405
OCAK-ŞUBAT 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Göbekli Tepe: UNESCO Dünya Miras Alanı ve Değişen Yaklaşımlar

Oldukça kısa sayılabilecek bir zamandır kazı çalışmalarının sürdüğü Göbekli Tepe, 2018 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne dahil edildi. Bu haberin ardından 402. (Temmuz-Ağustos 2018) sayımızın kapağına taşıdığımız ve o sayıda söz verdiğimiz gibi, kazı ekibinin kaleminden Göbekli Tepe’nin tarihine yakından bakıyoruz.

Lee Clare, Dr. Göbekli Tepe Kazı Sorumlusu, Alman Arkeoloji Enstitüsü
Moritz Kinzel , Dr., University of Copenhagen Department of Cross-Cultural and Regional Studies (ToRS)
Devrim Sönmez , Alman Arkeoloji Enstitüsü
Celal Uludağ , Göbekli Tepe Kazı Başkanı, Şanlıurfa Müzesi

Göbekli Tepe arkeolojik yerleşim alanı, 1 Temmuz 2018 tarihinde Bahreyn, Manama’da gerçekleşen Dünya Miras Komitesi 42. oturumunda UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alındı. Göbekli Tepe, Türkiye’den listeye giren 18. kültürel miras alanı olmakla birlikte bu gelişme, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Şanlıurfa Müzesi’nin Alman Arkeoloji Enstitüsü ile yakın işbirliği içerisinde gerçekleştirdiği, uzun ve verimli bir çalışmanın sonucudur. Yeni dünya miras alanı ve çevresi, Şanlıurfa ilinin yaklaşık 15 kilometre doğusunda konumlanan Germuş Dağlarında, 587 hektarlık bir alana yayılmaktadır. Yerleşimin kendisi ise, 126 hektarlık bir alanda, oldukça büyük (300 x 300 metre) bir höyükten ve höyüğün yamacında konumlanan, tarih öncesi ve Roma dönemlerinde kireçtaşı çıkarmak için kullanılmış, yasaya göre I. Derece Arkeolojik Sit Alanı’na dahil bir kireçtaşı platodan oluşmaktadır. (Resim 1) Yerleşkenin etrafındaki tampon bölge olan ve III. Derece Sit Alanı ilan edilmiş 461 hektarlık alanın, batısında ve kuzeyinde Roma Dönemi kalıntıları bulunurken, güneybatısında yer alan bazalt kaynaklarının tarihöncesinde hammadde temini amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır. Deniz seviyesinden 770 metre yüksekte konumlanan ve Germuş Dağlarının en yüksek noktalarından biri olan Göbekli Tepe, yerel bir simge olarak görülmektedir. Bölgenin kuzeyinde, ufuk noktasına doğru, Nemrut Dağı dahil olmak üzere, doğu Toros Dağlarının tepe noktası görülebilmekteyken, doğusunda ise volkanik Karacadağ’ın kara silueti seçilebilir durumdadır. Güneyde -Türkiye-Suriye sınırına uzanan- Harran Ovası’na bakan yerleşimin, üç tarafı kuzeyde Germuş, batıda Fatik ve doğuda Tektek Dağlarının yükseltileri ile çevrilidir.

