420
TEMMUZ-AĞUSTOS 2021
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

'Sıradan' Bir Yapı: Lapseki Hükümet Konağı

Arbil Ötkünç, Doç. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü
Savaş Ekinci, Dr. Öğr. Üyesi, MSGSÜ Mimarlık Bölümü

2020 Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde “Yapı Dalı Ödül Adayı” olan Lapseki Hükümet Konağı 2014'de ön seçimli yarışma projesi ile belirlenmiş, 2018'de tamamlanarak kullanıma açılmış bir yapı. Yapının ‘sıradan’lığı üzerinden ‘sıra dışı’lığına odaklanan yazarlar, “yerle ilişkisi, kentsel morfolojik eleştirel yaklaşımın mimari dile yansıması ve devlet binası tipolojisinden sıyrılmayı başaran formu” nedeniyle yapının özgünlüğünü vurguluyor.

 

Lapseki Hükümet Konağı projesinin elde edilme biçiminden tasarımına, inşa edilmesinden kullanımına 'sıra dışı' bir yapı. Sıra dışılığı ise 'sıradan'lığında yatıyor. Yapı, Lapseki Kaymakamlığı tarafından 2014 yılında düzenlenen ön seçimli “Lapseki Hükümet Konağı ve Çevresi Mimari Proje Yarışması” sonucunda gerçekleştirilmiş bir kamu yönetim yapısı. Ancak konuya yaklaşımı ve biçimiyle mimari proje yarışmalarından elde edilen güncel projelerden çok farklı. Çünkü “çarpıcı”, “dikkat çekici” ya da “şaşırtıcı” olmaya uğraşmıyor. Hiçbir zaman göz seviyesinden algılanmayacak ama proje teslim levhalarında kararlı duran asal geometrik bir biçimde de değil. Köksal'a göre “Türkiye'de olduğu gibi düşünsel arka planı son kertede yoksul bir mimarlık bağlamı, ‘görünürlük’ üzerinden var olmanın koşullarını hazırlayan uygun bir zemin oluşturuyor.”[1] Özgür Bingöl ve İlke Barka'nın mesleki pratiğiyse (Bingöl Barka Mimarlık ve Danışmanlık-BBMD) meşruiyet alanını “kendini gösterme” veya “görünür olma” üzerine kurmuyor.

Projeleri grafik etkinin, yalnızca göze hitap etmenin ötesine geçip kullanıcıların deneyimine odaklanıyor, tevazu gösteriyor ve bulunduğu yerle ilişki kurmaya çalışıyor. Ancak bu ilişkiyi “Hükümet Konakları Projelerinde Uygulanacak Usul ve Esaslar”da belirtilen maddeleri[2] takip ederek de yapmıyor. Söveler, geniş saçaklar, sütunlar, kemerler, cumbalar gibi motifler kullanmıyor. Yüzeysel taklide başvurmuyor.

2015 yılında uygulama projeleri hazırlanan yapı, 2018 yılında yapımı tamamlanarak hizmete girdi ve o günden beri Lapseki gündelik yaşamının bir parçası oldu. (Resim 1) Yapıya yakıştırılan “Mahalleden Biri”[3] ifadesi bu görüşü destekliyor. Mimarlar Odası tarafından 2020 / XVII. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nde “Yapı Dalı Ödül Adayı” gösterilen bu güncel yapının kısa sürede, “sanki hep oradaymış gibi” algılanmasını sağlayan, bulunduğu yere bu kadar süreklilikle ait hale getiren nitelikler neler?

KAVRAMSAL ARKA PLAN

Lapseki Hükümet Konağı bulunduğu fiziki bağlamdan hareketle parsel ölçeğinde tanıdık öğelerin bir araya gelme mantığı üzerine kurulu. Proje, yalnızca estetik nitelikleri gözeten tekil obje-yapı anlayışı yerine, yer ile farklı düzeylerde ilişkiyi ön plana çıkaran bir yaklaşımla ele alınmış. Kontrollü bir çeşitlenmeye dayalı mekânsal yorum yapının karakterini oluşturuyor. Bitişik ve ayrık düzenli karma kentsel çevrelerde tanıklık ettiğimiz, zaman içerisinde oluşan katmanlar gibi kendi içinde alt bileşenlerinden bir örüntü oluşturuyor. Basit mekânsal düzenlemeler ve alelade malzemeler ile üretilen, gücünü bir araya gelme yönteminden alan, tanıdık imgelere sahip kentsel ve yapısal kurgulara referans veriyor. Bir kamu yönetim yapısının da mütevazı bir anlayışla ele alınabileceğini ve ait olduğu bağlamın içine sakince yerleşebileceğini öngörüyor. (Resim 2)

