MİMARLIK
390
TEMMUZ-AĞUSTOS 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

DOSYA: 2016 ULUSAL MİMARLIK ÖDÜLLERİ

  • Arazi ve Şeyler
    Pelin Tan, Doç. Dr., Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Şehir Hastaneleri ile İlgili Aklımıza Takılan Sorular

Türk Serbest Mimarlar Derneği uzunca bir süredir tartışılan, ancak detayları kamuoyu ile fazla paylaşılmadığı için bilinmezliklerle dolu “şehir hastaneleri” konusunu 26 Mayıs 2016 tarihinde düzenlemiş olduğu panelde detaylıca ele aldı. Proje üretim süreçlerinin anlaşılabilmesi için işveren, yüklenici ve proje mimarlarının sunuşlar gerçekleştirdiği panel sonunda, akıllarda birçok soru uyandı. Panel izleyicilerinin birkaçından aldığımız kısa değerlendirmeler hem bu soruları derliyor hem de daha çok konuşulması / tartışılması gereken noktalara dikkat çekiyor.

Feridun Duyguluer

Y. Şehir Plancısı

TSMD’nin düzenlemiş olduğu “şehir hastaneleri” ile ilgili panelde, kamu ve özel kurumların temsilcileri önemli bilgiler ve mesajlar verdiler. TSMD’nin girişimini bilgi dağarcığımıza katkı sağlaması nedeniyle kutlamak gerekir.

“Şehir hastanesi” gündeminin, “şehir” bağlamındaki yeni bilgilerini edinme umuduyla gittiğim toplantı, aklımızdaki soruları yeniden hatırlamamızı sağlarken, yeni soruların doğmasına da zemin hazırlamış oldu.

Kentsel ölçekte önceki yıllarda sorduğumuz sorular, bu büyük projelerin kentsel gelişmeye nasıl etki edeceği; doğal ortamın dikkate alınıp alınmadığı; ulaşım ve trafik analizlerinin proje yer seçimi için ne kadar etkili olduğu; kentsel maliyetler yönünden ne tür sorunların ortaya çıkacağı gibi konular çerçevesindeydi. Bazı cevaplara da ulaşmıştık. Yer seçimi süreçlerinde 2013 yılında 6428 sayılı Kanun ile “hazine arazilerinin” öncelik alacağı hüküm altına alınmıştı. Uygulamalarda tarım alanları dikkate alınmayabiliyordu. 500 yataklı ve üzeri hastaneler ÇED Yönetmeliği’ne tabi iken, 2014 yılında yapılan düzenlemeyle tüm hastaneler Yönetmelik kapsamından çıkarılmıştı.

Ayrıca, adı geçen Kanunda kentsel planlama yönünden dikkat çeken hüküm, proje yerleriyle ilgili imar planlarının, Sağlık Bakanlığı’nın talebi halinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapılıp onaylanacağına ilişkindir. Bu durumda, yerel yönetimlerin proje sürecine dahil edilip edilmediği önemli bir soru olarak aklımıza gelmişti. Merkezî kurumların sektörel yetkileri nedeniyle mekânsal planlamada yaşanan parçalanma sorunu devam ederken şehir hastaneleri yönünden bence bir teselli olarak değerlemeye almamız gereken husus, birçok merkezî kuruma verilen imar planlama yetkisinin Sağlık Bakanlığı’na verilmemiş olmasıdır.

Toplantıda, ülke bütününde 29 adet “sağlık hizmet bölgesi” ve 10 adet “sağlık üst bölgesi” belirlenmesiyle “bölge merkezli sağlık” uygulamasına geçildiği ifade edildi. Bu konuyu Sağlık Bakanlığı’nın yürürlüğe koyduğu 2010 yılındaki Genelge ile biliyorduk. Ülkemizde her kamu kurumunun kendine özgü bölgeler belirleme yaklaşımı vardır ve bu kapsamda 60’dan fazla bölge çeşidi sıralayabiliriz. Bölge bilimi yönünden çok çeşitli soruların varlığı devam ederken, ülke bütünü dağılımında şehir hastaneleri için seçilmiş olan illerin, daha önceki dönemlerde sağlık hizmetlerinin götürüldüğü gelişmiş bölgelerde yer alması nedeniyle, gelişmemiş yöre illerinin niye dikkate alınmadığı sorusu önceki yıllarda dile getirilmişti.