Göbekli Tepe elli yılı aşkın süredir biliniyor olmasına karşın, arkeolojik kazılar yalnızca 23 yıl önce, 1995 yılında başladı. Bu süre, Türkiye’den Dünya Miras Listesi’ne girmeyi başaran diğer yerleşim yerleri ile karşılaştırıldığında -örneğin, her biri yüz yılı aşkın süredir arkeolojik araştırmaların merkezinde yer alan Hattuşa, Troya, Bergama ve çevresi ve Efes gibi- oldukça kısadır. Göbekli Tepe ilk kez 1963 yılında, Güneydoğu Anadolu Tarih Öncesi Araştırmaları projesi kapsamında İstanbul Üniversitesi’nden Halet Çambel ve Chicago Üniversitesi Oriental Institute’den Robert J. Braidwood başkanlığındaki yüzey araştırması ekibi tarafından tespit edilmiştir.(1) Fakat bu keşfin ardından araştırmalar Göbekli Tepe’de değil, aynı yüzey araştırması projesi kapsamında keşfedilen, Diyarbakır / Ergani yakınlarındaki bir Neolitik Dönem yerleşim yeri olan Çayönü Tepesi’nde yoğunlaşmıştır. 1980’lere gelindiğinde, bölgede yaşayan çiftçiler Göbekli Tepe’de karşılarına çıkan birkaç buluntuyu Şanlıurfa Müzesi’ne teslim eder; ancak bölgenin önemi 1994’te Klaus Schmidt’in ziyareti ile anlaşılacaktır.(2) Göbekli Tepe’de arkeolojik kazı çalışmaları 1995 yılında, Şanlıurfa Müzesi başkanlığında Harald Hauptmann’ın (Alman Arkeoloji Enstitüsü) alan yönetiminde, Heidelberg Üniversitesi ile işbirliği içerisinde başlar.

Göbekli Tepe’yi kazmak gibi oldukça önemli bir görevi üstlenen kişi, Hauptmann’ın eski bir öğrencisi olan Klaus Schmidt olacaktır. Schmidt daha önce, 1983-1991 yılları arasında Hauptmann ile Nevali Çori’de çalışmış ve çok sayıda örneğini daha sonra Göbekli Tepe’de keşfedeceği T biçimli kireçtaşı stellerini ilk kez burada tanıma fırsatı bulmuştur. (Resim 2)

Schmidt, doktora tezini 1999 yılında Erlangen-Nürnberg Üniversitesi’nde tamamlar ve 2001’de, Berlin’de yer alan Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün “Orient Department” isimli Doğu üzerine çalışmalar yürüten bölümünde, araştırmacı eğitmen (wissenschaftlicher referent) olarak çalışmaya başlar; 2014 yılındaki vefatına dek bu görevi sürdürecektir. 2014 yazında, kazı başkanlığı yeniden Şanlıurfa Müzesi’ne geçer, ancak kazı ve araştırma çalışmaları halen Alman Arkeoloji Enstitüsü ile yakın işbirliği içerisinde gerçekleştirilmektedir. Göbekli Tepe, 2009 yılından bu yana, Alman Araştırma Fonu’nun (Deutsche Forschungsgemeinschaft) “Yukarı Mezopotamya’nın Erken Holosen Dönem Toplulukları ve Besin Ekonomileri” (The Early Holocene Societies of Upper Mesopotamia and Their Subsistence) başlıklı uzun dönem araştırma projesinin de odak noktasıdır.

Göbekli Tepe’de gerçekleştirilen kazılar sonucunda elde edilen sonuçlar ve ön gözlemler, akademik camiada adeta bir sansasyon yaratmıştı. Söz konusu bölge, MÖ 9. binyıla, hatta belki daha erken bir döneme ait(3), “birkaç kült yapıya sahip sıradan bir yerleşme değil, bir dağ üzerinde inşa edilmiş yapılardan oluşan dini ritüel alanı” idi. Aynı zamanda Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem olarak da tabir edilen bu dönem, avcı toplayıcılıktan tarımcılığa geçişin yaşandığı, popüler ve belki de yanıltıcı bir biçimde Neolitik Devrim olarak da tabir edilen süreç ile eş zamanlıdır. “Devrim” tabiri besin ekonomisinde keskin bir değişimi ifade ederken, Neolitikleşme, ilk yerleşik toplulukların sahneye çıkışı ve geç Pleistosen sonunda yoğunlaşan yabani tahıl hasadı ile başlayıp, MÖ 8. binyılda hayvancılığın ve çanak çömlek üretiminin ortaya çıkışı ile ise sona eren uzun dönemli bir süreçti. Günümüz Türkiyesinin güneydoğusu, Kuzey Suriye ve Irak’ın kuzey kesimlerini içeren Yukarı Mezopotamya bölgesi, bu sürecin ilk, anahtar gelişimlerinin yaşandığı çekirdek bölgenin içerisindeydi; takip eden yüzyıllar içerisinde Neolitik yaşam biçimi işte bu bölgeden, komşu Anadolu’ya, Ortadoğu’ya ve ötesine yayılacaktı.(4)