Nitelikli mimari üretimler farklı okumalara tabi olup katman katman açılabilirler. Lapseki Hükümet Konağı da bu bağlamda yerle ilişkisi üzerinden, kentsel morfolojik eleştirel

yaklaşımın mimari dile yansıması üzerinden, “devlet binası”[4] (Resim 3) görünümlü olmama tercihi vb. üzerinden okunabilir. Yarışmanın jürisinin[5] mimari açıklama raporundan özetleyerek yaptığı yorum bu katmanlara değiniyor ve projenin neden birinci seçildiğini açıklıyor: “Müellifin, tasarım aracılığı ile sıradan olanı anıtsal ve hiyerarşik olana karşı yeniden yorumlama söylemi ve çabası jüri tarafından olumlu olarak değerlendirilmiş, bu anlamda önerdiği tasarım yaklaşımı ve çözümler başarılı bulunmuştur. Projenin tekil bir kütle algısı yerine, denetimli bir farklılaşma ile çeşitlenen çevresel / kentsel örüntülere gönderme yapan ve kullanıcı-kentsel mekân ilişkisini önemseyen bir yapılı çevre kurgusu önermesi, alışılagelmiş ‘hükümet konağı’ tipolojisine kayda değer bir seçenek olarak tanımlanmış ve projenin güçlü yanı olarak değerlendirilmiştir.”[6] Yapı, 2021 yılı itibariyle, yarışma jürisinin vurguladığı “hükümet konağı tipolojisine kayda değer bir seçenek olma” konusundaki biricikliğini koruyor.

YERLEŞİM VE PLANLAMA KARARLARI

Projenin güçlü bir kavramsal altyapısı var. Ancak asıl başarısı bu özgün fikri, bir buluş olmanın ötesine taşıyıp gerçekleştirme becerisinde yatıyor. Planlama, fikri gerçekleştirmenin önemli araçlarından biri. Üst seviyede alınan kararlar, orta seviyede mekânsal organizasyonun niteliğine ve kullanım kolaylığına, alt seviyedeyse detay çözümlerine yansıyor.

Bina, alanın biçimi ve yapılaşma koşulları nedeniyle L şeklinde biçimleniyor. Mimarlar bir kola, ihtiyaç programındaki bağımsız işleyen en büyük alt-işlev grubu olan adliye birimini yerleştirirken diğerine kaymakamlık birimini koyuyorlar. (Resim 4) Denize açılan iki ayrı kütle, batısında belediyeye ait kreş binası ve kuzeyinde tescilli banka binası ile birlikte, önünde kaldırılan eski devlet hastanesine ait parselde düzenlenecek açık alanı tanımlıyor. Proje alanı incelendiğinde parsel çeperlerinde ve içinde yer alan yetişkin ağaçlar, 15,5 metre olarak belirlenmiş yapı yüksekliği sınırı ve caddeyle kıyı arasındaki yaklaşık 2 metrelik bir kot farkı bulunması önemli kısıtlar olarak öne çıkıyor. Mafsal mekân olarak tanımlayabileceğimiz

ve geniş bir çelik saçakla korunaklı hale getirilmiş giriş platosu, hem iki kütleyi hem de kent ve kıyıyı birbiri ile ilişkilendiriyor. Bu mekân aynı zamanda parselde yer alan en yetişkin ağaçlardan biri olan büyük çınarın altından denize doğru açılıyor. Ortak bir giriş platosundan işleyen kaymakamlık bloğu ve adliye bloğu bodrum katta birbirleri ile bağlanıyor. İki ve kısmen üç katlı yapı grubunda yer alan tüm çalışma ve sirkülasyon hacimleri günışığından ve doğal havadan azami oranda doğrudan faydalanıyor. (Resim 5)