Çeşitli raporlarda, Sağlık Bakanlığı’nca sözkonusu bölgeleme işleminin yeni bir organizasyon olduğu ifade edilmişti. Kamu özel işbirliği modeli ile gerçekleştirilmeye çalışılan bu büyük projeler için Sağlık Bakanlığı’nda kurumsal olarak yeni bir yapılanmaya gidilirken “hizmet birleştirilmesi” yapılacağı önemle vurgulanmış; “mevcut hastanelerin yeniden değerlendirileceği” belirtilmişti. Bu konuyla ilgili “mevcut hastanelerinin hangilerinin yıkılacağı” sorusu sıcaklığını korumaktadır.

Panel, mimarlık kapsamında yapıldığı için, esas yönüyle projelendirme bağlamında çeşitli soruları gündeme getirdi. Sözleşmenin “design-build” (tasarla-yap) olması nedeniyle Sağlık Bakanlığı’nın tasarım sürecinde bir müdahalesinin olmadığı, tasarımın yüklenici firma tarafından yapıldığı Bakanlık yetkilisince ifade edilirken; bir panel katılımcısı tarafından “ortaya karışık bir ihtiyaç programı” ile ihaleyi yüklendikleri belirtildi. Yine bir panel katılımcısı “Devamlı proje onayı alıyoruz” ve “Proje inşaatla birlikte bitiyor” şeklinde değerlendirmelerde bulundu. Bu açıklamaların ardından, proje değişiklikleri konusunda teknik ve mali detaylara ilişkin yeni soruların ortaya çıkacağını söyleyebiliriz. Ayrıca, proje değişiklikleriyle ilgili sorulara, “yaparak öğreniyoruz” ve “sonuçları bilmiyoruz yaşayarak göreceğiz” şekliyle verilen bazı samimi cevaplar da düşüncelerimizin yine yeni sorulara yöneleceğini haber veriyor.

Toparlarsak, bence temel soru, “proje ve uygulama süreçlerinde ne tür denetim yapılacağı” konusunun muğlak bir geleceğe sahip olduğudur. Çünkü panelde yer alan müşavir firmalar bir sorumluluklarının olmadığını belirtirken, sadece danışmanlık yaptıklarını ifade ettiler. İlaveten bir panel katılımcısının “yüklenici kendi kendini kontrol ediyor” şeklindeki cevabı da dikkat çekiciydi. Bu beyanlar, kamu kurumlarının sorumluluklar yönünden gerekli hassasiyeti gösterip göstermedikleri ile ilgili soruları aklımıza getirdi.

Bir panel katılımcısının vurguları önemliydi. Sağlık yapılarının bütüncül ve bilgi bazlı bir yaklaşımla ele alınması, tasarım konusunun ağırlığı, proje parçalarının ve aktörlerinin detaylı olarak tanımlanması, olasılıkların düşünülmesi, proje sürecinde sosyal, kültürel, ekonomik ve fiziksel etkileşimlerin dikkate alınması gibi vurgular panelin en yararlı bölümüydü. Ancak bu konuların şehir hastanelerinin karar, tasarım ve uygulama dönemlerinde ne detayda ele aldığı hususunu da soru kümemize eklememiz gerekiyor.

Panel vasıtasıyla, sağlık sektörü gibi çok önemli bir konuda geleceğimiz için güven duymamız yönünden tereddütlerin arttığını söyleyebiliriz. Şehir hastaneleri ile ilgili aklımıza takılan soruların ve sorunların proje ölçeğinden önce kamu politikaları ile açıklığa kavuşturulup, mekânsal planlama süreçlerinde çözümlenebileceğini ifade ederken, sorumluluk ve denetim konularına gerekli özenin gösterilmesini de belirtmemiz kaçınılmaz oluyor.

 

Hasan Özbay

Y. Mimar

Sağlık Bakanlığı’nın ülkemizdeki hastane eksiğini kapatmak üzere uygulamaya koyduğu “Şehir Hastaneleri” modeli, üyesi olduğum Türk Serbest Mimarlar Derneği tarafından düzenlenen panelde masaya yatırıldı. Konunun çeşitli paydaşlarının katılımının sağlanması ile yatırımcı Bakanlık, müşavir firma, yüklenici firmalar ve projeleri yürüten mimarların sunumları ile oldukça doyurucu şekilde bilgilendik.

