihselci mimarlıkları, daha 1924 yılında “Mürteci Mimari” yani “Gerici Mimarlık” olarak tanımlamıştır.(1) Selçuklu-Osmanlı mimarlıklarını yüzyıllar sonra tekrarlamak marifet değildir. O mimarlıklar kendi çağlarının sınırlı olanaklarıyla yaratılmıştır. O çağ, tarım çağı idi; ardından Batıdaki sanayi devrimiyle birlikte sanayi çağı geldi ve kendi mimarlığını yarattı. Bugün bilişim çağını yaşıyoruz: Bilgisayar destekli çizim, tasarım, sunum, hatta yapı üretimi olanakları sözkonusu. Bugünün mimarlığı bugünün olanaklarıyla, güncel gereksinimlere uygun, özgün eserler vermek durumundadır; o eserler, bugünden yarına bırakılacak mirastır aynı zamanda.

Yine bugün, geçmiş çağlardaki uygulamalardan farklı olarak, çevrenin, çevresel değerlerin, doğal kaynakların korunması ve verimli kullanılması gerekiyor. Kısaca, sürdürülebilir ekolojik mimarlık da insanlık ödevimizdir.

Koruma konusuna gelince… Yeşili, ormanları, sulak alanları, kıyıları koruyamadığımız gibi, tarihsel ve kültürel değerlerimizi de koruyamıyoruz. Şunu hemen belirtelim: Korunması gerekli yapıların ille de tarihî olması gerekmez; mimari değer de çok önemlidir, tıpkı sanat yapıtlarında olduğu gibi.

Değinmeden geçemeyeceğimiz başka bir sıkıntı da ülke çapındaki genel eğitim ve özelde de mimarlık eğitimindeki yetersizlikler… Ülkede üniversite ve mimarlık okulu enflasyonu sözkonusu. Mimarlık okullarının çoğundaki eğitim düzeyinin yanı sıra, eğitim süreleri ve mesleğe kabul sürecinde de tutarsızlıklar var. Bizde YÖK dayatmasıyla sürdürülen 4 yıllık mimarlık eğitimi, süre ve içerik bakımından Avrupa ve ABD standartlarının gerisinde. Oralarda eğitim en az 5 yıl; ayrıca mesleki yetkilerin kazanılabilmesi için zorunlu stajlar ve sınavlar sözkonusu.

Sektörün önündeki engelleri özetleyelim:

  • Ülke çapında ekonomi ve nüfus hareketlerini düzenleyecek türden planlama strateji ve süreçlerinin göz ardı edilmesi,
  • Kentsel planlama ve kentsel tasarımın dışlanmasıyla yöneticilerin keyfî tavırla belirledikleri yerleşme ve imar kararlarını uygulamaları,
  • Kamunun karar ve iş verme düzenindeki bozukluklar,
  • Genelde eğitim, özelde mimarlık eğitiminin ve mesleki yetkinlik ölçütlerinin, uluslararası standartların çok gerisinde tutulması,
  • İşveren konumundaki kamu yöneticilerinin mimari üslup özentili tutkusu ve dayatma cüreti,
  • Yine kamu kesiminin doğal, kültürel ve tarihsel koruma konusundaki duyarsızlığı…

Bu engelleri gidermek için “Ülke Mimarlık Politikası”nın bir an önce benimsenip yürürlüğe konması tek çare gibi görünüyor.

Şunu bir kez daha vurgulayalım: Mimarlık, bütün sanatlar gibi özgür ortamlarda gelişir. Seçimin ülkemize huzur, demokrasi, özgürlük ve iyilikler getirmesi dileğiyle…

NOTLAR

1. Ahmet Haşim, 2014, Gurabahane-i Laklakan ve Diğer Yazıları, Dergâh Yayınları, 3. Baskı, İstanbul.

Bu icerik 447 defa görüntülenmiştir.
<p>Seçim sürecinde, “İmar  Barışı” olarak topluma sunulan af ile kaçak yapılaşmanın yasallaştırılması  hedefleniyor. Konu hakkında Mimarlar Odasının yaptığı “İmar Affı Girişimi Geri  Çekilmelidir!” başlıklı basın açıklamasını www.mo.org.tr üzerinden okuyabilirsiniz.