Çevre ilişkilerinde gözetilen bütünsel bir yaklaşım, girişlerde ve mekânsal yönlendirmelerde de sürüyor. Kaymakamlık bloğu kendi içinde merkezî orta mekân anlayışına göre düzenlenmiş iki kümeden meydana geliyor. Bu kümelerin her biri, ortasında katlar arası görsel ilişkiyi kuran bir galeri boşluğu ve içinde yer alan iki kollu konsol merdiven etrafında örgütleniyor. (Resim 6) İki kümenin kesiştiği noktada diğer düşey sirkülasyon öğeleri ve servis hacimleri düzenlenmiş. (Resim 7-9) Adliye bloğu ise ortasında servis hacimleri ve düşey sirkülasyon grubunun bir arada çözümlendiği, deniz tarafında içinde merdivenin konumlandığı bir galeri boşluğu olan orta koridorlu bir plan şemasına sahip. Cepheye yansımasına bakıldığında geniş pencerelerin olduğu yerler planda küçük bürolara değil ortak alanlara denk geliyor.

Yapı, kağıt üzerinde güzel görünecek fotojenik bir resim olmanın ötesine geçerek asıl değerini gündelik yaşam içinde verimlilikle kullanılarak buluyor. Mekânsal organizasyon ve işlevsel çözümlerde, yatay ve düşey dolaşım öğelerinin doğru konumlandırılması yapıyı çok akıcı şekilde, tabelaya ihtiyaç duymadan kullanabilmeyi sağlıyor. Modüler planlama ile sağlanan esneklik kullanıcıların değişen taleplerine göre zaman içinde kısmen değişiklik yapmasına izin veriyor. Bu değişiklik bazen mekâna uygun olmayan standart mobilyaların ortak alanlara konulmasıyla olumsuz şekilde de sonuçlanabiliyor.

Yapı uygulama aşamasında, mimarlar jürinin şu tavsiyesini dikkate almışlar: “Hükümet konağı yapılarının özellikle zemin kotunda; güçlü bir iç-dış ilişkisi kurularak girişlerin bulunduğu odak alanın kamusal mekân kimliğinin güçlendirilmesi”. Bu kamusal niteliğin sağlandığının göstergesi yapı kullanıma açıldıktan yaklaşık bir yıl sonra çekilen fotoğraflarda izlenebilen kullanım çeşitliliğinde. Çocuğu bisikletiyle dolaşırken merkezdeki ağacın gölgesinde bekleyen anne ya da gazetesini okumaya gelen yaşlı adam, binayı kullanmayan Lapsekililerin de açık alanlarından yararlandığını gösteriyor. (Resim 10)

Bu yönüyle Lefebvre’nin gündelik hayat ile ilgili metinlerini anımsatan tasarımda mimarlar, “soyut, orada olmayan ve kopuk bir hayat”ı betimleyen bir kamusallık yerine, kendine ait sınırları muğlaklaştıran ve bu yönüyle gündelik olan ile arasına mesafe koymayan bir yaklaşım sergiliyorlar.[7]

KENTSEL MORFOLOJİK YAKLAŞIM VE MİMARİ DİL

Mimarlar kentsel biçim araştırmaları yöntemlerinden yararlanarak projelendirmeye başlıyorlar ve yaratıcılıklarını mevcut kentsel dokunun okunması ve yorumlanmasında kullanıyorlar. Bu bağlamda yaklaşımları araştırma odaklı tasarım pratiğini örnekliyor. Mimarlar yapılı çevrede anonim ve sıradan (ordinary) olandan yola çıkıp onun parçası olmayı hedefliyorlar. Köksal “anonim bir çevrenin özneler aracılığıyla nasıl yapılandığı”na dair öncül bir yazısında[8] benzer bir duruma dikkat çekiyor: “Mimari üretimi düşünsel katkıya dönüştüren, üretimleri üzerine sayfalarca yazı yazılan ‘auteur’ mimarlar anonim bağlamın bir parçası değil, ama anonim bağlamla paylaştıkları ortak bir zemin var ve mimari bilgiyi içselleştirmiş bir zemin bu.”

