MİMARLIK
395
MAYIS-HAZİRAN 2017
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Dünden Bugüne Fikirtepe
    Duygu Parmaksızoğlu, Antropolog, New York Şehir Üniversitesi Antropoloji Bölümü Doktora Öğrencisi

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Referandum ve Meşruiyet Sorunu

Eyüp Muhcu, Mimarlar Odası Genel Başkanı

“Referandumda oylanan, halkın talep ettiği değil; iktidar odağının dayattığı bir belgedir. Anayasa değişikliğiyle önerilen ‘otokratik bir yönetim’ sistemine meşruluk kazandırmak amacıyla halkın oyuna başvurulmaktadır.” “Geçmişte var olan ‘otokratik devletler’, toplumların ‘cumhuriyet ve demokrasi’ talepleri ve toplumsal devrimlerle 150-200 yıl önce tarihin sahnesinden silinip gitmişlerdir. Günümüzde oldubittilerle bu karanlık devlet rejimlerinin kurulması ve yaşatılması mümkün olmadığı gibi, sonu belli bir maceradan başka bir şey de değildir.” “% 87 oy kullanılan referandumda özellikle kentsel dönüşüm uygulamalarının acımasızca uygulandığı, kent ve çevre değerlerinin talan edildiği İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollerde bu politikaların onaylanmadığı, ‘hayır’ oylarının; eğitim, sağlık, altyapı hizmetlerinin yetersiz olduğu kırsal kesimde ‘evet’ oylarının yüksek çıkması dikkat çekmektedir.”

Ülkemizde yaşanan olağanüstü koşullar sürerken 16 Nisan 2017 tarihinde demokrasi, hukuk ve çağdaş normlar yok sayılarak dayatılan bir anayasa değişikliğine, halkın % 49’u hükümetin beklediği desteği vermeyerek “demokratik parlamenter sisteme” sahip çıktıklarını göstermişlerdir… Bu “anayasa değişikliği”, 15 Temmuz 2016 “darbe girişimi” gerekçe gösterilerek ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK’lar sürecinde gündeme gelmiştir. Demokratik katılım, toplumsal işbirliği ve uzlaşı kültürünü yok sayan bir anlayışla ve demokratik toplumsal muhalefet üzerinde her türlü “baskı ve sindirme” politikalarının yürürlüğe sokulduğu bir ortamda referandum gerçekleştirilmiştir.

Referandum eşit olmayan koşullarda yapılmış ve iktidar, devlet olanaklarının sınırsız bir şekilde kullanılmasında bir sakınca görmemiştir. Yapılan “evet” mitinglerin finansmanı kamu kaynaklarından sağlandığı gibi; yayın kısıtlılığı getirilmesi, devlet memurlarının, öğrencilerin ve yurttaşların katılımı için hukuk dışı yöntemlere başvurulması endişe vermiştir. Bu yapılan haksız uygulamalara karşı olarak ise hâlâ herhangi bir hukuki sürecin başlatılmamış olması düşündürücüdür.

Demokratik parlamenter sistemin fiili durumlarla devre dışı bırakıldığı, erkler ayrılığı ilkesinin bütünüyle ortadan kaldırıldığı, hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği, dokunulmazlıkların kaldırılarak yasamanın doğrudan yürütmenin tahakkümü altına alındığı koşullarda yapılan bu anayasa değişikliği hiçbir şekilde meşru kabul edilemez.

Anayasa değişikliğini içeren referandumun gündeme getirilmesi de demokratik yollarla gerçekleşmemiş; halkın etkin ve söz sahibi olduğu, karar alma süreçlerinin bütününe katıldığı bir organizasyon yapılmamış ve işletilmemiştir. Referandumda oylanan, halkın talep ettiği değil; iktidar odağının dayattığı bir belgedir. Anayasa değişikliğiyle önerilen “otokratik bir yönetim” sistemine meşruluk kazandırmak amacıyla halkın oyuna başvurulmaktadır.

İktidar öngörülen anayasa değişikliğinin niteliğini değerlendirmekten özellikle imtina etmiştir. Bunun yerine “istikrar ve güçlü devlet” üzerinden oy talep etmiştir. Sakat başlayan ve toplumsal mutabakata dayanmayan anayasa değişiklikleri ile istikrarın sağlanacağı gibi gerçek dışı bir propaganda yürütülerek, değişimin esasının üzeri örtülmeye çalışılmıştır.

Yapılan oylamanın demokratik hukuk devletlerinde başvurulan bir “referandum” gibi değil; tarihte kralların, hükümdarların ve diktatörlerin kendilerine ve aldıkları kararlara meşruluk kazandırmak için başvurdukları “plebisit” anlayışı niteliğinde olduğu açıktır. Referandumun, Fransa tarihinde 1851 hükümet darbesinin onaylanması ve III. Napolyon’a imparatorluk unvanının verilmesi için 1852’de plebisit yapılmasıyla ortak ve benzer noktaları bulunması ilginçtir.