Yontmataş buluntuları üzerinde gerçekleştirilen analizler(5) ve radyokarbon tarihlendirme sonuçlarına(6) göre Göbekli Tepe, MÖ 10. binyıl ortalarından MÖ 9. binyıl sonlarına dek, göreceli olarak kısa bir süre (~1500 yıl) boyunca kullanımdaydı. Ancak, Göbekli Tepe’yi dikkat çekici kılan yalnızca eskiye giden tarihi değil, daha önce büyük yapılar inşa edebilme yetisinden yoksun olduğu düşünülen avcı toplayıcı toplulukların, böylesi anıtsal yapılar inşa ettiğinin anlaşılması olmuştur. Bunların yanı sıra, Göbekli Tepe, domestik bir yerleşmenin en temel gereksinimlerinden biri olan temiz su kaynaklarına da uzaktır. Böylelikle, Göbekli Tepe’nin, yaklaşık 200 kilometrelik bir etkileşim alanı içerisinde(7), Yukarı Mezopotamya topluluklarının buluştuğu bir ritüel merkezi olduğu önerilmiştir.(8) Klaus Schmidt’in bir başka önerisi, Göbekli Tepe gibi erken Neolitik Dönem ritüel merkezlerinin oluşumunun, avcılık ve yabani tahıl hasadı gibi, geniş kültürel çevre üzerinde potansiyel bir kontrol ile eş zamanlı gerçekleştiği yönündedir. Bu stratejiler, büyük ihtimalle yabani bitki ve hayvan türlerinin evcilleştirilme sürecini destekleyici faktörlerden biridir. Bu süreç, MÖ 9. binyıl sonları ve 8. binyıl başlarına gelindiğinde, tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya başlayan toplulukların dağlık alanlar yerine vadi içlerini, daha bereketli topraklara sahip bölgeleri tercih etmeye başlaması ile birlikte Göbekli Tepe’nin de terk edilmesi ile sonuçlandı. (9)

DEĞİŞEN PERSPEKTİFLER

Göbekli Tepe, yaklaşık son 25 yıldır, yeni bir paradigmanın gelişiminin merkezinde yer aldı. Bu, özellikle her yerde karşımıza çıkan “dünyanın ilk tapınakları” nitelemesi ile kendini göstermektedir. Göbekli Tepe’nin anıtsal mimarisi için “tapınak” teriminin kullanımı, Klaus Schmidt’in ilk yayınlarına ve Harald Hauptmann’a dek takip edilebilmekte.(10) Ancak, Göbekli Tepe’nin yalnızca ritüel amaçlı kullanıldığına dair yorumlar, özellikle son yıllarda gerçekleştirilen kazıların sonuçları ve daha önceki yıllarda kazılmış alanlara dair kayıtların yeniden değerlendirilmesi sonucunda sorgulanmaya başladı.(11) Schmidt’in Taş Devritapınakları teorisinin iki temel argümanı, domestik faaliyetlere dair verilerin yokluğu ve anıtsal yapıların kullanımlarının ardından içlerinin bilinçli olarak (ritüel ile ilişkili olarak toprakla) doldurulmasıydı.(12) Kalıcı veya geçici şekilde işleyen bir “tapınak personeli” mekanizmasının varlığı ihtimalini göz ardı etmemekle birlikte Schmidt, Göbekli Tepe’de domestik bir yerleşmenin varlığına dair herhangi bir gerçekçi gösterge tespit edememişti.(13) Bunu, özellikle, en yakın su kaynağının kuzeydoğu ve güneybatıya doğru yaklaşık beş kilometre mesafede konumlandığı ve dolayısıyla burada kalıcı bir yerleşimin olası olmadığı vurgusu ile gerekçelendirmişti.(14) Platonun batı yamacında keşfedilip belgelenen, platodan yağmur suyunun tahliye olduğu ana güzergah üzerinde kayaya oyulmuş sarnıçlar ve ilişkili kanalların varlığı da, onu bu düşüncenin aksini düşünmeye yönlendirmemişti.(15) Ancak, 2011 yılından bu yana, höyüğün farklı kesimlerinde, iki koruyucu çatı yapısının inşası amacıyla kazılan sondajlardan elde edilen veriler, en erken evrelere dair şimdiye dek bilinenden farklı bir tablo çizmeye başladı ve daha önce bilinmeyen türde mimari yapı kalıntılarına ulaşıldı. Özellikle, kuzeybatı çukurda (K10-55 açması) bulunan, oldukça büyük ve derin, kayaya oyulmuş çukur yapı, höyükte yağmur suyunun depolanması ile ilişkili olabilecek bir faaliyeti çağrıştırmakta.(16) (Resim 3) 8 metre çapında ve 2,8 metre derinliğindeki çukurun şu ana dek yalnızca bir kısmı kazılabildi. Batısında yer alan, dar, duvarla çevrili giriş / kanal, yapının içine su tahliyesi gerçekleştirmiş olabilir, bu da yapının Göbekli Tepe’de şimdiye dek bulunmuş en büyük sarnıç olduğunu ve