Kentsel analiz, mimari müdahale için bir yapı sağlıyor, arada bir nedensellik ilişkisi kurulmuş. Mevcut yapıların düşey ve yataydaki boyutları, kitleleri ve cephelerindeki doluluk-boşluk oranları analiz edilmiş. Mimarlar hükümet konağı yarışmalarında sıklıkla elde edilen ikonik yapıyı hedeflemek yerine mevcut kanonu okumaya yöneliyorlar. Kullandıkları biçimler aynı zamanda kolektif hafızada da yer alan biçimler.

Ferdinand de Saussure'ün yapısalcı yaklaşımına göre yapıların öğeleri hem birbirlerine hem de yapının kendisine ayrılmaz bir biçimde bağlı. Öğelerin tek başlarına belirli anlamları yok. Öğeler yan yana gelişleri, birbirlerine göre konumlanışları ile anlam kazanır. Yapısal sistemleri, yani bir araya geliş biçimleri nedeniyle yapılar her zaman öğelerin toplamından daha fazlasını ifade eder. Bu düşünce okuluna göre, bir mimari ürünü oluşturan kapı, pencere, tuğla, kolon, duvar vb. gibi öğelerin kendilerine odaklanmaktan çok bunların yerlerine, bir araya geliş biçimlerine, konumlanışlarına odaklanmak gereklidir.[9]

Hareketli bir kütle düzenine sahip yapı grubunda, plan ve kesit düzlemlerinde modüler bir sisteme bağlı, eklemlenmeye dayalı bir kademelenme söz konusu. Bu örgütlenme, küçük

parsel ölçeğinde bitişik düzenli yapılaşmalara referansla kurgulanıyor. Ancak tasarımın çıkış noktasını oluşturan, önceden var olan yapıların konut ağırlıklı olduğunu unutmamak gerekiyor. (Resim 11)

Kompozisyonda farklı hacimler farklı yönlerde tek eğimli çatılar ile sonlanıyor. Elde edilen eğimli kütle bitişleri ile güçlü bir siluet etkisi hedefleniyor. Kütle kompozisyonundaki kümelenmeler ve kademelenmeler aracılığı ile aynı zamanda insan ölçeğini de gözeten bir yapılaşmaya erişiliyor. Cephenin doluluk ve boşluk dengesi de içine yerleştiği çevrenin özelliklerine dikkat edilerek büyük cam yüzeyler kullanmadan kurulmuş. Yapı grubunun kütlesel düzeninde, kentten ve denizden algısı dikkate alınıyor. (Resim 12, 13)

Yapının dış cephe malzemesi kütle farklılaşmalarını, doku veya renk ile vurguluyor. Çevrede bulunan yeşil doku ile uyumu ve dokulu karakteri nedeniyle yarışma sürecinde tuğlanın kullanımı tercih edilmiş. Ancak yapı kabuğunun farklı malzemeler ile tanımlandığı durumlarda dahi, kütle farklılıkları vurgulandığı takdirde mimaride önemli bir kaybın söz konusu olmayacağı yarışma raporunda açıkça ifade edilmiş. Nitekim, yarışma sürecinde önerildiği hali ile pres tuğla kaplama olan uygulama projeleri, ilgili bakanlıktan yeterli ödenek alınamaması nedeniyle sıva üzeri boya olarak yeniden projelendirilmiş. Süreçte projede yapılan revizyonlar projenin özünü değiştirmemiş.