Avrupa Konseyi’nin anayasa reformlarını incelemekle görevli Venedik Komisyonu’nun Türkiye’deki siyasi duruma ilişkin raporunda da belirtildiği gibi Türkiye’nin “demokratik sistemin dramatik bir şekilde gerilediği ve otokratik, tek adam rejimi yolunda olduğu” referandumla somutlaşmıştır. Anayasa değişikliğiyle “tek adam”, parlamento yetkileri kullanmakta ve halkın egemenlik hakkını elinden almaktadır. Yasama, yürütme ve yargı fiilen bu kişiye bağlanmaktadır. Bütün siyasi erk “tek adam” elinde toplanmakta; KHK çıkarma, meclisi fesih etme, AYM ve HSYK üyelerini doğrudan ve dolaylı olarak seçme ve benzeri yetkiler bir kişiye verilmektedir. Ülkenin kurucu meclisi olan TBMM, yetkisi olmayan bir kurum haline getirilirken, Bakanlar Kurulu “tek adam”ın emrindeki kişilerden oluşmaktadır. Bu değişikliklerle “Cumhurbaşkanı” makamındaki kişi “hükümdar” yetkileriyle donatılmakta ve fiilen uygulamaya konan “otokratik devlet” yönetimi anayasal güvenceye kavuşturulmaktadır.

Geçmişte var olan “otokratik devletler”, toplumların “cumhuriyet ve demokrasi” talepleri ve toplumsal devrimlerle 150-200 yıl önce tarihin sahnesinden silinip gitmişlerdir. Günümüzde oldubittilerle bu karanlık devlet rejimlerinin kurulması ve yaşatılması mümkün olmadığı gibi, sonu belli bir maceradan başka bir şey de değildir.

Gerçekte “tarih, doğa yağmasına ve emek sömürüsüne dayanan” yönetim sistemi, yükselen halkın muhalefeti karşısında bu politikaları zor kullanarak devam ettirmek istemektedir. Bu nedenlerle çağdışı anlayışlarla desteklenen otoriter yöntemleri daha da sistemleştirmek ve kurumsallaşmak istemektedir. Var olan kültürel zenginlikleri, kamusal birikimleri, kentsel ve çevresel değerleri sistemin finansmanı olarak görmektedir. Otoriteye boyun eğmeyen ve bu değerleri savunan bütün kesimleri ise açık hedef ilan etmektedir.

% 87 oy kullanılan referandumda özellikle kentsel dönüşüm uygulamalarının acımasızca uygulandığı, kent ve çevre değerlerinin talan edildiği İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollerde bu politikaların onaylanmadığı, “hayır” oylarının; eğitim, sağlık, altyapı hizmetlerinin yetersiz olduğu kırsal kesimde “evet” oylarının yüksek çıkması dikkat çekmektedir. Yurttaş tercihini etkileyen hususların kapsamlı bir şekilde yazı ve değerlendirme konusu olarak ele almak önem taşımaktadır.

Referandumun meşru olmamasının en önemli nedenlerinden biri de seçimlerin genel yönetim ve denetimini yürüten YSK’nın aldığı hukuk dışı kararlarla hile yolunu açmasıdır. Ayrıca, kolluk kuvvetleri ve muhtarların hukuk dışı müdahaleleri, bir kamu kuruluşu olan Anadolu Ajansı’nın iktidar lehine yaptığı manipülasyonlar sonuçları tartışmalı ve şaibeli hale getirmiştir.

Henüz referandum sonuçları belli olmadan Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından zafer ilan edilmesi, oy ve sandık organizasyonun da kurgu olduğu yönünde var olan kuşkuları onaylar niteliktedir. Bütün bunlara rağmen yaklaşık % 1 civarındaki bir farkla bir rejim değişikliği öngören anayasa değişikliğinin kabul edilmesi; sözkonusu değişiklikleri daha baştan geçersiz ve uygulanamaz hale getirmektedir.

Sonuç olarak, bütün devlet aygıtı kullanılarak gerçekleştirilen meşruiyet sorunlu ve şaibe karışan referandumda, geniş halk kitleleri kendisine dayatılan “otokratik yönetim” anlayışına açık bir tavır almıştır. Demokratik parlamenter sisteme bağlılığını göstermiştir. Hukuku ve anayasayı askıya alan iktidar odaklarına yetkilerinin sınırsız olmadığı yönünde güçlü bir mesaj vermiştir.

 

Bu icerik 158 defa görüntülenmiştir.