bu yönüyle 1995 yılında E Yapısı’nın kuzeyinde bulunan, kayaya oyulmuş iki çukurdan(17) daha fazla öneme sahip olduğunu göstermektedir. 2013 yılında, kuzeybatı çukurda yer alan K10-35 açmasında bulunan, kayaya açılmış bir kanal da ayrıca Göbekli Tepe’de Neolitik Dönem’de su elde etme ve depolama stratejilerine işaret etmektedir.(18) Bahsi geçen kireçtaşı levhalarla bilinçli bir şekilde kapatıldığı düşünülen kanal, K10-55’teki geniş çukurun yalnızca 12 metre batısında konumlanır. Kanal ile çukurun ilişkili olup olmadığı ancak ilerideki çalışmalar neticesinde anlaşılabilecektir.

Kuzeybatı çukurda (K10-13 ve K10-23 açmalarında) bir başka sondajda açığa çıkarılan mimari kalıntılar ise büyük olasılıkla domestik nitelikte yapılardır.(19) Özellikle, doğal kireçtaşı plato üzerine inşa edilmiş, oval planlı, birbirine eklemlenerek çoğalan bu yapı grubu, Kuzey Suriye’de, Fırat kenarında yer alan bir başka Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem yerleşmesi olan Jerf el-Ahmar’daki domestik yapıları andırır.(20) Yanı başında bulunduğu bu yapı grubunu, anıtsal olmadığı düşünülen mimari kalıntılardan ayıran aktivite / işlik alanının keşfi; bulunan birkaç ocak, taş ve kemik boncuk üretimine dair bulgular ve daha önce höyüğün hiçbir alanında karşılaşılmayan yoğunlukta kemik aletin varlığı nedeniyle alanın domestik işlevini kanıtlar niteliktedir. (Resim 4) Radyokarbon tarihlendirme sonuçları daha elde edilmemiş olmakla birlikte, arkeolojik ve stratigrafik gözlemler ve ayrıca çakmaktaşı alet endüstrisi (21) alanın, Göbekli Tepe’nin ilk iskan evrelerine, belki de MÖ 10. binyılın ikinci yarısı kadar erken bir döneme tarihlendirilebileceğini önermektedir. Aynı zamanda, höyüğün kuzeybatısında domestik aktivitelere işaret eden veriler, 2017 yılında höyüğün batı yamacında gerçekleştirilen kazılar ile de desteklenmektedir. K10 - 13 ve K10 - 23 açmalarında açığa çıkarılan yapılar ile birlikte, tespit edilen diğer anıtsal olmayan yapılar, mevcut araştırmaların odak noktasıdır.