YER İLE İLİŞKİ

Yapı “yer”le ilişki kurmak hedefiyle tasarlanmış. Ancak “Hangi yer ile?” sorusunun yanıtı belirsiz. Lapseki’nin parsel ölçeğinde, ayrık ve bitişik nizam inşa edilmiş apartmanlardan oluşan konut dokusu Türkiye’nin pek çok yerleşimiyle aynı. Günümüzde 10.000 kişilik küçük bir sahil yerleşimi olan Lapseki’nin yaklaşık 2500 yıllık köklü bir tarihi var. Ancak günümüzdeki kent yaşamı içinde bu tarihin mekâna yansımasıyla karşılaşmak mümkün değil. Bu bağlamda yersizleşmeden söz edilebilir: “Görüngübilimsel bakışa göre yersizleşme, yerleri yer yapan niteliklerin giderek azaldığı, insanın çevresine bakarak nerede, hangi kültürel yapıya, tarihsel sürece göre oluşmuş bir çevre içerisinde olduğunu anlayamadığı, buna bağlı olarak aidiyet, kimlik, özgül deneyim vb. sorunlarla karşılaştığı süreç olarak tanımlanabilir.”[10]

Yapının yerle diyalektik bir etkileşim içinde süreklilik sağlaması hedeflenmiş olsa da sonuçta yerin kaybolmuş niteliklerini yeniden inşa ederek kent belleğinde yeni bir iz oluşturduğu, yakın çevresine ve kente kimlik kazandırdığı söylenebilir. Yerle kurulan ilişki hakkında

bağlam, tarih, kültür, yerellik, coğrafya vb. kavramlara atıfta bulunmadan konuşmak mümkün değil. Husserl’in görüngübilimi ve Heidegger’in zaman-mekân kavramı konusundaki varoluşçu çözümlemeleri, insan ilişkilerine bağlı anlamsallığa işaret eden görüngülere dayalı bir “yer” kavramını öne çıkarır.[12] Mekânlar onu deneyimleyen kullanıcıyla arasındaki ilişkiyle anlam kazanır. Sembolik bir anlam kazandıkça “yer” haline gelir. Lapseki Hükümet Konağı bu anlamıyla her yıl biraz daha yere ait hale geliyor.

“Ortak mekân; toplumun tüm kesimlerine açık, konfor ve rahatlama ihtiyaçlarını karşılamak üzere bireysel veya toplum olarak yararlanılabilen, toplum yaşamını doğrudan etkileyen fiziksel mekânlar olarak tanımlanmaktadır.”[13] Bu tanımıyla ele alındığında da, Lapseki Hükümet Konağı'nın tanımladığı açık alanların ortak mekân olarak deneyimlendiği gözlenebiliyor. Bu nedenle yapıyı yerinde deneyimlemek projeye ya da görsellere bakmanın ötesinde zenginlik vaat ediyor.

Lapseki Hükümet Konağı’nın tasarımı, mimarlıkta tanıdık ve sıradan olan (biçim, kompozisyon, cephe kurgusu, malzeme, vb.) ile rastlantısal kurgu ve sekansiyel algının ilişkisini ön plana çıkaran; söz konusu yapı tipolojisine atfedilen anlamı (simgesellik, temsil, vb.) özellikle yerin ölçeği bağlamında sorgulayan bir anlayış üzerine kurulu. (Resim 14) Ancak son kertede yapının yakın çevresi ile birlikte, hayata geçirildiği andan itibaren yerin gündelik yaşamına nasıl eklemlendiği, o yerde yaşayanlar tarafından nasıl algılandığı ve kullanıldığı soruları önemli bir gerçekliğe işaret ediyor. İşte tam da bu noktada yapı ve çevresinin tasarım sürecinde nasıl bir düşünsel çerçeve içerisinde ele alındığı fizik mekânsal karakteri açısından belirleyici.

Lapseki Hükümet Konağı örneğinde de görüldüğü üzere, kamu yapılarının mimarisine yönelik tekçi bakış açısının egemen olduğu bir atmosferde dahi proje yarışmalarının alternatif yarattığı ve bu yolla kitlesel üretimden ayrışabilecek bir üretime ön ayak olduğu görülüyor. Kamu yapılarının yarışmalar yoluyla yapılmasına yönelik bir anlayışın yerleşmesi bu alanda yapılacak çoğulcu üretimin önünü açma potansiyelini içeriyor. Ancak böyle bir ortamda aynı zamanda tarihsel, bölgesel ve bağlamsal özelliklerin farklı özgün mimari yorumlarına da erişmek, yerle ilişki kurmanın farklı yollarını aramak mümkün olabilecek. Aksi takdirde, sadece yapı kabuğunda değişen tarihsel motifler dışında farkları olmayan tip projelere teslim olunma riski barındırıyor.