Ülkemizde kötü bir gelenek var: Kamu yapmak istediklerini geniş kitlelerle paylaşıp, eleştiriye açık bir süreci işletmiyor. Bu istememek kadar becerememekten de kaynaklanıyor. Ankara örneğinde kentin 2 bölgesine, biri çok yeni tamamlanmış diğeri ise 20 yaşlarında iki hastane binasını yıkıp, yerine 3.000 yataklı dev hastanelerin yapılması ve bu yatırımların fayda ve yararlarının tartışılması aslında çok daha önce olmalıydı. Geç de olsa panelde ülkedeki sağlık sektöründeki yatak açığını gidermek için, batı ülkelerinde “PPP” denilen, “Kamu Özel Sektör Ortaklığı” modeli ile hastaneler yapılması hedeflendiğini; kamu kaynağı kullanmadan özel sektör tarafından yapılacak hastanelerin 25 yıl süreyle kiralanması yoluyla ortaya çıkacağını; hastanelerin kamu eliyle “Devlet Hastanesi” olarak işletileceğini; yapımcının kiralama süresi boyunca ticari alanları da işleteceğini, ayrıca yapıların tüm bakım ve onarımını yürüteceğini; mevcut hastanelerin ayrıca değerlendirileceğini, işlevini yitirmiş olanların kapatılacağını veya dönüştürüleceğini; bu yöntemle ülkenin pek çok şehrinde hastaneler yapıldığını ve yapılacağını öğrendik.

Akla gelen soruların çoğu soruldu, tartışıldı. Bu büyüklükteki hastanelerin kent ulaşımı ile nasıl entegre olacağı sorusuna kimse yanıt veremedi. Yatırımcı Bakanlık bile bu konuda belirsizlik olduğunu itiraf etti. Keşke onlarca kentte aynı anda yatırıma girilmeseydi de önce pilot uygulamalar yapılsaydı sorusu ise açıkta kaldı.

Bu büyüklükteki yapıların detaylı olarak tasarlanmadan ihaleye çıkılmasını ve inşaatın yüklenici tarafından hazırlatılan projeler üzerinden gelişmesini sürecin en sorunlu boyutu olarak görüyorum. Milyon metrekare büyüklüğüne varan bir yapının, ucu bu kadar belirsiz bir süreç ile ortaya çıkması en önemli sorundur. Adana Hastanesi’ni yapan yüklenici firmanın ihale için kendilerine verilen proje ile son hali karşılaştırması bu sorunu belgelemesi açısından ilginçti. Bırakın verilen projenin sınırlarını aşmayı, arsanın bile genişlemesini gerektiren sürecin, kamunun çıkarlarının gözetilerek, nasıl yürüdüğü modelin irdelenmesi gereken yanıydı ve panelistler bu soruyu geçiştirdiler.

Panelde mimarların sunumlarının beni şaşırttığını da belirtmeliyim. Tasarımlar hakkında bilgi verilmek yerine, “yapılan işin ne kadar zor ve karmaşık olduğu, alışageldik inşai süreçlerin dışında çok farklı uzmanların katılımıyla proje hizmetinin yürümesinin ne kadar yararlı olduğu” anlatıldı. Yapılan konuşmalar sonrasında bende “yaptığımız işi biz de sevmiyoruz ama zor bir süreci yürütüyoruz” denildiği hissi uyandı.

Şehir Hastaneleri projesine başlandığında Sağlık Bakanlığı Amerikalı bir proje grubuna konsept proje hazırlattı. Tüm kampüsler genelde bu projenin ilkelerine göre tasarlanmakta. Bu konseptte yapının merkezinde ortak kullanılan teşhis ve tedavi üniteleri yer almakta, yatak blokları ise çeperi sarmakta. Bu konseptin detayları mimarlık ortamı ile detaylı şekilde paylaşılmadı. Konsepti bu nedenle tam bilmiyoruz. Ama yapılarda son yıllarda moda olan “Selçuklu / Osmanlı” özentisinden kaçınılmış olmasını sevinçle (ve merakla) karşıladım.