Göbekli Tepe’nin anıtsal yapıları ve karakteristik T biçimli kireçtaşı sütunlar üzerinde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalar daha önce yayımlandı ve gelecekte de yayımlanacak.(22) Ancak mevcut araştırmalar, bu yapıların içlerinin doldurulduğu dolgu içerisinden gelen malzemeler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Uzun yıllar boyunca, yapıların içlerinin bilinçli bir şekilde doldurulduğu ve bunun belki de ölen bir yakının “gömülmesine” benzer şekilde yapıların “kapatılması” ile ilişkili olabileceği önerildi.(23) Fakat aynı zamanda, fauna, yontmataş ve radyokarbon tarihlendirme analizleri ile mimari veriler, bu konunun paradigmalardan biraz uzaklaşarak ele alınmasını gerekli kılmaktadır.(24) Yapı içlerinin doldurulduğu dolgulardan gelen malzeme üzerinde gerçekleştirilen detaylı çalışmalar, Schmidt’in daha önce önerdiği gibi, yapı içlerinin birden fazla seferde dolduğunu göstermektedir.(25) Schmidt yapı içlerinin doldurulması sürecini, taşınmış, akmış bir dolgunun buraya dolması gibi bir olay yerine(26) bir ritüel senaryosuyla açıklamayı tercih etmişti. Fakat şimdi, bahsi geçen olasılık daha dikkatli bir yeniden değerlendirmeyi gerektiriyor. Yakın çevredeki yamaçlardan buraya toprak ve malzeme akması, nihayetinde yapı içlerinin dolması, yapıların kullanım ömrü sürecinde birden fazla kez yaşanan doğa olayları ilişkili olabilir.

Tepelerin en yüksek noktalarında ve yamaçlarında bulunan dörtgen planlı yapılar, Göbekli Tepe Dünya Miras Alanı’nın bir diğer önemli yapı grubunu oluşturur.(27) Ancak bu yapılar, istisnalar mevcut olmakla birlikte, höyüğün alçak kısımlarında bulunan büyük, oval planlı anıtsal yapılar kadar dikkat çekmemiştir. Öte yandan bu dörtgen planlı yapılar, MÖ 9. binyılın ilk yarısında alandaki yerleşimin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır ve benzer örnekler Şanlıurfa bölgesinde şimdiye kadar görülmemiştir. Uzun süredir akademik tartışmaların konusu olan ve yaklaşık olarak bahsedilen bu döneme denk gelen oval planlı yapılardan dörtgen planlı yapılara geçiş sürecini anlamak(28) ve bu yapıların karmaşıklığını çözümlemek(29) adına arkeolojik ve diğer çalışmalar başlamış durumdadır. (Resim 5) Ayrıca, daha önceki inanışın aksine, çok daha uzun süre kullanıldığı anlaşılan ve farklı dönemlere tarihlenen yapım aşamalarına sahip oval planlı A, B, C ve D anıtsal yapılarının, bu dörtgen planlı yapılarla en azından kısmen çağdaş olduğu yeni çalışmalar sonucunda anlaşılmıştır.(30)

UNESCO DÜNYA MİRAS LİSTESİ

Şüphesiz, Göbekli Tepe’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınması, Dünya Miras Listesi’nin on kriterinden i, ii ve iv olmak üzere üçünü yerine getiren yerleşmenin üstün evrensel değerinin (outstanding universal value - OUV) altını çizdi.(31)

Bu kriterler “İnsanın yaratıcı dehasının üst düzeyde bir temsilcisi olması”; “Dünyanın bir kültür bölgesinde veya bir dönemde mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, kent planlama veya peyzaj tasarımı alanlarında önemli gelişmelere ilişkin insani değer alışverişlerine tanıklık etmesi”; “İnsanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir yapı tipinin, mimari veya teknolojik bütünün veya peyzajın istisnai bir örneği olması” biçiminde belirlemiştir.