DEĞERLENDİRME

Böyle bir yapının zaman içerisinde çevresini de nitelikli bir düzenlemeye teşvik etme potansiyeli var. Yapının bulunduğu yerle ilişkilenmesi kitlesinden ziyade etrafındaki boşluğu nasıl tanımladığından geçiyor. Yapının deniz tarafında bir dış mekân tanımlı, ancak henüz düzenlemesi yapılmamış. Şehitliğin bulunduğu bu alanda yapılabilecek sanatsal düzenlemeler için hazırlanmış sağır duvarlar mevcut. Bu düzenlemelerin tamamlanması hem Lapseki’nin köklü tarihinin izlerinin mekânda yansımasına bulmasını sağlayacak hem de Hükümet Konağı’nı sahildeki yürüyüş yoluna daha iyi eklemleyecek.

Proje gücünü yerle kurduğu ilişkiden ve -olumlu anlamıyla- basitliğinden alıyor. Ancak bu ‘sıradanlaşma’ çabası yanı zamanda konut tipolojisine benzerlik yarattığından projenin yumuşak karnını oluşturuyor. Konut yapıları, boyutları itibariyle bulundukları yapılı çevreyle ilişki kurmak konusunda kamu yapılarına göre daha avantajlılar. Mimarlar da yapının kitlesini konut ölçeğinde zaman içinde yan yana gelmiş gibi algılanacak şekilde cepheyi kullanıyorlar. Bunun için eğimli çatılardan, çıkma ve çekmelerden, cephenin derinliğinden, doluluk ve boşluklardan, dokudan ve renkten yararlanıyorlar. Burada yer -yapısalcı anlamıyla- niteliklerine bağlı olarak yapısal bir dizge olarak sunuluyor ve mimari ürün dizgeye dahil bir öğe olarak gösteriliyor, kabul ediliyor.[14] Yapı yerle ilişki kuruyor, ancak “Bir yapı konutu çağrıştırmadan da bu ilişkiyi kurabilir mi? ” sorusunun yanıtını görmek için mimarların sonraki yapılarını izlemeye devam etmek gerekiyor.

Yazı kapsamında son 10 yılda üretildiği aktarılan 238 adet yeni hükümet konağı binasından sadece üçünün projeleri, düzenlenen mimari proje yarışmaları ile elde edilmiş.[15] Bu üç örnekten biri olan Lapseki Hükümet Konağı projesi, elde edilme yöntemine bağlı olarak mimariyi kültürel bir üretim alanı olarak değerlendiren anlayışta. ‘Devlet yapısı’ görünümlü bir bina yapmadan da hükümet konağı tasarlamanın mümkün olduğunu gösteriyor. Bu denemeyle yarışma konusu yapı tipolojisine dair ilk akla gelen kalıplaşmış tanımların dışına çıkılıyor, resmî otorite sivil bir görünüm altında hizmet vermeye başlıyor. Yapının yukarıdan aşağıya olmayan bakış açısı farklı bir yönetim anlayışının mekânsal karşılığı olma potansiyeli taşıyor. Özellikle merkezin yereldeki temsili olan bir kamu yönetim yapısında söz konusu yaklaşım önem kazanıyor.

Mimarların yeri problematiklerinin merkezine koyup bir güncel tasarım sorununa çözüm getirmeleri yerin hâlâ etkili bir kavramsal araç olduğunu gösteriyor. Tek bir yapı paradigma değiştirmek için yeterli olmasa da “başka türlü” düşünmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Ezberbozan bir yapı olduğunu söylememiz içinse benzer yaklaşımda başka yapıların inşa edildiğini ve sessiz sedasız gündelik yaşamımıza dahil olduğunu deneyimlememiz gerekiyor.