 

Duygu Erten

Dr., TURKECO Yeşil Akademi Kurucusu

Sağlık Bakanlığı’nın 2012 yılı sonunda, 200 yatak ve üzeri kapasiteli hastanelerde LEED sertifikasını zorunlu hale getirmesiyle, ülkemizde de LEED “yeşil bina sertifikası”nın hastanelerde kullanılması konusu başta kamu hastaneleri olmak üzere belli bir talep yaratmıştır. Ülkemizde kamu hastanelerinin öncülük ettiği sertifikasyon süreçleri, özel hastanelerin de başlatmış oldukları sertifikasyon çalışmalarıyla birlikte daha fazla konuşulur hale gelmektedir. Ancak LEED'in yaratıcısı ABD’de bile yüzlerce LEED sertifikalı hastane yoktur.

Öncelikle yeşil sertifika alma süreçlerinin daha arazi seçiminden başlaması gerektiğini ve tasarımın başından planlanmasının öneminin altını çizerek Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılmış bu yönergenin yeşil bina sertifikasını projeye yerleştirmeye çalıştığı zamanlamanın, hatalı olduğunun altını çizeyim. Yani yeşil sertifika alma süreci için inşaat aşaması çok geçtir! Ayrıca, LEED sertifikasının Yeni İnşaat, Okullar, Hastaneler, Veri Merkezleri gibi çeşitleri vardır ve yönerge eğer mutlaka işverenleri LEED sertifikasına yönlendirecekse, bunu LEED-Healthcare olarak düzeltmelidir.

Ayrıca hastanelerin sadece yeşil bina olmasına değil, sürdürülebilirlik alanında özelliklere de haiz olmasına gerek vardır. Çünkü her kurum gibi hastane işletmeleri de artık kârlılık gözetirken aynı zamanda ekonomik ve ekolojik gereklilikleri yerine getirmeye çalışıyor. Doğru olan, Sağlık Bakanlığı’nın ülkemiz koşullarına uygun uluslararası standartlarda bir “sürdürülebilir hastane şartnamesi” hazırlamasıdır. Sürdürülebilir sağlık altyapısı kurgulamak, hastanelerin LEED sertifikalı olmasının ötesinde bir anlayış gerektiriyor. 

Çünkü varolan bilimsel literatür, zaten sertifika almış yeşil bina olarak tanımlanan binalarda gerçek performansın hedeflenen performans olmadığını ortaya koyuyor. Son 20 yılda yapılan çalışmalar, tasarlanan ve bina hayata geçtiğindeki gerçek enerji performansı arasında ciddi farklılıkları gösteriyor. Projelerin LEED ve benzeri yeşil bina sertifika sistemlerine göre yapılması pazarın yeşil dönüşümüne öncelik etti ve her bir yeni binanın daha fazla puan alma gayretiyle yapılmadığını gösteriyor olsa da, artık yeni yapılacak binalarda hedef bu sistemlerin en üst derecelerinin ötesine geçerek net positif tasarımı hedeflemek olmalıdır.

Bunun yanı sıra tasarım öngörülerinin güçlendirilmesi, tüm bina işletmeye alma / devreye alma çalışmasının yapılması ve bu çalışmaları yapacak kişilerin tasarımın başından projeye entegre olmaları, her alanda sorumlu kişi / kurumun net belirlenmesi sürdürülebilir hastane altyapısını güçlendirecektir.

Sürdürebilirlik, enerji ve su verimliliği hedeflerini gerçekleştirmek kadar, hastanelerin varolduğu muhitlerde yaşayan yerel halkın olurunu almaları, halka açık toplantı odaları sağlamaları, mahalleyle bütünleşmek için hastanenin en az bir yüzünün kaldırımlara bakan pencereleri olması ve kapsayıcı yapılaşmasıyla o muhitin iyiye doğru gelişmesinde öncülük etmesi, yerel halka iş sağlaması gibi faktörleri de içerir.

Bugün herhangi bir yeşil bina sertifikasını hele hele en alt seviyeden zorunlu kılmak, daha başlarken hedeflerimizi en aşağıya düşürmek oluyor ki, bu yeni yapılacak hastaneler yapılacak en büyük haksızlıktır.

Bu icerik 1163 defa görüntülenmiştir.