UNESCO’nun danışma organlarından biri olan ICOMOS’un talebi üzerine, Göbekli Tepe adaylık dosyası, aynı zamanda yukarıda sunulan yeni araştırma sonuçlarını da içerecek şekilde düzenlenmişti. Göbekli Tepe’nin “dünyanın ilk tapınakları”na ev sahipliği yaptığı paradigmasını değiştirmekle birlikte, yeni sonuçlarımız, Göbekli Tepe’nin “üstün evrensel değeri” üzerinde olumsuz bir etki yaratmadı; aksine, bu yeni sonuçların, yerleşmenin önemini arttırdığı söylenebilir. Söz konusu olan bölge, yüksek bir tepenin zirvesinde kurulu bir ritüel merkezi olmanın ötesinde bir yerleşmedir. Dünyanın ilk anıtsal mimarilerinden birine sahip olmanın yanı sıra, Göbekli Tepe, olasılıkla geniş bir kültürel çevre için sosyal bir merkez niteliği taşıyan bir yerleşmeydi. İnsanlık tarihi için önemli bir dönüşüm süreci olan bu dönemde, bölgede yaşayan ve toplanan toplulukların dünya görüşlerine dair önemli bilgiler sunan Göbekli Tepe, toplulukların inançlarını ve hikayelerini T biçimli, büyük taş stellere

kazıyarak somutlaştırdığı bir yerdi. Çoğunluğunu vahşi hayvanların oluşturduğu betimlemeler, insan toplumunun bu süreçte yüzleşmeye başladığı, avcı toplayıcılığın aşamalı bir şekilde bırakılıp yerini tarımcılığın alması, nüfus artışı, sosyal hiyerarşinin yavaşça ortaya çıkmaya başlaması, bölgeselliğin belirgin hale gelmeye başlaması gibi, Neolitikleşme süreci içerisinde doğan zorluklar karşısında bir kimlik ve topluluk anlayışını pekiştirmiş olmalıydı. (Resim 6)

SON SÖZ VE TEŞEKKÜR

Göbekli Tepe’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girişi, hem yerleşim yerine hem de komşu Suriye’de yaşanan, politik açıdan zorlu son birkaç yılın turist sektörü üzerindeki etkisi düşünüldüğünde Şanlıurfa kenti için öne atılmış büyük bir adım oldu. (Resim 7) Bu bağlamda, başarılı adaylık dosyasına sunduğumuz mütevazı katkı dolayısıyla mutluluk ve gurur duymaktayız. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, özellikle UNESCO adaylık sürecinde sundukları destek için teşekkürü borç biliriz. Göbekli Tepe Dünya Miras Alanında sürdürülen kazı ve araştırma çalışmaları, Alman Araştırma Fonu’nun (Deutsche Forschungsgemeinschaft) “Yukarı Mezopotamya’nın Prehistorik Toplulukları ve Besin Ekonomileri” (The Prehistoric Societies of Upper Mesopotamia and their Subsistence - EI438/12-3 - PE) başlıklı uzun erimli projesi kapsamında maddi destek almaktadır. Bu yazıyı, Harald Hauptmann’ın (1936-2018) anısına sunmak isteriz.

Aksi belirtilmedikçe fotoğraflar Alman Arkeoloji Enstitüsü, Göbekli Tepe Projesi’ne aittir.

NOTLAR

1. Benedict, Peter, 1980, “Survey Work in Southeastern Anatolia”, Prehistoric Research in Southeastern Anatolia I, (ed.) Halet Çambel, Robert J. Braidwood, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul, ss.151-191.

2. Schmidt, Klaus, 1997, “News from the Hilly Flanks” Zum Forschungsstand des obermesopotamischen Frühneolithikums, Archäologisches Korrespondenzblatt Nachrichtenblatt, sayı:2/1, ss.70-79. Schmidt, Klaus, 2006, Sie bauten die ersten Tempel. Das rätselhafte Heiligtum der Steinzeitjäger, (ed.) C. H. Beck, Münih.

3. Schmidt, Klaus, 1995, “Investigations in the Upper Mesopotamian Early Neolithic: Göbekli Tepe and Gürcütepe”, Neo-Lithics, sayı:2/95, ss.9-10.