KÜNYE

Proje Adı       : Lapseki Hükümet Konağı

Proje Yeri      : Lapseki, Çanakkale

Proje Müellifi : Özgür Bingöl, İlke Barka (BBMD)

Proje Grubu  : Tuba Bilgiç, Berna Göl, Merve Şen, Saadet Kök

İşveren           : Çanakkale İl Özel İdaresi

Yapımcı          : Bazyol İnşaat

Statik              : Barka Mühendislik

Mekanik         : Meta Mühendislik

Elektrik          : En Proje

İç Mekân Tasarımı: BBMD

Peyzaj            : Kartepe Peyzaj

Fotoğraflar    : BBMD ve Gizay Özüm

Proje Tarihi   : 2014-2015

Yapım Tarihi : 2005-2018

Toplam İnşaat Alanı: 7.719 m2

NOTLAR

[1]Köksal, Aykut, 2009, “Türkiye'de Mimarlık: Bir Yanılsama Dünyası”, “Öznenin Görünürlüğü”, Karşı Notlar, Arkeoloji ve Sanat yayınları, ss.13-20.

[2] İçişleri Bakanlığı İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı’nın resmî internet sitesinde “Hükümet Konakları Projelerinde Uygulanacak Usul ve Esaslar” adı ile paylaşılan dokümanın ilk üç maddesi şu şekildedir (imid.icisleri.gov.tr/kurumlar/imid.icisleri/hukumet_konaklari/Genel_Esaslar.pdf): “1. Cephe ve görünüm bölgenin tarihi dokusuna uygun olacaktır. (Söveler, geniş saçaklar, cumbalar, yüksek pencereler vb.) 2. Bina cephelerinde yöresel mimariyi yansıtacak malzemeler seçilecektir. (Bölgeye uygun doğal taş ahşap vb.) 3. Bina girişleri saçak, sütün, kemer gibi imalatlarla vurgulanmalıdır.” Adeta bir reçete gibi maddelendirilen bu yüzeysel yaklaşım yerle kurulan ilişkiyi motiflere ve malzeme dağarcığına indirgiyor.

[3] Bingöl, Özgür; Barka, İlke, 2019, “Mahalleden Biri: Lapseki Hükümet Konağı”, XXI, sayı:177, ss.26-31.

[4] “Devlet binası” görünümlü yapıya örnek olarak yapısal ömrünü tamamladığı için yıkılan ve bir tip-proje uygulaması olan eski Lapseki Hükümet Konağı verilebilir.

[5] Lapseki Hükümet Konağı ve Çevresi Mimari Proje Yarışması Jürisi yazı konusu projeyi, hepsi çok nitelikli altı adet projenin arasından alışılmadık bir tercih yaparak birinci seçer ve uygulanmasına vesile olur. Bu bağlamda yurt dışında (örneğin Fransa'da) örneklerini gördüğümüz şekilde yapının girişine konulacak bir plakette mimarlarla birlikte isimlerinin anılmasını hak ediyorlar: Hüseyin Kahvecioğlu (Mimar, Jüri Başkanı), İsmail Morkoç (İnşaat Mühendisi), Gonca Paşolar (Mimar), Cem Sorguç (Mimar), Ahmet Tercan (Mimar).

[6] Lapseki Hükümet Konağı Mimari Proje Yarışması Jüri Raporu, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Kongre ve Fuar Merkezi Toplantı Salonu, 7 Eylül 2014.

[7] Atay, Güldehan Fatma, 2014, Saraydan Sokağa Oyun, Bölüm Adı: “Mekân Kurucu Öğe Olarak Oyun: Kurgusuz Oyunun Sınırsız Mekânları, Kabalcı, Editör: Fatma Akyürek-Gül Özturanlı, Basım Sayısı: 2, ss.162.

[8] Köksal, 2009, s.15.

[9] Koçyiğit, Rıfat Gökhan; Gorbon, Fatih, 2012, “Mimarlıkta Yersizleşme ve Yerin Yeniden-Üretimi”, Tasarım+Kuram, MSGSÜ, cilt 8, 13, s.101.

[10]Koçyiğit, Gorbon, 2012, s.101.

[11] Koçyiğit, Gorbon, 2012, s.96.

[12] Norberg-Schulz, Christian, 1980, Genius Loci, Academy Editions, Londra.

[13] Koçyiğit, Gorbon, 2012, s.102.

[14] URL2.

Bu icerik 249 defa görüntülenmiştir.