4. Özdoğan, Mehmet, 2014, “A new look at the introduction of the Neolithic way of life in Southeastern Europe. Changing paradigms of the expansion of the Neolithic way of life”, Documenta Praehistorica, sayı:41, ss.33-49.

5. Beile-Bohn, Manuela; Gerber, Christoph; Morsch, Michael, 1998, “Neolithische Forschungen in Obermesopotamien. Gürcütepe und Göbekli Tepe”, Istanbuler Mitteilungen, Deutsches Archaologisches Institut Abtei, sayı:48, ss.5-78.

6. Schmidt, Klaus, 2000, “Zuerst kam der Tempel, dann die Stadt Vorläufiger Bericht zu den Grabungen am Göbekli Tepe und am Gürçutepe 1995-1999”, Istanbuler Mitteilungen, sayı:50, ss.5-41. Dietrich, Oliver, 2011, “Radiocarbon dating the first temples of Mankind”, Zeitschrift für Orient-Archäologie, sayı:4, ss.12-25.

7. Schmidt, 2006. Schmidt, Klaus, 2005, ”‘Ritual Centers’ and the Neolithisation of Upper Mesopotamia”, Neo-Lithics, sayı: 2/5, ss.13-21.

8. Schmidt, Klaus, 1998, “Beyond Daily Bread: Evidence of Early Neolithic Ritual from Göbekli Tepe”, Neo-Lithics, sayı:2/98, ss.1-5. Schmidt, Klaus, 2001, “Göbekli Tepe and the Early Neolithic Sites of the Urfa Region: a Synopsis of New Results and Current Views”, Neo-Lithics, sayı:1/1, ss.9-11.

9. Schmidt, 2006.

10. Schmidt, Klaus, 1998, “Frühneolithische Tempel. Ein Forschungsbericht zum präkeramischen Neolithikum Obermesopotamiens”, Mitteilungen der Deutschen Orient Gesellschaft, Archäologische Entdeckungen, Die Forschungen des Deutschen Archäologischen Instituts im 20, sayı:130, ss.17-49. Hauptmann, Harald; Schmidt, Klaus, 2000, “Frühe Tempel - frühe Götter?”, Archäologische Entdeckungen, Deutsches Arcäologisches Institut, Jahrhundert, Von Zabern, ss.258-266.

11. Banning, Edward, 2011, “So Fair a House: Göbekli Tepe and the Identification of Temples in the Pre-Pottery Neolithic of the Near East”, Current Anthropology, cilt:52, sayı:5, The University of Chicago Press, ss.619-640. Bernbeck, Reinhard, 2013, “Religious Revolutions in the Neolithic? ‘Temples’ in Present Discourse and Past Practise”, Tempel im Alten Orient, (ed.) Kai Kaniuth, Anne Löhnert, Jared L. Miller, Adelheid Otto, Michael Roaf, Walther Sallaberger,Internationales Colloquium der Deutschen Orient-Gesellschaft, cilt:7,Ekim 2009, München Harrassowitz Verlag, Wiesbaden, ss. 33-47. Clare, Lee, 2017, Göbekli Tepe (Çanak Çömleksiz Neolitik A İlk Çanak Çömleksiz Neolitik B: MÖ 9600-8200), Şanlıurfa Müzesi Arkeolojik Eser Kataloğu, (ed.) Necmi Karul, Gülriz Kozbe, Ahmet Yavuzkır, Şanlıurfa, ss. 28-32.

12. Schmidt, Klaus, 2010, “Göbekli Tepe - der Tell als Erinnerungsort”, Leben auf dem Tell als soziale Praxis, Beiträge des Internationalen Symposiums in Berlin, (ed.) Svend Hansen, Dr. Rudolf Habelt GmbH, Bonn, ss.13-23.

13. Schmidt, 2010.

14. Herrmann, Richard; Schmidt, Klaus, 2012, “Göbekli Tepe - Untersuchungen zur Gewinnung und Nutzung von Wasser im Bereich des steinzeitlichen Bergheiligtums”, Wasserwirtschaftliche Innovationen im archäologischen Kontext. Von den prähistorischen Anfängen bis zu den Metropolen der Antike, (ed.) Florian Klimscha, Ricardo Eichmann, Christof Schuler ve Henning Fahlbusch, Menschen-Kulturen-Traditionen, Studien aus den Forschungsclustern des Deutschen Archäologischen Instituts, cilt:5, Verlag Marie Leidorf GmbH, Rahden/Westfalen, ss.57-67.

15. Herrmann; Schmidt, 2012.

16. Clare, Lee; Dietrich, Oliver; Notroff, Jens, 2015, “Göbekli Tepe, Türkei. Die Arbeiten der Jahre 2014 (Herbst) und 2015”, e-Forschugsberichte des DAI, Faszikel 3, ss.149-151.

17. Beile-Bohn; Gerber; Morsch, 1998. Piesker, Katja, 2014, “Göbekli Tepe - Bauforschung in den Anlagen C und E in den Jahren 2010-2012”, Zeitschrift für Orient-Archäologie, cilt: 7, ss.14-54.

18. Dietrich, Oliver; Köksal Schmidt, Çiğdem; Kürkçüoğlu, Cihat; Notroff, Jens; Schmidt, Klaus, 2014, “Göbekli Tepe: Preliminary Report on the 2012 and 2013 Excavation Seasons”, Neo-Lithics, sayı: 1/14, ss.11-17.

19. Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün 2015 Faaliyet Raporu sayı:137,

Kaynak: www.dainst.org/documents/10180/1815404/eJB+2015s.pdf/892969a0-f756-4229-8b06-089a55409d08, [Erişim: 11.12.2018]

20. Stordeur, Danielle, 2015, Le village de Jerf el Ahmar (Syrie, 9500-8700 av. J.-C.) L’Architecture, miroir d’une société néolithique complexe, CNRS Éditions, Paris.

21. Jonas Schlindwein ile kişisel görüşme.

22. Piesker, 2014. Kurapkat, Dietmar, 2010, “Frühneolithische Sondergebäude auf dem Göbekli Tepe in Obermesopotamien und vergleichbare Bauten in Vorderasien”, Technische Universität, yayımlanmamış doktora tezi, Berlin.

23. Schmidt, 2006. Schmidt, 2010. Schmidt, Klaus, 1999, “Boars, Ducks, and Foxes - the Urfa Project 99”, Neo-Lithics, sayı:3/99, ss.12-15. Schmidt, Klaus, 2001, “Göbekli Tepe, Southeastern Turkey. A preliminary report on the 1995-1999 excavations”, Paléorient, cilt:26, sayı:1, ss.45-54.

24. Poellath, Nadja; Clare, Lee; Schlindwein, Jonas; Kinzel, Moritz; Notroff, Jens; Peters, Joris, 2018, “Inside Göbekli Tepe: Dissecting a Layer Cake”, Paper presented at the 13th ICAZ International Conference, Ankara, 2-7 Eylül 2018.

25. Schmidt, 2010.

26. Schmidt, 2006.

27. Kurapkat, 2010.

28. Özdoğan, Mehmet, 2010, “Transition from the Round Plan to Rectangular - Reconsidering the Evidence of Çayönü”, Neolithic and Chalcolithic Archaeology in Eurasia: Building Techniques and Spatial Organisation, (ed.) Dragoş Gheorghiu, International Union for Prehistoric and Protohistoric Sciences. Proceedings of the XV World Congress (Lizbon, 4-9 Eylül 2006), BAR International Series 2097, Archaeopress, Oxford, ss.29-34.

29. Kinzel, Moritz; Duru, Güneş; Barański, Marek Z., “Modifiy to last? A Neolithic perspective on rebuilding and continuation”, (ed.) Ulrike Wulf-Rheidt, Katja Piesker, Umgebaut, Diskussionen zur Archäologischen Bauforschung 13.

30. Piesker, 2014.

31. “The Criteria for Selection”, whc.unesco.org/en/criteria [Erişim: 15.12.2018]

Bu icerik 3895 defa görüntülenmiştir.